22 Kasım 2017 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / HAYAT NİZAMI DİN: İSLÂM

HAYAT NİZAMI DİN: İSLÂM

                                                              

 

                                                                                                                                      

 

“Hiç şübhesiz din, Allah katında İslâm’dır. Kitab verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık ve hakka başkaldırma ( bağy ) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse (bilsin ki,) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir.”1

İlk insan, ilk peygamber ve ilk medeniyet kurucusu olan Âdem’den (a.s.), son Nebî ve son Rasul, Rasulullah Muhammed’e (s.a.s.), kadar bütün Nebîlerin ve Rasullerin dini, İslâm idi… Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın Nübüvvet ve Risâlet ile vazifeli kılıp insan kullarını, “Beşîr ve Nezîr” yani, müjdeleyici ve uyarıp, korkutucu olarak gönderdiği bütün Peygamberler, Allah katında yegâne din olan, İslâm’ın peygamberleridirler. Kelîmullah Musa (a.s.), İslâm’ın peygamberidir, Yahudî’lerin peygamberi değil!.. Ruhullah İsa İbn Meryem (a.s.), İslâm’ın peygamberidir, Hıristiyanların peygamberi değil!.. Ve diğer peygamberler de İslâm’ın peygamberleridirler. (Allah’ın salât ve selâmı cümlesinin üzerine olsun)…

Allah katında din İslâm’dır ve İslâm’dan başka hak din yoktur… İslam’dan başka bir din edinenden, hiçbir şey kabul etmeyeceğini beyan buyuran Rabbimiz Allah, ancak İslam’ı ve İslam’ın gereğini yapanlardan kabul ettiğini apaçık bildirmiştir:

“Kim İslam’dan başka bir din ararsa (veya benimserse) asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır.”2

Ve Allah’ın insan kullarına en büyük nimeti olan İslâm dini tamamlandı. Allah, muvahhid mü’min kulları için İslâm’ı din olarak seçip beğenmiş ve ondan razı olmuştur.

“Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı seçip beğendim.”3

Allah’ın, insan kulları için seçip razı olduğu hak din İslâm, insanlık tarihi boyunca hangi kavme, hangi kabileye sunulmuş, tebliğ edilip davet gerçekleşmiş ise, şeriatı ve minhacı ile birlikte gündeme gelmiştir… İslâm şeriatı, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın kulları için teşri kıldığı hükümler, yani emirler ve nehiylerin bütünüdür. Minhac ise, bunların hayata uygulanışı ve Allah’ın muradına göre işlenişidir… İşte “Kitab ve Sünnet” budur… Kitab, Allah Azze ve Celle’nin hükümleri, sünnet ise o hükümlerin hayata uygulanışı ve hayatın Allah’ın hükümlerine göre düzenlenişidir…

Hak din İslâm, Allah’ın yalnızca kendisine ibadet etsinler diye yarattığı insan kullarının dünya hayatlarını, yaratılış gayesine uygun düzenlemeye ve onları ahiretteki sonsuz mutluluğa hazırlamaya gönderilmiştir… Bundan dolayı İslâm, insanların ferdî, ailevî ve toplumsal hayatlarını, fıtratlarına uygun hükümlerle düzenlemeye talibdirler… Bunun için İslâm, hayata talib, devlete talib ve hükümete talibdir…

Rasullerle gönderilen her kitabı, birbirini tasdik eden İslâm, hayat nizamıdır… Onun her kitabı hayata düzen veren hükümler kitabıdır… Allah’ın hükümleri!.. İnsan kulları arasında bu hükümlerle hükmolunsun diye inzâl buyuran Allah, kitabını uygulaması ve hayata hakim kılması mücadelesini vermesi için Nebîlerini ve Rasullerini görevli kılmıştır…

Âlemlerin Rabbi Allah, insan kullarına gönderdiği son mesaj ve son çağrısı olan Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“Gerçek şu ki, Biz Tevrat’ı, içinde bir hidâyet ve nûr olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah’ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (Onunla hükmederlerdi). Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafîr olanların tâ kendileridir.

Biz onda, onların üzerine yazdık: Cana can, göze göz, burnu burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Amma kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o, kendisi için bir keffârettir. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanların tâ kendileridir.

“Onların (Peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve O’na, içinde hidayet ve nûr bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve Muttakîler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik.

İncil sahibleri, Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanların tâ kendileridir.

Sana da (Ya Muhammed,) önündeki kitab(lar)ı doğrulayıcı ve ona bir şahid gözetleyici olarak Kitab’ı (Kur’ân-ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdikleriyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevâ (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir minhac (yol-yöntem) kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı. Ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.

Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevâlarına uyma. Allah’ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibet tattırmak istemektedir. Şübhesiz insanların çoğu fasıklardır.

Onlar, hâlâ cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’dan daha güzel olan kimdir?”4

Meâlleri nakledilen ayetler defalarca gözden geçirilmeli, okunmalı ve üzerinde tefekkür edilmelidir… Muttakî âlimlerin tefsirlerine müracaat edilmeli, ciddî araştırmayı derinleştirmeliyiz!..

Ayetlerde apaçık görülen hakikat şudur ki, Rasulullah Musa’ya (a.s.) indirilen Tevrat, Rasulullah İsa’ya (a.s) indirilen İncil ve Rasulullah Muhammed’e (s.a.s.) indirilen Kur’ân, insanlar arasında hükmetmeleri için indirilmiştir… Allah tarafından vahyedilen üç ilahî kitabın üçü de hüküm kitabıdır… Ferdî, ailevi ve toplumsal hayat, siyasetinden ekonomisine, hukukundan eğitimine, inancından ahlâkına, Allah’ın hükümlerine göre düzenlensin ve O’nun Rasulünün, O’nun muradına uygun uygulaması olan sünneti örnek edilsin diye indirilen kitabların içindeki Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyenler, kâfirlerin, zalimlerin ve fasıkların tâ kendileri olduğunu beyan buyurmaktadır Rabbimiz Allah Teâlâ!…

Kâfir, zalim ve fasıklardan biri olan, laik-demokratik ve tağut olan Mısır Fir’avn’ı, millet meclisiyle, ordusuyla, tarafları olan vatandaşlarıyla birlikte, Allah’a, Allah’ın kîtabı Tevrat’a, Allah’ın Rasulu Musa’ya (a.s) ve iman eden mü’minlere karşı savaş ilân edip, var gücüyle savaşmış, Tevrat’taki Allah’ın hükümleri Mısır’a hakim olmasın diye bütün imkânlarıyla karşı koymuştur… Hevâları ilâhlaştırmış olan müşrik Mısır halkı, Fir’avn’ı kendilerine hüküm koyucu Rab ve ilâh edinmiş, Onun millet meclisini, yasama meclisi olarak kabul etmiş ve onların hazırladığı anayasayı tasdik ederek, sosyal hayatlarını ona göre düzenlemişlerdi… Âlemlerin Rabbi ve kendisinden başka hak ilâh olmayan Allah’a karşı Fir’avn’ı, Allah’ın kitabı Tevrat’a karşı şirk anayasasını benimsemiş müşrik Mısır halkı, Rasulullah Musa’ya (s.a.) karşı tavır almış, Fir’avn’ı ve Fir’avnî düzeni savunmuşlardı… O günün Mısır toplumunda, Allah’ın hükümleriyle hükmedilmesin, Allah’ın dini İslâm hakim olmasın diye şirk cephesini oluşturmuş ve Tevhid cephesine savaş açmışlardı…

Fir’avn, Mısır ülkesinde kendisinden başka hüküm koyucu ilâh ve yöneten Rab kabul etmemekte, yönettiği şirk içindeki halkı da onu ve yasama meclisini öyle görüp benimsemekteydiler… Gerek Fir’avn’a, gerekse Mısır halkına gerçek Rabbin, hak ilâhın Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ olduğu tebliğ edilip, O’na imana davet gündeme geldiğinde reddettikleri gibi, ona karşı inadçı bir düşman oldular… Çünkü o müşrikler, yasama hakkını Fir’avn’a ve millet meclisine vermiş olup, bu hakkı asla başkasına devretmemeye karar almışlardı… Bu kararlarına sadık kalacaklarına andlar içmişlerdi… Fir’avn’i düzen, laik-demokratik bir düzendi… Devlet başkanları Fir’avn, yönettiği halkın çoğunluğuna göre hareket ediyordu… Millet meclisleri halkın temsilcilerinden oluşuyor ve devlet başkanları olan Fir’avn’ın danışma meclisi idi…

 Allah Teâlâ bu olayı, hayat kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle beyan buyurmaktadır:

 “(Musa,) ona (Fir’avn’a) büyük mucizeyi gösterdi.

 Fakat O, yalanladı ve isyan etti.

 Sonra (karşı yönde) çaba harcayıp, sırtını döndü.

 Sonunda yardımcı güçlerini topladı:

 Dedi ki: ‘Sizin en yüce Rabbiniz benim.’

 Böylelikle Allah onu, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı.’’5

Şirk ve küfür yasalarıyla yönettiği halkına karşı bunları beyan eden Fir’avn, millet meclisindeki halkın temsilcilerine de şunları söylüyor:

 “Fir’avn dedi ki : ‘Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilâh olduğunu bilmiyorum.”6

Fir’avn, şirk ile yönettiği halkını ikiye bölmüş, onların bazılarını mustaz’af bırakmış, güçlüler olan çoğunlukla birleşip laik-demokratik bir anlayışla devlete hükümet olmaya devam etmekteydi:

 “Gerçek şu ki Fir’avn, yeryüzünde (Mısır’da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü. Onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.”7

Rasulullah Musa (a.s.), laik-demokratik düzenin devlet başkanı Fir’avn ve bu düzeni benimseyip ona göre hayatlarını tanzim eden tağutî anlayışa sahib halkına, Allah’ın hükümleri ile yani, Tevrat ile gelip, ilâhlık ve Rablığın Fir’avn’a aid olmadığını o ve halkının hepsi Âlemlerin Rabbi Allah’ın kulları olduğunu, hüküm, kayıtsız ve şartsız Allah’a aid olduğunu beyan edince onlar, Rasulullah Musa’ya (a.s.) ve Allah’ın hükümlerine topyekun savaş açtılar…

 “(Fir’avn) dedi ki: ‘Andolsun, benim dışımda bir ilâh edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım.”8 Bu şekilde tehditler savururken, şirk düzeni olan laik-demokratik düzeni benimsemiş halk, kendilerine hakkı getiren Rasulullah Musa (a.s.) ve Harun’a (a.s.) karşı çıkıyor, reddediyor ve inanmıyorlardı.

 “Onlar: ‘Siz ikiniz, bizi, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz’ dediler.”9

Rasulullah Musa’nın (a.s.), Fir’avn’ı ve Mısır halkını davet ettiği yegâne hayat nizamı İslâm, devleti ve hükümeti taleb ediyordu… Devletin yönetiminde, ekonomisinde, hukukunda, eğitiminde, uluslararası ilişkilerde ve sosyal hayatta, Allah’ın hükümleriyle hükmolunmalı, Fir’avn ve benzerlerinin ilâhlaştırdıkları hevâlarının hükümleri geçersiz kılınıp, Allah’ın hükümleri hakim olmalıydı… Fir’avn da ve onunla beraber yönetimde bulunanlar da, onların laik-demokratik tağutî düzenlerini benimsemiş müşrik halk da bu gerçeği çok iyi anladıklarından dolayı:

"Siz ikiniz, bizi, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz?" diyorlardı...

Fir'avnî düzeni yıkıp, onun yerine İslâm'ı egemen edecek, Allah'ın hükümleriyle hükmedecek bir devlette hükümet olmak, dolayısıyla yönetime sahib çıkma talebi, o günkü laik-demokratik düzenin müşrik yöneticileri tarafından böyle karşılanmıştı...

Şirk cephesinde herhangi bir değişiklik veya yeni bir şey yoktur!.. Mısır'daki bu olaydan asırlarca sonra Filistin bölgesinde, Rasulullah İsa’ya (a.s.) karşı gelen Yahudîler, gerekse egemen tağutî güç olan Roma imparatorluğunun yetkilileri tarafından aynı tavrın bir benzeri ile karşı konuldu...

“Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik.” diye buyuruyor Rabbimiz Allah Teâlâ!...

Rasulullah İsa (a.s.), kendisinden önceki İslâm Dini'nin peygamberlerinin izi üzere giderek Allah'ın kendisine vahyettiği hükümleri, görevlendirildiği kavmine tebliğ edip onları Allah'a davet etmiştir...

 Şöyle diyordu İslâm Peygamberi Rasulullah İsa (a.s.) :

 “Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'dan korkup bana itaat edin.

Gerçekten Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur.”10

“(İsa) Mesih’in dediği (şudur): Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Çünkü O, Kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.”12

“Hani Meryem oğlu İsa: ‘Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah’dan gönderilmiş bir Rasulum. Benden önce Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi Ahmed olan bir Rasulün de müjdeleyicisiyim’ demişti."12

“Meryem oğlu Mesih, yalnızca bir Rasuldur. O’ndan önce de Rasuller gelip geçti”13

O’ndan sonra, O’nun müjdelediği ismi Ahmed / Muhammed olan en son Nebi ve en son Rasul Rasulullah (s.a.s.) geldi ve O, Nebilerin de, Rasullerin de sonuncusu oldu…

Rabbimiz Allah Azze ve Celle buyurdu: “Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Ancak O, Allah’ın Rasulu ve Nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.”14

Ebu Hureyre (r.a.) rivayet eder. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Ben Meryem oğlu İsa’ya dünyada ve ahirette insanların en yakınıyım.

Esasen Peygamberler, babaları bir kardeştirler. Anneleri ayrı ayrıdır, dinleri birdir.”15

Enes b. Malik’ten (r.a.) şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.): “Risâlet de, Nübüvvet de sona ermiştir. Benden sonra ne Rasul ne de Nebî vardır.”16

Ebu Umâme el-Bahilî (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah’ın (s.a.s.) Vedâ Haccı hutbesinde şöyle buyurduğunu işittim:

 “Ey insanlar, şu bir gerçektir ki, benden sonra peygamber yoktur. Sizden sonra da ümmet yoktur.”17

Kendilerine Tevrat verilenler, insanlar arasında onunla hükmettikleri gibi, “İncil sahibleri, Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler” diye buyuruyor Allah Teâlâ…

Rabbimiz Allah Teâlâ’nın ayetlerinde apaçık anlaşılan odur ki, Tevrat ve İncil ahkâm kitablarıdır… Allah’ın, kulları arasında hüküm edici olsunlar diye göndermiş olduğu kitablar… Elbette Tevrat’ta da, İncil’e de Allah’dan vahyolundukları hâllerine katıksız iman ederiz… Yahudîler ve Hıristiyanlar, daha sonra elleriyle, Allah’dan vahyedilen Tevrat’ı ve İncil’i bozdular, çok eklemeler ve çıkarmalarda bulundular…

Bu iki ilâhi Kitab’dan sonra, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, insan kullarına son mesajı ve son çağrısı olan hüküm kitabı Kur’ân-ı Kerîm’i gönderdi… Kıyamete kadar insan kullarının arasında hükmetsin ve kendisine uyulsun diye Kur’ân-ı son Nebisi ve son Rasulü Rasulullah Muhammed’e (s.a.s.) vahyetti… Son mesajı Kur’ân-ı, son Rasulü Rasulullah Muhammed (s.a.s) ile gönderen Allah Teâlâ, kıyamete kadar bütün insan kullarına gönderdiğini ve onların inanmak ile mükellef olduklarını beyan buyurdu!..

 “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları Ümmî haber getirici (Nebî) olan Rasul’e uyarlar. O, onlara Ma’ruful (iyiliği) emrediyor, Münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helâl, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini üzerlerindeki zincirleri indiriyor. O’na inananlar, yardım edenler ve O’nunla birlikte indirilen nûruzleyenler, işte kurtuluşa erenler bunlardır.

De ki “Ey insanlar, ben Allah’ın sizin hepinize gönderdiği bir Rasuluyum ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur. O’ndan başka ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve ümmi peygamberi olan Rasulune iman edin. O da, Allah’a ve onun sözlerine inanmaktadır. O’na iman edin ki, hidayete ermiş olursunuz.”18

Allah Azze ve Celle, bütün insanlığa önder olarak gönderdiği son Rasulü Rasulullah Muhammed’e (s.a.s.) vahyettiği Kur’ân’ı da bütün insanlara göndermiş, Kur’ân, onların arasında hükmedecek, onlar da hevâlarına değil, Kur’ân’a itaat edeceklerdi…

Cahiliyeye aid olan her şey ayaklar altına alınması emrolunmuş ve şöyle hitap edilmiş Rasulullah’a (s.a.s.):

“Aralarında Allah’ın indirdikleriyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevâlarına uyma!”

Bu emir ve bu hitap Rasulullah’ın (s.a.s.) şahsında bütün ümmetedir… Hangi çağda, hangi hâlde, hangi diyarda olurlarsa olsunlar, vasat ve şahid ümmetin mü’min Müslüman fertleri, bununla mükelleftirler…

“Hüküm yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmememizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler.”19

Hüküm, yani hakimiyet yani egemenlik yalnız Allah’a aittir… Kayıtsız ve şartsız… Allah, insan kullarının aralarında kendisinin hükümleriyle hükmolunmasını emretmiş ve ancak bundan razı olmuştur… O’nun indirdiği hükümlerle hükmetmeyen, hele hele egemen oldukları ülkelerde O’nun hükümleriyle hükmetmedikleri gibi, O’nun hükümleriyle hükmetmeyi yasaklayanlar, O’nun hükümleriyle hükmetmeyi yasaklayanlar, O’nun hükümlerinin yerine hevâlarından yasalar yaparak toplumu sevk ve idare edenler, kâfirlerin, zalimlerin ve fasıkların tâ kendileri değiller mi?...

 “Artık Allah’ın lâneti, kâfirlerin üzerindedir.” 20

 “Allah’ın lâneti zalimlerin üzerine olsun.”21

 Rabbimiz Allah böyle buyurdu!..

 Âlemlerin Rabbi Allah’ın hükümlerinden yüz çevirmek, onlara itaat etmemek, onları yasaklamak ve onların yerine tağutların yasalarını geçerli kılmak, ayetlerde beyan buyrulduğu üzere küfrün, zulmün ve fıskın tâ kendisidir!..

 Şöyle buyurur Allah Teâlâ:

 “De ki : 'Allah’a ve Rasulüne itaat edin.’ Eğer yüz çevirirlerse şübhesiz Allah, kâfirleri sevmez.”22

Âlemlerin Rabbi Allah, insan kullarından, kendisine ve Rasulüne itaat etmelerini istemektedir… Allah’a ve Rasulüne (s.a.s.) itaat, Allah’ın kitabına ve Rasulullah’ın (s.a.s.), sünnetine itaat demektir… Kim ki, Allah’a ve Rasulüne itaat etmeye davet edilir de itaati reddederek yüz çevirecek olursa o, Allah’ın sevmediği bir kâfirdir…

İşgal edilen İslâm topraklarında egemen olan ve Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen, aksine hevâ ilâhının yasalarıyla yönetenlere, ister eli abdestli olsun, ister eli şarablı olsun, kendilerine Allah’ın emrettiği gibi, “Allah’a ve Rasulüne itaat edin, insanlar arasında Allah’ın indirdikleriyle hükmedin” daveti ulaştığında yüz çevirecek olurlarsa, “Şübhesiz Allah kâfirerleri sevmez” hükmü gündeme gelmez de ne olur?..

Tevrat da, İncil de, Kur’ân da Allah Teâla’nın insan kulları arasında hakim olsun ve insan kulları arasında onlarla hükmedip hükmolunsunlar diye Rasullerine vahyedip inzâl buyurduğu hüküm kitablarıdır… Son mesaj ve son çağrı Kur’ân- Kerim, insanlara hükmetmeye ve kendisiyle hükmedilmeye talib, hem devlet, hem hükümet talebi olan hayat kitabı olduğunu, onu vahiyle Kulu ve Rasulü Muhammed’e (s.a.s.) indiren Allah Teâlâ buyurmaktadır…

 “Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevâlarına uyma!”

 “Onlar, hâlâ Cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’dan daha güzel olan kimdir?.”

Yalnız güzel, faydalı, hayırlı ve hikmetli olan Allah’ın hükmüdür… “Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır.”23“Haberiniz olsun, hüküm yalnızca O’nundur. Ve O, hesab görenlerin en süratli olanıdır.”24

Anayasa hüküm profesörü Mümtaz Soysal’ın doğru anladığı ve beyan ettiği gibi “ İslâm Dini, din ile devlet işlerini ayırmak şöyle dursun, bunlarda tam bir kaynaşma getiriyor. Din, insanların iç dünyaları kadar, devlet konusundaki davranışlarını da kurallara bağlamak amacını gütmektedir.”25

“Aklını kullanan bir topluluk için.”26 inkârı mümkün olmayan gerçeği apaçık beyan ediyor Prof. Dr. Mümtaz Soysal!..

 “Artık ey basiret sahibleri ibret alın!”27

 “Haberiniz olsun, yaratmak da emir de (yalnızca) O’nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah, ne yücedir.” 28

Dipnot

1- Âl-i İmrân, 3/19.

2- Âl-İmrân, 3/85.

3- Mâide, 5/3.

4- Mâide, 5/44-50.

5- Nazi’at, 79/20-25.

6- Kasas, 28/38.

7- Kasas, 28/4.

8- Şuara, 26/29.

9- Yunus, 10/78.

10- Âl-i İmrân, 3/50-51.

11-  Mâide, 5/77.

12- Saff, 61/6.

13- Mâide, 5/75.

14- Ahzab, 33/40.

15-  Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Enbiyâ, B. 50, Hds. 113.

 Sahih-i Müslîm, Kitabu’l-Fedail, B. 40, Hds. 143-145.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B.14, Hds.4675.                                                                                

16- Sünen-i Tirmizî , Kitabu’r-Ru’ya, B. 2, Hds. 2374.

 Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri çev. Hasan Karakaya- Kerim Aytekin, İst. 1996 c. 6, sh. 502.

 İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2011, c. 8. Sh. 579, hds. 5406 İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, sh. 267’den.

17- Nûereddin el-Haysemî, Mecmau’z-Zevahid, çev. Hüseyin Kaya- Zekeriyye Yıldız İst. 2011 c.14, sh.187 hds. 13967. Taberanî, Mu’cemu’l-Kebîr’den

18- A’râf, 7/157-158.

19- Yusuf, 12/40.

20- Bakara. 2/89.

21- A’râf, 7/44. Hud, 11/18.

22- Âl-i İmrân, 3/32.

23- En’âm, 6/57.

24- En’âm, 6/62.

25- Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, İst. 1987, sh. 259. 7. Baskı.

26- Ra’d, 13/4.

27- Haşır, 59/2.

28- A’râf, 7/54

 

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul