21 Ocak 2018 - Pazar

Şu anda buradasınız: / BİR İHANET ÖYKÜSÜ: RECÎ OLAYI

BİR İHANET ÖYKÜSÜ: RECÎ OLAYI

Müslümanlar, tarih boyunca birçok ihanet hadisesiyle karşılaştılar. Bunlardan biri, Allah Resûlü döneminde meydana gelen Recî olayıdır. Bu hadise, hicretin 36. ayının başında Safer ayında (h. 4/m. Temmuz 625) meydana geldi.

 

Uhud savaşından sonra Benî Lihyân kabilesinin lideri Hâlid b. Süfyân, bazı kabilelerle görüşerek adam toplayıp, Medine’ye karşı saldırı hazırlıklarına başladı. Onun bu faaliyeti Resûlullah (s.a.s.) tarafından duyulunca ona karşı Abdullah b. Üneys el-Cühenî’yi görevlendirdi. Abdullah, Hâlid’i pusuya düşürerek öldürdü. Böylece Medine’ye saldırı planı engellenmiş oldu.

 

Müslümanlara karşı düşmanlıkları daha da artan Benî Lihyânlılar, Huzeyme’ye mensup iki oymak olan Adal ve el-Kâre kabilelerinin yanına giderek kendilerine bazı menfaatler sağlamak suretiyle onları Resûlullah’ın (s.a.s.) yanına gönderip, onunla konuşmaya ve ondan kendilerine Kur’ân’ı ve İslâm’ı öğretecek kimseler istemeye ikna ettiler. Peygamber, Adal ve el-Kâre’yi İslâm’a davet etmek için ashâbından bir grup çıkaracaktır. Böylece Müslümanlardan intikam alacaklar, esir ettikleri Müslümanları Mekke’ye götürüp para karşılığında Kureyş’e satacaklardı. Zira Kureyşliler, Bedir’de öldürülen reislerine karşılık Müslümanlardan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşuyorlardı.

 

Adal ve el-Kâre’den Müslüman olduğunu söyleyen yedi kişi Medine’ye gittiler. Resûlullah’a (s.a.s.), “İslâm aramızda yayılmaktadır. Ashâbından, bize Kur’ân öğretecek ve bizi İslâm konusunda bilgilendirecek bazı adamlar gönder” dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.) yedi kişi gönderdi. Bunlar: Mersed b. Ebû Mersed el-Ganevî, Hâlid b. Ebü’l-Bükeyr, Abdullah b. Târık el-Belevî ve anne-bir kardeşi Muattib b. Ubeyd, Hubeyb b. Adî b. Belhâris b. el-Hazrec, Zeyd b. ed-Desinne ile Âsım b. Sâbit b. Ebü’l-Eflah.

 

Onların toplam on kişi oldukları da söylenir. Komutanları Mersed b. Ebû Mersed veya bazı rivayetlere göre Âsım b. Sâbit b. Ebü’l-Eflah idi.

 

Davetçi Müslümanlar, er-Recî denilen Huzeyl kabilesine ait bir suya kadar geldiler. Müslümanlar, bir anda kendilerini, ellerinde kılıçları olan yüz savaşçıyla karşı karşıya buldular. Onlar da kılıçlarını çıkarıp ayağa kalktılar. Düşmanları ise, “Sizi öldürmek istemiyoruz. Sadece sizin vasıtanızla Mekkelilerden para almak istiyoruz. Allah’a söz veriyoruz ki, sizi öldürmeyeceğiz” dediler.

 

Hubeyb b. Adî, Zeyd b. ed-Desinne ve Abdullah b. Târık teslim oldular. Hubeyb, kendisine dokunmayacaklarını düşünüyordu. Âsım b. Sâbit, Mersed, Hâlid b. Ebü’l-Bükeyr ve Muattib b. Ubeyd ise teslim olmayı reddettiler.

 

Âsım b. Sâbit, “Hiçbir zaman bir müşrikin korumasını kabul etmemeye ant içmiştim” dedi ve okları bitinceye kadar onlara ok attı. Sonra mızrağı kırılıncaya kadar onlara mızrak sapladı. Elinde kılıcı kalmıştı. Âsım, “Allah’ım! Günün ilk saatlerinde senin dinini korudum, sen de günün sonunda vücudumu koru” dedi.

 

Resûlullah’ın (s.a.s.) ashâbından öldürdüklerini soyuyorlardı. Âsım’ın kılıcının kını kırıldı. Öldürülünceye kadar savaştı. Öldürülmeden önce bir adam öldürmüş ve iki kişiyi de yaralamıştı. Muattib b. Ubeyd de öldürülünceye kadar onlarla savaştı.

 

Sonra müşrikler Hubeyb, Abdullah b. Târık ve Zeyd b. Desinne’yi götürdüler. Onları okların yaylarıyla bağlamışlardı. Nihayet Merrü’z-Zahrân’a geldiklerinde Abdullah b. Târık bağdan kurtularak, kılıcını eline aldı ve “İlk hainlik budur. Vallahi sizinle arkadaşlık yapmayacağım. Öldürülen kardeşlerimde benim için örnek vardır” dedi.

 

Onu vazgeçirmek istedilerse de reddetti. Ona engel olmak istediler fakat Abdullah onların üzerine hamle yapınca çekilmek zorunda kaldılar. Bunun üzerine onu öldürünceye kadar taşladılar. Müşrikler, Hubeyb b. Adî ve Zeyd b. ed-Desinne’yi alarak Mekke’ye gittiler.

 

Huceyr b. Ebû İhâb, Hubeyb’i seksen miskal altın -ya da bazı rivayetlere göre elli deve karşılığında- satın aldı. Bazılarına göre ise el-Hâris b. Âmir b. Nevfel’in kızı onu yüz deve karşılığında satın aldı. Huceyr, Bedir’de öldürülen kardeşinin oğlu Ukbe b. el-Hâris b. Âmir karşılığında onu öldürmek için satın almıştı.

 

Bu arada haram aylardan Zilkâde ayı girince Huceyr, Hubeyb’i öldürmeyip, Benî Abdümenâf’ın cariyesi Mâviyye adlı bir kadının evinde hapsetti. Safvân b. Ümeyye de, Zeyd b. ed-Desinne’yi hapsetmişti.

 

Hubeyb’in evinde hapsedildiği Mâviyye, daha sonra Müslüman oldu. Bu olaydan söz ederken şöyle derdi: “Vallahi Hubeyb’ten daha hayırlı bir kimse görmedim. Hubeyb geceleyin Kur’ân okurdu. Kadınlar onu işitirler sonra duygulanır ve ağlarlardı. Haram aylar çıkınca onu öldürmeye karar verdiklerinde, durumu ona haber verdim. Vallahi ölüm için kederlendiğini görmedim. ‘Bana bir bıçak getir; tıraş olmak istiyorum’ dedi.”

 

Mâviyye dedi ki: “Oğlum Ebû Hüseyin ile birlikte ona bir ustura gönderdim. Çocuk yanına girdikten sonra kendi kendime, ‘Eyvah! Ben ne yaptım? Adam intikam alır, oğlumu öldürür ve ‘Bir adama karşılık bir adam’ der’ dedim. Oğlum ona usturayı götürünce usturayı aldı ve ‘Vallahi cesur bir çocuksun. Beni öldürmek istediğiniz halde, annen benim hainlik yapmamdan korkmadı mı ki, seni bu usturayla gönderdi’ diyerek çocuğa takıldı.

 

Mâviyye dedi ki: “Onun konuşmalarını duyuyordum. ‘Ey Hubeyb! Allah’ın emânıyla sana güvendim ve ilahına güvenerek sana o usturayı verdim. Oğlumu öldürmen için sana vermedim’ dedim. Bunun üzerine Hubeyb, ‘Onu öldürecek değilim. Zira bizim dinimizde ihanet yoktur’ dedi.”

 

Ertesi gün onu prangalı olarak Tenîm’e götürdüler. Onunla birlikte kadınlar, çocuklar, köleler ve Mekkelilerden bir grup da çıktı. İntikam peşinde olanlar onun öldürülüşüne tanık olmak suretiyle yüreklerini soğutacaklardı. İntikam peşinde olmayanlar da zaten İslâm’a ve Müslümanlara muhaliftiler. Onu Tenîm’e götürdüklerinde, yanında Zeyd b. ed-Desinne de vardı. Uzun bir darağacı istediler ve yere çaktılar. Hubeyb darağacına vardığında, “İki rekât namaz kılmam için bana müsaade eder misiniz?” diye sordu. Müşrikler namaz kılmasına izin verince Hubeyb uzatmadan iki rekât namaz kıldı.

 

Rivayet edilir ki, İslâm tarihinde ilk kez öldürülme anında iki rekât namaz kılan kişi Hubeyb’dir. Sonra Hubeyb, “Vallahi, eğer benim ölümden korktuğumu düşünmeseydiniz daha çok namaz kılardım” dedi. Öldürülmeden önce şöyle beddua etti: “Allah’ım! Onların sayısını azalt, onları teker teker öldür ve onlardan hiç birini bırakma!”

 

Muâviye’den nakledildiğine göre Ebû Süfyân, onun yaptığı bedduadan korkarak oğlu Muâviye’yi yere yatırdı. Hakîm b. Hizâm, “Hubeyb’in bedduasının korkusundan ağacın arkasına saklandım” derdi.

 

Hubeyb namaz kılınca onu darağacına çıkardılar. Sonra yüzünü Medine’ye çevirip onu bağladılar. Daha sonra kendisine, “İslâm’dan dön; seni serbest bırakalım” dediler. Hubeyb, “Hayır! Vallahi bütün dünya benim olsa İslâm’dan dönmeyeceğim” dedi. Müşrikler, “Şu anda Muhammed’in senin yerinde, senin ise evinde oturuyor olmanı istemez miydin?” dediler. Hubeyb, “Hayır! Vallahi ben evimde otururken Muhammed’in ayağına bir dikenin bile batmasını istemem!” dedi. Kendisine, “Ey Hubeyb! Bu dinden dön” dediler. Hubeyb ise, “Asla dönmeyeceğim” dedi. Onlar, “Lât ve Uzzâ’ya yemin olsun ki, eğer dönmezsen seni öldüreceğiz” dediler. Hubeyb, “Kuşkusuz, benim Allah yolunda öldürülmem çok önemli bir olay değildir!” dedi. Hubeyb onların tekliflerini reddedince yüzünü geldiği yöne kıblenin tersine çevirmişlerdi. Hubeyb, “Benim yüzümü kıbleden çevirmenize gelince, Allah ‘Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır’ (Bakara, 2/115)buyuruyor” dedi. Sonra, “Allah’ım! Ben ancak düşmanlarının yüzünü görüyorum. Allah’ım! Burada, senin Resûlüne benden selam götürecek kimse yok. Selamımı ona Sen ilet Allah’ım!” diye dua etti.

 

Zeyd b. Hârise şöyle bir anısını anlatır: “Resûlullah (s.a.s.) ashâbıyla birlikte oturuyordu. Üzerine vahiy nazil olduğu zamanlarda olduğu gibi onu bir baygınlık tuttu. Sonra onun ‘Ve aleyhi’s-selâm ve rahmetullahi.(Allah’ın selamı ve rahmeti onun üzerine olsun.)’ dediğini işittik. Allah Resûlü (s.a.s.) daha sonra, ‘Bu Cibrîl idi. Hubeyb’in selamını bana iletti’ dedi.”

 

Müşrikler, Bedir’de öldürülenlerin çocuklarını çağırdılar; toplam kırk kişiydiler. Her bir çocuğun eline bir mızrak verdiler. Sonra onlara, “İşte sizin babalarınızı öldüren adam budur” dediler. Onlar da ona mızraklarıyla vurmaya başladılar. Hubeyb aldığı darbelerle can verdi.

 

Zeyd b. ed-Desinne, Safvân b. Ümeyye’nin evinde prangalı olarak hapsedilmişti. Zeyd gece namaz kılar, gündüz de oruç tutardı. Kesilen hayvanların etlerinden bir şey yemiyordu. Bu durum, Safvân’ın zoruna gitti. Bunun üzerine Safvân kendisine haber göndererek, hangi etlerden yemek istediğini sordu. Zeyd, Allah’ın adına kesilen etlerin dışındaki etleri yemediğini, ancak müşriklerin sütünü içtiğini söyledi. Zeyd, oruç tutuyordu. Safvân, iftar vakti ona bir bardak süt getirilmesini emretti. Bir sonraki iftar vaktine kadar tek azığı buydu.

 

Hubeyb ve Zeyd öldürülmek üzere hapsedildikleri yerden çıkarıldıkları gün karşılaştılar. Her birisinin yanında bir grup vardı. Birbirlerinin hal ile hatırını sordular ve birbirlerine sabır tavsiye ettiler.

 

Zeyd’in öldürülmesini üstlenen kişi Safvân’ın kölesi Nistâs idi. Zeyd’i Tenîm’e götürdüler. Onun için bir hurma kütüğü diktiler. O zaman Zeyd, “İki rekât namaz kılayım” dedi ve iki rekât namaz kıldı. Onu darağacına çıkardılar. Ona, “Yeni dininden çık ve bizim dinimize gir, seni serbest bırakalım” demeye başladılar. Zeyd ise, “Hayır! Vallahi asla dinimi terk etmeyeceğim” dedi. Onu da işkenceyle öldürdüler.

 

Şu ayetlerin Recî olayıyla ilgili olarak nazil olduğu söylenir: “İnsanlardan kimi de vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözleri senin hoşuna gider ve o kalbindekine Allah'ı şahit tutar. Hâlbuki O, İslâm düşmanlarının en yamanıdır. İş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için koşar. Allah ise bozgunculuğu sevmez. Ona, ‘Allah'tan kork!’ dendiği zaman da kendisini onuru (gururu) günah işlemeye sevk eder. Cehennem de onun hakkından gelir. O ne kötü bir yataktır! Yine insanlardan kimi de vardır ki, Allah'ın rızasına ermek için kendini feda eder. Allah ise kullarına çok merhametlidir.” (Bakara, 2/204-207)

 

Hubeyb ve Zeyd, insanın karşılaşacağı en ağır imtihanlardan biri olan canlarıyla imtihan edildiklerinde tereddüt etmeden, imanlarına sahip çıktılar. Yüce Rabbim, bizi musibetler karşında iman kalkanıyla korunan kullarından eylesin.

 

Kaynaklar:

 

el-Vâkıdî, Muhammed b. Ömer (207/822), Kitâbu’l-Meğâzî, Thk.: Marsden Jones, 3. Basım, Beyrut 1404/1984 (Londra 1966 basımından ofset) I, 354-313.

 

İbn Hişâm, Ebû Muhammed Abdülmelik el-Himyerî (218/833), es-Sîretü’n-Nebeviyye, thk. Mustafa es-Sakkâ-İbrahim el-Ebyârî-Abdülhâfız Şelebî, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut ts., III, 178-193.

 

İbn Sa‘d, Muhammed ez-Zührî (230/844), Kitâbü’t-Tabakâti’l-kebîr, Thk.: Ali Muhammed Ömer, Mektebetü’l-Hâncî, Kahire 1421/2001, II, 51-534.

Küçükaşçı, Mustafa Sabri, “Recî Vakası”, DİA, XXXIV, 510-511.

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul