23 Kasım 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / KURANI OKUMA VE ANLAMA SORUMLULUĞU

KURANI OKUMA VE ANLAMA SORUMLULUĞU

                                              

Ahmet Varol

"Oku!" Emriyle Başlayan Kitap

 

Bilindiği üzere Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ilk vahyedilen âyetler İkra diğer adıyla Alak sûresinin ilk âyetleridir. İkra adı "Oku" anlamına gelir. Böyle adlandırılmasının sebebi de bu kelimeyle yani "Oku" emriyle başlamasıdır.

 

Bu sûrenin ilk üç âyetinde şöyle buyrulur: "Yaratan Rabbinin adıyla oku. O insanı bir alakadan (embriyodan) yarattı. Oku! Rabbin en büyük kerem sahibidir."

 

Bu özelliğinden dolayı Kur'an-ı Kerim, "Oku" emriyle başlayan kitap olarak bilinir. Çünkü insanlara okumaları ve doğruyu bilmeleri için indirilmiştir. O yüzden Kur'an'ı okumak başlı başına bir sorumluluk ve özel anlamda bir ibadettir. Ayrıca Müslümanın hayatındaki ibadetlerin birçoğunda Kur'an okuma vardır.

 

Kur'an-ı Kerim'de ayrıca bu kutsal kitabı okumaya başlarken recm edilmiş, kovulmuş veya taşlanmış şeytanın şerrinden Allah'a sığınmak istenir.

 

"Kur'an okuduğunda kovulmuş şeytandan Allah'a sığın." (Nahl, 16/98) 

 

Böylece şeytanın fitne ve saptırmalarına karşı kendini tamamen Kur'an'a vermen, onun ruh ve mana âlemine girmen istenir. Çünkü Kur'an okumak herhangi bir başka kitap okumak gibi değildir. Şeytanın da seni en çok uğraştırmaya, kafanı bulandırmaya çalışacağı hallerden biri Kur'an okuma halidir.

 

Kur'an-ı Kerim Okumak, Anlamak ve Yaşamak İçindir

 

Kur'an-ı Kerim hayatımızda her yönüyle yer alması gereken bir kitaptır. Dolayısıyla hem okumak, hem anlamak, hem de yaşamak içindir. Bunlardan birini ihmal eden eksik bırakmış ve yanlış yapmış olur. O yüzden Kur'an'ı okuyup ona karşı görevini yerine getirdiğini düşünen ve anlamı üzerinde kafa yormayan, bir âmirinden talimat alıp onu sürekli okumakla görevi yerine getirdiğini, talimatta ne istendiği, kendisine neler emredildiği hakkında düşünmeyen memur gibidir. Kur'an'ın anlamı, verdiği mesaj üzerinde kafa yoran ama hayatına yansıtmayan da talimatı anlayıp da yerine getirmeyen memur gibidir.

 

Dediğimiz gibi "okumak" Kur'an'ın indirilişinde bildirilen emirdir ve vahiy "oku" emriyle başlamıştır. Kur'an'ın adı da "okuma" kökünden yani "kara'e" fiilinden türetilmiş mastardır yani "okumak" anlamına gelir.  Kur'an-ı Kerim'in içinde de bu anlamda geçer. "Şüphesiz onu (kalbinde) toplamak ve onu okutmak bize düşer." (Kıyamet, 75/17) Burada "okutmak" anlamında "kur'an" kelimesi kullanılmıştır.

 

İsra sûresinin namaz vakitlerini bildiren 78. âyetinde de sabah namazının vakti hakkında "ve kur'ane'l-fecr" yani "fecrin okunması vakti" ibaresi kullanılır.

 

Kur'an-ı Kerim'in farklı bir özelliği sırf okunması vesilesiyle iyilik yapılması, sevap kazanılmasıdır. Buna ayrıca temas edeceğiz.

 

Ancak sadece okumakla yetinmemek, anlamı, verdiği mesaj üzerinde de kafa yormak gerekir. Yüce Allah bu konuda da şöyle buyurur:

 

"Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah'tan başkası tarafından olsaydı, onun içinde çok çelişkiler bulurlardı." (Nisa, 4/82)

 

Bu âyet, Kur'an'ın Allah katından olduğunu anlamak için üzerinde düşünmek gerektiğini hatırlatıyor. Mucizevi yönünü anlamak için taşıdığı anlam ve verdiği mesaj üzerinde, bütün ön yargılardan soyutlanmış bir şekilde düşünmek gerekir. Bunu başarabilenler de zaten Kur'an'ın o istisnaî yönünü anlayabiliyorlar.

 

Bir başka âyeti kerimede Hz. Peygamber (s.a.s.)'in şöyle demesi istenir:

 

"Bu Kur'an sizi ve onun ulaştığı kimseleri uyarmam için bana vahyedildi." (En'am, 6/19)

 

Bu âyet ve daha birçok âyeti kerime Kur'an'ın insanlara onların uyarılması için gönderildiğini bildirir. Verdiği mesaj ve taşıdığı anlam bilinmedikçe, sadece okumakla uyarının gerçekleşmesi mümkün değildir.

 

Yaşamak İçin Anlamak Gerekir

 

Kur'an, bu yüce kitabın kendisine vahy edildiği Hz. Muhammed (s.a.s.)'in mensup olduğu kavmin diliyle yani Arapça ama mesajı tüm insanlığadır. Dolayısıyla anlaşılabilmesi için başka dillere de aktarılması gerekir.

 

Kitabın ilk indirildiğinde hitap ettiği toplumun dilinin kullanıldığına işaretle Yüce Allah şöyle buyurur:"Biz, akıl erdiresiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik." (Yusuf, 12/2)

 

İlk hitap edilen toplumun diliyle gönderilmemesi halinde yapılabilecek itiraza da şu şekilde cevap verilir:

"Onu yabancı dilde bir Kur'an kılsaydık: "Ayetleri açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille mi (hitab edilir)?" derlerdi. De ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır. İman etmeyenlere gelince onların kulaklarında bir ağırlık var ve o (Kur'an) onlara bir körlüktür. Onlara (sanki) uzak bir yerden sesleniliyor." (Fussilet, 41/44)

 

Bunun yanı sıra müstesna bir edebî üslûp ve mucizevi hitap tarzı kullanılmasına rağmen hitap ettiği toplumun anlayabilmesi için anlaşılmasının da kolaylaştırıldığı bildirilir:

 

"Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?" (Kamer, 54/22, 32 ve 40. âyetler)

 

"Belki sakınırlar diye içinde çarpıklık olmayan Arapça bir Kur'an (indirdik)." (Zümer, 39/28)

 

Bütün bu âyetlerden ve bunları destekleyen daha birçok âyeti kerimeden Kur'an'ı anlamanın önemi ve gerekliliği anlaşılıyor. Zaten insanın hidayet çizgisini, yönünü belirleyecek bir kitabın ortaya koyduğu hükümleri hayata taşımak da ancak anlamakla mümkündür.

 

Kur'an'ı Anlayabilmek İçin Dilini Öğrenmek Zorunlu mudur?

 

Kur'an-ı Kerim'i hitabından ve bizzat kendi ifadelerinden anlamaya çalışmak mesajına daha iyi muttali olmayı sağlayacaktır. Fakat Kur'an, sadece onu esas metninden anlayabilecek kesime indirilmiş değildir. Onun mesajı tüm insanlığadır. Esas metni anlayacak kadar dilini öğrenmek ise ek bir çabayı, tahsili gerektirir. Bunu gerçekleştirmek Kur'an'ın hitap ettiği insanların tümünün başarabileceği bir şey olmadığı gibi hepsinden bunu beklemek de zordur. Dolayısıyla onlara Kur'an'ın anlam ve mesajını ulaştırmak gerekir.

 

Ayrıca Kur'an'ın belağat ve hitap tarzındaki mucizevi yönünü başka dillere taşımak mümkün olmasa da sunduğu anlamı, verdiği mesajı, emir ve yasakları, hüküm ve prensipleri taşımak imkânsız değildir. Kur'an'ın asıl dilini bilmeyenler onun dille ilgili mucizevi yönüne muttali olamasalar da içeriğinden ve verdiği mesajlardan yoksun kalmazlar. Bunun yanı sıra Kur'an'ın mucizesi sadece belağat ve hitap yönüne münhasır değildir. İlmî yönden, sunduğu mesajlarla hakkı ispat ve bâtılı izhar yönünden de mucizevi bir kitaptır.

 

Kur'an'ı anlamak için sadece dilini bilmenin de yeterli olmayacağını hatırlatmak gerekir. Bu yüce kitap her ne kadar anlaşılması için kolaylaştırılmış olsa da bu özelliği vahyedildiği dönemde yaşayanlar içindi. Çünkü hem o dönemde yaşayanların kullandığı ibareler kullanılıp kastettikleri anlamlar dikkate alınıyordu, hem de insanların başında sunulan mesajı açıklayan, anlamada yanılgıya düşmeleri halinde düzelten bir peygamber vardı. Bugün o döneme has anlamları dikkate almak ve Peygamber (s.a.s.)'in kesinleşmiş yani sahih rivayetlerle nakledilmiş açıklamalarından yararlanmak gerekir. Günümüzde Arapçayı bilenlerin de Kur'an-ı Kerim'i anlamak için söz konusu araçlardan yararlanma ihtiyacı duyduklarını dikkatten uzak tutmamalıyız.

 

Kur'an'ın mana ve ruhuna ulaşabilmek için ön yargılardan arınmak ve alıcı gözle bakmak gerektiği de yine Kur'an-ı Kerim'de vurgulanır:

 

"Kur'an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz. Onu anlayamamaları için kalplerine örtüler, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Kur'an'da Rabbini tek olarak andığın zaman nefretle arkalarını dönüverirler." (İsra, 17/45-46)

Meal, Kur'an'ı Hızlı Anlama Aracıdır

 

Kur'an'ı ayrıntılı bir şekilde ve farklı boyutlarıyla anlayabilmek için tefsirinden yararlanmak gerekir. Ancak tefsirlerin oldukça ayrıntılı ve geniş boyutlu yazıldığı görülür. Kur'an'ın mesajına ulaşmak isteyenlerin tümü böyle etraflı bir tefsiri başından sonuna kadar okuma imkânı bulamaz. Hepsinin buna rağbet ettiği de görülmeyecektir. O yüzden Kur'an'ın mesajına muhatap olanların onu hızlı ve kolay bir şekilde anlamalarına  imkân verecek kendi dilleriyle hazırlanmış bir metne ulaşabilmeleri gerekir. Bu amaçla hazırlanan metinlere de "meal" adı veriliyor. Bu ismin verilmesi de anlam, belağat ve hitabını aynen taşımak mümkün olmadığı, sadece verdiği mesajı özet bir şekilde okuyucuya aktarmak amaçlandığı içindir. Bu itibarla meal, Kur'an-ı Kerim'i hızlı anlama ve neyi arz ettiği hakkında kısaca bilgi edinme aracıdır. Anlamada eksik kaldığımız, çelişkiye düştüğümüz ve daha önce öğrendiklerimizle ilgili çetrefil meselelerle karşı karşıya geldiğimiz zaman mutlaka tafsilatına başvurmalı, sahabilerin Hz. Peygamber (s.a.s.)'e başvurdukları gibi bizim de ondan veya onun döneminden gelen bilgilere, sonraki dönemde kazandırdırılmış açıklıklara başvurmamız gerekir.

Meal Teknikleri Üzerine Tartışmalar

 

Meâllerde Kur'an'ın mesajını kısa ve anlaşılır üslûpla vermeye çalışırken bazı zorluklarla karşılaşıldığı oluyor. Örneğin bir ibarenin daha anlaşılır olması ve maksadın net bir şekilde okuyucuya yansıtılabilmesi için âyetin metninde geçmeyen kelimelere ve bilgilere de yer verilmesine ihtiyaç duyuluyor. Bazıları, maksadın âyetin tercümesini yapmak değil mesajını okuyucuya iletmek olduğunu düşünerek bu tür açıklama tarzı ekleri meallere, asıl metinde geçen kelimelere karşılık kullanılanların içine karıştırarak veriyorlar. Bazıları bu eklerin, âyetin metninde de geçtiği sonucu çıkarılmasına yol açmamak için parantez arası açıklamalar şeklinde veriyorlar. Bu kez parantez arası açıklamaların okuyuşun akıcılığını ve bütünlüğünü bozduğu düşüncesiyle eleştiri yapılıyor. Bazıları da bu tür eklere hiç yer verilmemesi görüşünü savunuyorlar. Bu kez yerine göre maksadı tam vuzuha kavuşmuş bir şekilde okuyucuya yansıtmak mümkün olmayabiliyor.

 

Bu yönüyle baktığınızda sözünü ettiğimiz ek açıklamaların yer aldığı mealler aslında Tefsiru'l-Celaleyn gibi kısa birer tefsir sayılabilir. Tamamen böyle kısa bir tefsirden yoksun olarak yazılan meallerin de mana ve maksadı okuyucuya yansıtma konusunda yetersiz kaldığını görürsünüz. Bu yönüyle meâlleri de birer kısa tefsir olarak nitelemek mümkündür.

Kur'an Mucizesini Meale Yansıtmak Mümkün müdür?

 

Kur'an-ı Kerim'in mucizevi yanı beşer tarafından bir benzerinin yapılamamasıyla kendini gösterir. Yüce Allah bu özelliğini muhtelif âyeti kerimelerde vurgulamıştır:

 

"De ki: "Andolsun, insanlar ve cinler şu Kur'an'ın bir benzerini getirmek için toplansalar ve birbirlerine yardımcı da olsalar onun bir benzerini getiremezler."(İsra, 17/88)

 

"Eğer doğru sözlü iseler onun benzeri bir söz getirsinler öyleyse!" (Tur, 52/34)

 

"Kulumuza (Hz. Muhammed a.s.'e) indirdiğimizin üzerinde bir şüpheniz varsa ona bir benzeri sureyi siz getirin. Eğer doğru sözlü iseniz, bu konuda, Allah'tan başka bütün şahitlerinizi de yardıma çağırın. Böyle bir şeyi yapamadığınıza ve hiç bir zaman da yapamayacağınıza göre, yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan ateşten sakının." (Bakara, 2/23-24)

"Yoksa: "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer doğru sözlü iseniz onun surelerine benzer bir sure getirin ve Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın." (Yunus, 10/38)

 

Bütün bu vurgular ve hatırlatmalar Kur'an-ı Kerim'in mucizevi yönüne ve beşer tarafından bir benzerinin kesinlikle ortaya konamayacağına dikkat çeker. Bu yönü sadece, başlı başına bir kitap veya bir sure yazılması konusunda değil onun örnek alınarak bir benzerinin ortaya konması konusunda da kendini gösterir. Bu itibarla Kur'an-ı Kerim'in aslını esas alarak bir benzerini başka bir dilde ortaya koymak da mümkün değildir ve şimdiye kadar da mümkün olmamıştır. Yazılanlar onun sunduğu mesaja ulaşılmasını sağlama amaçlı birer mana kitabıdır. Mucizevi yönünü bir başka dile aktarmak ise kesinlikle mümkün değildir.

Kur'an-ı Kerim'i Okumak Başlı Başına Bir İbadettir

 

Kur'an-ı Kerim'i anlamak ve hayatımıza yansıtmak bir gayedir. Fakat manasına meal ve tefsirlerle ulaştığını düşünerek asıl metnini tamamen ihmal eden, hayatından çıkaran kimse de Kur'an'ın ruhuna aykırı hareket etmiş olur. Çünkü Kur'an'ı okumak da başlı başına bir ibadettir. O yüzden ibadetlerde, namazlarda, zikirlerde Kur'an âyetlerinin okunması, en azından namazlarda sürekli okuyabilecek kadar bir kısmının ezberlenmesi istenmiştir. Çünkü Kur'an mana ve maksat yönüyle olduğu gibi metin yönüyle de insanın ruhuna işler, onu manevi yönden canlı tutar.

 

Kur'an-ı Kerim'in okunması yoluyla ibadet ve zikrin sürdürülmesi de yine yüce kitabımızda emredilir:

 

"Artık ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun. Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a güzel borç verin." (Müzzemmil, 73/20)

 

Müfessirlerin açıklamalarına göre burada kastedilen, namazlarda, gece ibadetlerinde ve zikirlerde okunacak Kur'an'dır ve istenen aynen vahyedildiği şekliyle okunmasıdır.

 

Bunun yanı sıra bir Müslümanın Kur'an'ın anlamını anlasa da anlamasa da okunduğu zaman susup onu saygıyla dinlemesi gerekir. Bu da Kur'an-ı Kerim'in yüklediği bir sorumluluktur.

 

"Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki rahmet olunasınız." (Araf, 7/204)

 

Bu da Kur'an tilavetinin başlı başına bir ibadet olduğunu ve bu ibadetin yerine getirildiği mekânda bulunulması halinde onun ifsat edilmemesi gerektiğini, ibadete iştirak etme imkânları olmayanların o yerden ayrılmaları icap ettiğini ortaya koyar.

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul