14 Aralık 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / ÜMMETİN HAREKET ÖNDERLERİ

ÜMMETİN HAREKET ÖNDERLERİ

                                         

 Ümmetin Gücü ve Onuru

 Müslümanlar topluluğu Kur'an-ı Kerim'de ve sünnette “ümmet” olarak tanımlanır. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: "Şüphesiz sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de Rabbinizim. Öyleyse benden sakının." (Mu'minun, 23/52) Bir başka âyeti kerimede de şöyle buyrulmaktadır: "İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin." (Enbiya, 21/92) Resulullah (s.a.s.) de bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur: "Mü'minlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine acımadaki örnekleri adeta bir beden örneğidir. Onun bir organı rahatsız olduğunda diğer organları da uykusuzluk ve ateşle ona katılır."

 

 Burada Müslümanların ümmet olarak bütünlüğüne, birliğine dikkat çekilmekte, her zaman birbirleriyle dayanışma içinde olmaları gerektiği vurgulanmaktadır. Zaten sömürgeci güçlerin Müslümanlar üzerinde dünyevi üstünlük sağlamaları ve onları siyasi yönden hâkimiyet altına almaları da bu şuurun yani ümmet şuurunun zayıflatılmasından sonra olmuştur.  Tarih boyunca da ümmetin gücünü birliği ve bu birliği muhafaza eden otoritesi temsil etmiştir. Bu güç onun izzet ve onurunu muhafaza etmesini sağlamıştır.

 Dava ve Hareket Önderleri

Tarihte Müslümanlar bazı dönemlerde aralarına giren fitneler, hâkimiyet ve otorite kavgaları, ümmet bütünlüğünü bozan ideolojik sapmalar ve benzeri etkenler yüzünden küçük parçalara ayrılarak gerçek güçlerini kaybetmişlerdir. Bu durum karşısında Müslümanların yeniden ümmet kimliğine kavuşmaları, onurlarına sahip çıkacak, İslâm'ı hayata hâkim kılacak güçlü bir otorite oluşturmaları için onlara öncülük edecek bazı liderler çıkmıştır. Bu liderlerin Müslümanların toparlanıp yeniden izzetlerine kavuşmalarında önemli yerleri vardır. Onlar Müslümanların silkinip toparlanmalarına, gerçek kimliklerine kavuşmak için çalışmalar başlatmalarına vesile olan, bu konuda kendilerine öncülük eden dava ve hareket önderleridir.

 İmam Hasan el-Benna'nın Öncülüğü

 Müslümanların en çok sarsıntı ve dağılma yaşadıkları dönem onların ulusal kimliklere göre ayrışmalarına, Kur'an ve sünnetteki ümmet tanımlamasını siyasetten, devlet yapılanmasından, coğrafi şekillenmeden uzak tutmalarına yol açan ideolojik sapmaların adeta bir hastalık gibi yayıldığı modern çağdır. Bu çağda ulusal kimliklere göre şekillenen küçük devletler ve devletçikler ortaya çıktığından Müslüman toplumların hak ve değerlerine öncelik veren bir siyasi otorite kalmadı. Ümmetin bütünlüğünü temsil eden siyasi otorite durumundaki hilafet müessesesi ise tamamen ilga edildi. Ulusal kimliklere göre şekillenen ve kendi siyasi sistemlerine de kavmiyetçi anlayışlara göre şekil veren siyasi otoriteler ise kendi aralarında bir güç birliği oluşturmak yerine birbirlerinin ayağını kaydırma amaçlı politikalara yöneldiler. Bu konuda emperyalist güçlerden destek alabilmek için onların güdümüne girmekte ve dikte ettikleri politikaları uygulamakta beis görmediler. Bu tutum da Müslüman toplumların güç ve izzetlerini kaybetmelerine, zayıf düşürülmelerine ve her tarafta ezilmelerine sebep oldu.

 

 Hasan el-Benna, Müslümanların bu durumdan kurtulmaları, yeniden izzetlerine kavuşmaları, ümmeti temsil edecek otoriteyi yeniden ihya etmeleri ve güçlerini birleştirebilmeleri için Mısır'ın İskenderiye şehrinde bir hareket başlattı. O henüz 22 yaşındayken hilafetin ilga edilmesinden dört yıl sonra başlattığı bu harekete de Müslüman Kardeşler adını verdi. Başlattığı hareket ümmetin yeniden İslâmî kimliğine ve bütünlüğüne kavuşması, İslâm'ı hayata hâkim kılması için ortaya çıkmıştı. Hilafetin ilgasından sonra bu amaçla oluşturulan ilk hareket olması sebebiyle ve el-Benna'nın da çok geniş çaplı çalışma yürütmesi sonucunda hızla yayıldı. Tüm İslâm âlemine mesajını ulaştırdı. Bu itibarla Hasan el-Benna bir dönemin öncüsü ve dava önderi oldu. Başlattığı hareket içinde birçok hareket ve fikir önderi yetiştirdi.

 Hasan el-Benna ve Müslüman Kardeşler Sempozyumu

 Medeniyet Derneği ve Genç Birikim Derneği geçtiğimiz ay, 5-6 Mayıs 2012 tarihlerinde Ankara'da Kocatepe Kültür Merkezi'nde "Uluslararası Hasan el-Benna ve Müslüman Kardeşler" sempozyumu adıyla geniş katılımlı ve oldukça etkili bir akademik sempozyum düzenledi. Bu vesileyle Arap dünyasındaki son kitlesel hareketlerle birlikte öne çıkan ve yeniden yapılanmalarda önemli yer edinen Müslüman Kardeşler hareketi ortaya çıkışından bugüne kadarki süreciyle değişik boyutlardan ele alındı. Hareketin lideri İmam Hasan el-Benna, hayatı, mücadelesi ve fikirleri hakkında muhtelif tebliğler sunuldu.

 

 Konuşmacıların birçoğu Resûlullah (s.a.s.)'ın, Yüce Allah'ın İslâm ümmetine her asırda bir yenileyici yani müceddit göndereceğine dair hadisine dikkat çekerek İmam Hasan el-Benna'nın da bir asrın ve hatta bir dönemin müceddidi olduğunu dile getirdi. Onun çok genç yaşta bir harekete ve davaya öncülük ettiğine, ömrünün sadece 43 yıl sürmesine ve bunun yarıdan çoğunun tahsil dönemiyle geçmesine rağmen oldukça aktif bir mücadele yürüterek davetini çok geniş bir alana ulaştırmayı başardığına ve izlediği metotta Resûlullah (s.a.s.)'ın uygulamalarını kendisine örnek edindiğine dikkat çektiler. İmam Hasan el-Benna'nın okulunda yetişen, onun çizgisini sürdüren dava ve hareket önderlerinin de zulüm rejimlerinin baskılarına rağmen amaçlarına ulaşmak için çalışmalarını kararlılıkla yürüttüklerini ifade ettiler.

Yeniden Yapılanma Döneminde İslâmî Hareket

Bugün İslâm âlemi bir değişim ve yeniden yapılanma sürecine girmiş durumda. Özellikle Arap dünyasındaki halk ayaklanmalarıyla birlikte bu süreç hâkim sistemlerin yeniden şekillendirilmesi merhalesine girdi. Müslüman halkların değer ve ilkelerinin sisteme şekil verebilmesi ve iktidara taşınabilmesi konusunda ciddi bir beklenti olduğu görülüyor. Diktatörlerin devrilmesi sonrasında gerçekleştirilen seçimlerde halkların özellikle İslâmî oluşumlara yönelmeleri ve iktidarda onların söz sahibi olmalarını istemeleri de bu konudaki temayülü ve beklentiyi ortaya koyuyor. Fakat bir yandan da uluslararası güçlerin, çağdaş emperyalizmin gidişattan rahatsız olduğu müşahede ediliyor. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz dönem oldukça hassas bir dönemdir. Bu hassas dönemde emperyalist güçlerin sinsi oyunlarının tutmaması, Müslüman halkların taleplerinin gerçekleşmesi ve ümmetin yeniden izzetine kavuşabilmesi için İslâmî harekete önemli görev düşüyor. Ama İslâmî hareketin bu görevini yerine getirebilmesi için de komplo teorileri üreticilerinin oluşturduğu fikir akıntısına kendimizi kaptırmaksızın, eğri ile doğruyu iyi teşhis etmemiz gerekir.

 

 Not:  Ankara'daki Uluslararası Hasan el-Benna ve Müslüman Kardeşler Sempozyumu için hazırladığımız "Müslüman Kardeşler'e Yöneltilen Eleştiriler ve Cevapları" başlıklı tebliğimizin tam metnini kişisel web sitemizde yani www.vahdet.info.tr adresinde bulabilirsiniz. Sempozyumda sadece 15 dakikalık bir konuşma süremiz olduğundan hazırladığımız metinden sadece özet bir bilgi ve bazı konuların başlıklarını sunabildik. Dolayısıyla konuyu merak edenlerin web sitemizdeki tam metni okumalarını öneririz.

Sempozyumda tüm konuşmacılara 15 veya 20 dakikalık bir konuşma süresi verildiğinden hemen herkesin konuşması hazırladığı yazılı metnin özet bilgilerinden oluşuyordu. Yazılı metinler ise iki ciltlik kitap halinde basıldı. Bu kitabı İstanbul'da Medeniyet Derneği'nden Ankara'da Genç Birikim Derneği'nden veya bunlardan biriyle irtibata geçerek postayla temin etmek mümkündür.

Tutsakların Onur Mücadelesi

 Filistin direnişi esir aldığı işgalci asker üzerinden yaptığı pazarlığı siyonist işgal devletine kabul ettirmeyi başarınca işgal yönetimi 1100 kadar tutsağı serbest bırakmak zorunda kalmıştı. Ancak bu sayı işgal zindanlarındaki Filistinli tutsakların sadece beşte birlik kısmına tekabül ediyordu. 4700 kişi hâlâ zindanlarda tutuluyordu. Üstelik işgal yönetimi onlara Shalit Kanunu adını verdiği bir kanunla son derece insanlık dışı muamelelerle eziyet ediyordu. Ayrıca daha önce başlatmış olduğu idarî hapis uygulaması vs. gibi hukukla ve yasalarla hiçbir ilgisi olmayan uygulamalarını da sürdürüyordu. Bunlarla da yetinmeyip esir takası anlaşmasındaki taahhütlerine uymayarak özellikle Batı Yaka bölgesinde serbest bırakılanlardan bazılarını yeniden hapse attı. Filistinli tutsaklar da bütün bu uygulamalara karşı toplu açlık greviyle direniş başlatma kararı aldılar. Ellerinde başka bir rehine asker bulunmadığı için adeta kendi bedenlerini birer rehine olarak kullanmak suretiyle işgal yönetimine karşı direnmeye başladılar. Tutsaklar "zindanda da olsa onurumuzla yaşayacağız" sloganıyla başlattıkları ve "onur grevi" adını verdikleri bu direnişlerinde kararlı olduklarını ve ya taleplerini kabul ettireceklerini ya da ölünceye kadar grevi sürdüreceklerini bildirdiler.

 

 Filistin halkı da bu mücadelede tutsakların onur direnişine kilitlenmiş durumdaydı. Açlık grevine katılanlardan birinin hayatını kaybetmesi kuvvetli ihtimalle büyük bir sosyal patlamaya sebep olacaktı. Arap dünyasındaki intifada da toplumdaki tepki potansiyelini güçlendirmişti. Herhangi bir sosyal patlama sadece bir bölgeyi değil 1948'de işgal edilmiş bölgeler dâhil olmak üzere işgal altındaki tüm Filistin'i saracaktı. Filistin'in her tarafını kuşatacak geniş çaplı bir halk ayaklanmasının tüm İslâm âleminde ve hatta bütün dünyada etkisini göstereceği, siyonist işgale karşı sivil tepkilerin yaygınlaşacağı da tahmin ediliyordu.

 

Tutsakların bazıları ferdi açlık grevleri başlattılar ve kararlılıkla sürdürdüler. Filistin'de "Esirler Günü" olarak ihya edilen 17 Nisan tarihinde de toplu açlık grevi başlatıldı. Greve başlangıçta 1350 tutsak katıldı. Sonra katılanların sayısı günden güne arttı ve iki bini aştı. 28 gün süreyle hiç taviz verilmeden ve kararlılıkla sürdürülen onur grevi karşısında işgal yönetimi tutsakların onurla yaşama veya ölüm dışında bir seçeneği kabul etmeme kararlarında ısrarlı olduklarını görünce Mısır'ın aracılığıyla istenenleri kabul etmek zorunda kaldı. Tutsaklar herhangi bir ara çözüme razı olmadığından işgal yönetimi onların tüm isteklerini uygulayacağına dair anlaşmayı imzaladı.

 

Tutsakların isteklerinin başında hücre cezalarına son verilmesi geliyordu. Siyonist işgal devleti özellikle direnişin öncülerine ve fiili eylemlere katılanlara hücre cezası uyguluyordu. Bunlar 2x2 veya 2x3 m2 kapasiteli, ışık görmeyen tek kişilik hücrelere kapatılıyor ve günün 23 saatinde burada tutuluyorlardı. Bu süre içinde tüm ihtiyaçlarını o hücre içinde görmek zorunda kalıyorlardı. Sadece bir saatliğine dış koridora çıkmalarına imkân tanınıyordu. O zaman da yine açık alana çıkmalarına izin verilmiyor ve ayaklarına pranga vuruluyordu. Bu şekilde on yıl süreyle hücre hapsine maruz bırakılanlar vardı. Özellikle Hasan Selame, Abdullah Bargusi, Ahmed Saadat gibi hareket önderleri tecrite maruz bırakılanların başında geliyordu. Hatta işgal devleti pazarlık aşamasında üç kişiyi müstesna tutmak istedi. Ancak tutsaklar kesinlikle ara çözüme ve istisnaya razı olmayacaklarını, tüm hücre mahkûmlarının çıkarılması kabul edilinceye kadar onur grevlerini sürdürmekte kararlı olduklarını bildirince işgal devleti de kabul etmek zorunda kaldı.

 

 İkinci önemli talepleri idari hapis cezalarının uzatılması işlemlerine son verilmesi, idari hapis cezasıyla gözaltına alınanların ya mahkemeye çıkarılmaları ya da serbest bırakılmasıydı. İşgal devleti Filistinlilere mahsus olarak yürüttüğü bu uygulamaya göre bir kişiyi hiçbir yargılamaya tabi tutmadan altı ay süreyle hapse atabiliyor, bu sürenin dolmasından sonra da yine hiçbir yargılamaya başvurmadan altı ay süreyle uzatabiliyor ve uzatma işlemini yirmi kere tekrar edebiliyordu. Bu da bir kişinin hiç mahkemeye çıkarılmadan, yargıya tabi tutulmadan on yıl süreyle hapiste tutulabilmesi anlamına geliyordu. İşgal devleti yeni uygulamaya göre ilk gözaltı süresinin dolmasından sonra ya mahkemeye çıkarmak veya serbest bırakmak zorunda olacak.

 

 Üçüncü önemli talepleri ise aşağılayıcı aramalara son verilmesiydi. İşgal yönetimi gerek tutsakları ve gerekse onları ziyarete gelen yakınlarını çırılçıplak ederek ya da ekranda çıplak bir şekilde gösteren cihazlardan geçirerek aramaya tabi tutuyor, aşağılayıcı muamelelerde bulunuyordu. Tutsaklar bu tür aramaların da son bulmasını işgal yönetimine kabul ettirdiler.

 

 Bir diğer talepleri ise Gazze'de ikamet eden ailelerin de çocuklarını ziyaret etmelerine imkân verilmesiydi. Çünkü işgal yönetimi 2005'te Gazze'den işgal askerlerini çektikten sonra buranın Filistin'in diğer bölgeleriyle irtibatını keserek bu bölgede ikamet eden ailelerin işgal zindanlarında tutulan çocuklarını veya yakınlarını ziyaret etmelerini engellemeye başladı.

 

 Bunlara ek olarak hapishanelerdeki hayat şartlarının iyileştirilmesi, Shalit Kanununun tamamen uygulamadan kaldırılması, tutsakların avukatlarıyla daha rahat görüşebilmeleri gibi isteklerini de anlaşma şartlarına dâhil ettiler.

 

 İşgal devletini tutsakların bu taleplerini kabul etmeye zorlayan onur grevine İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) ve İslâmî Cihad Hareketi öncülük etti. Katılanların büyük çoğunluğunu da İslâmî hareket mensupları oluşturuyordu. Örneğin sayı iki bine ulaştığında 1600 kişi İslâmî hareket mensuplarındandı. Ayrıca bazı sol gruplar da destek verdiler. Fetih teşkilatı ise eyleme destek vermedi, ama mensuplarından münferiden katılanlar oldu. Abbas yönetimi ve hükûmeti ise eylemden yana değildi.

 

 Filistinli tutsakların onur grevi siyonist işgal yönetimini onların taleplerini kabul etmeye zorladığı gibi dünya kamuoyunun da bütün bu uygulamalardan, insanlık dışı muamelelerden haberdar olmasını, siyonist zulmün gerçek kimliğini biraz daha yakından görmesini sağladı. Ancak asıl zafer tüm bu tutsakların tamamen özgürlüklerine kavuşmaları, onların savundukları kutsal beldenin ve Mescidi Aksa'nın siyonist işgalin esaretinden kurtarılması halinde elde edilmiş olacaktır.

 Filistinli tutsakların onur greviyle işgalci siyonisti hizaya sokmak mümkün olurken, düşündürücü olan   Suriye'deki Baas zulmünün korkunç vahşetinin hiçbir sınır tanımadan devam edebilmesi ve üstelik kendini “İslâm Cumhuriyeti” olarak tanımlayan yönetimin de böyle bir zulme destek verebilmesidir.

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul