22 Kasım 2017 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / MÜSLÜMANIN TATİL ANLAYIŞI

MÜSLÜMANIN TATİL ANLAYIŞI

Hayatın her alanında Yüce Allah’ın ölçülerine teslim olmuş kimse demek olan Müslüman, her zaman, her şartta ve her yerde bu kimliğini muhafaza eder. Müslümanlık, mevsimlik bir elbise değildir ki zamanına ve yerine göre değiştirilsin. Zira mümin, her yerde ve her zaman kendisini görüp gözeten Yüce Allah’ın kontrolündedir. Mescidde yahut ihtiyarlık günlerinde onu görüp gözeten Yüce Yaratıcı, deniz kenarında, kaplıcada ve gençlik günlerinde de onu görüp gözetlemektedir.

 

Müslüman hangi zamanda ve hangi mekânda bulunursa bulunsun, yaptıklarından sorumludur. Hayatı kuşatan İslam dini, müslümanın sevinç ve eğlence zamanlarında uyacağı ölçüleri belirlediği gibi, onun dinlenme ve eğlenme ölçülerini de belirlemiştir. Yani mümin düğünde de mümindir, cenaze merasiminde de. O sevinç ve hüzün anlarında da asla ölçüsüz davranamaz, çılgınlık yapamaz. Aynı şekilde tatil de, insanlık ve Müslümanlığın devre dışı kaldığı zaman değildir. Bunun için Kur’ân,nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir[1] düsturunu koyar. Peygamberimiz de “nerede, hangi şart ve konumda olursan ol, Yüce Allah’ı hesaba katarak yaşa” buyurarak bu bilinç seviyesini muhafaza etmesini ister müminden. Zaten “her nerede olursanız, yüzlerinizi Mescid-i Haram cihetine çevirin”[2] diyen kıble ayeti de nerede olursak olalım Beytullah’tan ve onun sahibi Yüce Allah’tan irtibatı koparmamamızı bizden ister. En temel kulluk göstergemiz namaz ibadetinin olmadığı yahut ondan muaf olabileceğimiz zaman ve mekân yoktur. Aslında günde beş vakit kılınan namaz, dünyevî uğraşlarla kopan yahut zayıflayan kul-Rab irtibatının yenilenmesi değil midir?

Tatil anlayışımızı belirleyen bir başka Kur'ân ayeti de şöyledir: "Bir işte yorul, yeni bir işe doğrul ve sadece Rabbine yönel."[3]  Hayırlı bir işten kurtulunca, bir başka hayırlı işe giriş. Bir hayırlı işte yorul, bir başka hayırlı işte dinlen. Cennete girene kadar hayra, güzelliğe doyma. Sözgelimi namazı bitir, duaya başla. Onu bitir, namaz doğrultusunda bir hayata yönel. Farzları eda ettin mi, nafilelere yönel. Bedenî ibadeti bitir, ama kalbî ve halî kulluktan asla sıyrılıp çıkma. Sana bahşedilen kolaylıklar, seni gevşetip, tembellik ve atalete sevk etmesin. Sen hep hayrın adamı ol. Dünya ile ilgili işleri bitirdin mi Ahiret işlerine yönel. Sen sürekli dinlenmeni, cennete bırak. Çünkü dünyada gerçek anlamda rahat ve dinlenme yoktur. Öyleyse sen bir hayırlı işte yorul, başka bir hayırlı işte dinlen. Nasıl olsa kabirde en uzun uykunu çekeceksin, cennette de sonsuza dek ve sınırsız eğlenip dinleneceksin.  Mümin için bu dünya bir sınav yeridir, sınavda ise boş durmak ve gaflet içerisinde olmak uygun düşmez. Bu yüzden “Dünyada rahat yoktur” denilmiştir.

Bu ayet müslümanın tatil anlayışının da sınırlarını belirliyor. Şöyle ki, bugün tatil, insanların ibadet ve taati, insanlara hizmeti tamamen terk edip günah kazanarak zaman öldürme aracı olarak anlaşılıyor. Sonuçta tatil, dinlenmeden daha çok, insanları zihnen, bedenen yoran, manen ve maddeten küçülten bir şeye dönüşüyor. Oysa müslümanın dinlenmesi, dinden ve manevî değerlerden kopması değildir. Bu yüzden İslam'ın sürur günleri bayramlar namazla başlar, tekbirlerle kutlanır, günahlarla değil. Açılışı namaz ve tekbirlerle yapılan bayram günlerinin günahlarla geçirilmesi düşünülemez. Müslüman nimetlere erdi mi, Rabbini hatırlar ve O’na bol bol şükreder. Fetihler de tekbir ve şükür secdeleriyle kutlanır. Ayete göre Müslüman, namazda olduğu gibi, namazdan sonra da; hayırlı bir işten sıyrılıp, başka bir hayırlı işe başladığında da Rabbine yönelecek ve O’nunla bağlantısını koparmayacaktır.

Müslüman her zaman hayırlı bir iştedir. Çünkü“o, cennete girene dek hayır dinlemeye ve hayır işlemeye karşı doyumsuzdur.”[4] O, hayırlı bir işte yorulur, bir başka hayırlı işte dinlenir. O, dinlenirken de dinden uzak kalmaz. Sözgelimi onun uykusu bile, yorulan vücudunu dinlendirip, hayırlı işlere hazır etmek içindir. Bu yüzden dinlenip güçlü olayım, kulluk görevlerimi zinde bir şekilde yerine getireyim düşüncesiyle yiyip içme, yatıp dinlenme de mümine ibadet sevabı kazandırır. Her canlı amel işler, ancak iman adamı sâlih amel işler.

Elbette Müslüman da insandır. Her insan gibi o da yorulur ve onun da dinlenmeye hakkı vardır. Ama müslümanın dinlenmesi, gezmesi ve eğlenmesi de müslümanca, ona yaraşır bir biçimde olmalıdır. Bu yüzden iman adamı, tatil yapacağı yeri ve çevreyi, tatilde yapacaklarını belirlerken seçici olmak zorundadır. O, plansız programsız rasgele bir hayatın adamı değildir.

Büyük Kur'ân müfessiri İbn Abbas,tefsir, hadis, fıkıh çalışmalarından yorulduğunda, "Getirin benim şiir kitaplarımı da onları okuyarak dinleneyim" dermiş. Hayırlı bir işte yorulan beynini, yine bir başka hayırlı işle dinlendirirmiş.

Hz. Peygamber, "İnsanların çoğu şu iki nimette aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit"[5] buyurur. Hastalık gelmeden sağlığının, meşguliyet gelmeden boş vaktin kıymetini bil diyen de Peygamberimizdir.

 

Vakit Azizdir:

Vakit, azizdir. Aziz, her şeyden önce Yüce Allah'ın ismidir, sonra peygamberinin adıdır, Kur’ân ve Müslümanlar da azizdir. İşte Aziz olan Yüce Allah tarafından müslümana emanet olarak verilmiş olan vakit de azizdir. Vaktin aziz oluşu, Aziz Allah'ın ölçüleri doğrultusunda kullanmakla gerçekleşir. Başka bir deyişle aziz vakti, hayat düsturumuz Azîz Kur’ân ile değerlendirirsek vakti azîz etmiş oluruz. Aksi takdirde vakti heder etmiş, vakti katletmiş oluruz. O halde, vakitlerimiz azîz olsun diyorsak, izzetli işlerin adamları olmak zorundayız.

İslam'da vakit harcamak yoktur, vakti öldürmek asla. Hz. Peygamber, "Zamana sövmeyiniz, zira zamanın sahibi Allah'tır"[6] diyerek hem zamanın önemine dikkat çeker, hem de zamanı kötülemenin doğru olmadığına. İmam Şafii, işledikleri suçları zamana yükleyenleri şöyle uyarır:

"Bütün ayıplar bizde olduğu halde hep zamanı kınarız. Gerçekte ise zamanın hiç suçu yok, tüm suçlar bizdedir. Haksız yere zamanın sahibine hicivler düzeriz sürekli. Zaman dile gelse, kim bilir bizim için neler söylerdi! Bir kurt bile kendi cinsini yemezken, canavarlaşan bizler rahatlıkla birbirimizi yiyebiliyoruz!"[7]

O halde tatillerimizi, sırf zaman öldüren araçlar haline getirmekten kurtarmalıyız ki zamanın katilleri olmayalım. Müslüman, her yerde ve her zaman Yüce Allah'ın kuludur, O'na bağlıdır ve O'nun kontrolü altındadır. O, iki günü birbirine denk olan zarardadır[8] anlayışı ile her gününün, her ânının hakkını veren kimsedir. O, her geçen günün bir daha geri gelmeyeceğinin bilincinde, onu en iyi bir biçimde değerlendirmeye çalışır. Günün bitiminde, Bugün Allah için ne yaptın, sorusuna vereceği çok hayırlı cevapları vardır onun.

Zamanın bütün dilimleri değerlidir ve önemlidir. Zamanın hiçbir parçası günah ve işret âlemlerine dönüşmemelidir. Tatillerimiz, Müslümanlığımızı tatil ettiğimiz, kulluğa ara verdiğimiz ânlar olmamalıdır. Yapacağımız işin, bize tanınan süreden çok daha fazla olduğunun bilincinde, zamanı aziz etmeye çalışalım ki iki dünyada da aziz ümmet biz olalım.

O halde ailece tatil programlarımızı şimdiden yapalım. Bu program içerisinde Kutsal Kitabımız Kur’ân ile kendimizi test edelim. Eksiklerimizi tespit edip onları tamamlamaya çalışalım. Bu tatil Kur’ân bilgilerimizin arttığı, yenilendiği ve etkinleştiği bir fırsata dönüşsün. Unutmayalım ki öğrenmenin yaşı yoktur. İnsanın işi, yaşı ve konumu asla öğrenmeye engel olmamalıdır. Sahâbî, Müslüman olduğunda ileri yaşlarda ve değişik işlerde çalışan, farklı seviyelerde insanlardı. Ama bu farklılıklar onları asla öğrenmekten alıkoymadı. Zira onlar Beşikten mezara kadar öğrenmenin Müslümanlık borcu olduğunun farkında insanlardı. Ve onlar her geçen gün öğrendikleriyle kendilerine değer kazandırmasını bilen kişilerdi.

Dinlenirken Din’lenmek

Müslüman ibnü’l vakit, yani vaktin oğludur. Bütün dilimleriyle zamanı İlahî bir emanet olarak algılar ve onu en güzel bir şekilde değerlendirmeye çalışır. Onun için her zaman önemlidir ve o her zaman ve zeminde Müslüman olduğunun bilincindedir. Zira o, her zaman ve zeminde Yüce Rabbin kontrolündedir. Pek çok Kur’ân ayetinde zamana ve zamanın dilimlerine yemin edilmiştir. Asra, geceye, gündüze, şafak vaktine, kuşluk vaktine yemin edilmiştir. Bu, zamanın bütün dilimlerinin önemli olduğunun ve bütün dilimlerinin dolu dolu geçirilmesinin gereğine işaret etmek içindir.

İslam insanı, evde ayrı, iş yerinde ayrı, mabedde ayrı bir kişilik sergilemez. O, insanların yanında da bir başına kaldığında da Yüce Allah’ın kuludur ve O’na bağlıdır. Yine o, Pazar günü ayrı, Cuma günü ayrı bir kişiliğin adamı olmaz. Düğün gününde de, cenaze merasiminde de. O, Ramazan’da müslümandır, diğer aylarda da. Mekke’de de müslümandır, diğer yerlerde de.

Bu bilinçte olan kişi tatilde de sınırsız ve sorumsuz bir hayatın adamı olamaz. Çoluğu çocuğu ile birlikte Rabbine karşı temel kulluk görevlerini yerine getirir, çevresine ve insanlığa karşı sorumluluklarını yapmaya çalışır.

Bu meyanda tatil günlerini bir günah pazarına çevirmez. Bugün işe-okula gitmeyeceğim diye, gününü namazla başlatmaktan geri durmaz. Nasıl olsa yarın iş-okul yok diye, gece yarılarına kadar günah ekran ve ortamlarında vakit öldürmez ya da yarın nasıl olsa mesai yok-okul yok diye saati sabah namazına kurmaktan geri kalmaz. Aynı şekilde gerçek mümin, bugün pek çok kimsenin günah ve işret âlemine çevirdiği yaz tatillerini de olabildiğince günahlardan uzak geçirmeye çalışır. Onun gezileri, amaçlı bir seyahat ile anlamlı hale gelir ve fî sebilillah-Allah yolunda olan bir yolculuk olur ve ona ibadet sevabı kazandırır.

Üzülerek söyleyelim ki günümüz insanının tatil anlayışı plansız programsız, gayesiz ve sorumsuz bir felsefe temeline oturmaktadır. Sanki tatil günleri, bir kısım haramların haram olmaktan çıktığı günlermiş gibi! Sanki tatil gün ve yerlerinde bizi görüp gözetleyen bir Yüce Kudret yokmuş gibi(!) Sanki tatil günlerinde yapıp ettiklerimizden hesaba çekilmeyecekmişiz gibi(!)

O halde tatillerimizde bir taraftan kendi dinî bilgilerimizi tazelerken, bu konudaki eksikliklerimizi tamamlama fırsatı olarak değerlendirirken; diğer taraftan yarını kendilerine emanet edeceğimiz çocuklarımızın temel dinî bilgiler alabilmeleri için en uygun ve en verimli ortamları oluşturmaya çalışalım. Dünyevî endişelerle temel din eğitiminden mahrum bıraktığımız ciğerparelerimizin hiç olmazsa yaz tatillerinde iyi bir dinî eğitimden geçmesini sağlayalım. Milyarlarca lira dershanelere, dil kurslarına, müzik, yüzme, bilgisayar derslerine para akıtırken; onların Allah’ın dinini öğrenebilmeleri için de kesenin ağzını birazcık olsun açalım, yapılması gereken fedakârlıkları hep birlikte yapalım. Bu iyilik ve güzellikleri, hem kendi çocuklarımız, hem de başkalarının çocukları için düşünelim.

Gezi planlarımızı yaparken, gezi güzergâhlarımızı belirlerken günahlardan uzak plan ve yerler olmasına özen gösterelim. Seyahatlerimizde Yüce Rabbimizin Yeryüzünde gezin de, yalancıların sonunun ne olduğuna bir bakın[9]emri doğrultusunda gayeli geziler haline getirelim. Unutmayalım ki Peygamberimiz seyahatlerine namaz ve dualarla çıkar, seyahat dönüşü de aynı şekilde namaz kılar ve dua ederdi.

Tatilde bol bol Kur’ân okuyalım ve dinleyelim. Hem dinleyelim, hem dinlenelim, hem de din’lenelim.

Yüce Rabbimizin “Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz”[10] emrini tutalım. Kendimiz dinin gereklerini yerine getirerek, sonra aile bireylerine dinlerini öğreterek ve onların dini yaşamalarına yardımcı olarak Ahiret yatırımlarımızı iyi yapalım. Unutmayalım ki dünya ve dünyalıklar gelip geçicidir. Kalıcı olan ise Ahiret yurdudur. Dünyayı yaşarken ölümü unutmayalım ve Ahireti göz ardı etmeyelim öyleyse. İman etmenin, iman edenler olmanın sorumluluğudur bütün bunlar.

Yetişkinler de Kur'an’ın Kursuna

Yaz tatili ile birlikte çocuklarımızın Kur'ân Kursu gündeme gelir. Beraberinde çeşitli çevrelerce üretilen anlamlı anlamsız birçok tartışma ile birlikte. Sonuçta tüm tartışmalara ve yırtınmalara rağmen kervan yürür vakıflarımız, derneklerimiz ve camilerimiz cıvıl cıvıl çocuklarla dolar taşar. Başı örtülü minik kızlar, elinde-boynunda Kur'ân çantaları olan minik-günahsız yavrular. Sonuçta büyük ölçüde çocuklar vakıf dersleri, cami,  Kur'ân ile tanışırlar tatillerinde.

Onlar için pek de kolay değildir aslında, şu sıkıcı yaz sıcağında kursa gitmek. Hele televizyonlarda, bir grup azınlığın deniz kenarlarında/tatil yerlerindeki eğlencelerini izleyen çocuklarımız için hiç de kolay değildir, yazın sıcağında camiye/kursa devam etmek. Çocuğun da düşünce ve hayal dünyası vardır elbet. O da akranları gibi gezip eğlenmek isteyecektir pek tabii. Ama o, anne babasının teşviki ile Kur'ân Kursunda karar kılmış, ecri bol ve büyük bir işe girişmiştir. Onları kutlamak lazım, onları onore etmek lazım, onları sevip kucaklamak lazım, başlarını okşamak lazım, hediyelerle gönüllerini almak lazım, onları olabildiğince ödüllendirmek lazım, onlardan dolayı Yüce Yaratıcıya şükretmek lazım ve onlara bolca dua etmek lazım. Unutmayalım çocuk eğitimi, anne karnında başlar; doğar doğmaz kulağına okunacak ezan cümleleriyle devam eder, konuşma çağına gelir gelmez temel dinî bilgileri öğrenmekle devam eder ve hayat boyu kesintisiz sürer.

Tatillerde Kurs görevlilerine büyük iş düşüyor, kursları cazip hale getirmek, sevgi temelli bir  vakıf, dernek, cami/kurs hayatı oluşturmak için. Teknik donanımlı hijyenik ortamları oluşturmak gerekir. Dayağın olmadığı, sevgi temelli, bol ödüllü yarışmaların yapıldığı, eğitici dinî filmlerin izletildiği, kitapların okunduğu, yalnızca bilgi yükleme merkezi olan değil, bilgiyi eyleme dönüştüren kişiliklerin yetişme merkezi olan, gezilerin düzenlendiği tertemiz kurslar…

Cami vakıf, dernek cemaatine büyük görevler düşüyor, çocukluklarından dolayı yaramazlık da yapsalar, camiye/ vakıf sohbetlerine /Kur'ân Kursuna devam eden çocukları camiden, Kur’an Kursundan, vakıf derslerinden yıldırmamalı, aksine onları sevgi ve ilgiyle bağrına basıp ödüllendirmelidirler. Bunu yaparken kendi çocukluk günlerini hatırlamalıdırlar.

Anne babaya büyük görevler düşüyor.Yaz sıcağında vâkıfı, derneği, sohbet halkalarını, camiyi ve Kur'ân Kursunu tercih eden çocuklarına her zamankinden farklı bir ilgi ve sevgi göstermelidirler. İmkânları nispetinde onları ödüllendirmelidirler. Onlara alacakları hediyeleri, özellikle Kur'ân Kursuna gittiği için aldığını onlara söylemelidirler. İmkânlar nispetinde, tatil boyunca kurs programını aksatmayacak şekilde onları bir haftalık olsun geziye/pikniğe götürerek onore etmelidirler. Hiç olmazsa hafta sonları piknik ve diğer gezi programlarıyla onları dinlendirmelidirler.

Bu arada geleceğimizin teminatı çocuklarımızın Kur'ân ile tanışmasıyla gurur duyan büyükler olarak bizlerin gündemimize Kur'ân ne kadar geliyor, sorusunu da kendimize sormalıyız. Kur'ân, büyük küçük hepimizin Kutsal kitabı ve o her çağda, her yaşta ve her zaman okunması, gündemde tutulması gereken bir kitap. Peki, biz yetişkinler, küçük yaşta gittiğimiz Kur'ân kursunda aldığımız bilgilerle yetinmeye/yerimizde saymaya devam mı edeceğiz? Unutmayalım ki Kur'ân çocuklarımızdan önce, biz büyüklerden okunmayı, anlaşılmayı ve yaşanmayı bekliyor.

O halde, yavrularımızı Kur'ân kurslarına gönderirken, biz de evimizde/iş yerimizde Kur'ân'ın kursunu açmalıyız. Onu okumalıyız, onu anlamaya çalışmalıyız, davranışlarımızı onun ilkeleriyle test etmeliyiz. Hiç olmazsa, kurstan eve gelen çocuğumuzla bilgi alış verişinde bulunarak Kur'ân'ı gündemimize almalıyız! Her geçen gün Kur'ân bilgimizi geliştirmeli ve artırmalıyız. Bu konuda da çocuklarımıza örnek ve destek olmalıyız. Aile boyu Kur’ân okumalı, bu konuda da çocuklarımıza örnek olmalıyız.

Bakın bu konuda Kitabımız ne buyuruyor: "Bana Müslümanlardan olmam ve Kur'ân okumam emredildi.."[11] Ayete göre Hz. Peygamberin şahsında hepimiz, kulluğumuzu Allah'a has kılmakla, her konuda O'na teslim olmakla ve Kur'ân okumakla yükümlüyüz.

Kur'ân'ın ilk muhatabı olan Sözün Sultanı Efendimiz de şunları söylüyor:

"Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğreten ve öğrenendir." [12]

"Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da bunları seven ol. Beşincisi olma, yoksa mahvolursun!"[13]

"Doğrusu bu Kur’ân Allah'ın kullarına sunduğu bir ziyafet sofrasıdır. O halde gücünüz yettiğince O'nun ziyafetini kabul ediniz." "Her ziyafet sahibi, davetine gelinmesini ister. Allah'ın ziyafeti ise Kur'ân'dır. O halde onu bırakmayın."[14]

"Kur'ân'ı taşıyan, İslam'ın bayrağını taşıyan gibidir. Ona ikram eden, Allah'a ikram etmiş olur. Ona ihanet edene ise, Allah lanet etsin!" [15]

"Kur'ân ehli, Allah'ın ehli ve O'nun has adamlarıdır." [16]

"Oruç ve Kur'ân kula şefaat ederler. Oruç der ki: 'Rabbim, ben bunu gün boyu yemeden içmeden alıkoydum, beni ona şefaatçi kıl.' Kur'ân da şöyle der: 'Rabbim, ben onu geceleri uykusuz bıraktım, ne olur beni ona şefaatçi kıl'.  Sonunda ikisi de sahiplerine şefaat ederler."[17]

Kur’ân’ın bu şefaatine mazhar olabilmek için, aile boyu Kur’ânlı olmak, Kur’ânla dolmak ve Kur’ân doğrultusunda bir hayatın adamları olmak için gayret edelim.

 

Dipnot

 

 



[1] 57 Hadîd 4.

[2] 2 Bakara 150.

[3]-94 İnşirah 7-8

[4]-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, II, 215.

[5]- Münavî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 288 (Buharî, Tirmizî, İbn Mace).

[6] -Münavî, Feyzu’l-Kadîr,VI, 399 (Müslim).

[7] -İmam Şafiî, Divân, 82.

[8] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, II, 323.

[9]  3 Âlu Imran 137, 6 Enâm 11.

[10]- 66 Tahrim 6.

[11]-27 Neml 92.

[12]- Ahmed, I, 58; Buhârî, Fedâilü'l-Kur'ân 21; Ebû Davut, Vitr 14; Tirmizî, Sevâbü'l-Kurân15; İbn Mace, Mukaddime 16.

[13]-Münavî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 399.

[14]-  Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, I, 513-514.

[15]- Gümüşhanevî, Râmuzu’l-Ehâdîs,  I, 272/10 (Deylemî'den).

[16]- Ahmed, III, 228, 242.

[17]- Ahmed, II, 174.

 


Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul