14 Aralık 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / Altıncı Kudüs Konferansı

Altıncı Kudüs Konferansı



Ahmet Varol

Geçtiğimiz ay Kudüs Müessesesi’nin Altıncı Genel Kongresi münasebetiyle Katar’a seyahatimiz oldu. Bu toplantı aynı zamanda Kudüs davasıyla ilgili muhtelif projelerin ve sorunların gündeme getirildiği kapsamlı bir program olduğundan Altıncı Kudüs Konferansı olarak adlandırıldı. Fakat bu toplantının İstanbul’daki Uluslararası Kudüs Buluşması’ndan farklı olduğunu hatırlatalım. İstanbul’daki toplantı da Kudüs Müessesesi’nin destek verdiği ve organizasyonuna katıldığı bir toplantıydı. Ama kurumun yıllık kongrelerinden farklı olarak Kudüs davasının uluslararası çapta gündeme taşınması amacıyla düzenlenmiş müstakil ve kapsamlı bir toplantıydı. Kudüs Müessesesi’nin yıllık kongrelerinin beşincisi bundan yaklaşık bir buçuk yıl önce Cezayir’de düzenlenmişti. Onu takip eden altıncı yıllık kongre de Katar’ın başkenti Doha’da düzenlendi. 
Doha’da aynı otelde ve yine aynı günlerde Kudüs Müessesesi’nin yıllık kongresinin yanı sıra Kudüs İçin Çalışan Kuruluşlar Uluslararası Birliği’nin bir toplantısı gerçekleştirildi. Bu iki toplantının açılış ve kapanış programları birlikte düzenlendi. Altıncı Kudüs Konferansı bunların dışında da muhtelif etkinlikler içerdiği için bayağı zengin ve hareketli bir program oldu. Etkinliklerden biri de konferansın birinci gününün gecesinde düzenlenen Kudüs İçin Yardımlaşma Gecesi’ydi. İsmi Kudüs davasıyla özdeşleşmiş olan ve bu davaya gönül vermesiyle tanınan değerli ilim adamı Üstat Yusuf el-Karadavi’nin öncülüğünde düzenlenen ve el-Cezire’den de canlı olarak yayınlanan bu programda Kudüs ve Filistin’in genelindeki ihtiyaç sahipleri, orada hayata geçirilecek projeler ve yürütülen yardım faaliyetleri için hayır sahipleri tarafından 17 milyon dolar bağışta bulunuldu. Bir gecede bu kadar yardım toplanmasında Üstat Karadavi’nin teşviklerinin ve tevcihatının da katkısının olduğu inkâr edilemez. 
Katar’daki toplantılara İslâm dünyasının her tarafından katılanlar oldu. Bunlardan bazıları Kudüs Müessesesi’yle ilişkilerinden, bu kurumun faaliyetleriyle irtibatlarından dolayı, bazıları da Kudüs İçin Çalışan Kuruluşlar Uluslar arası Birliği’ne üye kurumlardan herhangi birini temsil etmeleri sebebiyle oradaydılar. Ayrıca dar bir zamana geniş bir programın sığdırılmasına ihtiyaç duyulduğundan gecesiyle gündüzüyle tüm sürenin yoğun bir şekilde değerlendirildiği bir çalışma oldu. 
Biz toplantıların açılış ve kapanış oturumlarından aldığımız birtakım notları Vakit gazetesinde program sonrasında yayınlanan dört makalemizde aktarmaya çalıştık. Aynı hususları burada da tekrar etmeyi çok gerekli görmediğimizden burada sadece bu özet bilgilerle yetinmek istiyoruz. Söz konusu notlarımızı aktardığımız makalelerimizi Web sitemizden (www.vahdet.com.tr) de okumanız mümkündür. Konuyla ilgili makalelerin tümü “Kudüs Müessesesi’nin Kongresi” başlığı altında toplanmıştır ve bu yazının linkini de ana sayfada bulabilirsiniz. 
Katar Notları
Katar, Körfez ülkelerinden biri. Bazı yorumlara göre ne için devlet olduğu bile sorgulanması gereken bir devlet. Bu açıdan yaklaşırsak İslâm dünyasındaki mevcut sınırların neden çizildiğinin ve İslâm sancağı altında toplanması gereken koskoca bir ümmetin neden bu kadar ayrı devlete bölündüğünün baştan sona sorgulanması gerekir. Çağdaş emperyalizmin Müslüman toplumları bu kadar zillete düşürebilmesinin, ABD eşkıyasının kafası estiği gibi bombalama yapabilmesinin, Siyonist işgalcinin Müslümanların üç harem mescidinden biri durumundaki Mescidi Aksa’ya kırk yaşın altındaki Filistinlilerin girmesini engelleyebilmesinin sebebi de bu değil midir? 
Ümmet bütünlüğümüzü temsil eden kurumlarımızı ve buluşma adresimizi kaybedince kurulan devletler arasında Katar adında bir devlet de ortaya çıkmış. 
Geçtiğimiz ay Katar’a gerçekleştirdiğim seyahat bu ülkeye yaptığım ilk seyahatti. Körfez ülkelerinden Birleşik Arap Emirlikleri’ne birçok kez uğramıştım ama Katar’a hiç ayağım düşmemişti. Fakat şehir düzeni, toplumsal yapı ve gelenekler itibariyle bölgedeki diğer ülkelerden de çok farklı olmayacağını tahmin ediyordum. 
Ev sahipliğini yani sponsorluğunu Katar Emirinin yaptığı bir uluslararası toplantıya davetli olduğumuzdan uçaktan inişte karşıladı ve hemen WIP salonuna aldılar. Girişle ilgili resmî işlemleri de oradaki görevliler takip etti. Aynı şekilde dönüşte de WIP salonundan gönderdi ve çıkış işlemlerinin takibiyle bizi uğraştırmadılar. Doha Havaalanı’nın WIP salonundaki ağırlamanın şimdiye kadar uğradıklarımda gördüklerimin en iyisi olduğunu söyleyebilirim. Tabii çok fazla WIP salonuna uğramadığımı, genellikle “vatandaş Rıza” kapılarını kullanmak zorunda olduğumu da hatırlatarak. 
Bu seyahatimiz Katar’a ilk seyahatimiz olmakla birlikte çok kısa sürdü. Toplantının başlayacağı günün gecesinde Doha’ya vardık. İki gün boyunca oldukça yoğun, sabahın erken saatlerinde başlayıp gece geç vakitlere kadar devam eden bir programa katıldık. Toplantıların bitmesinden hemen sonra da sabah kahvaltıdan sonra otelden ayrılıp havaalanına doğru yola çıktık. Dolayısıyla sadece başkentte bile gezme, etrafı inceleme, tarihi mekânlara uğrama fırsatı bulamadık. Gördüklerimiz havaalanına gidiş ve gelişte uğradığımız yerler ile kaldığımız otelin bulunduğu mıntıka oldu. 
Bu kadarlık bir gezintide ilk dikkatimizi çeken şey boğucu sıcak oldu. Daha önce de sıcak iklimlerin hakim olduğu muhtelif ülkelere seyahatim oldu. Temmuz sıcağında Sudan’ın başkenti Hartum’a bir seyahatim olmuştu ve orası da gayet sıcak bir mıntıka. Ama hiçbirinin sıcağı bana Doha’nınki kadar boğucu gelmedi. İstanbul’daki serinlik Doha’da kaldığımız Sheraton Hotel’de klimalarla sağlanıyordu. Hotel’den dışarı çıkınca insan nefes almakta bile zorluk çekiyordu. 
Etrafa baktığınızda en çok dikkatinizi çeken şey ise yüksek binaların oluşturduğu manzara oluyor. Bir tarafınızda deniz, diğer tarafınızda ise güneşin önünü kapatmaya iddialı yüksek binalar. Ama artık inşaat firmaları göğe tırmanmakta yarışı bırakmış binalarına şekil, gösteriş verme yarışına girmişler. Bununla birlikte Doha’da şehir düzeninin Birleşik Arap Emirlikleri’nin en işlek ve hava trafiğinin en önemli uğrak noktalarından biri haline gelen şehri Dubai’dekinden daha iyi olduğunu müşahede ettim. 
Diğer Körfez ülkelerinde olduğu gibi Katar’da da nüfusun yarıdan çoğunu ülkeye çalışmak için gelmiş ve genellikle Hindistan, Pakistan, Bangladeş gibi Asya ülkeleri asıllı nüfus oluşturuyor. Resmi istatistiklere göre nüfusun sadece yüzde kırkını Araplar yani yerli nüfus oluşturuyor. Hizmet işini de çoğunlukla ülkedeki göçmenler yapıyor ve bunu uğradığınız yerlerdeki çalışanların yoğunluğundan hemen fark ediyorsunuz. Birçok yerde çalışanlarla anlaşabilmeniz için Arapça bilmeniz yeterli olmuyor. 
Katar’ın yerli halkı arasında dinî duyarlılığın iyi olduğu kanaati edindim. Özellikle İslâmî hayır kurumlarının çokluğu, enformasyon alanında İslâmî görünümün ağır basması ve genel anlamda yöneliş bu intibayı verdi. Tanıştığımız bazı kişilerin verdiği bilgiler de bunu teyit ediyordu. 
Aslen Mısırlı olmakla birlikte Katar’da ikamet eden ve burada muhtelif ilmî kuruluşlarda öğretim görevlisi olarak çalışan, hâlen de Sünnet ve Siret Araştırmaları Merkezi’nin müdürlüğünü yapan Üstat Yusuf el-Karadavi’ye de ülke halkının büyük hürmeti ve ilgisi var. Bu yüzden onun teşviklerinin ve yönlendirmelerinin önemli etkisi olduğu söylenebilir.
Balkan Sempozyumu 
Geçtiğimiz ay İstanbul önemli bir uluslararası sempozyuma ev sahipliği yaptı. IHH tarafından Balkanlarda Gelecek Tasavvuru başlığıyla düzenlenen bu sempozyum muhtelif Balkan ülkelerinde yaşayan Müslüman toplulukların sorunlarının ve temennilerinin dile getirilmesi açısından önemli bir platform oluşturdu. 
Balkanlar, İslâm’ın Avrupa’ya açılan kapısıdır. Uzun süre Osmanlı’nın hâkimiyeti altında kaldı. Osmanlı’nın hâkimiyeti döneminde bölgeye aynı zamanda adalet ve hukuk hâkimdi. Müslümanların izzet ve hakları korunduğu gibi diğer dinî unsurlara da özgürce, tüm beşeri haklarının güvence altında olduğu bir ortamda yaşama imkânı veriliyordu. Çünkü İslâm’ın hukuk ilkelerine göre devlet hangi inançtan olursa olsun raiyesinin emanetçisidir. Ona sahip çıkmak zorundadır. 
Balkanlardan Osmanlı’nın çekilmesinden sonra ortaya çıkan devletler ne yazık ki Müslümanlara aynı müsamahayı göstermediler. Osmanlı’nın geriye bıraktığı tarihi ve kültürel mirasın korunmasına fırsat vermediler. Bunların çoğunu tamamen ortadan kaldırdı, ayakta kalanların da birçoğunu başka amaçlarla kullanmak üzere değiştirdiler. IHH’nın düzenlediği Balkan Sempozyumu’na katılan konuşmacıların birçoğunun en çok şikâyetçi olduğu ve dile getirdiği hususlar da bu ikisiydi. Yani Osmanlı’dan sonra Müslümanlara, Osmanlı’nın diğer dinî unsurlara gösterdiği müsamahanın aynısının gösterilmemesi ve bölgedeki İslâmî mirasın heder edilmesi yahut yağmalanması. 
Bugün Balkanlarda her ne kadar Müslümanlar özgürlüklerine ve haklarına tam olarak kavuşabilmiş değillerse de Müslüman toplumlarda bir toparlanma ve kendine gelme hareketinin dikkat çektiğini söyleyebiliriz. Fakat bu sefer de başka sorunlar ve zorluklar karşılarında duruyor. Bunların başında da misyonerlik faaliyetleri geliyor. Misyoner teşkilatları bir yandan Balkanlardaki Müslümanların ihtiyaçlarını ve yoksulluklarını istismar ederken bir yandan da onların dinleri hakkındaki bilgilerinin yetersizliğinden yararlanmaya böylece onları kendi dinlerinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Bu açıdan İslâmî kuruluşların bölgeye yapacağı atak söz konusu misyonerlik faaliyetlerine karşı bir panzehir vazifesi görecektir.
IHH, bir insanî yardım teşkilatı olarak tüm sorunlu bölgelere el uzattığı gibi Balkanlarla da doğrudan ilgileniyor ve bu bölgedeki İslâmî kuruluşlarla ikili ilişkilere girerek Müslümanların sorunlarına çözümler bulmaya çalışıyor. Balkan Sempozyumu da bölgedeki Müslümanların sorunlarını, taleplerini ve ihtiyaçlarını dile getirmelerine imkân verme açısından oldukça önemli ve faydalı bir program oldu. Sempozyuma katılan konuşmacıların sunduğu tebliğler de kitaplaştırılarak Balkan Sempozyumu adıyla yayınlandı. Kitap bölgedeki Müslümanlar ve bölge ülkeleri hakkında özet bilgiler de içeriyor. 
Biz, Balkan Sempozyumu’ndaki konuşmalardan aldığımız bazı notları ve bölgeyle ilgili değerlendirmelerimizi Vakit gazetesi için arka arkaya yazdığımız dört makalede vermeye çalıştık. Bu yazılarımızı okuduğunuzda sempozyum hakkında daha geniş bilgi edinme imkânınız olacaktır. Bu yazılarımızın linklerini Web sitemizin (www.vahdet.com.tr) Son Yazılar bölümünde bulabilirsiniz. 
Global Ekonomik Kriz 
Bu sıralarda dünya kamuoyunun gündemini en çok global ekonomik kriz oluşturuyor. Sürekli savaşların, ABD saldırılarının gündemi oluşturduğu dünyada şimdi zihinleri global ekonomik kriz meşgul ediyor. Gerçi ABD’nin savaşları, saldırıları, tehditleri sona ermiş değil. Daha yakın zamanda Suriye’ye durup dururken saldırı düzenledi ve sekiz kişiyi daha vahşice katletti. Afganistan’da sıkıştığında bir düğün konvoyuna saldırmayacağından hiç kimse emin değil. Pakistan’ın Afganistan sınırlarına yakın bölgeleri zaten sürekli Amerikan işgal güçlerinin saldırılarının tehdidi altında ve bu tehdit son zamanlarda biraz daha arttı. Irak’ta her ne kadar direniş karşısında bayağı gaz kaybettiyse de yine yenilmiş görünmeyi kabul etmediği için “güvenlik anlaşması” için bastırmaya ve bu çerçevede saldırılara devam ediyor. 
Bütün bu hadiseler de gösteriyor ki ABD kendini güçlü hissettiği sürece insanlık açısından bir tehdit ve tehlike olmaya devam edecek. Bundan dolayı Amerikan emperyalizmini sarsan global ekonomik kriz özellikle ezilen toplumlarda bir rahatlamaya, ümide vesile oldu. Bazıları da işin zannedildiği gibi olmadığı, ABD’nin ve onunla işbirliği içindeki uluslararası Siyonizmin gemisini yürütmeye devam ettiği, bu krizden yine Amerikan emperyalizminin veya en azından onun tarafından himaye edilen Siyonistlerin kârlı çıkacağı intibaı veren komplo teorileri üretiyorlar. Bizim kanaatimize göre bu komplo teorileri neticede teoridir ve birer varsayımdan ibarettir. Gerçekleri ne kadar yansıttığı hakkında elimizde yeterince bilgi ve delil yok. Aslında Amerikan emperyalizmi ekonomik yönden ciddi bir sarsıntı geçirmektedir ve hadise kurgu değil gerçektir. Ama Moğol istilası gibi dünyayı istila etmiş ve dünyadaki tüm yapılara bir şekilde el atmış emperyalist tahakkümün çok hızlı bir şekilde çökmesi de mümkün olmayabilir. 
Ekonomik alanda globalleşme ve bu globalleşmenin merkezinde de ABD’nin yer alması sebebiyle onu sarsan sorun tüm dünyayı bir şekilde etkilemekte ve ortaya çıkan soruna da “global ekonomik kriz” adı verilmektedir. Belki ABD merkezli globalleşme bu boyutlara ulaşmış olmasaydı onu sallayan ekonomik depremin diğer ülkelere yansıması bu boyutlarda olmayacaktı. Ondan dolayı dünya ülkeleri şimdi globalleşmenin yerine daha bağımsız ekonomik sistemlerin ve para sistemlerinin geliştirilmesini, uluslararası piyasada dolara bağımlılığın sona erdirilmesini istiyorlar. 
Kriz her ne kadar dünya ülkelerini etkilese ve biraz sarsıntıya yol açsa da Amerikan sultasından, tasallutundan ve tahakkümünden kurtulma neticesi doğurursa tüm insanlığının lehine olacaktır. Temennimiz böyle bir sonucun ortaya çıkmasıdır. 
Biz Ribat dergisinin Kasım 2008 sayısı için yazdığımız yazıda, merkezinde ABD emperyalizminin, saldırganlığının ve işgalciliğinin yer aldığı son ekonomik krizi arka planıyla birlikte ayrıntılı bir şekilde tahlil etmeye çalıştık. Burada sadece özet bir şekilde üzerinde durduğumuz kriz hakkında söz konusu yazıda daha geniş bilgi bulacaksınız ve oradaki bilgiler özellikle Amerikan emperyalizmini bu krize sürükleyen bazı unsurlar hakkında da fikir verecektir. Bu yazımızı Ribat dergisinin yanı sıra kişisel Web sitemizden de okuma imkânınız olacak. 
Yusuf el-Karadavi’nin Uyarıları ve Tepkiler
Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi, Ezher Üniversitesi kökenli değerli bir ilim adamıdır. Eserleriyle ve çalışmalarıyla İslâmî hareketlere rehberlik etmiş, ilmiyle insanlara yol göstermeye çalışmıştır. Özellikle Kudüs ve Filistin davası hakkındaki gayretlerine bu davayla yakından ilgilenen herkes şahittir. Bu sebeple biz ona her zaman duacı olduk ve ilminden de istifade etmeye çalıştık. 
Üstat Karadavi’nin el-Mısriyyu’l-Yevm gazetesinin 9 Eylül 2008 tarihli sayısında yayınlanan röportajında İran’a ve Şiaya yönelik bazı uyarıları birtakım tartışmalara sebep oldu. Bu tartışmaların bazıları münakaşa edebi sınırları içindeydi ve normaldi. Ama bazıları son derece yakışıksız ve çirkindi. Bir ilim adamının saygınlığını dikkate almayan bu tür saldırıların sahiplerine öncelikle şu hatırlatmayı yapmak istiyorum: Üstat Karadavi ilmin kalelerinden biridir. O kalenin duvarını taşlayanlar duvara bir zarar veremezler. Ama attıkları taşlar duvara çarpıp geri dönerek kendi kafalarına isabet edebilir. Bir ilim adamının saygınlığını hiçe sayarak çirkin iftiralarla ve yakışıksız sözlerle saldıranlar o ilim adamının seviyesine bir zarar veremez sadece kendi seviyelerini düşürmüş olurlar. 
Bunu ifade ettikten sonra konu hakkında sadece özet bilgi vermekle yetineceğiz:
Üstat Karadavi, söz konusu röportajda Sünni bölgelerine yönelik Şii propagandalarının ve sahabeye hakaretin sona erdirilmesini istemişti. Bir de ehlisünnetin Şiaya bakışına dair bir soruya cevabında Üstat, tekfir edenlerin olduğunu ancak kendisinin bu görüşte olmadığını büyük çoğunluğun da Şiaya mubtedia (ehli bidat) olarak baktığını ve kendisinin de bu görüşte olduğunu dile getirmişti. 
Burada başta şunu ifade edelim ki Karadavi’nin sahabeye hakaretin ve Şii propagandasının sona erdirilmesi yönündeki talebi ilk değildi. Daha önce Katar’daki mezhepler zirvesinde de aynı hususları üstelik üstüne basa basa dile getirmişti. Şiaya mubtedia olarak bakanlarla birlikte olduğunu dile getirmesi ise tekfir edilmelerini onaylamadığını vurgulamak içindi. Çünkü son dönemde Arap dünyasında Şiaya yönelik tekfir furyasının bayağı yaygınlaştığı bilinmektedir. Dolayısıyla bardağın boş tarafını değil dolu tarafını görmek gerekir. Mubtedia olarak nitelenmeleri ise ehlisünnet âlimlerinin büyük çoğunluğunun üzerinde ittifak ettiği bir görüştür. 
Biz burada konu hakkında sadece özet bilgi vermekle, Üstat Karadavi’ye yönelik yakışıksız saldırılarda ve sataşmalarda bulunanlara tepkilerimizi dile getirmekle yetinmek istiyoruz. Konunun ayrıntısı hakkında inşallah Vakit gazetesi için ayrıntılı bir dosya hazırlayacağız. O dosyada konuyu etraflı bir şekilde izah etmeye çalışacağız. Dosya gazetede yayınlandıktan sonra inşallah Web sitemizde de yayınlanacaktır. Bu itibarla okuyucularımızdan konunun ayrıntılarını merak edenlere söz konusu dosyamızı mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum. 
Filistin Diyaloğu ve Gazze Gerçeği 
Bu ayın 9’unda yani 9 Kasım 2008 tarihinde Kahire’de Mısır’ın aracılığıyla Filistin’deki gruplar arasında diyalog görüşmeleri başlayacak. Başarılı olup olmayacağı konusunda çeşitli tereddütler var. Çünkü böyle bir diyalog girişiminin başarılı olması tüm tarafların samimi olmalarına ve yerine göre müsamahakâr davranabilmelerine bağlıdır. Ama ne yazık ki bu samimiyet ve müsamahakârlık sadece İslâmî hareketten bekleniyor. Diğer taraf ise kendi açısından “diyalog” olarak nitelendirse de birtakım dayatmalarının karşı tarafa kabul ettirilmesi için araç olarak değerlendirmeye çalışıyor. 
Aslında şimdiye kadar ki diyalog girişimlerinin hepsinin başarısız kalmasının birinci sebebi işte bu samimiyet ve azmin karşılıklı olarak ortaya konmamasıydı. İkinci önemli sebep de Fetih örgütü tarafının Siyonist işgal devletiyle ve ABD ile bir göbek bağı kurmuş olması, o bağdan bir türlü kendini kurtaramamasıdır. Bu iki ana sorunun her ikisi de bütün canlılığıyla devam ediyor. Ayrıca ayrıntıya dair muhtelif sorunlar ve sıkıntılar da var. Dolayısıyla yeni diyalog girişiminden başarıyla çıkılması da bayağı şüpheli görülüyor. Böyle olmasına rağmen İslâmî hareket yine de Filistin’de birlik ve bütünlüğün sağlanması için tüm fırsatları değerlendirme amacıyla yapılan çağrılara olumlu karşılık verdi. 
Bu arada diyalog görüşmelerine ev sahipliği yapan Mısır’ın öte tarafta Gazze’ye uygulanan ambargonun devam etmesi için kendisine verilen gardiyanlık görevini sürdürmesi ve Rafah sınır kapısını açmamakta ısrarlı davranması da düşündürücü tabii ki. 
Okuyucularımıza diyalog konusundaki görüşmeleri ve Filistin’le ilgili daha başka gelişmeleri takip için www.filistinhaber.com sitesinden yararlanmalarını özellikle tavsiye ediyoruz. Ayrıca konu hakkında bizim yorum ve değerlendirmelerimizi de www.vahdet.com.tr sitesinden takip etmeniz mümkündür. 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul