18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / HASAN EL-BENN ve EL-İHVÂNU’L-MÜSLİMÛN (MÜSLÜMAN KARDEŞLER)

HASAN EL-BENN ve EL-İHVÂNU’L-MÜSLİMÛN (MÜSLÜMAN KARDEŞLER)

Hasan el-Bennâ[1] ve Tahsil Yılları

 

İlk eğitimini babasından almıştır. Babası Ahmet b. Abdurrahman el-Bennâ, hadis ilminde ihtisas sahibi, duyarlı, ihlâslı bir âlimdir. Resmi görev almamış saatçilik ile geçimini temin etmeye çalışmıştır.[2] Hasan el-Bennâ öncelikle babasından ders almıştır. Onun yanında Kur’ân’ın çoğunu hıfzetmiştir.

 

Hasan, genç yaşta Kur’ân hafızı olmuştur. Okul döneminin ilk gençlik yıllarında bu tahsilinin yanı sıra Hasafiyye tarikatına intisap etmiştir. Buradaki manevi eğitimin onda ciddi etkiler bıraktığı düşünülmektedir. 

 

Liseden mezun olduğunda Mısır'daki tüm talebeler arasındaki sıralamada besinciydi. Üniversiteyi ise "Dâru’l-Ulûm"da okumuştu. Üniversiteyi bitirme imtihanlarını verirken 18.000 beyit şiir ve bir o kadarda nesir ezberlemişti. Hazret, Daru’l-Ulûm'u birincilikle bitirmişti.[3]

 

Hasan el-Bennâ,  daha üniversite talebesi iken cemiyetin sorunlarına kulak tıkayan, sessiz kalmayı yeğleyen hocalarına karşı aktif rol almaları gerektiğine dair beyanlar, izahlar yaptı. Hocalarını bir araya getirip harekete geçirdi. Birçok cami dolaştı. Müslümanlara, tarihi şereflerle dolu bir Ümmetin kötülüklere, fesat ve ifsada karşı tepkisiz, sessiz kalmaması gerektiğini, dinlerini yüzüstü bırakmamalarını anlatmaya çalıştı.

 

Camilerde Allah'ın dinini anlattı. Bunun yanında kahveleri, çay ocaklarını ve köy odalarını dolaştı; orada gönülden, samimi, içten konuşmalar yaptı ve onların harekete geçmelerini sağlamaya gayret etti.

 

Geri kalmışlığın ve yoksulluğun sebebini, İslam’ın özünden sapmaya bağlayan Hasan el-Bennâ, Batı taklitçiliğini sert bir şekilde eleştirdi. Kendi dini değerlerinden ve kültüründen uzaklaşan toplum, Batı eğitim sisteminin de etkisiyle kimliğinden uzaklaşmış ve kimlik bunalımı yaşamaya başlamıştır. Düşülen kötü durumdan kurtulmanın yegâne çaresi olarak, İslam’ın özüne dönme gereği üzerinde durdu.

 

19. asırda uluslar düzleminde terviç edilen ve İslam ümmetinin birliğine halel getirme özelliği bulunan ve kin, nefret ve düşmanlık üzerine kurulu ırkçılık ve buna dayanan milliyetçiliği reddetti. Batılıların, İslam ülkelerini önce borçlandırdıklarını, kendilerine bağımlı hale getirdiklerini, arkasından empoze ettikleri eğitim sistemiyle kendilerine yakın seçkin zümreler vücuda getirdiklerini, basın-yayın yoluyla da insanları istedikleri şekilde yönlendirdiklerini tespit etti.

 

El-İhvânu’l-Müslimûn’un Kuruluşu

 

Hasan el-Bennâ, İsmailiye'de üç kahvehaneyi kendisine merkez seçmişti. Her hafta üç kahvehanede sırayla dersler yapıyordu. Bu kahve konuşmalarından arkadaş olduğu 6 kişi ile 1928 yılında iyiden iyiye yakınlaştılar. Bu kişiler bir Mart akşamında Hasan el-Bennâ’nın evine gelerek kendilerinin ve Müslümanların durumlarını enine boyuna konuşup değerlendirdiler. Hal çareleri üzerinde müzakereler yaptılar. Onlar konuşmalarını dinledikleri bu zattan çok etkilenmişlerdi. Aslında onlar şimdi ne yapmaları gerektiğini sormaya gelmişlerdi.[4]

 

Hasan el-Bennâ’nın kendisi her zaman ağlayıp sızlanmayı değil, çare bulmayı ve çözüm üretmeyi tercih etmiş bir kişi olduğundan sonuçta “sadece İslam Davası için yaşamaya ve yine onun için ölmeye yemin ederek aralarında ahitleştiler, Allah’a ve birbirlerine söz verdiler.” Böylece cemaatleşme sürecine girdiler. Sermaye olarak ortaya ilk önce ruhlarını ve ailelerinin o günkü ekmek paralarını koydular. Böylece yedi adam yola koyuldu. Sayıları Ashab-ı Kehf kadardı. Müslümanları bağlı bulundukları dine yani asil kimliklerine çağırdılar. Hurafelerden arınmaya, yeniden bir İslam kardeşliği kurmaya davet ettiler. Asıl düşmanı gösterdiler ve onunla mücadeleye giriştiler.

 

“Adımız ne olacak?” dediklerinde İmamları: "Biz İslam'a hizmet için yola çıkmış kardeşleriz. Adımız da el-İhvânu’l-Müslimûn-Müslüman Kardeşler- olsun” dedi. Hasan el-Bennâ o sırada 22 yaşındaydı.

 

Hasan el-Bennâ, el-İhvân’ul-Müslimûn’u şöyle tanımlar: “İhvân, selefî bir davettir. Sünnî bir yol ve tarikattır. Siyasî bir topluluktur. Sporcu bir cemaattir. Kültürel ve ilmi bir cemiyettir. İktisadî bir şirkettir. İçtimaî bir fikirdir.”[5]

 

Hareketin Mısırdaki Gelişimi

 

Hasan el-Bennâ ziyaret, seyahat, davet ve tebliğ çalışmalarıyla, “Önderin Mesajı”, “en-Nezîr” ve “el-İhvânu’l-Müslimûn” adlı dergileri çıkararak teşkilatını, gittikçe kuvvet kazanmasını başarmıştır. 1933 yılında Kahire'ye yaptığı ziyaret sırasında teşkilatın genel merkezini Kahire'ye taşıma kararı alan Hasan el-Bennâ, bundan sonra İsmailiye'deki ailesi ile birlikte Kahire'ye yerleşmiştir.

 

İhvan Teşkilatı güçlenince Mısır çapında okullar açtırdı, mescitler, camiler ve fabrikalar yapılmasına, hastaneler ve finans kuruluşlarının kurulmasına vesile oldu. Büyük bir kitleyi uyandırdı. Kadınların bilinçlenmesi için özellikle çalıştı ve Müslüman Kadınlar Teşkilatını kurdu. 1933 yılına kadar âlimler, tarikat şeyhleri ve muhtelif cemiyetler gibi toplumun farklı kesimlerine ulaştırılan bu davet, Kahire'deki Cem'iyyetü't Tehzîbi'l-İslamî adlı gençlik teşkilatının da İhvân-ı Müslimîn'e katılmasıyla güçlenme ve genişleme fırsatı buldu.

 

İhvân Hareketi, güçlü çalışma ve organize olma ile 2000 civarında şubeye ve 500.000’den fazla üyeye ulaşmış bir cemaattir.[6] Bu dönemde, 1940’tan sonraki yıllarda en parlak dönemini yaşamış, ileride aktif olacak cemiyetin temellerini atmıştır. Bu döemde Mısır’ın en hâkim kuvveti ve devlet içinde devlet olmuştur.[7] Bu nedenle 1942 seçimlerinde “Milletvekili” adayı olan Hasan el-Bennâ, Mısır Hükümetinin baskısı üzerine seçilme imkânını bulamayınca, İslâmî mücadelesini kültürel faaliyetlerle sürdürmek zorunda kalmıştır.

 

 Hasana el-Bennâ’nın Hayatından Birkaç Çizgi

 

Hasan el-Bennâ, doğuştan yapıcı, harekete geçirici, teşkilatçı bir insandır. Cemiyet ve cemaat işlerini kolaylıkla organize edip sistemleştiriyordu. Bu nedenle lise yıllarında ilk cemiyetini kurmuştur.[8] Nafile ibadetlere devam etmesiyle ruhu enginleşmiş ve nefsi daha da paklaşmıştı. Genç yaşta bazı önemli şahsiyetlere mektuplar gönderip, onlara nasihat etmeye ve onların dikkatlerini toplumdaki kötülüklerin engellenmesi konusuna çekmeye çalışmıştı.

 

İslamiyet’in tüm yönleriyle hâkim olması için yönetimi ele geçirmeyi hedefleyerek faaliyette bulunmuştur. Mısır başta olmak üzere, birçok yerde etkili olmuş, fikirleri değişik bölgelerde taraftar bulmuştur. Hedefine ulaşmak için, sınırlı da olsa kuvvet kullanmayı kabul etmesi, devletlerin ve hükümetlerin İhvana karşı sert tedbirler almasına ve hareketin birçok etkili isminin ortadan kaldırılmasına bir gerekçe olarak gösterilmiştir.

Hasan en-Nedvî onun en mümtaz vasıflarını şöyle özetler: “Onda bir güvercinin yumuşacık ve nazik bedeni vardı ama yüreği şahinlerin, aslanların yüreğiydi. Ondaki şecaat, asalet, istikamet ve sebat kimsede yoktu. Ona ve İhvana reva görülen mezalim ancak Tatar vahşetinde veya engizisyon mahkemelerinde görülebilecek bir şeydi.” 

 

Hasan el-Bennâ’nın yüz hatlarında -devamlı- bir elem ve hüzün okunur. Kalbinde ve zihninde daima Müslümanların dertlerine çareler arama aşkı ve şevki vardı.

Hasan el-Bennâ içinde bulunduğu sürecin kendisine yönelik tehlikesini hissetmişti. Hatta bunu bir şekilde öğrenmiş de bulunuyordu. Bu sıralarda bir konuşmasında şöyle demişti: "Ben bu gece rüyamda Hz. Ömer'i gördüm. Bana, 'Hasan öldürüleceksin' dedi. Ben de kalktım sabaha kadar teheccüt namazı kıldım." 

O öldüğünde çocuklarına ihtiyaçlarını giderecek bir şey bırakmamıştı. Ailesi ev kirasını bile veremeyecek durumdaydı.[9] 

 

Ama Hasan el-Bennâ’nın muhaliflerine ve düşmanlarına duası daima şuydu: "Allah’ım sen benim kavmimi hidayete erdir. Çünkü onlar bilmiyorlar."

 

 İhvân-ı Müslimîn’in Dış ve İç Siyasette İzlediği Yol

 

Hasan el-Bennâ, kendi cemaatini şekillendirirken onu bir devlet gibi düşünmüş ve o şekilde bir organize biçimi oluşturmuştu. Cemaatini içte ve dışta şu güçlere karşı uyanık olmaya ve onların bertaraf olması için çalışmaya sevk ediyordu:

1. Öncelikle işgalci İngilizlere karşıydı ve onlara karşı cihad ilan etmişti.

2. İngilizler ve onunla birlikte hareket ederek devletlerin sayesinde Filistin’de kurulan Siyonist İsrail Devletine karşı da savaş halindeydi.

3. Filistin’de savaşmak için çok sayıda gönüllü toplamış ve onları silahlandırarak İsrail ile savaşa göndermişti.

4. Kral Faruk ve onun kadrosuyla arası açıktı ve onlara sert biçimde tenkitler yöneltiyordu.

5. Mısırda İslam Esası üzerine kurulmayan mevcut partilerin hepsinden teberri etmişti ve onların hepsini işbirlikçi, batıcı, hain ve İslam düşmanı olarak tanımlıyordu.

6. Mısırda mevcut Hıristiyanların misyonerlik faaliyetlerine düşmandı ve onların bu şekilde çalışmalarının engellenmesini istiyordu.

7. Dönemin tüm kral, sultan ve hükümet başkanlarına 1936’da mektuplar göndererek İslam’a dönmelerini, Müslümanlığı tüm idari, siyasi, hukuki, askeri, iktisadi, terbiyevi kurum ve kuruluşlarda esas almalarını, batıcı hayat tarzı ve bunun yansıması olan kurumları izale etmelerini istemişti.     

Siyonist İsrail Devletine karşı cihad ilan etmiş ve bu nedenle bir ordu kurmuş olan Hasan el-Bennâ, ülkesini işgal altında tutan sömürgeci İngilizlere karşı da savaş ilan etmiş ve onlara karşı ayaklanma başlatmıştır. Filistin meselesini İslam'ın meselesi olarak gündeme getirmiş ve Filistin'de savaşacak birlikler oluşturup cepheye göndermiştir. Bu birliklerden birinin başında da kendisi bulunmuştur.

 

Mısırda ve Dünyada Takibat

 

Hasan el-Bennâ dinimizi şöyle tarif ederdi: "İslâm, kulluk ve liderlik, din ve devlet, ruhanilik ve maddiyat, iş ve namaz, cihad ve itaat, Kur’ân ve kılıçtır. Bunlar birbirinden ayrılmaz." İslam’ın bu şekilde tanımlanmasının onun üzerinde yoğunlaşan baskıların şiddetinde etkili olduğu düşünülmektedir.

 

Siyonist İsrail ve İngilizler bu nedenle ona karşı saldırgan bir tutum izlemişler ve onun İngilizlerin güdümündeki Kral Faruk hükümeti tarafından öldürülmesi için baskı uygulamışlardır. Bunun yanında İhvân hareketinin kapanmasına, mallarına el konmasına ve mensuplarının tutuklanıp zindana atılmasına, orada büyük işkencelere maruz kalmasına ve pek çok öncüsünün öldürülmesine bu iki çizginin çok etkisi olduğu düşünülmektedir.

Nitekim 1948'de Yahudilere karşı cihaddan söz edince İhvân-ı Müslimîn Teşkilatı yasa dışı ilan edildi ve hemen kapatıldı. İngilizler de onun hareket alanını daralttılar. İngilizlerin güdümündeki Mısır hükümetleri, İngilizlerin emri doğrultusunda İhvân-ı Müslimîn'e baskı yapmaya başladı. Hasan el-Bennâ ve arkadaşları tutuklandı.

 

Mısır'daki sömürgeye son vermeleri için İngiltere'ye savaş ilan edilmesi, İhvân üzerindeki hükümet baskılarını artırmıştır. Teşkilat tamamen kapatılmıştır. Ama bu zor günlerde ülkeyi terk etmek zorunda kalan İhvân mensupları davalarından vazgeçmemiş, fikirlerini komşu ülkelere taşımışlardır. Bu bağlamda Suriye ve Yemen'de aynı isimle yeni hareketler başlamıştır. Filistin ve Ürdün'de de İhvân güçlü bir destek bulmuştur.

 

Hasan el-Bennâ’nın İstihbarat Tarafından Katledilmesi

 

Hasan el-Bennâ, İhvân’ın kapatılmasından sonra çalışmalarına "Müslüman Gençler" adıyla devam etti. Ama o da büyük bir baskıya maruz kaldı. Sevenleri bulundukları her yerde tutuklandı.

Hasan el-Bennâ, şahadetinden önce arkadaşlarının tutuklanması ve yapılan baskılardan ötürü herhangi bir ülkeye hicret etmek istemiş, fakat hükümet buna izin vermemiş, ülke içerisinde sığınma ve korunacak bir yere gitme talebi de reddedilmiştir.[10]

Şubat 1949’da Hasan el-Bennâ’nın (eniştesi tarafından kendisine tahsis edilen) hususi arabasına el kondu. Ruhsatlı silahı elinden alındı. Yanında korumalığını yapan iki kardeşi ve etrafında yer alanlar tutuklandı. 12 Şubat’ta konferanstan çıkarken saat 08.15’te silahlı saldırıya uğradı. Birkaç yara almasına rağmen katillerini kovaladı. Arabanın plakasını aldı. Hastaneye kaldırıldı. En ağır yarası omzundaydı. O da hayati tehlike taşımıyordu. Polis hastaneye müdahale etti, tedavi görmesini engelledi. Hastanede bir şekilde öldürüldü. Onun ölümüyle Kral Faruk’un bizzat ilgilendiği ve hastaneyi arayarak ölüm haberini almak istediği tespit edilmiştir.

Kral Faruk, el-Bennâ’dan sonra İhvân’ın Filistin’e gönderdiği mücahitler üzerine tanklar gönderdi, onları teslim aldı ve hapishanelere kapattı. Bu batının ümmetin başına diktiği şeytan tıynetli batıcı yöneticilerin her ülkede çekinmeden yaptıkları şeydi.[11] 

 

Cenazesindeki Müşahede Edilen Drama

Hasan el-Bennâ'nın öldürüldüğü günlerde Kahire'de camiler kapatıldı. Dışarı çıkan erkekler tutuklandı. Sokaklarda sadece polis ve askerler kaldı. Babası doksan yaşında idi. Cenazesi evine getirildi. Cenazesini mezarlığa götürecek adam bulunamadığı için, kız kardeşleri ve hanımı tarafından mezarlığa taşındı.

Onlar bunu yaparken etraflarını bir tabur asker sarmıştı. Askeri araçlar ve tanklar yol boyunca dizilmişti. Cenaze namazını bu kadınlar ve babası kıldı. Naşını da sadece bu bir avuç insan mezara indirmek zorunda kaldı. Bu olaylar bize Said Nursi ve Mehmet Akif’in cenazesini hatırlatmakta[12]ve küfrün ne kadar gaddar ve aşağılık bir tıyneti olduğunu ve bunun her yerde aynı olduğunu göstermektedir.

 

İhvan’ın İslam Ümmetine Tesiri

 

Hasan el-Bennâ’nın kurduğu bu hareket ve topluma sunduğu sade ve nezih İslam anlayışı Müslümanların yaşadığı bütün memleketlerde etkisini hissettirmiş, Arapça konuşan cemiyetler ondan ve hareketinden çok etkilenmişlerdir. Buralarda fikirleri model alınmıştır. İslami oluşumlar bu düşüncelerle şekillenmiştir. Ayrıca Türkiye, İran, Pakistan, Afrika ülkeleri, Endonezya, Malezya gibi ülkelerde de onun fikirlerinin etkisi olmuştur. İslam cemiyetlerinin çoğunda bu hareketin değişik bir versiyonundan söz edilebilir.

 

Hasan el-Bennâ büyük bir yazar veya müellif değildir. Dünya çapında eserler yazmamıştır.[13] Yine de onun bereketli mektebinde Seyyid Kutub, Abdulkadir Udeh, Said Ramazan, Yusuf Karadavi, Zeynep Gazali, Mustafa Sibâî, Seyyid Sabık, Mustafa Meşhûr, Muhammed Kutub, Hasan Turâbî,  Abbasî Medenî, Fethi Yeken, Abdulaziz Bedrî, İmaduddin Halil, Abdullah Ulvân ve Said Havva gibi nice İslam âlimleri, mütefekkirleri yetişmiştir. Bunlar ve benzerler eserleriyle, fikirleriyle Müslümanları pek çok açıdan aydınlatmışlardır.

 

Hasan el-Bennâ’yı doğru anlamak için sadece Mısır üzerinde düşünmek bizi yanıltabilir. İslami bilinç açısından onun mesajı ve misyonu incelendiğinde bu kadar dengeli ve bu kadar mutedil bir görüş ve düşünceye ulaşan İslam âlimlerinin çok az olduğu müşahede edilir. Sürekli baskı yemiş ve ezilmiş bir İslami hareketin bugüne kadar sindirilmiş veya unutulmuş olması gerekirdi. Çünkü Hareketin gelişim sürecinde en az beş altı kere başı kesilmiştir. Hiçbir hareket bu kadar uzun süre takibata maruz kalmamıştır.[14]

 

Yine de gerçekler Hasan el-Bennâ’nın ölmediğini, düşünce ve eylemleriyle aramızda yaşadığını göstermektedir.[15]Bugün Fas’tan Moritanya’ya, Sudan’dan Senegal’e, oradan Pakistan ve Yemen’e kadar İslam coğrafyasının büyük bir kesiminde imkânı sağlandığı takdirde, sistem İhvân eline geçecektir. Filistin için 1948’den beri bedel öden İhvân elbet bugün herkesten daha çok orada devlet olmayı hak etmiştir. Suriye’de 1982’den beri binlerce evladını feda eden kadrolar da yine İhvân mensuplarıdır. Elbet burada da iktidar er-geç onları beklemektedir.[16] Belki onun için batılılar hala fosilleşmiş baskıcı diktatörleri ve kralları desteklemektedir. Çünkü bir kralı kontrol etmek, siyasal açıdan bilinçlenmiş, akide ve ahlak olarak İslam hakkında esaslı bir eğitimden geçmiş ve devlet gibi kadrolaşmış bir camiayı kontrol etmekten daha kolaydır.     

 

İhvana en büyük darbe kendi içinden gelmiştir. Kimi gençler ve hamaset sahibi kontrolsüz kişiler yıllarca İhvân Hareketini bölmeye ve onun içinden başka yol ve yöntemlere başvuran bir hareket çıkarmaya ve böylece onu dünya kamuoyunda mahkûm etmeye çalışmışlardır. Seyyid Kutup ve Mevdudi’nin görüşlerini sivrilterek ve kimi görüşlerinin ucunu uzatarak birtakım hükümlere ulaşan bazı kimseler daha bu zatlar hayattayken onlarla kızgın tartışmalara girmiş ve onları yoldan çıkmakla suçlamışlardır. Hâlbuki İhvân-ı Müslimîn'in Hasan el-Bennâ'dan sonraki en güçlü temsilcisi, harekete 1951 yılında katılan Seyyid Kutub ve Zeynep Gazali’dir. Bir Müslüman haddini aşmadan bu zevatın yoldan çıktığını nasıl söyleyebilir. Onların yanlışa düştüğünden söz edenlerin yanlışta olma ihtimalleri daha yüksek görülüyor. Yüce Allah hepimize iz’ân ve ahlak-ı hamide nasip etsin...

 

Dipnot

 



[1]- Hayatı şu parantezde gün yüzüne çıkmıştır: (14 Ekim 1906- 12 Şubat 1949).

[2]- Ahmed b. Abdurrahman el-Bennâ’nın geniş biyografisi için bkz. El-Fethu’r-Rabbânî Alâ Müsnedi Ahmed, son cilt. 

[3]- Bu ceht ve gayret, okuduğu okullarda hiçbir varlık gösteremeyen, tüm derdi ve himmeti sadece okulunu bitirip bir devlet memurluğu veya özel işyerinde bir göreve atanmak olan çağın genç Müslümanlarına bir ibret tablosu olmalıdır.

[4]- Bu tutum, yıllarca birçok hocayı dinleyip kılını kıpırdatmayanlara ithaf olsun.

[5]- Hasan el-Bennâ, Resâilu Hasan el-Bennâ, Müesseset’ur-Risale, s. 274.

[6]Cemaatin 1948’de 1.000.000 erkek mensubu olduğu, gizli teşkilatında çalışan 70.000 silahlı askeri olduğunu söyleyip yazanlar da vardır. Bkz. El-Mecelletu’l-Münâdıl, s. 52 (sayı 128, yıl 1979).

[7]Onun için Nakrâşî hükümeti, sürekli İhvân’ın her an inkılap yapacağı endişesini taşımıştır. Bkz. El-İhvân Kübrâ’l-Herekât, s. 43.

[8] -"Haramlara Karşı Mücadele Cemiyeti…" Bunun yanında Cemiyyetü'l-Ahlâkı'l-Edebiyye topluluğunda çalıştı. Ayrıca Cem'iyyetü men'i'l-Muharremât gibi kuruluşlarda görev almıştır. Bu dönemde Hassâfiyye tarikatı şeyhi Abdülvehhab el-Hassâfi'ye intisap etmesi, onun mutasavvıf çevrelerle yakın bir ilişki kurmasında etkili olmuş; müteakip dönemlerde Cem'iyyetü'l-Hassâfiyye el-Hayriyye ile eş-Şübbânü'l-Müslimîn'in kurulmasında önemli bir rol oynamıştır.

[9]- Onun bu hali, yazdıkları İslami eserler, makaleler ve yaptıkları yayınlarla servet sahibi olan, lüks arabalar, yazlıklar, katlar, yatlar alan Müslüman davetçilerin kulağına küpe olsun.

[10]- Bu tutum, İmam Hüseyn’in, İbn Ziyâd’ın askerleri tarafından yolu kesilince onlara önerdiği üç teklifi hatırlatıyor: “1. Geldiği yere dönmesine izin verilmesi, 2. Yezid ile meselesini yüz yüze çözmeyi teklif etmesi, 3. Hudut boylarına gönderilip oradaki halkın şartlarına tabi tutulması.”

[11]- Hükümet her ne kadar suikastı örtbas etmek gayesiyle basın kuruluşlarına sıkı bir sansür uygulamış, kimse bu suikastı konuşmamış, irdelememiş ve soruşturmamışsa da günün birinde dönemin İngiliz işbirlikçisi Kral Faruk devrilmiştir. Yerine gelen hükümet 1952’de başlatılan soruşturma ve yargılama sürecinde gizli polis teşkilatının birkaç mensubu suçlu bulunmuş ve müebbet hapisle cezalandırılmışlardır.

[12]- Saîd Nursî 1960’ta Şanlıurfa’da vefat ettiğinde halk ona büyük ilgi göstermiş ve onu ziyarete yoğunlaşmıştır. Günün hükümeti veya cuntası bir gece onun naşını kabrinden almış ve izini kaybettirmiştir. Kimi rivayetlere göre Akdeniz’e attırmıştır. Mehmet Âkif’in cenazesine kimsenin katılmasına izin verilmemiş ve sert tedbirler alınmıştır. Buna rağmen ancak birkaç üniversite öğrencisi canını dişine takarak onun cenazesine katılabilmiştir.

[13] Hasan el-Bennâ'nın başlıca eserleri, Müzekkirâtü'd-Da'veti ve'd-Dâ'iyeti  ve Mecmû'atü Resâili'l-İmami'ş-Şehîd Hasan el-Bennâ adlı eserleridir. İlki 1942 yılına kadarki hatıralarını ve bu hatıralar vesilesi ile dile getirdiği fikirlerini ihtiva eden eseridir. İkincisi ise muhtelif dönemlerde kaleme aldığı sekiz risaleden oluşan ve daha ziyade İhvân-ı Müslimîn teşkilatının gaye ve metotları ile onun bu teşkilat hakkındaki tespitlerinin yer aldığı  adlı mecmuadır. El-Bennâ'nın bundan başka İhvan-ı Müslimîn'in resmî yayın organları olan muhtelif gazete ve dergilerde de yazıları yayımlanmıştır.

[14]Seyyid Kutub, Hareketin başına sarılan belaları yorumlarken der ki: “Düşman, İhvanı imha kararı aldığında ihvan artık beşer elinin ulaşamayacağı kadar büyük bir çınar olmuştu. Düşman her saldırısında ancak bir dalı tutup koparıyordu. Ancak onun yerine daha gür ve güçlü dallar hemen filizleniyordu.” Bkz. Dirâsâtun İslamiyye, s. 97.

[15]“Hasan el-Bennâ, yapı konusunda gerçek bir ustaydı hatta insan ve toplumu yapılandırma konusunda bir dehaydı.” Bkz. Dirâsâtun İslamiyye, s. 97.

[16]Gerçek manada bir özgürlük ve adil bir seçim olduğunda Filistin, Ürdün, Tunus, Cezayir, Fas, Sudan, Mısır, Libya, Yemen, Suriye, Haremeyn-i Şerifeyn vb nice devletlerin hükümetlerine en güçlü adayların birçok açıdan denenmiş mekanizmaları ve sağlıklı bir organizmayı yapısal ve formal açıdan kurup geliştirme gücüne sahip yegâne yapının İhvan yapılanması olacağı artık gün gibi ortadadır. Bunda usta bir mimar olan Hasan el-Bennâ’nın düşünce, yaklaşım ve yorumlarının etkisiinkar edilemez. 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul