20 Ocak 2018 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / ÜMMET MISIR’DA İMTİHANDA

ÜMMET MISIR’DA İMTİHANDA


                                                                                      

 

Şimdilerde bozacı-şıracı işbirliğini andıran maskara bir komediye dönüşen Hüsnü Mübarek’in, yolsuzluğu olmayan, masum ve iftiraya uğramış bir günahsız olduğu kararıyla neticelendirilmek istenen bir mahkeme ile karşı karşıya bulunuyoruz.

Bugünkü süreci Mübarek’in görevi bırakmasından itibaren başlatıp temel dinamikleriyle anlayabilmek için herhalde yirminci asrın başından itibaren bu olayları hazırlayan ve böylece şekillenmesine zemin teşkil eden bazı önemli ipuçlarını yeniden hatırlamak gerekir:

Batı emperyalizminin hedeflerini gerçekleştirmesinin ve Batı için ciddi bir kambur teşkil eden Siyonist-yahudi külfetinden kurtulmak için Siyonist bir devlet kurmanın önünde önemli bir engel vardı: Osmanlı Devleti ve –o andaki mahiyeti ne olursa olsun- devletin bünyesinde temsil edilen İslâm Hilafeti.

Bunun için bu devletin tasfiye edilmesi ve Hilafetten de bir şekilde kurtulmak gerekiyordu. Bununla birlikte Batı, sömürgeci devletlerin bu alandaki tam ittifak ve mutabakatlarına rağmen aralarında özellikle Osmanlının yıkılmasının akabinde ortaya çıkacak mirasın ve zenginlik bölgelerinin paylaşımı noktasında bazı ihtilaflar da vardı.

Bu ihtilafların kısmen diplomasi ile kısmen de tasfiye sonrasında oluşacak güç dengeleriyle halledilmesi bir çözüm olarak kabul edildi ve İttihat ve Terakkicilerin hırs ve hamakatları neticesinde Devlet, Birinci Dünya savaşının tam ortasında kendisini buluverdi.

Savaş sonrası ortaya çıkan paylaşım haritası, Türkiye’de olan bitenler ve Mısır ile Filistin, Ürdün ve çevresinin İngilizlerin kontrolüne verilmesinin neticesinde oluşturulan kukla iktidarlar, Siyonist İsrail çete devletinin kurulması, devletin ilanı akabinde çevredeki Arap ülkeleriyle başlayan senaryosu önceden hazırlanmış bir savaş komedisidir. Ve neticede İsrail çete devletinin topraklarını savaş ile genişletmesinin -güya- meşrulaştırılması; ya da kabul etmeyenler için de pek itiraz edemeyecekleri bir emr-i vâki (de facto) olarak dayatılması…

Senaryo buraya kadar iyi gitti, güzel uygulandı…

Ama ortada birileri oyun bozmak istercesine, “kral çıplak” dedi, bu oldubittiyi Müslüman olarak kabul edemeyiz, dedi.

Böyle diyenler o zaman için ümmetin vicdanını temsil eden merhum şehid Hasan el-Benna ve “Müslüman Kardeşleri” idi.

Böyle demekle kalmadılar, tamamen müslüman halkın verdiği desteklerle kendi imkânları ile oluşturdukları İhvan Fedai Birlikleri ile Sina’da fiilen savaştılar, şehid verdiler, gazi oldular. Başlarında kurucuları, imamları, mürşidleri el-Bennâ olduğu halde…

Akabinde ne oldu?

Mısır’ın İngiliz kuklası yöneticileri tarafından İmam şehid edildi… Sonraları İhvan tehlikesinin bitmediği görülünce Nâsır zamanında tamamıyla düzmece bir Nâsır’a suikast seramonisi akabinde İhvan Cemiyeti yasadışı ilan edildi. Akabinde ardı arkası kesilmeyen tutuklamalar, zindanlar, işkenceler, zulümler ve bunlara gerekçe gösterilen ve esasen hepsi de itham edenlere ve ettiren güçlere daha çok yakışan asılsız ithamlar… Vatan hainliği, milli servetten hırsızlıklar, gasplar, suikastlar, yolsuzluklar, kundaklamalar ve daha nice ithamlar, iftiralar…

20. asrın başından itibaren İngiliz yönetiminin ve onların kuklası olan krallığın zulümlerinden sonra, Nasır-Sedat-Mübarek diktatörler zinciri tam yarım asırlık bir süre Mısır halkına her türlü zulümleri uyguladılar ve zulümleriyle masum müslüman Mısır halkını her bakımdan geri bıraktılar. Bu arada kendileri uçsuz bucaksız servetleri çalıp çırparak yığmayı ihmal etmediler.

Hepsi askerden gelme bu üç diktatör döneminde kendi zulümlerine ses çıkarmaması için orduya sus payı vermeyi ve bunun için gerekli altyapıyı oluşturmayı ihmal etmediler. Fakat bu susturucu pay, sıradan küçük bir pay değildi. Mısır’ın tüm servetinin %40’ına tekabül edecek kadar kocaman bir aslan payı idi.

Şimdi; açıklamaya çalıştığım etken ve faktörleri -emperyalistlerin, Siyonistlerin ve yerli işbirlikçilerinin menfaatlerine taparlığını- göz önünde bulundurarak soralım:

Mursi’nin başa gelmesi, gelir gelmez mustaz’af halkın menfaatine olan icraatlarından, Mısır derin devletini (asker-yargı-yüksek bürokrasi vs.. ya da Mısır Ergenekon’unu) tasfiye etmek, Yahudi çete devletinin menfaatlerini kesmek, mazlum Filistin halkına şefkat ve merhametle -ve aynı zamanda vazife addederek- destek elini uzatmak kimleri memnun eder, kimleri rahatsız eder?

Emperyalistler (ABD’si, Rusya’sı AB’si ve onların ve tahtlarının zavallı köleleri Arap rejimlerinin başları olan emirler, sultanlar, krallar dâhil olmak üzere), Siyonistler; kısacası Haçlılık, Yahudilik ve onlara kukla olanlar mı bu sonuçtan memnun olacaklardı?

Sisi İblisi’nin gelir gelmez yaptığı ilk uygulamayı hatırlarsak bu sorunun cevabını çok net buluruz. Mursi’nin gelir gelmez yaptığı işin tam aksini yaptı. Mazlum Filistin halkının nefes aldığı biricik menfez olan Refah sınır kapısını kapattı…

Olay gayet açık değil mi?

Bunlar olanı biteni açıklamaya yetmez mi?

Ama bizim açımızdan bu olayların büyük kazanımları da var…

Ümmet bilincinin daha yükseklere çıkması ve;

İhvan’ın sergilediği onurlu ve bir o kadar güzel duruşları… Bundan sonra benzeri bütün İslâmî hareket aşamalarında referans gösterilecek kadar önemli ve değerli…

İslâmî hareket doğru duruşundan taviz vermediği sürece, mukadder tökezlemeler, hareketin varmak istediği hedefe gidişini asla engellemez…

Her bir süreç aynı zamanda ümmetin bütün insanlığa karşı sorumluluk ve kumandanlık görevini ifa edebilmesi için birer eğitim aşaması olarak görülmelidir.

Olayı böyle değerlendirirsek, verilen mücadelenin anlamı bizim için yani bütün Müslümanlar için daha büyük bir önem arz eder; küçüğünden büyüğüne kadar bütün şehitlerimizin, her türlü eza ve cefaya katlanan gazilerimizin mücadelesi bizim için daha anlamlı olur; hareketimize katkılarını ve bereketini daha iyi idrâk ederiz.

İslâm’ın doğruları üzerinde direnen herkese binlerce selam…

Rabbim, şehitlerimizin şehadetini, gazilerimizin gazalarını kabul buyur ve mübarek eyle… Onların ecrinden bizleri mahrum eyleme ve bizleri dinimizde fitneye maruz bırakma…

 


 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul