21 Ocak 2018 - Pazar

Şu anda buradasınız: / ASR SURESI BAĞLAMINDA SALIH AMEL

ASR SURESI BAĞLAMINDA SALIH AMEL

Kur’an, insanlığın kurtuluşu için gönderilen son ilahi kitaptır. İnsanların bu dünya hayatında mutlu bir hayat sürebilmeleri ve ahirette de ebedi saadete erişebilmeleri için çeşitli ilkeler getirmiştir.

               

İşte Yüce Allah, insanlığın kurtuluşu, dünyevî ve uhrevî mutluluğa kavuşmasının yolunu kısa ve özlü olarak adeta formüle edilmiş bir tarzda şöyle ifade etmektedir: “Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip, salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”[1]

               

Yüce Allah, Asr Suresi’nde ifade ettiği üzere insanlık büyük bir ziyan ve hüsran içindedir ancak sağlam iman sahibi olup da imanını salih amellerle süsleyen, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden insanlar, bu ziyandan ve hüsrandan kurtulabileceklerdir.

 

İman, insanın ebedi kurtuluşu için ilk şarttır. Zira her şey imanla başlamaktadır. İman, kâinatta en büyük hakikattir. Hakiki imana sahip olan bir insan, kâinata meydan okuyabilir. İslam’da ilk önce iman gelir. İman, her Müslüman’ın öncelikle sahip olması gereken bir özelliktir. İman ve inancın öneminden dolayı Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetlerinin tamamen inançla ve imanla ilgili prensipleri açıkladığını görmekteyiz. Mekke döneminde hüküm ayetlerinin çok az olduğu, hükümle ilgili ayetlerin genellikle Medine döneminde inmeye başladığı görülmektedir. İnançla ilgili prensipler açıklanıp da insanların kafaları yanlış, batıl ve hurafe inançlardan temizlendikten sonra Medine döneminde ibadet ve muamelatla ilgili ayetler inmeye başlamıştır.

 

Salih Amelin Mahiyeti

 

İnsanın kurtuluşunun ikinci şartı salih ameldir. Salih amel ise İslam âlimleri tarafından farklı şekillerde tarif edilmiştir. Bu tariflerden bazılarını şöyle ifade edebiliriz:

 

Salih amel, “Allah ve Resulünü tasdik etmek, emrettiklerini yapıp nehyettiklerinden kaçınmaktır.”[2]

 

Salih amel, “Allah’a itaat etmek, nehyettiklerinden kaçınmaktır.”[3]

 

Salih amel, “yapıldığında üzerine sevap terettüp eden tüm doğru amellerdir.”[4]

 

Salih amel, “kendisiyle Allah’ın rızası istenen her şeydir.”[5]

 

Salih amel, “akıl, kitap ve sünnetteki emirler doğrultusunda yapılan her doğru iştir.”[6]

 

Salih ameli, daha geniş bir şekilde ele alan Muhammed Abduh, Asr Suresi’nde geçen “salihat” kelimesini şöyle açıklamaktadır: “Zevk-i selim ve tabiat-ı müstakimenin kabulüne müsait olmakla beraber, maslahata muvafık, umum ve hususa faydalı ve hayır olduğu herkesçe kabul edilen amellerdir.”[7]

 

Ahmed Hamdi Akseki (ö.1951) de “salih amele gelince, o da akl-ı selimin insan fıtratı ve tabiatının reddetmediği bir takım hayırlı amellerdir ki, insanın kendi nefsine, ailesine, milletine ve bütün insanlara, hülasa hangi sınıftan olursa olsun, her insanın menfaatine olan şeylerle bağdaşan iyi, güzel işler ve davranışlardır”[8]şeklinde tarif etmektedir.

 

Salih amel, günümüzde çoğu Müslüman’ın anladığı gibi sadece namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, haccetmek ve kurban kesmekten ibaret değildir. Bu zikredilenler salih amellerin bir bölümüdür ki, bunlara İslam dininde ibadet denilmektedir.

 

Rasulullah ve sahabe-i kiram salih ameli daha geniş manada ele almışlar. Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, Kur’an’ı tedebbür ederek okumak, doğru sözlü olmak, verilen sözde durmak, emanet ehli olmak, insanları affetmek, Allah’ın verdiği nimetleri Allah yolunda harcamak, fakir ve yoksulları doyurmak, anne-babaya itaat etmek gibi amelleri de salih amellerden saymışlar ve bu konularda titiz davranmışlardır.

 

Salih amel, o kadar şümullü bir kavramdır ki, insanın bu dünyada yaptığı bütün amelleri kapsayabilir. Şayet kişi yaptığı ameli, Allah rızasını gözeterek yaparsa; sabahleyin namaza kalkmak için erken uyuması, eşinin ağzına götürdüğü bir lokma, yolda giderken mümin kardeşine zarar vermesin diye bir çiviyi kaldırıp kenara bırakmasıdır. Hatta müminin mümin kardeşi ile karşılaştığında onu Allah rızası için sevdiğinden dolayı tebessüm etmesi dahi salih amel sayılmakta ve sevap kazanmasına vesile olmaktadır.

 

Bir Amel, Nasıl Salih Amel Olabilir?

 

Yapılan bir amelin salih amel olabilmesi için o amelde şu üç şartın bulunması gerekir:

 

1- Yapılan amel, sağlam bir iman ile yapılmalıdır.

 

2- Yapılan amel, kitap ve sünnete uygun olması gerekir.

 

3- Yapılan amel, ihlâsla yapılması gerekir.

 

Şimdi bu şartları sırasıyla kısaca açıklamak istiyoruz.

 

1- Yapılan amel, sağlam bir iman ile yapılmalıdır

 

Zira iman olmadan insanın yaptığı amellerin hiçbir değeri yoktur. Kur’an-ı Kerim’i baştan sona incelediğimizde birçok ayette, iman ile salih amelin beraberce zikredilmekte olduğunu da görmekteyiz.

 

Yapılan amellerin Allah katında kabul edilip, kişiyi ebedi kurtuluşa eriştirebilmesi için sağlam bir inanca dayanarak yapılması gerekir. Yani iman esasına bağlı olmadan yapılan amellere Yüce Allah hiçbir değer vermez. Kur’an, iman temeline dayanmayan, iman mihverine bağlanmayan ve bu nizamdan kaynaklanmayan bütün davranışları/hareketleri yok sayar. Nitekim Yüce Allah, bu hususta şöyle buyurur: “Rablerini inkâr edenlerin durumu (şudur): Onların amelleri fırtınalı bir günde rüzgârın, şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte budur.”[9]“İnkâr edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanı başında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah’ı bulmuştur; Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.”[10]

               

İman ve salih amel birlikte, Kur’an-ı Kerim’de tam 52 defa kullanılmıştır. Bu ifadeler ayetlerde genellikle “...inanan ve salih amel işleyenler” şeklinde geçer. Bazen de “iman” ve “salih amel” lafızları, “kim inanarak iyi olan işlerden yaparsa”[11]veya “erkek ve kadından her kim inanarak iyi işlerden bir iş yaparsa”[12]şeklinde şartlı geçmektedir. Bu şartlı ifade tekil formatıyla yani; “kim salih amel işlerse”[13]veya “kim de O’na iyi işler yapmış bir mü’min olarak gelirse, işte onlar için de yüksek dereceler vardır”[14]şeklinde kullanılmıştır. Bir ayette de salih amel, şartın cevabı kısmında yer almakta ve şöyle buyrulmaktadır: “...Kim Rabb’ine kavuşmayı arzu ediyorsa iyi iş yapsın ve Rabb’ine (yaptığı) ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.”[15]

 

Burada zikretmiş olduğumuz ayetlerde de açıkça görüldüğü üzere amel ile iman arasında çok yakın bir ilişki vardır. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde iman ile salih amel peş peşe zikredilmiş, müminler salih amel yapmaya teşvik edilerek, maddî-mânevî gelişmelerini sağlamaları ısrarla istenmiştir. Çünkü zihindeki düşünce alanından eylem ve hareket alanına çıkamayan iman, meyvesiz bir ağaca benzer. Kalpte mevcut olan iman ışığının hiç sönmeden parlaması, giderek gücünü arttırması salih amellerle mümkün olabilir. Ayrıca imanı üstün bir dereceye getirmek suretiyle olgunlaşmak ve böylece iman sahiplerine Allah’ın vaad ettiği sonsuz nimetlere kavuşmak için de amel gereklidir. İnsan, inanılması gerekli şeyleri kalbiyle tasdik edip diliyle ikrar etmekle birlikte salih amel işlemeyi terk eder Allah’ın yasaklarını çiğnerse, dine, Allah’a ve Peygamber’ine olan bağlılığı yavaş yavaş azalır. Hatta günün birinde kalbindeki iman ışığı da sönüp gidebilir. O halde amel, hem imanı güçlendirmede büyük bir rol üstlenmekte hem de müminin cehennem azabından kurtularak nimetlere ulaşmasına vesile olmaktadır. Zaten insanın Rabbine karşı kulluk görevini gerçek anlamda yerine getirmesi, ancak salih amellerle mümkün olur. O halde diyebiliriz ki, iman ve amel, et ve tırnak gibi birbirinden ayrılması imkânsız bir şekilde girift hâldedirler. Hakiki iman, insanı salih amel işlemeye sevk eder.

 

Acaba iman olmadan, salih amelin bir faydası olabilir mi?

 

Her şeyden önce şunu ifade edelim ki, iman olmadan, salih amelin kişiyi kurtaracağını söylemek yanlıştır. Zîra amel, imansız kabul edilmez. Salih amelin mutlaka dayanması gereken köklü bir dayanağı olması gerekir ki, bu da imandır. Nitekim Kuşeyrî’nin de kaydettiği gibi;[16]“erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa...” ayetlerinde “inanmış olarak”[17]ifadesinin yer alması gösteriyor ki, iman olmadan salih amelin bir faydası olmamaktadır. Hatta bir amelin, salih olabilmesi için, imana bağlı olarak yapılması gerekir.

 

İmandan kaynaklanmayan bir amelin kabul edilmemesi kadar tabii bir şey olamaz. Belli bir gaye ve belli bir düşünceden ortaya çıkan salih amel, ancak Allah katında iman sayesinde makbul olabilir. Zaten ayetler de, imanın, salih amelden önce gelmesinde, salih amelin imandan kaynaklandığına ve amelin kabul edilebilmesi için imanın şart olduğuna bir işaret vardır. Zîra iman, sahibini hayra ulaştırır, şerden korur ve salih amel imanla itibar kazanır.

 

İnanç ve iman olmadan ibadet olmaz. Yani yapılan ibadetlerin Allah katında kabul edilmesi için sağlam bir iman şarttır. Sağlam bir imana dayanmayan ibadet ve ameller, Allah tarafından kabul edilmez. Bundan dolayı da Kur’an’da nerede salih amelden bahsedilse mutlaka imanla birlikte zikredildiğini görmekteyiz. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ayetlerde genellikle “iman eden ve salih amel işleyenler”[18], “erkek ve kadından her kim inanmış olarak salih amel işlerse...”[19]şeklinde geçmektedir.

 

Yapılan ibadetlerin, insanın iman ve takvası üzerinde büyük bir tesiri vardır. Bundan dolayıdır ki, ibadetsizlerin imanı cılız, takvası da sönük kalır. Son dönem Osmanlı âlimlerinden Ali İrfan, “amelsiz imanı ışıksız fenere benzetir.” Işık vermeyen bir fener faydasız olduğundan makbul değildir. Ona göre dini emirleri hayatında uygulamayan mü’minin de bir değeri yoktur. Mü’minin değeri ve olgunluğu, onun dini prensipleri hayatında uygulaması ve amelleriyle orantılıdır.[20]Kısacası iman ve amel birbiriyle çok yakın bir ilişki içindedir. Bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerekir.

 

2- Yapılan amelin kitap ve sünnete uygun olması gerekir.

 

İnsanın yaptığı amelin salih olabilmesi için ikinci şart; yapılan amelin kitap ve sünnete uygun olması gerekir. Zira Peygamber Efendimiz, Buhari ve Müslim’in rivayet etmiş oldukları bir hadiste şöyle buyurmaktadır: “Kim bizim emrimize uymayan bir iş yaparsa onun yaptığı o amel geçersizdir.”[21]

 

Hadiste de ifade edildiği gibi kişinin yaptığı amel, Allah ve Resulünün emrine uygun olması gerekir. Aksi takdirde yapılan amel bid’at olur ki, bid’at dinde kabul edilmediği gibi kişiye büyük bir sorumluluk getirir.

 

Nitekim Peygamber Efendimiz, bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Sözlerin en hayırlısı Allah’ın sözü, Allah’ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı ise Muhammed’in (s.a.s.) yoludur. En kötü işler ise sonradan dine sokulan bid’atlardır. Tüm bid’atlar sapıklıktır. Tüm sapıklıklar da ateşe götürür.”[22]

 

3- Yapılan amel ihlâsla yapılması gerekir

 

Yapılan amelin salih olmasının en önemli şartlarından birisi de ihlastır. Zira yapılan amel sadece Allah rızası için olmalıdır. İnsanların beğenisi/gösterişi için yapılan ameller salih amel değildir. Nitekim Yüce Allah, “De ki: Dinde ihlaslı olarak Allah’a ibadet etmem bana emrolundu.”[23], “De ki: Ben dinimde ihlâs ile ancak Allah’a ibadet ederim”[24]buyurmaktadır.

 

Riya ve gösteriş için yapılan amel karşılığında insanın sevap beklentisi içinde olması çok yanlıştır. Çünkü riya ve gösteriş için yapılan ameli Allah asla kabul etmez. Riya ve gösteriş, yapılan ameli ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi yakıp bitirir ve o ameli salih olmaktan çıkarır ve sevapsız hale getirir.

 

Salih amelin insana kazandırdıkları:

 

1- Allah, salih amel işleyen mümin kullarına yardımını vadetmiştir.

 

2- Salih amel, dualara icabet edilmesine ve başa gelecek bela ve sıkıntılardan kurtulmaya vesile olur.

 

3- Salih amel, kişiye dünya ve ahiret saadeti sağlar.

 

4- Salih amel, insanın mutlu ve başarılı bir hayat yaşamasına vesile olur. Nitekim Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Erkek veya kadın, mümin olarak kim salih amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.”[25]

 

5- Salih amel, ahirette Allah’ın rızasına kavuşmaya ve cennete girmeye vesile olur. Yüce Allah, “İman edip de salih amel işleyenlere gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır”[26]buyurmak suretiyle salih amel işleyen kullarını kendisi sevdiği ve rızasına nail kıldığı gibi diğer insanların da o kişiyi sevmesini sağlar. Ayrıca salih amel kişinin cennete girmesine vesile olur. Nitekim bu hususta Yüce Allah, “İman edip salih amel yapanlara ne mutlu! Varılacak güzel yurt da onlar içindir”[27]buyurmaktadır.

 

6- Salih amel işleyenlere güzel bir ecir ve sevap vaat edilmiştir. Yüce Allah, salih amel işleyen müminlere güzel mükâfatlar hazırladığını şöyle müjdelemektedir: “Onu (Kur’an’ı) dosdoğru(bir kitap) olarak indirdi ki, katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın ve salih amel işleyen müminlere de, kendileri için güzel mükâfat bulunduğunu müjdelesin.”[28]

 

7- Salih amel, kişinin cennetteki derecelerinin yükselmesine vesile olur. “Kim izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır. O’na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah’a amel-i salih ulaştırır.”[29]

 

Sonuç

 

İnsanın kurtuluşunu gaye edinen Kur’an-ı Kerim, insanın mutluluk içinde yaşayıp ahirette de mutlu sona erebilmesi için çeşitli prensipler getirmiştir. Yüce Allah insanın kurtuluş ilkelerini âdeta Asr Suresi’nde formüle etmiştir. İşte Kur’an’a göre kurtuluş ilkeleri; iman etmek, salih amel işlemek, hakkı tavsiye etmek ve sabrı tavsiye etmektir.

 

İman, insanın hayat boyunca yaptığı amellere bir mana ve değer kazandıran yegâne âmildir. İnanan insan, yaptığı işlerden dolayı bir gün Allah’a hesap vereceği kaygı ve disiplini içinde, yaptıklarının Allah’ın emirlerine uygun olmasına dikkat eder. Bütün amellerini yüce bir gaye için yapar ki, o da Allah rızasıdır. Allah rızası olmadan riya ve gösteriş için yapılan amellerin Allah kadında hiçbir değeri yoktur. Bilakis riya için yapılan ameller, sahibine ağır bir sorumluluk getirir.

 

Kur’an’a göre, kökünde iman olmayan, Allah ve Resulünün verdiği talimata göre sırf Allah rızası için/ihlâsla yapılmayan hiçbir amel “salih amel” değildir.

 

Salih amel, insanın Allah’ın sevgi ve rızasına nail olarak cennete girmesine vesile olur. Ne mutlu bu kısacık hayatı salih amellerle süsleyip Rabbinin rızasına erenlere![30]

 

Dipnot

 



*     Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi msoysaldi@hotmail.com

[1]- Asr, 103/1-3.

[2]- Et-Taberî, Camiu’l-Beyan An Te’vili Ayi’l-Kur’an, Mısır, 195, XXIV, 93.

[3]- Et-Taberî, age., XI, 88.

[4]- El-Kasımî, Mehasinu’t-Te’vil, Mısır, 1957, II, 81.

[5]- Ebu Hayyan, el-Bahru’l-Muhit, Riyad, trs., I, 111.

[6]-  Zemahşerî, el-Keşşaf an Hakaiki’t-Tenzil, Beyrut, trs., I, 51.

[7]- Abduh, Muhammed, Suretü’l-Asr, Mecelletü’l-Menar, VI, 577.

[8]- Akseki, Ahmed Hamdi, Ahlak İlmi ve İslam Ahlakı,  (sad. Ali Aslan Aydın), Ankara, trs., s.18.

[9]- İbrahim, 14/18.

[10]-       Nur, 24/39.

[11]-       Tâhâ, 20/112; Enbiyâ, 21/94.

[12]-       Nisâ, 4/124.

[13]-       Nahl, 16/97; Mü’min, 40/40.

[14]-       Tâhâ, 20/75.

[15]-       Kehf, 18/110.

[16]-        el-Kuşeyrî, Ebu’l-Kâsım Abdülkerim İbn Hevâzin, Letâifu’l-İşârât, Kâhire, 1971, II, 319.

[17]-       Nahl, 16/97; Mü’min, 40/40.

[18]-       Kehf, 18/107.

[19]-       Nahl, 16/97.

[20]-       İrfan, Ali, Eğribozî, Mufassal Ahlak-ı Medenî, İstanbul, 1327, s. 60, 204; Erdem, Hüsamettin, Son Devir Osmanlı Düşüncesinde Ahlâk, Sebat Ofset Matbaacılık, Konya, 1996, s.182.

[21]-       Buhari, İ’tisam, 5, Buyu, 60, Sulh, 5; Müslim, Akdiye, 18; Ebu Davud, Sünnet, 6.

[22]-       Müslim, Cum’a, 43; İbn Mace, Mukaddime, 7.

[23]-       Beyyine, 98/5

[24]-       Zümer, 39/11.

[25]-       Nahl, 16/97.

[26]-       Meryem, 19/96.

[27]-       Ra’d, 13/29.

[28]-       Kehf, 18/2.

[29]-       Fatır, 35/10.

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul