19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / ULEMÂU’S-SU’

ULEMÂU’S-SU’

                                                  

 

                                                                                                       

 

“Kulları içinde ise Allah’dan ancak âlim olanlar içleri titreyerek korkar. Şübhesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.”1

Bu ayetin tefsirinde ise şeyhu’l-İslâm Ebu’s- Suûd Efendi (rh.a.) şöyle diyor:

“Yani, Allah’ı görmeden O’ndan, ancak kendisini ve O’na lâyık olan yüce sıfatlarını ve güzel fiillerini bilen âlimler hakkıyla korkar. Zirâ korkunun ana sebebi, korkulan zâtın ve onun şanlarının bilinmesidir. Bu itibarla Allah’ı en çok bilenler, tanıyanlar, O’ndan en çok korkanlardır.”2

Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle’yi en iyi tanıyan, en iyi bilen ve O’ndan hakkıyla korkanlar, Allah’ın en seçkin ve en salih kulları olan Nebîlerle Rasullerdir… Allah Teâlâ, onlara vahiy göndermiş, ayetler indirmiş, onlarla konuşmuş ve zâtıyla, sıfatlarıyla kendisini onlara tanıtmıştır… Bu bilgi ve bu tanıma, Allah’dan içi titreyerek korkmayı gerektirir…

Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), sahabîlerine emrettiği zaman daima takat getirebilecekleri işleri emreder idi.

Sahabîler:

— Ya Rasulallah, biz, senin gibi değiliz. Allah, senin olmuş olacak günahlarına mağfiret etmiştir, derlerdi.

(Rasulullah) öfke alâmeti yüzünde belirecek kadar kızar ve ondan sonra da:

“En ziyâde takvalınız (Allah’dan en çok korkanız) ve Allah’ı en çok bileniniz, şüphesiz ki benim.” buyurdu.3

Yegâne önderimiz Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’den örnek verdik, fakat Allah’ın salât ve selâmı cümlesinin üzerine olsun, bütün Nebîler ve Rasuller aynı hâl üzeredirler… Onlar, bu durumda olan en salih kullar ve onların sadık varisleri olan İslâm âlimleri de, onları takib eden muttakîler ve Allah’dan hakkıyla korkan varisleridir…

Ebu’d-Derdâ (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.):

“Âlimler, Peygamberlerin varisleridir. Peygamberler, miras olarak dinar ve dirhem bırakmazlar, ilim bırakırlar. Kim o ilmi elde ederse, çok büyük bir nâsib elde etmiş olur.” 4

Peygamberler, miras olarak ne altın, ne de gümüş bırakmadılar… Onlardan miras olarak ilim kaldı ve ilim mirasına hakkıyla sahib olan ulemâ-i âmilin, yani sahib olduğu ilimle amel eden ihlâs ve takva sahibi âlimler, Peygamberlerin varisleri oldular Allah Teâlâ’nın nasib etmesiyle elde ettikleri ilmin hakkını verdikleri müddetçe peygamber varisi oluşları devem etmektedir… Peygamberlerin, özelliklede en son Nebî ve en son Rasul Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in Ümmetinden ve varislerinden olan İslâm âlimleri, ilim mirası hakkı gereği tağutları ve tağutî düzenleri reddetmeli, zulme ve zalimlere asla meyletmedikleri gibi, adâleti ayakta tutan, kim olursa olsun zalime karşı ve mazlum mustaz’aflardan yana olmalıdırlar…

Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in Ümmetine bıraktığı Allah’ın Kitabı, yani Kur’ân-ı Kerim’e ve Allah’ın Nebîsi  (s.a.s.)’in Sünneti’ne sımsıkı sarılanı emrolundukları gibi dosdoğru olan, ilmiyle âmel eden muttakî âlimler, sapmaktan kurtuldukları gibi, diğer insanları da Allah’ın izniyle sapmışlıktan kurtarırlar… Onlar, dosdoğru yolda Ümmetin öncüleri ve örnekleridir…

“De ki: ‘ Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şübhesiz temiz akıl sahibleri öğüt alıp düşünürler.” 5 diye buyuran Rabbimiz Allah, Peygamberlerinin varisleri olan âlimleri şöyle beyan buyurur:

“Peki, sana Rabbinden indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen kişi, o görmeyen (a’ma) gibimidir? Ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünebilirler.

Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar.

Ve onlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rabblerinden içleri saygı ile titrer ve kötü hesabdan korkarlar.

Ve onlar, Rabblerinin yüzünü (hoşnudluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infâk ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun  (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.

Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından salih davranışlarda bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler, onlara, her bir kapıdan girip (şöyle derler:)

“Sabrettiğinize karşılık selâm size. (Dünya) yurdun (un) sonu ne güzel.”6

Yaptığınız her şeyden haberdar olan Rabbimiz Allah Teâlâ, katıksız iman edenleri ve kendilerine ilim verilip ilmiyle amel eden muttakîleri derecelerle yükseltir…7 Kendilerine verilen ilim nimetinin gereğini hakkıyla yerine getiren muvahhid mü’min âlimler, Peygamberlerinin varisleri olmaya hak kazanmış ve Allah Azze ve Celle’nin kendilerinden razı olmuş şahsiyetlerdir…

“Allah, onlardan razı olmuştur, kendileride O’ndan razı (hoşnud, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabblerinden içi titreyerek korku duyan kimse içindir.”8

Gerek Rasulullah (s.a.s.)’in devrinde O’nunla birlikte bulunan, gerek O’ndan sonra O’nun izinden giden ve O’na varis olanlar için Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

“Seninle birlikte tevbe edenlerle beraber emrolunduğun gibi dosdoğru davran. Ve azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir.

Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’dan başka velîleriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.”9

Peygamberlerin varisleri olan İslâm Ulemâsına Rabbimiz Allah’ın emri:

“Emrolunduğun gibi dosdoğru davranın ve azıtmayın… Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur!”

Muvahhid mü’min, mücahid ve muttakî ulemâ-i âmilin, vasat ve âdil ümmetin öncüleri, Azîz İslâm Milleti’nin emniyet supapı ve kurtuluş vesileleridirler… Ümmet için rehberlik makamında olan muttakî âlimler, hem kurtulmuş, hem de kurtaran durumda oldukları için kendilerine tabi olunup beraberce hareket edilmelidir…

Tağutu, bütün kurum ve kuruluşlarıyla reddederek Allah’a iman edip sapa sağlam kulpa yapışmış10 Ulemâ-i âmilinin durumunu şöyle beyan buyurur Allah Teâlâ:

“Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a içten yönelenler ise, onlar için bir müjde vardır. Öyleyse kullarıma müjde ver.

Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahibleridirler.”11

Rabbimiz Allah,  kendilerine ilim nimetini verdiği ve ilimden rızıklandırdığı muvahhid âlim kulları, rızıklandırıldıkları ilim nimetinden alabildiklerince ümmete infâk etmekte ve bu infâkta son haddine kadar cömert davranmaktadırlar… Allah rızası için Allah yolunda ilimleriyle cihad eden mücahid Ulemâ, üzerine düşen görevi hakkıyla yapmış, bundan dolayı önce Rabb Allah’ın, sonra muvahhid mü’min kulların takdirine mazhar olmuşlardır…

Ulemâ-i âmilin, derecelerle yükselirken, “Ulemâu’s-Su’” ise, kademe kademe alçalmış, “esfelu’s safilin” olmuşlardır…

Ulemâu’s-Su’, kötü âlimler demektir… Sahib oldukları ilimle, Allah’ın rızasını kazanmayı hedeflemeyen, aksine ilimleriyle dünyalık, arpalık elde etmeye çalışan, bundan dolayı zulmeden egemenlerin yanında yer alan ilim yüklü kişiler!.. Ulemâu’s-Su’!.. 

Rabbimiz Allah Azze ve Celle, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen zalim tağutların saflarında yer alan ilim yüklü kişilerin hâllerini şöyle beyan buyurur:

“Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmiş olanların durumu, koskaca kitap yükü taşıyan eşşeğin durumu gibidir.”12

“Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini anlat. O, bundan sıyrılıp uzaklaşmış, şeytan onu peşine takmıştı. O da, sonunda azgınlardan olmuştu.

Eğer Biz dileseydik, onu bununla yükseltirdik. Amma o, yere meyletti ( veye yere saplandı),  hevâsına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar ki, düşünsünler.”13

“Hani kendilerine kitab verilenlerden: ‘Onu, mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz’ diye kesin söz almıştı. Fakat onlar bunu, arkalarına attılar ve ona karşılık az bir değeri satın aldılar. O aldıkları şey ne kötüdür.”14

Allah’ın kendilerine verdiği ilmi, yalnız Allah’dan korkarak ve Allah’dan başka kimseden korkmadan apaçık  insanlara beyan etmeyen, o ilimle ameli gerçekleştirmeye o ilimleriyle dünyalık ve arpalık toplayan, dünyevîleşen ilim sahibleri!..  Kendilerini rahat ettiren tağutî zalim düzenlerde zalimlerin yandaşı olan, onların zulüm düzenlerinin devamı için duâ edip çaba harcayan,  Allah’ın hükümlerini yürürlükten kaldırmaları yetmiyormuş gibi, egemen oldukları beldelerde Allah’ın hükümleriyle amel olunmayı yasaklayan ve İslâm topraklarını işgal eden zalim tağutların hizmetkârı olan ilim ehli kişiler… İşgal edilmiş İslâm topraklarında esaret altındaki müslümanların ezilmelerine, zulme ve işkenceye uğramalarına, sömürülmelerine göz yuman ve işgalci tağutlarla beraber olan, akedemik ünvana sahip olan yada olmayan amma halk arasında ilim ehli, hoca veya üstad olarak görünüp bilinen ilmi elde etmiş insanlar…

Allah Teâlâ, bu tip kişiler için şöyle buyurur:

“ Gerçekten, apaçık belgelerden indirdiklerimizi ve insanlar için kitab da açıkladığımız hidayeti gözlemekte olanlar, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de  (bütün) lânet ediciler.

Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzeltenler ve (indirileni)  açıklayanlar (a gelince), artık onların tevbelerini kabul edenim, esirgeyenim.”15

“Allah’ın indirdiği Kitab’dan bir şeyi göz ardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar, onların yedikleri, karınlarında ateşten başkası değildir. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azab vardır.

Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar!”16  

İşte Ulemâu’s-Su’nun hâli!..

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

“Ahir zamanda bir takım kişiler çıkacaklardır ki dini, dünyaya alet edecekler ve insanlara yumuşak görünmek için kuzu postuna bürüneceklerdir. Dilleri şekerden tatlı, fakat kalpleri kurt kalbidir.

Allah şöyle buyurur:

-Benim hilmim (genişliğim)e mi mağrur oluyor, yoksa Bana karşı cüretkârlık mı gösteriyorsunuz?

Kendi adıma yemin ederim ki onlara, kendilerinden bir fitne göndereceğim ki, içlerinden hâlim (geniş) olanı (bile) şaşkına çevirecektir!”17

“Arabça lîsânıyla, Kur’ân, Hadis, Tefsir, Fıkıh, Kelâm, Akaid, Ahlak, İrfan, Tasavvuf” gibi ilimlerde akademik kariyer sahibi olanlar ya da halkın içinde şeyh ve hoca diye isimlendirilen kişiler, öğrendikleri ve bildikleriyle dünyalık servet, şöhret,  makam ve mevki elde etmeyi hedefleyenler, “dilleri şekerden tadlı, fakat kalbleri kurt kalbi” olanlar, kuzu postuna bürünen din tacirleri!..

İşte bunlar, Ulemâu’s-Su’dur!..

Bunlar, toprakları işgal edilmiş ve esaret altına alınıp sömürülen mustaz’af ümmetin meseleleriyle uğraşmaz, mazlumların dertleriyle dertlenmez,  problem hâline gelmiş sorunları çözmez, kan deryası hâline getirilen İslâm beldelerini, kâtliâmlarını görmez, hakikata kör, gerçeklere sağır ve kalbleri paslanıp kılıflanmış olanlar!.. Evet bunlar, yani Ulemâu’s-Su’, bunca dertler derman beklerken, bunca yaralar tedaviye muhtaçken,  çeşitli seviyelerdeki okul kürsülerinde, fakülte anfilerinde, konferans, seminer, açık oturum, sempozyum masalarında, radyo mikrofonları başında, televizyon kameralarının karşısında, cami minber ve kürsülerinde, ümmetin gündemini hiç ilgilendirmeyen konuları gündem yaparak konuşur, tartışır ve her türlü israfı gündeme getirirler… İnsan,  zaman ve imkân israfını!..

Ulemâu’s-Su’, İslâm topraklarını işgal edip insanıyla zamanıyla, yer altı ve yer üstü imkânıyla, ilmi ve irfânıyla sömüren egemen zalim tağutların emrine âmâde hizmetkârları ve memurları olmuş, resmî şirk ideolajisine itaatkâr bir vaziyette hizmetlerine devam etmektedirler… Mazlumun ve mustaz’af halkları, egemen tağutlara itaatkâr vatandaşlar olmalarını sağlamak için İslâm’ın ilkelerini saptırmakta, nefsanî ve şeytanî yorumlarla dini alet etmektedirler…  Bu hizmetlerine karşılık, egemen zalim tağutlardan maaş almakta, onların sigortalarından dolayı dünya hayatlarını garantilemektedirler…

İşgal edilen İslâm topraklarındaki egemen tağutlar, hangi ideoloji sahibi olursa olsun, mutlaka bir “Diyanet İşleri Başkanlığı” kurdurmuş ve Ulemâ’s-Su’nun hizmetlerinden faydalanmışlardır… Onların ilimlerini, resmî ideolojileri için kullanmış, zulüm iktidarlarını ayakta tutabilmek için köpek sıfatlı Bel’âmları ve kitap yüklü eşşekleri çok az bir mefaat karşılığında hizmete koştukça koşmuşlardır… Mensubu olduklarını iddia ettikleri dinlerini dünyalık bir kaç kuruş karşılığında satanlar, hakkı batıl ile değiştirenler azınlıkta olmadıkları malumdur… Bu acı gerçeği beyan ederken, İslâm’a sadık ve emrolundukları gibi dosdoğru olan “Ulemâ-ı âmilin”i tenzih ederiz!.. Söz konusu olan Ulemâu’s-Su’dur… Ve Ulemâu’s-Su’, işgal altındaki İslâm topraklarındaki egemen zalim tuğyan ehlinin emrinde görevine, resmî ideolojinin ilkelerine candan bağlı olarak devam etmektedir…

Konuyla ilgili, “Anayasa Hukuk Profesörü” Mûmtaz Sosyal’ın bir değerlendirmesini hatırlamakta fayda görürüz…

Şöyle diyor Prof. Dr. Mumtaz Sosyal:

“Türk toplumunun özel durumu ve kurtuluş savaşında sonra geçirdiği devrim, laiklik ilkesine,  sayılanlar dışında değişik bir unsurun daha eklenmesini zorunlu kılıyor. Bu da, dinin toplum işlerinden,  toplumsal görevlerinden sıyrılıp ‘vicdanlara itilmesi’ kişilerin iç dünyalarından dışarıya taşmayan bir inançlar bütünü sayıla bilmesi. Bu, aynı zamanda, dünya işleriyle çok yakından ilgili olan İslâm Din’nin kendi içinde de bir büyük değişikliğe ve eğer İslâm’da hiç bulunmayan bir terim kullanmak gerekirse, bir ‘reform’a girişmek demekti. Bir bakıma, Atatürk’ün  uygulamak istediği laik politikası, dini ‘toplumsal’ olmaktan çıkarıp ‘kişisel’leştirirken, müslümanlığın temel niteliklerinden birine de dokunmuş oluyordu. Laik devlet, yalnız mezhebler arasında ayrım gütmeyen bir devlet olmamakla kalmamalı, aynı zamanda dinin vicdanlara itilmesi için gerekli önlemleri de, alabilen devlet olmalıydı.

(………………………..)

Laiklik açısından Türk toplumu ile Batı toplumları karşılaştığında, bu ilkenin gerçekleştirilmesini güçleştiren ve kolaylaştıran unsurlar bakımından tam bir karşıtlık dikkati çekiyor. İslâm Dini, din ile devlet işlerini ayırmak şöyle dursun, bunlarda tam bir kaynaşma getiriyor. Din, insanların iç dünyaları kadar, devlet konusundaki davranışlarını da kanunlara bağlamak amacını gütmektedir. Bu alanda laikleştirmeğe doğru atılan her adım, eninde sonunda dinin kendisiyle çatışmaya kadar varıyor.

(……………………………………..)

Laik bir devlette ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’nın’ genel idare içinde yer alması, Türk devriminin özelliklerine uygun bir laikliğin, yani dini, toplum işlerinden kişisel vicdanlara ite bilme işinin daha sağlam ve emin yollardan gerçekleştirilmesi dışında herhangi bir anlam taşıyamaz.”18

Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın iç yüzüyle anlattığı bu zihniyet, param parça edilen ve her bir parçasına şirk ve küfür hükümleriyle egemen olan tuğyan güçlerinin hakim zihniyetidir… İşgal edilen İslâm toprakların da sosyal hayatta Allah’ın hükümleri yasaklayan zalim egemen tağutlar, din adına okullar ve kurumlar oluşturdular… Bu okul ve kurumlarda, akademik ünvana sahip olanlar ile, imam, hatib, hoca diye sıfatlanan, ilimlerini egemen zalim tağutların hizmetine veren Ulemâu’s-Su’ yer aldı…

Rabbimiz Allah:

“Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın.”19 buyurmakta, fakat Ulemâu’s-Su’, Allah’ın ayetlerini çok az bir dünyalık karşılığında egemen tağutlara satmış ve alış-veriş şartlarına sadık kalmak için andlar içmişlerdir…

Ebu Umâme (r.a. )’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allah katında kıyamet günü yeri kötü olan insanlardan birisi, başkasının dünyasını almakla kendi ahiret (saadet)ini gideren kuldur.”20

“Hadiste geçen, ‘başkasının dünyasını almakla kendi ahiretini gideren’ ifadesinden maksad şudur: ‘ bir zalime yardım ederek O’na dünyalık kazandıran ve bu yüzden kendi ahiretini gideren… 21 Rabbimiz Allah, işgal altındaki İslâm topraklarında hevâlarını ilâhlaştıran ve Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyip şirk hükümleriyle hükmeden egemen tağutlar için:

“Kim Alllah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalim olanların tâ kendileridir.”22 buyurmuş ve insan kullarına:

“Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur.”23 emrini vermiştir…

Enes (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“İlmini kötüye kullanan âlimlerden dolayı ümmetime yazık oldu.”24

Ubeyy İbn Ka’b (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“ Artık kim, ahiret için yapmış olduğu amelleri dünya çıkarına alet yaparsa, o kimsenin ahirette nâsibi yoktur.”25

Âlemlerin Rabbi Allah’ın, kendilerinin hayrı için, ondan dünyada da, ahirette de faydalanmaları için ilim verdiği kişiler, bu ilim nimetlerini hayırlı yolda sarf edeceklerine, bununla dünyada izzet, ahirette cennet kazanacaklarını, ilmi şerr yollarda harcamayı tercih etmektedirler… İlimleriyle beraber, İslâm topraklarını İşgal edip zalim egemen tağutların yanında, onların zulüm saflarında yer alıp şerrlerine yardımcı oluyorlar… İlimleriyel birlikte dünyevîleşmiş, bütün beklentileri dünya rahatlığı, hedefleri bir rutbe daha yüksele bilmek, iyi bir maaş ile memurluk vazifelerini, yüksek bir emeklilik ile devam ettirmek olan bu ilim ehli kişiler, kalpleri ölü, beyinleri uyuşmuş, gerçekleri idrak edemez hâldedirler… Dünyayı, ahirete tercih ettikleri için kalpleri ölmüş kişilerdir bunlar… Her biri, kendilerine açık kıymetli bilgiler yüklenmiş birer bilgisayar haline gelmişlerdir…

Mâlik b. Dinâr (rh.a.) anlatıyor:

Âlime verilen ceza hakkında el- Hasenu’l-Basrî’ye sordum.

— Kalbinin ölümüdür, dedi.

Kalbinin ölümü nedir? diye sordum.

— Ahiret ameli karşılığı dünyayı istemektir, dedi.26

İlimleri, ne kendilerine, ne de ümmete fayda vermediği gibi, işgal güçlerinin hizmetinde olduğu için zarar üste zarar verdiği malumdur…

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

“Kıyamet günü insanlardan azabı en şiddetli olan, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.”27

İslâm ve müslümanların katilleri, bunca katliâmları yapanları saflarında yer alanların ilimleri kendilerine hiçbir fayda vermedi dünyada rezil, ahirette zelîl olmalarını sağladı… “ey basiret sahibleri ibret alın!..” 28

 

Dipnot   

1-      Fatır, 35/28.

2-      Şeyhül İslâm Ebussuûd Efendi, Ebussuûd Tefsiri, çev. Ali Akın, İst.  2007, c.11, Sh. 4951.

3-      Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İman, B.12, Hds.13

Sahih-i Müslim, Kitabu’s- Siyam, B.12, Hds. 74.

İmam Mâlik, Muvatta’ Kitabu’s-Siyam, Hds. 9, 13.

4- Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l- İlm, B.1, Hds.3641.

    Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l- İlm, B.19, Hds.2822.

    Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.17, Hds. 223

    Sünen-i Dârimî, Kitabu’l-İlm, B.32, Hds.349.

    Sahih-i Buhârî, Kitabu’l- İlm, B.11, (Bab başkığında)

    Kudâî, Şihâbu’l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst.1999, Sh.190, Hds.626.

5- Zümer, 39/9.

6- Ra’d, 13/19-24.

7- Bkz. Mücadele, 58/11.

8- Beyyine, 98/8.

9- Hud, 11(112-113.

10- Bkz. Bakara, 2/256.

11- Zümer, 39/17-18.

12- Cum’a, 62/5.

13- A’râf, 7/175-176.

14- Âl-i İmrân, 3/187.

15- Bakara, 2/159-160

16- Bakara, 2/174-175.

17- Sünen-i Tirmizî, Kitabu’z- Zühd, B. 46, Hds.2515. Abdullah İbnü’l-Mübarek, Kitabü’z-Zühd, çev. M.Adil Teymur, İst.1992, Sh.25, Hds.50.

18- Mümtaz Soysal, 100 soruda Anayasanın Anlamı, İst.1987, Sh.258-260. Yedinci baskı.

19- Mâide, 5/44.

20- Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B.11, Hds.3966. Kuzâî, A.g.e. Sh.210, Hds. 710.

21- Haydar Hatipoğlu,  Sünen-i İbn Mace Tercemesi ve Şerhi, İst. 1983, C.10, Sh.182.

22- Mâide, 5/44.

23- Hud, 11/113.

24- İmam Suyutî, Câmiu’s-Sağir Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, Vdğ. İst. 1996, C.3, Sh.422, Hds,3838. (9654) Hakim’in Müstedrek’inden.

25- İmam Hafız el-Munzirî, Hadislerle İslâm-Tergib ve Terhib. çev. A. Muhtar Büyükçınar, Vdğ. İst. T.y. C.1, Sh.69, Hds. 4, İmam Ahmed, Hakim, Beyhâkî ve İbn Hibban’dan.

            Hakim:

            -Hadisin isnadı sahihdir, demiştir.

  26- Abdullah ibnü’l-Mübarek, A.g.e. Sh.331, Hbr.1514.

       Ahmed ibn Hanbel, Kitabü’z-Zühd, çev. M.Emin İhsanoğlu, İst. 1993, c.2, sh.376, Hbr.1503

27- Taberânî, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, İst.1996, C.1, Sh.479, Hds. 357.

         İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.1, sh.184, Hds.15, Beyhakî’den.

28- Haşr, 59/2.

 


Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul