19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / Firavun'un Yargısı ve Modern Çağlarda Yargı Algılamaları

Firavun'un Yargısı ve Modern Çağlarda Yargı Algılamaları



Abdullah Hakan

Bir sistem açık bir şekilde İslam dininde farz olan bir hükmün uygulanmasını yasak ederse, o sistemin hüküm sahipleri ceylan derisi koltuklarda da otursa, buradan fışkıran küfür ve şirk kokusunu abdestli dahi olsa hiçbir beden bastıramaz ve yok edemez. Mesele her inanç ve fikir sisteminin kendini ifade ettiği kavramların doğru anlaşılmasıdır. Bu kavramların doğru anlaşılması ve kullanılması o sistemin doğru ifade edilmesini ve işlemesini sağlayacaktır. İslam''da bir inanç sistemi olduğuna göre elbette onun da anahtar kavramları vardır; Rab, İlah, ibadet, şirk, tevhid… vs. gibi. Bu bağlamda İslam''a ait kavramlardan biri de "hüküm ve yargı" kavramlarıdır. Bu kavramlarda günümüzde iyice insan hayatında ön plana çıkmaya başlamıştır.
Modern çağların insan ve toplum anlayışında "Yönetim ve Hakimiyet" insan merkezli olup bireylerin yönetim ve idareye daha katılımları teşvik edilmiş, görünürde insanlar yaşadıkları ülkelerdeki sistemleri, denetleyebilir ve hesapta yargılayabilir hale gelmişlerdir. Ama ne hikmetse! bu yaşadığımız ülkede maalesef böyle değildir. İki yüzlülük, çifte standart her şeyde olduğu gibi sistemin kendi temel(akâidi) ilkelerinde de devam etmektedir. Din ve vicdan hürriyeti, o dinin gerekleri yerine getirilmeye kalkışıldığında sona ermekte ve "kamusal alan" adı altında "kağıt üzerindeki hürriyet" sözüm ona, gerçek hakimiyet sahiplerince firavunvâri yasalarca belirlenmektedir. 
İslam şeraitinde ise hüküm ve yargı ancak ve ancak Allah(cc) ve Resul''e (as) aittir. "Aralarında Allah''ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah''ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına belâ etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır. Yoksa onlar (İslâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah''tan daha güzel kim vardır?" (Maide 5/49-50) 
Bu ayetler Allah''ın hakimiyetinin ve yargılamasının sadece kozmik anlamı olmadığını ortaya koymaktadır.
Özet olarak Allah''ın hükmü ile hakimiyet ve yargılama direkt olarak tevhidin meselesidir.
Peygamberler toplumlarını tevhid anlayışına çağırmak için gelmişlerdir: Kur''an "Andolsun ki biz, "Allah''a kulluk edin ve Tâğut''tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik" diyor. Demek ki imanın odak noktası ve temel dayanağı tevhidin bu kısmıdır. İnsan bunun için yaratılmış ve peygamberler bunun için gönderilmişlerdir. Kişiyi müşrik olmaktan kurtarıp muvahhid (Allah''ı birleyen) kılan da budur. Sınırsız yetki ve ictihad hakkını kendi kurdukları mahkemelerine tanıyanlar bu ayetleri dikkate almak zorundadırlar.
Bugün de halkın üzerinde tahakküm ederek ilahlığa kalkışan kimseler, kendi yanlış uygulamalarının bir sonucu olarak ortaya çıkan problemleri çözmek için, başka zaman değer vermedikleri halkı kültürlerindeki birtakım değerleri okşayarak ve kullanarak problemin çözümünde ileri sürüyorlar. Yaşadıkları coğrafyada en temel hakları gasp edilen insanlar, gasıp konumunda olan bir sistemi cahilliklerinden dolayı vatan-millet-sakarya edebiyatıyla savunmakta sistemi sahiplenmektedir. 
Tamamen laik ve başörtüsü karşıtı olan iki ırkçı kesim kapıştığında ne acayiptir ki "toprak korkusu" ile tağutun safında yer almaktadırlar. Tıkanan tağuti sistemi namaz abdest ehli insanların açmaya çalışması o sistemin "koyu yeşil" tağut olmasından başka bir işe yaramaz.
Kısacası, Müslüman olarak bizler yeryüzünde yaşadığımız sürece, sahte rablerin, halkı kendi düzenlerini koruma yolunda kullanmak için bir araç olarak kutsallaştırıp kullandıkları toprak parçasından/yurdumuzdan çıkarılmayı bir tehlike olarak değil, asıl mensup olduğumuz dinimizden çıkarılmayı bir tehlike olarak algılayıp ona göre davranmalıyız. Araf süresinin 110. ayetindeki "o sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor" şeklindeki ifadenin Firavuna ait olduğunu ve bu sözü, halkını Hz. Musa''ya kaptırmamak için söylediği bir yalan olduğunu unutmayalım.
ALLAH''tan başka hiçbir şeyin etkilemediği bir imana sahip olmak, O''nun rızasını kazanıp ayrı düştüğümüz asıl vatanımız olan cennete kavuşmak, hayat kavgamızın asıl mayası olmalıdır. Müslümanlar toplumun zihinsel iman ve hicretini gerçekleştirmek için kültürel intifadaya tüm hızıyla devam etmelidirler. 
Ne acıdır ki günümüz insanı nereden bakılırsa bakılsın tam bir dünyevileşmiş ideoloji insanıdır. Maalesef insanımız kendinde söküp atmayacağı şekilde vahiy-dışı bir mantaliteyle düşünür ve davranış sergiler hale gelmiştir.
Tevhidi duruş ve vahyin belirlediği siyaseti önemsemeyip "kitleleşme" cazibesine kapıldığımız için tüm kadim Peygamber sünnetini kurban ediyoruz. Cebimizi doldurmak adına "siyaset" adı altında milletin güvenini aç köpeklere yem diye atıyoruz. Birbirleriyle aynı usûlü paylaşmadan, sadece birbirleriyle temas eden Müslümanlar birbirleri için yaşamayı gözden çıkarmış durumdalar. Resmen küresel cahiliyeye karşı kendi tevhidi dinamiklerimizle yapılması gereken cihadı terk ettik. Müslüman''ın izzeti ve kurtuluşu ancak bağımsız bir İslami yapılanmayla mevcuttur.

Hayat, mayat diyorlar
Benim gözüm mayatta
Hayatın eksiği var
Hayat eksik hayatta 
Takınsam kanat manat
Kuş muş olsam seğirtsem 
Bomboş vatana inat 
Matana doğru gitsem. 
NFK

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul