14 Aralık 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / ZULME SANDIK MASKESİ

ZULME SANDIK MASKESİ


                                                                                                                                        

 

 

Zulme Gerekçe Oluşturma Yöntemleri

 

Zulüm, insan fıtratının esasta reddettiği bir uygulamadır. O yüzden zulmü uygulayanlar bile kendilerini haklı gösterebilmek için bazı gerekçelere dayanma ihtiyacı duyarlar. Bulamadıkları zaman da sahte yöntemlerle kendi elleriyle oluşturma çabası içine girerler. Zulüm uygulamalarının gerekçelerini oluşturmada hareket noktası bu uygulamalara başvuran sistemin meşru yani hukukî geçerliliğe sahip olmasıdır. Günümüzde bu geçerliliğin yönetilenlerin kabûlü ve onayı ile elde edildiği düşünüldüğünden göstermelik de olsa onların onaylarına başvurma ihtiyacı duyuluyor.

 

Sandık Sadece Bir Maske

 

Halkın onayının istenmesi için önlerine güya sandık konuyor. En katı dikta rejimlerinde bile halkların önüne sandık konup tercihlerinin sorulması sandıkların birer maske olarak kullanıldığını belgeliyor. İstedikleri de zaten oylama değil oyalama. İnsanların çocuklarına isim verirken dahi hâkim sistemin kriterlerine uymak zorunda oldukları, yerine göre nefes almak için bile başlarındaki diktatörün izin ve ruhsatına ihtiyaç duydukları dikta rejimlerinde yasal düzenlemede ve üst kademedeki yöneticilerin belirlenmesinde halkın özgür iradesine başvurulabileceğini düşünmek biraz fazla iyimserlik olur.

 

Halkla Savaşanların Kendilerini Halka Seçtirmeleri

 

İlginç olan ise halkı güdülen sürü olarak gören, bu şekilde güdülen kalabalığın bir gün maruz kaldığı muameleyi reddedebileceği ihtimalini her an göz önünde bulundurma ihtiyacı duyan, dolayısıyla onları tuvalete giderken bile gözetleyen, yakın takip için neredeyse her iki kişiden birini istihbarat elemanı yapmaya çalışan, bütün bu çabalarına rağmen yine de kurduğu saltanatı güvence altına alamadığını düşünerek zaman zaman göz korkutma operasyonları yaparak halkıyla fiili savaş içinde olduğunu gösteren diktatörün koyduğu sandıklardan hep onun lehine sonuç çıkmasıdır. Hatta çoğu zaman bu diktatörlerin sandıklarından çıkan oylar içinde ona destek anlamı taşıyanların oranı % 99'a yakındır. %1 veya biraz fazlası muhaliflere de söz hakkı tanındığını, herkesin özgürce tercihini yapabildiğini belgelemek için yeterlidir.

 

Bir Yanda Darağacı Diğer Yanda Seçim Sandığı

 

Aslında bu tür dikta rejimlerinin gerçek kimliklerini, insanları sırf inançlarından ve hâkim sistemin baskıcı uygulamalarına karşı tavırlarından dolayı ipe çekmek amacıyla kurdukları darağaçlarından okumak gerekir. Sandık maskesine de zaten bu zulüm tezgâhlarında açığa çıkan gerçek yüzlerini kapatmak amacıyla ihtiyaç duyuyorlar. Bangladeş'te de birçok dava önderine idam cezası verilmesinden ve ilmin ve hak mücadelesinin önderlerinden değerli insan Abdülkadir Molla'nın idamından sonra halkın önüne sandık konması kanlı ellerin ve vahşi yüzlerin kapatılması amacıyla göz yanıltma araçlarının devreye sokulması içindi.

 

Seçim Propagandalarında Sadece Silahlar Konuşuyor

 

Bangladeş'te 5 Ocak 2014'te gerçekleştirilen genel seçim öncesinde dikta rejiminin yürüttüğü propaganda faaliyetlerinde başvurulan yöntem bir yönüyle halkın artık bu tür sahtekârlıklara itibar etmediğini de belgeliyordu. Normalde propaganda döneminde ikna araçlarından yararlanılır. Fakat Bangladeş'teki dikta rejimi tanıtım çalışmalarını silahlarla yapıyor, mesajlarını sıktığı mermilerle gönderiyordu. Normalde bu gibi dönemlerde insanlara bir şeyler anlatılması için onların meydanlara toplanması istenirken, Bangladeş diktası toplanan kalabalıkları dağıtabilmek için silahlardan ve bombalardan yararlanıyordu. Çünkü toplananlar dikta yönetimini ve başındaki sahtekârlıkları istemediklerini ifade etmek için seslerini yükseltiyorlardı. Artık başlarındaki katillerin seslerini duymak değil kendi seslerini duyurmak istiyorlardı.

 

Bu Bir Seçim midir Yoksa Savaş mı?

 

Halkın istemediğini ve güvenmediğini ısrarla ortaya koymasına rağmen eli kanlı dikta rejimi de kirli yüzünü örtebilmek için sandık maskesini kullanmakta ısrarlıydı. Sadece İslâmî oluşumların değil bütün siyasi muhaliflerin boykot edeceklerini ve katılmayacaklarını duyurmalarına rağmen iktidarını halk desteğiyle sürdürdüğü yalanına büyük ihtiyacı olan Avami Birliği Partisi ve onun başındaki Başbakan Şeyh Hasine 5 Ocak'ta insanları oy kullanmaya çağırdı. Fakat insanlar kendilerinden iradelerini ortaya koyacak oy değil Abdülkadir Molla'nın katillerinin iktidarını meşrulaştıracak bir oyun istendiğinin farkında olduklarından sandık başlarına değil gösteri meydanlarına gitmeyi tercih ettiler. Bu duruma tahammül edemeyen dikta yönetimi de toplanan kalabalıkları yine silahlarla ve bombalarla dağıtmaya kalkıştı. Ortaya çıkan manzaralar ülkede bir seçim değil adeta bir iç savaş yaşandığı kanaatine yöneltir nitelikteydi. Kolluk güçlerinin gerçekleştirdiği saldırılar yüzünden bir günde 18 kişi hayatını kaybederken, yüzlercesi de yaralandı.

 

Yüzde Doksanın Reddettiği Sandıktan Halkın İradesi Çıkar mı?

 

Tüm zorlamalara ve dayatmalara rağmen seçime katılma oranı gayri resmi kaynaklara göre en fazla yüzde on, resmî kaynaklara göre ise yaklaşık yüzde yirmi civarında gerçekleşti. Resmî kaynaklarda mübalağa olduğu sanılıyor. Ama görünen manzaralar onların söylediklerinin tam aksini ortaya koyduğundan ne kadar mübalağa etseler de en fazla iki katına çıkarabiliyorlardı. O yüzden kendilerine bir gerekçe bulma ihtiyacı duydu ve oy kullanımının düşük olmasında boykotun yanı sıra şiddetin de etkili olduğunu ileri sürdüler. Oysa gerçekte şiddetin bir etkisi varsa bunun sebebi de dikta yönetimidir. Çünkü şiddete başvuran odur. Ayrıca şiddetin oy kullanım oranına etkisi düşmesine değil artmasına neden olma şeklindedir. Zira şiddet insanların oy kullanmaya zorlanması tarzındadır. Özellikle de geçim kaynağı için devlete mahkûm olanlardan böyle bir zorlamaya tabi tutulma sebebiyle normalde boykota katılmak istedikleri halde sandık başına gidip oy kullananlar vardır. Dolayısıyla açıklanan oran özgür iradeyle kullanılmış oy oranını yansıtmaz.

 

Kaldı ki gerçekte bu, istekli olarak gidip oy kullananların oranını gösterse bile ortada yüzde doksan oranında red oyu var. Çünkü reddedenler iradelerini gidip oy vererek değil seçimi geçerli saymadıklarını, sonuçlarının kendi iradelerini yansıtmayacağının bilinmesini istediklerini ifade ederek ortaya koymuşlardır. Yüzde doksan oranında kesin red oyunun kullanıldığı bir seçimden çıkan sonuçlar ise hiçbir şekilde halkın siyasi iradesini ortaya koymaz.

 

Gözlemcilerin Bile Boykot Ettiği Seçim

 

Bangladeş'te son genel seçimlere uluslararası gözlemcilerin de itibar etmediği ve halkın siyasi iradesini yansıtmayacağına kanaat ettiklerinden gidişatı yakın takibe almakta bir yarar görmedikleri gözlemlendi. Çünkü daha önce 2008'de gerçekleştirilen ve oy kullanma oranının da yüzde yetmişi bulduğu genel seçimlerde ülke dışından 1580 bağımsız gözlemci yer alırken bu sefer dışarıdan gelen gözlemci sayısı 4'e düştü. Gelen 4 gözlemcinin de sistemin teşvikleriyle gelmiş olacakları dolayısıyla sunacakları raporlara da bağımsız gözlemci raporu olarak bakılmasının pek mümkün olamayacağı tahmin edilecektir.

 

Avami Birliği'nden Başka Seçime İtibar Eden Yoktu

 

Sadece katillerin vahşi yüzlerini kapatma amaçlı ve özgür iradeyi asla yansıtmayan bu tür sandıklardan çıkan sonuçlara değil çıkmayan sonuçlara bakmak gerekir. Çünkü bu sandıklara yansımayan oylar meydanlara, gösterilere, protesto eylemlerine diktatörlere ve katillere tepki şeklinde yansımış, insanlar asıl seçimlerini buralarda ortaya koymuşlardır. Birçoğunun istemeden, sırf yakın takip altında olma korkusuyla oy verdiği sandıklardan çıkan oylarla iktidardaki Avami Birliği Partisi'nin parlamentoda üçte iki oranında çoğunluk elde etmesi halkın orada temsil edildiğini göstermez. Çünkü zaten Avami Birliği dışında seçimlere itibar eden ve sonuçlarının halkın siyasi iradesini yansıttığını söyleyen herhangi bir siyasi parti yoktu.

 

Çağdaş Firavun da Sandık Maskesinden Yararlanıyor

 

Mısır'ın çağdaş Firavun'u General Abdülfettah Sisi de kanlı ellerini ve vahşi yüzünü kapatmak için sandık maskesinden yararlanma ihtiyacı duydu. O da bu amaçla 14-15 Ocak 2014 tarihlerinde güya anayasa referandumu gerçekleştirdi.

 

İktidarı Gasp Ederken Halka Sorma İhtiyacı Duymamıştı

 

Oysa aynı Firavun, 3 Temmuz 2013'te gerçekleştirdiği anayasaya ve hukuka aykırı askerî darbeyle, halkın özgür iradesiyle ve desteğiyle seçilmiş bir cumhurbaşkanını görevden alırken halka sorma, onun onayını alma ihtiyacı duymamıştı. Üstelik halkın bu yöntemi reddettiğini ortaya koymak için "defol ey Sisi, bizim başkanımız Mursi'dir!" sloganlarıyla meydanları çınlattığı zaman seslerine hiç kulak asmamıştı.

Mısır Halkı Anayasa Tercihini Zaten Yapmıştı

 

Aslında Mısır tarihinin belki ilk güvenilir referandumunda Mısır halkı anayasa konusunda tercihini yapmıştı. Muhammed Mursi'nin cumhurbaşkanlığı döneminde gerçekleştirilen bu referandumda hem anayasa metninin hazırlanması hem de halkın oyuna sunulması aşamasında bütün siyasi kesimlerin görüşlerini serbestçe ortaya koymasına imkân verilmiş, herkes tercihini herhangi bir baskıya maruz kalmadan özgür iradesiyle yapabilmişti.

 

Halkın kabul ettiği bu anayasaya göre General Sisi'nin gerçekleştirdiği askerî darbe tamamen gayri meşru, anayasaya ve hukuka aykırıydı. Halkın onayladığı anayasa Sisi'yi ağır bir suç işlemiş kabul ediyor ve mahkemeye çıkarılıp yargılanmasını istiyordu. Ama o halkın onayladığı anayasayı rafa kaldırmış kendisi kafasına göre bir anayasa hazırlatmış şimdi bunu halka onaylatmak istiyordu.

 

Maksat Halkın Tercihini Sormak Değil Cuntayı Meşrulaştırmak

 

Cuntanın asıl yapmak istediği de kendisinin hazırlattığı yeni anayasa metni hakkında halkın tercihine başvurmak değil normalde gayrimeşru olan askerî yönetime ve onun gölgesinde oluşturulacak yeni yapıya meşruiyet kazandırmaktı. Daha açık bir ifadeyle halkın meydanlara çıkıp reddettiğini beyan ettiği ve devrim yoluyla iktidardan uzaklaştırdığı dikta rejiminin geri getirilmesi için göstermelik bir anayasa formülünden yararlanılmaya çalışılıyordu.

 

Oy İsteme Değil Onaylamaya Zorlama Referandumu

 

Halktan istenen de zaten oyunu vermesi, "evet" veya "hayır" yönünde tercihini yapması değil önüne konan formülü yani diktanın geri dönmesi için iş başına gelen askeri cuntaya meşruiyet kazandırma formülünü onaylamasıydı. Dolayısıyla cunta açısından önemli olan sandık başına gidip oy kullanmaktı. Atılacak oyun önemi yoktu. Tüm diğer diktalar ve cuntalar gibi Sisi cuntası da sonuçları kitabına uydurmayı planlamıştı.

 

Cuntayı Reddeden Halk Sandığını da Reddetti

 

Bunu tahmin eden Mısır halkı da Bangladeş halkı gibi tercihini sandık başına gidip red oyu kullanmadan, o sandıklara ve onlardan çıkacak sonuçlara itibar etmediğini, silahların gölgesinde önlerine konan ve insanların iradelerini özgürce ortaya koyamayacakları üstelik ortaya koyacakları iradenin de kesinlikle sonuçlara yansımayacağı bir referandumu tanımayarak yaptı.

 

Halkın Tercihi Sandık Değil Protesto Eylemleriydi

 

O yüzden Mısır halkı da seçimini oy vererek değil cuntanın kendini meşrulaştırma taktiklerini protesto eylemlerine katılarak, sesini kitlesel eylemlerin düzenlendiği meydanlardan yükselterek dile getirdi.

 

Cunta Sandıkları İçin Dahi Halka Güvenemiyordu

 

Aslında çağdaş Firavun hukuka ve halk iradesine tamamen aykırı anayasasını bırak, onun için oyların atılacağı sandıkları için bile halka güvenmediğini, bu sandıkların etrafında büyük koruma timleri oluşturmak, buraları adeta birer karakola dönüştürmek suretiyle ortaya koydu. Zaten böylesine sıkıca korunan karakollara silahların gölgesinde gelip oy vermeye kalkışan birinin özgürce karar verebileceğini düşünmek zordur.

 

Cunta Referandumları Sonu Belli Referandumlardır

 

Bu tür cuntaların gerçekleştirdiği referandumlar her zaman sonu belli referandumlardır. Mısır cuntası da kimseyi yanıltmadı. Son resmi açıklamalarda kullanılan oyların % 98 civarında bir oranının "evet" olduğu duyuruldu. Kalan kısmına da zaten sandık başına gelenler arasında muhaliflerin de yer aldığını, onlara da oy kullanma hakkı tanındığını göstermek için ihtiyaç vardı. Dolayısıyla "hayır" oranının sandıktan çıkan oy miktarına göre değil masa başı fikir alışverişiyle belirlendiğini tahmin etmek zor değildir. Çünkü "hayır" diyenler sandık başına gidip oy kullanarak değil referandumu tamamen reddederek tavırlarını sergilediler.

 

Diktayı Deviren Halk Onu Geri Getiren Anayasayı Onaylamaz

 

Aslında sadece kabul ve red oranlarıyla ilgili değil kullanılan oy sayısıyla ilgili rakamlar da gerçekleri yansıtmıyor. Oy kullanma oranlarının açıklanan rakamlardan çok daha az olduğunu tahmin ediyoruz. Çünkü dikta rejimini deviren iradeyi ortaya koyan halk onu geri getiren anayasayı onaylamaz.

 

Meydanları Dolduran Kalabalıklar Mısırlı Değil mi?

 

Eğer ki cuntaya bu kadar destek olsaydı askeri darbenin gerçekleştirildiği tarihten beri sürekli devam eden protesto eylemlerinin bu kadar büyük kalabalıklar tarafından desteklenmemesi, halkın biz "Hüsni Mübarek diktasını devirmekle yanlış yapmışız, şimdi pişmanız artık geri gelmesine razıyız" diyerek cuntaya destek gösterileri düzenlemesi gerekirdi. 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul