19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / DÜNYA TARİHİNİ DEĞİŞTİREN OLAY: HİCRET

DÜNYA TARİHİNİ DEĞİŞTİREN OLAY: HİCRET

 

 

Allah Resûlü’nün (s.a.s.) Mekke’den Medine’ye hicreti, dünya tarihinin akışını değiştiren en önemli olaylardan biridir. Bilindiği gibi Hz. Peygamber, amcası Ebû Tâlib’in hayatta olduğu yıllarda birçok sıkıntıyla karşılaşmasına rağmen Haşimoğullarının ona verdikleri destek devam etti. Müşrikler ambargo kararı alınca Haşimoğulları ve kendileriyle birlikte hareket eden Muttaliboğulları, Ebû Tâlib mahallesinde bir araya gelerek karşılaşmaları muhtemel sıkıntılara karşı tedbir aldılar. Ambargonun sona ermesinden sonra Hz. Peygamber, Mekke’ye gelen kabileler arasında tebliğ faaliyetlerini sürdürdü. Ancak bütün çabasına rağmen umduğu desteği bulamadı.

 

Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib’in vefatı ve diğer amcası Ebû Leheb’in Haşimoğullarının başına geçmesinden kısa süre sonra yakınlarının kendisine verdiği desteğin azalması, onu yeni bir arayışa yöneltti.

 

Mekkelilerin İslâm’ı kabul etmeyi reddetmeleri ve Müslümanlara dinlerini yaşayabilecekleri imkânı tanımamaları üzerine Hz. Peygamber, kendisinin de hicret edebileceği, Müslümanların dinlerini rahat yaşayabilecekleri, Mekke’yle bağlarının devamına imkân veren bir yer aramaya başladı. Bu amaçla nübüvvetin 10. yılı Şevval ayının sonlarında Tâif’e bir yolculuk yaptı. Hz. Peygamber bu yolcuğa evlatlığı Zeyd b. Hârise ile birlikte çıkmıştı; ancak Tâiflilerden umduğu desteği alamadığı gibi Mekke’ye dönerken şehrin ayak takımı peşine takılarak kendisine sövüp hakaret ederek taş attı. Hz. Peygamber, saldırılardan korunmak amacıyla Mekkeli iki kardeş olan Utbe ve Şeybe b. Rebîa’ya ait bir bahçeye sığınmak zorunda kaldı. Mekke’ye dönen Hz. Peygamber, şehre Nevfeloğullarından Mut‘im b. Adî’nin koruması altında girdi.

 

Hz. Peygamber’in Tâif yolculuğu ve Mekke’ye gelen kabilelerle görüşmesi, destek için Kureyş’e alternatif bulma gayreti içine girdiğini göstermektedir. Hz. Peygamber, kabilelerle yaptığı görüşmelerde Müslüman olmaları halinde dünyada ve ahirette mükâfata sahip olacaklarını söylüyordu. Âmir b. Sa’sa’aoğullarını İslâm’a davet ettiğinde, dinleyenlerden biri kendilerini Arapların hedefi yaptıktan sonra iktidarın onlara verilip verilmeyeceğini sordu. Hz. Peygamber’in iktidarın Allah’ın elinde olduğunu, onu dilediğine vereceğini ifade etmesi üzerine adam, “Kendimizi senin için Arapların hedefi haline getireceğiz; sonra da iktidar başkalarının olacak öyle mi? Senin söylediklerine ihtiyacımız yok!” diyerek Hz. Peygamber’in teklifini reddetti.

 

Allah Resûlü’nün (s.a.s.) tebliğ faaliyetleri çerçevesinde birkaç Medinelinin Müslüman olması ve ardından da Akabe biatlerinde Hz. Peygamber’e biat etmeleri, Müslümanlar için önemli bir alternatif oldu. Müslümanların Medine’ye hicretleri, genel olarak İkinci Akabe biatinden kısa bir süre sonra başladı. Bazen yalnız, bazen gruplar halinde, kimi zaman gizlice, kimi zaman da açıkça ve meydan okuyarak hicret ettiler. Bundan böyle Mekke fethine kadar hicret, hak-batıl mücadelesinde taraf olmanın en önemli göstergesi olarak mütalaa edilmiştir.

 

Baskıya maruz kalmaya devam edip hicret edemeyen Müslümanlar, bundan dolayı sorumlu tutulmamışlar; dinlerini özgürce yaşayabilmeleri için Müslümanlara mücadele etmeleri emredilmiştir: “Size ne oldu ki, Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi şu, halkı zalim kentten çıkar; bize katından bir koruyucu ver; bize katından bir yardımcı ver!’ diyen zavallı erkek, kadın ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?” (Nisâ 4/75)

 

Mekke’de bulunan Müslümanların hemen hepsi Hz. Peygamber’den önce hicret ettiler. Bunun istisnalarından biri Hz. Ebû Bekr’dir. Hz. Ebû Bekr, daha önce Habeşistan’a hicret teşebbüsünde bulunmuş; ancak İbnu’d-Duğunne tarafından yoldan çevrilmiş ve onun koruması altında Mekke’ye geri dönmüştü. Bir süre sonra Mekkeliler, İbnu’d-Duğunne’den sesinin duyulmasından rahatsız oldukları için evinde ibadet ederken Ebû Bekr’in sesinin duyulmasını engellemesini istediler. İbnu’d-Duğunne Mekkelilerin isteklerini Ebû Bekr’e iletince onun korumasından çıkarak Allah’ın korumasına sığındığını ilan etti. Medine’ye hicret imkânı ortaya çıkınca Ebû Bekr hicret etme arzusunu Hz. Peygamber’e birkaç kez iletti; ama her seferinde Allah’ın ona bir yol arkadaşı verebileceğini söyleyerek, kendi hicretini ima etmek suretiyle hicretine mani oldu.

 

Medine’ye ilk hicret eden kişi Mahzûmoğullarından Ebû Seleme’dir. Ebû Seleme’nin Akabe biatinden yaklaşık bir yıl önce hicret ettiği nakledilir. Ebû Seleme, eşi Ümmü Seleme ve küçük yaştaki oğluyla yola çıktı; ancak amcazadeleri olan hanımının akrabaları, eşini götürmesine izin vermeyince kendi akrabaları da küçük oğlunu annesinden ayırdılar. Bu ayrılık, bir yıl kadar sürdü; daha sonra Ümmü Seleme’nin durumuna acıyan akrabaları, kocasının yanına gitmesine izin verdiler. Bunun üzerine küçük çocuğunu da yanına alan Ümmü Seleme, Medine’ye gitmek üzere yola koyuldu. Bir süre tek başına yolculuk yaptı. Yolda karşılaştığı Abduddâroğullarından -o sırada daha Müslüman olmamış- Osman b. Talha’nın refakatiyle kocasının yanına gitti.

 

Müslümanların çoğu birbirleriyle anlaşarak gizli bir şekilde Medine’ye gitmek üzere yola koyulurken Ömer b. el-Hattâb Kâbe’ye giderek meydan okuyup bir grup akrabası ve arkadaşıyla yola çıktı. Müşrikler, Hz. Ömer’in meydan okumasına karşılık vermediler.

 

Medine’ye daha zor şartlar altında hicret etmek zorunda kalan Müslümanlar da vardı. Mekke’ye köle olarak getirilip Abdullah b. Cüd’ân tarafından azat edilen Suheyb b. Sinan er-Rumî hicret etmek isteyince Mekkeliler tarafından engellendi. Maddî durumu iyi olan Suheyb’e malını Mekke’de kazandığını, o malları Mekke’de bırakmadan hicretine izin vermeyeceklerini söylediler. O da bütün mallarını onlara bırakarak hicret etti.

 

Süheyl b. Amr’ın oğlu Abdullah’ın hicreti ise epey maceralı oldu. Daha önce Habeşistan’a hicret eden Abdullah, Medine’ye hicrete izin verildiğini duyunca oraya hicret etmek için Mekke’ye döndü; ancak babası tarafından hapsedildi. Hapisten kurtulabilmek için atalarının dinine döndüğünü söyleyince babası onu hapisten çıkardı. Daha sonra da Bedir savaşına beraberinde götürdü. Müslümanlarla müşrikler Bedir’de karşı karşıya geldiklerinde Abdullah savaş başlamadan bir fırsatını bulup Müslümanların tarafına geçerek hicret edebildi.

 

Mekkeli Müslümanların Medine’ye hicreti, Kureyşli müşriklerin kısa sürede işin ciddiyetini anlamalarını sağladı. Hz. Peygamber’in hicret etmesi, onlar için büyük sorunlar doğurabilirdi. Meseleyi müzakere etmek amacıyla Dâru’n-nedve’de bir toplantı yapıldı. Toplantıya Kureyş’in bütün boyları katılmadı. Katılımcı kabileler, daha önce meydana gelen, Mekke’deki görevlerin dağıtılması gibi ihtilaflar sırasında gerçekleştirilen ittifakların şekillendirdiği tarafgirlikle burada bulunmuşlardı. Toplantıya katılan Abduddâr, Mahzûm, Sehm ve Cumah boyları, İslâm’dan önce Mekke’de görevlerin dağıtımı sırasında Abduddâroğullarını destekleyen el-Ahlâf grubunu oluşturan kabilelerdir. Abduşems ve Nevfel kabileleri, Haşimoğullarının akrabaları olmalarına rağmen daha önce aralarında vuku bulan gerginlikler nedeniyle onlara karşı bir tavır almışlardı.

 

Nevfeloğullarından üç kişinin toplantıya katılması, ilginç bir durumdur. Bunlardan biri Mut‘im b. Adî’nin oğlu, biri kardeşi diğeri ise amcasının oğludur. Hz. Peygamber’e koruma verdiği halde Mut‘im’in yakınlarının bu toplantıya katılması, bir çelişki gibi görünmektedir. Muhtemelen bu sırada Mut‘im b. Adî vefat etmiş olduğu için yakınları, korumaya aykırı bir tutum takınmış olabilirler.

 

Görüşmenin temel konusu Hz. Peygamber’in nasıl etkisiz hale getirileceğiydi. Hapse atılması ya da sürülmesi yönündeki öneriler, kabul görmedi. Kesin çözüm olarak görünen tek yol, öldürülmesiydi. Fakat bunu gerçekleştirmek kolay değildi. Zira Haşimoğullarından birisinin öldürülmesi, Mekke’de önü alınamaz düşmanlıklara ve kan davalarına sebep olabilirdi. Bunun için Ebû Cehl’in önerisiyle her kabileden güçlü bir gencin bu iş için görevlendirilmesine karar verildi. Böylece Haşimoğulları bütün kabilelerden intikam alamayacakları için diyet alarak barış yapmak zorunda kalacaklardı.

 

Hz. Peygamber’in söz konusu toplantıdan nasıl haberdar olduğu hususunda farklı rivayetler nakledilir. Genellikle Hz. Cebrail’in Hz. Peygamber’i toplantıdan haberdar ettiği anlatılır. “Kâfirler seni tutup bağlamaları, öldürmeleri ya da sürmeleri için sana tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en iyisidir.” (Enfâl 8/30) ayetinin bu sırada nâzil olduğu rivayet edilir. Bir rivayete göre ise Zühre kabilesinden birisiyle evli olan Resûlullah’ın büyük halası Rukayka bt. Sayfî b. Haşim, Hz. Peygamber’i Kureyşlilerin kararından haberdar etmişti.

 

Hz. Peygamber’i öldürmekle görevlendirilen gençler onu öldürme girişiminde bulundukları sıralarda Yüce Allah, Medine’ye hicret etmesine izin verdi. Müşriklerin Hz. Peygamber’e suikast düzenlemeye karar vermeleriyle hicrete izin verilmesinin aynı zamana denk gelmesi, Hz. Peygamber’in Mekke’de mücadele etme imkânını sonuna kadar kullandıktan sonra başka bir yol kalmadığında hicretine müsaade edildiğini söylememize imkân vermektedir.

 

Hicrete izin verilince Hz. Peygamber, âdeti olmadığı halde günün sıcak bir zamanında Hz. Ebû Bekr’in evine giderek onunla görüştü; kendisine hicrete izin verildiğini, onunla beraber hicret edeceğini söyleyince Hz. Ebû Bekr sevinçten ağladı. Hz. Ebû Bekr, daha önce iki binek devesi satın alarak onları hazırlamıştı. Bu develerden birisini Hz. Peygamber’e vermek isteyince Peygamberimiz, deveyi ancak bedeli mukabilinde kabul edebileceğini söyleyerek satın aldı. Hz. Peygamber’in hicret yolcuğunu yaptığı bu devesi, Kasvâ adlı devedir.

 

Hicret kararı, Hz. Ebû Bekr’in ailesi ile Hz. Ali dışında kimseye duyurulmamıştı. Zira kararın duyulması halinde müşrikler hicreti engelleyebileceklerdi. Yolculuk sırasında kendilerine rehberlik yapmak üzere Di’loğullarından müşrik olan Abdullah b. Uraykıt’ı ücretle yol kılavuzu olarak tuttular.

 

Hz. Peygamber ile Hz. Ebû Bekr, üç gün sonra Sevr dağındaki mağarada buluşmak üzere yolda binek olarak kullanacakları develeri Abdullah b. Uraykıt’a teslim ettiler.

 

Hz. Peygamber, yola çıkmadan önce Mekkelilerin yanında bulunan bazı emanetlerini sahiplerine vermek üzere Hz. Ali’ye teslim etti. Hz. Ali, kendisine verilen görevleri yerine getirdikten sonra Medine’ye gidecekti.

 

Hz. Peygamber, Hz. Ali’den hicret edeceği gece evinde yatmasını istedi. Hz. Peygamber’i öldürmek üzere görevlendirilen gençler, gece evinin önünde pusu kurdular. Önce evine saldırıp onu öldürmeyi düşündüler; fakat daha sonra dışarı çıkmasını beklemeye karar verdiler. Müşrikler, kapının önünde beklerken Hz. Peygamber yerden bir avuç toprak aldı ve üzerlerine serperek aralarından geçti. Onların arasından geçerken, Yâsin suresinin (36) 1.-10. ayetlerini okuduğu rivayet edilir.

 

Müşrikler, sabah Hz. Peygamber’in yatağından Hz. Ali’nin kalktığını görünce şaşırdılar.

 

Hz. Peygamber, evinden ayrılarak Hz. Ebû Bekr’in evine gitti. Onlar için Hz. Ebû Bekr’in evinde yol hazırlığı yapılmıştı. Birlikte, Mekke’nin güneyinde, şehre yaklaşık bir saatlik mesafedeki Sevr dağının tepesinde bulunan mağaraya gittiler. Gizlilik içinde evin arkasındaki küçük bir kapıdan çıkarak oradan ayrıldılar.

 

Medine’ye gitmek üzere yola çıktığı halde Hz. Peygamber’in önce Mekke’nin güneyindeki Sevr dağına gitmeyi tercih etmesi, Mekkeli müşrikleri yanıltmak ve etrafın sakinleşmesini beklemek içindi. Akabe’de Medinelerle yapılan anlaşmayı bilen müşrikler, onu evinde bulamayınca Medine yolunu kontrol altına alacakları belliydi. Bu sebeple Hz. Peygamber, zaman kazanabilmek için Medine’ye doğru yola çıkmak yerine güneye giderek izini kaybettirdi.

 

Aralarında Ebû Cehl’in de bulunduğu müşrikler, Hz. Peygamber’i evinde bulamayınca Hz. Ebû Bekr’in evine gittiler. Ebû Cehl, Hz. Ebû Bekr’in kızı Esma’ya babasının nerede olduğunu sordu. Esma, bilmediğini söyledi. Bunun üzerine sinirlenen Ebû Cehl Esma’yı tokatladı. Tokadın şiddetinden kulağındaki küpesi fırladı.

 

Müşrikler, bütün aramalara rağmen Hz. Peygamber’i bulamayınca başına ödül koydular. Onları yakalayana ya da öldürene diyetlerini ya da yüz deve verileceğini ilan ettiler. Hz. Peygamber ile Hz. Ebû Bekr için ayrı ayrı ödül konduğu rivayet edilmekle birlikte, müşrikler için, başına ödül konacak kadar önemli bir düşman kabul edilen kişi, Hz. Peygamber’di. Bundan dolayı muhtemelen ödül, Hz. Peygamber için konmuş olmalıdır.

 

 

Müşriklerin Hz. Peygamber’i yakalamak için tuttuğu iz sürücülerden Kurz b. Alkame, Sevr mağarasının kapısına kadar gelmiş ve orada bir örümceğin ağ ördüğünü görmüştü. Müşriklerden biri, ağın Muhammed’in (s.a.s.) doğumundan eski olduğunu söyledi. Bunun dışında Hz. Peygamber’le Hz. Ebû Bekr’in mağarada gizlendikleri sırada izlerinin müşrikler tarafından bulunmasına engel olan başka gelişmeler de anlatılmaktadır. Örümceğin mağaranın kapısına ağ örmesi, bir ağacın Hz. Peygamber’i saklayacak şekilde mağaranın ağzında bitivermesi, güvercinlerin mağaranın girişine yuva yapması şeklinde bazı nakiller mevcutsa da bunları ihtiyatla karşılamak gerekir. Kuşkusuz bu tür hâdiseler Allah için mümkündür; ancak ilk kaynaklarda benzer bilgilerin az bulunması, ya da bazen ihtiyatla karşılanacak tarzda nakledilmiş olması, dikkatli olmamızı gerektirmektedir. Bunlara benzer bazı küçük kayıtların sonraları abartılmış olması kuvvetle muhtemeldir.

 

Müşrikler, mağaranın kapısına kadar geldiklerinde kendi aralarında Hz. Peygamber’in yakınlarında olup olmadığını konuşuyorlardı. Bu sırada Hz. Ebû Bekr’i bir telaş aldı; Hz. Peygamber ise onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Hz. Ebû Bekr, mağaradan dışarıya bakıp müşriklerin ayaklarını gördüğünde heyecanla, “Ey Allah’ın Resûlü! Ayaklarının aşağısına baksalar bizi görecekler!” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Ey Ebû Bekr! Üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne zannediyorsun?” diye cevap verdi.

 

Hz. Peygamber Sevr mağarasında üç gece kaldı. Bu sürede Hz. Ebû Bekr’in oğlu Abdullah akşamları mağaraya gelerek müşriklerin konuşmalarını ve Hz. Peygamber hakkında söylediklerini onlara naklediyordu. Gece mağarada kalan Abdullah, tan yeri ağarmadan yanlarından ayrılıp geceyi Mekke’de geçirdiği intibaını vermek için şehre dönüyordu.

 

Abdullah ayrıldıktan sonra Hz. Ebû Bekr’in azatlısı Âmir b. Füheyre mağaranın yakınlarına getirdiği koyunları peşinden sürerek onun ayak izlerini kaybettiriyordu. Sürü oraya getirilince Hz. Peygamber ile Hz. Ebû Bekr, ihtiyaçları olan sütü de alırlardı. Sevr mağarasında üç gün kaldıktan sonra, üçüncü gecenin sabahında daha önce rehber olarak tutulmuş olan Abdullah b. Uraykıt mağaraya geldi.

 

Hz. Peygamber, peygamberliğin 14. yılı (m. 622) Rebiülevvel ayının beşinde Pazartesi günü, Hz. Ebû Bekr ve yanlarında bulunan kılavuzla birlikte yola çıktı. Âmir b. Füheyre’yi de yanlarına almışlardı.

 

Hz. Peygamber’in yol kılavuzu Abdullah b. Uraykıt, onları daha az kullanılan, fakat bu yolculukları için daha emin olan sahil yolundan Medine’ye götürdü. Hz. Peygamber’in bilinen ve kullanılan yoldan Medine’ye gitmesi halinde yakalanma ihtimali yüksekti. Bundan dolayı ilk anda akla gelmeyen ve pek kullanılmayan bir yol tercih edildi.

 

Kureyşlilerin Hz. Peygamber’i ölü veya diri yakalayanlara ödül verecekleri haberi, Müdlicoğullarının bulunduğu bölgede de duyulmuştu. Hz. Peygamber yola çıktıktan sonra Salı günü Müdlicoğullarının bölgesi olan Kudeyd’e ulaştı. Sürâka b. Mâlik b. Cu‘şum, kabilesi olan Müdlicoğullarından bazı adamlarla otururken, yanlarına gelen kabilelerine mensup birisinden, yaşadıkları bölge olan Kudeyd’in sahiline yakın bir yerden geçen birkaç kişinin varlığını duyunca bunların Hz. Peygamber ile arkadaşları olduklarını anladı. Adama göz kırparak susmasını istedi. Zira Hz. Peygamber için belirlenen ödülü tek başına almak istiyordu. Kısa bir süre daha oturduktan sonra kalkıp gitti. Evine giden Sürâka, zırhını giyip silahını kuşanarak yola çıktı. Amacı, Hz. Peygamber’i yakalayıp Kureyşlilere teslim ederek yüz develik ödülü almaktı.

 

Sürâka’nın geldiğini gören Hz. Ebû Bekr, tedirginlik içinde, “Ey Allah’ın Resûlü! Yanımıza kadar gelindi!” dedi. Hz. Peygamber mağarada söylediği sözleri tekrar etti: “Tasalanma! Allah bizimledir (Tevbe 9/40).” Sürâka, Hz. Peygamber’in bir şeyler okuduğunu duyacak kadar yakınlarına gitti. Bu sırada atının ön ayakları kuma batmaya başladı. At, dizlerine kadar kuma battı; Sürâka, atından düştü; atını hareket ettirmeye gayret ettiyse de başarılı olamadı.

 

Karşılaştığı olay karşısında hayretler içinde kalan Sürâka, Hz. Peygamber’in diğer insanlardan farklı bir özelliğinin olduğuna inandı. Ondan eman diledi ve içinde bulunduğu durumdan kurtulması için Allah’a dua etmesini rica etti. Hz. Peygamber dua edince Sürâka’nın atı kumdan kurtuldu. Sürâka, Kureyşlilerin Hz. Peygamber’i ele geçirmek için yürüttükleri faaliyetlerinden bahsetti. Onlara yol azığı vermek istediyse de Hz. Peygamber teklifini kabul etmedi.

 

Sürâka, Hz. Peygamber’e kendisinden bir isteği olup olmadığını sordu; Hz. Peygamber, peşlerinden gelecek kimseleri engellemesini istedi. Enes b. Mâlik’in dediği gibi, “Sürâka, günün başında Allah’ın Peygamberi aleyhine çalışan, onun canına kasteden bir kimse iken, günün sonunda onun hayatını savunan bir silah olmuştu!”

 

Hz. Peygamber’le yolda karşılaşanlardan birisi Eslem kabilesinin liderlerinden Büreyde b. Husayb idi. Hz. Peygamber’i yakalamak için bir müfrezeyle önünü kesti; ancak kendisiyle bir süre sohbet ettikten sonra Resûlullah’ın İslâm çağrısına olumlu cevap vererek Müslüman oldu. Daha sonra mızrağına bağladığı sarığıyla Hz. Peygamber’e sancak açarak arazilerinden çıkıncaya kadar ona refakat etti.

 

Bunlardan başka yolculuk sırasında Hz. Peygamber, Talha b. Ubeydullah ile karşılaştı. Talha, Şam’a düzenlediği bir ticaret seferinden geri dönüyordu. Hz. Ebû Bekr’e Şam işi elbiseler verdi. Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekr bu elbiselerden giydiler. Onlarla birlikte Medine’ye gitmek istediyse de işlerini bitirdikten sonra hicret etmesi için Mekke’ye gitmesi uygun görüldü. Talha daha sonra Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekr’in aileleriyle birlikte hicret etti.

 

Medineliler, Hz. Peygamber’in hicret etmek üzere yola çıktığını öğrenince her gün sabah namazını kıldıktan sonra yüksek bir yere çıkıp Resûlullah’ın gelişini gözetlerler, sıcaklık epey artıncaya kadar orada beklerler; Resûlullah’ın gelmediğini görünce de bir gün sonra tekrar gelip beklemek üzere evlerine dönerlerdi. Hz. Peygamber’in Kubâ’ya ulaştığı gün de sıcak şiddetleninceye kadar beklediler; daha sonra da evlerine gittiler. Bu sırada Resûlullah’ı kendisine ait hisardan gören bir Yahudi, yüksek sesle bağırarak Müslümanlara bekledikleri kervanın gelmekte olduğunu haber verdi. Bunun üzerine Müslümanlar tekrar toplanıp şehir dışına çıkarak Hz. Peygamber’i karşıladılar.

 

Hz. Peygamber, 12 Rebiülevvel Pazartesi günü Medine yakınındaki Kubâ’ya, Amr b. Avfoğullarının yanına ulaştı. Orada Külsûm b. Hidm’in evine indi. Kubâ’da bulunduğu sırada, Müslümanlarla sohbet etmek amacıyla Sa‘d b. Heyseme’nin evine giderdi. Bekâr olan Sa‘d’ın evi, bekâr Muhacirlerin kaldığı bir yerdi. Bundan dolayı evine “Bekârlar Evi” denirdi.

 

Hz. Peygamber, Pazartesi gününden Cuma gününe kadar Kubâ’da kalarak Cuma günü yola çıktı. Bu arada Hz. Ali, Mekke’de üç gün kalmış; Resûlullah’ın verdiği emanetleri sahiplerine iade ederek yola çıkmış ve Hz. Peygamber’e Kubâ’da yetişmiştir.

 

Hz. Peygamber Kubâ’dan Yesrib’e giderken Sâlim b. Avfoğullarının arazisinde Rânûna vadisinde ilk Cuma namazını kıldırdı.

 

Buraya kadar anlattıklarımıza göre Hz. Peygamber 2 Rebiülevvel’de Mekke’den ayrılıp Sevr mağarasına gitmiş; 5 Rebiülevvel’e kadar orada kaldıktan sonra yola çıkmış ve 12 Rebiülevvel’de Kubâ’ya ulaşmıştır. Burada birkaç gün kaldıktan sonra 16 Rebiülevvel’de, o günkü adıyla Yesrib’e hareket etmiştir.

 

Hz. Peygamber, Kubâ’dan hareket etmeden önce dayıları Neccâroğullarına haber göndermiş; onlar da kılıçlarını kuşanarak gelmişlerdi. Resûlullah devesine binerek Ebû Bekr’i terkisine aldı; etrafında Ensâr ve Neccâroğulları olduğu halde şehre girdi. Hangi kabilenin mahallesinden geçtiyse yanlarında kalmasını teklif ederek, ona her türlü desteği sağlayacaklarını söylediler. Ancak Resûlullah, devesinin yolunu açmalarını, deveye nereye çökeceğinin emredildiğini söyledi. Resûlullah’ın devesi, Neccâroğullarından Sehl ve Süheyl adlı iki yetim kardeşe ait olan bir araziye çöktü.

 

Muhtemelen Medinelilerin muazzam ilgisiyle karşılaşan Hz. Peygamber, onları kırmamak için böyle bir çözüm yolu bulmuştu. Böylece Hz. Peygamber, Medine’deki hassas dengelerin bozulmasına sebep olabilecek davranışlardan kaçınıyordu. Şehre geldiğinde Evslilere konuk olsa Hazrecliler, Hazreclilere konuk olsa Evsliler kırılacaktı. Bu hikmetli yolla iki taraf da kırılmadan mesele halledildi.

 

Hz. Peygamber, devesinin çöktüğü yerin yakınında evi bulunan, Neccâroğullarının bir kolu olan Hâriseoğullarından Ebû Eyyûb Hâlid b. Zeyd el-Ensârî’nin evine misafir oldu. Mescit inşa etmek üzere belirlenen yer de Neccâroğullarının bölgesindeydi. Neccâroğulları, Hz. Peygamber’in dedesi Abdulmuttalib’in annesi Selma’nın kabilesiydi. Selma, Neccâroğullarının Adîoğulları kolundandır. Hz. Peygamber’in dedesi Abdulmuttalib [Şeybe], burada büyümüştü. Hz. Peygamber’in babası Abdullah ticaret için Şam taraflarına gittiği bir yolculuk dönüşünde hastalanınca Yesrib’te, dayıları Adîoğullarının yanında bir ay kalmış; vefat edince de oraya defnedilmişti. Yine Hz. Peygamber küçüklüğünde annesiyle birlikte Medine’ye, dayızadelerinin yanına bir yolculuk yapmış ve burada bir süre kaldıktan sonra dönüşte annesini kaybetmişti. Bütün bunlar Hz. Peygamber’in ailesi ile Adî b. Neccâroğulları arasındaki münasebetlerin hicretten önce de devam ettiğini göstermektedir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in kendisine destek olabilecek dayılarının yanında kalmayı düşünmüş olması da mümkündür. Öte yandan Arap geleneğine göre Hz. Peygamber’in dayızadelerinin yanında kalmasının isabetli bir karar olduğu görülmektedir. Çünkü Hz. Peygamber’i yanlarına kabul etme ve koruma görevi öncelikle onlara düşer. Ancak Resûlullah, meseleyi akrabalık ilişkilerine indirgememek istemiş olacak ki, Adî b. Neccâroğullarının yanlarında kalması hususundaki tekliflerini reddetmiş; onların yakınları olan Mâlik b. Neccâroğullarının yanına inmiştir.

 

Resûlullah’ın Medine’ye girişinden itibaren evinde kaldığı Ebû Eyyûb Hâlid b. Zeyd, Hz. Peygamber’e hizmet etmek için azami derecede özen gösterdi. Resûlullah’ı evinin ikinci katına yerleştirmek istediyse de o, bunu kabul etmedi. Hz. Peygamber, ev sahiplerinin rahatsız olmaması için elinden gelen gayreti gösteriyordu. Bu arada Neccâroğulları, Hz. Peygamber’e nöbetleşe yemek götürüyorlardı.

 

Mescidin inşasından sonra Hz. Peygamber, azatlıları Zeyd b. Hârise ile Ebû Râfi’i Mekke’ye göndererek ailesini getirtti. Hz. Peygamber bunun için Hz. Ebû Bekr’den 500 dirhem borç almış ve ayrıca kendilerine iki deve vermişti. Hz. Ebû Bekr de oğlu Abdullah’a haber göndererek ailesini Mekke’den getirmesini istedi.

 

Zeyd b. Hârise, Hz. Peygamber’in hanımı Sevde, kızları Fâtıma ve Ümmü Külsûm’u, kendi hanımı Ümmü Eymen ve oğlu Üsâme’yi Medine’ye götürdü. Mekkeliler, şehirden ayrılmalarına engel olmadılar. Çünkü böyle bir davranış, asil insanlara yakışmazdı. Zeyd, Hz. Peygamber’in diğer kızı Zeyneb’i Medine’ye götüremedi; zira o zamanlar müşrik olan kocası Ebu’l-Âs b. Rebî tarafından alıkonmuştu. Hz. Ebû Bekr’in oğlu Abdullah ise annesi Ümmü Rûmân, kız kardeşleri Esma ve Âişe’yi Medine’ye götürdü.

 

Hz. Peygamber’in Medine’ye gidişi, Kureyşlileri çok rahatsız etti. Orada barınmasını engellemek için hemen girişimlere başladılar. Bu amaçla o sırada Medine’de sözü dinlenen bir kimse olan Abdullah b. Übey’e tehditkâr bir mektup yazdılar. Mektupta, Hz. Peygamber’le savaşarak onu öldürmelerini veya şehirden çıkarmalarını, aksi takdirde Mekkelilerin onlara saldırıp erkeklerini öldüreceklerini ve kadınlarını cariye olarak alacaklarını söylüyorlardı. İbn Übey mektubu Medinelilerle müzakere ederken Hz. Peygamber’in bundan haberi olmuş; Abdullah’a giderek böyle bir durumun meydana gelmesi halinde kendilerinin zararlı çıkacaklarını hatırlatmıştır.

 

Hz. Peygamber’in Medine’deki ilk günleri toplumu yeniden yapılandırmakla ve ümmetin temelini atmakla geçti. Bir taraftan farklı özelliklere sahip Muhacirlerle Ensâr arasındaki farklılıkları sorun olmaktan çıkarıp İslâm birliğini sağlamaya çalıştı; öte yandan da şehrin önemli bir unsuru olan Yahudilerle iyi ilişkiler geliştirmeye gayret etti. Ancak Yahudiler, onun attığı adımlara beklediği cevabı vermekte oldukça cimri davrandılar. 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul