20 Ocak 2018 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / MERHUM ŞEYH SAİD ŞABAN’DAN: GÜNCELLİĞİNİ KAYBETMEYEN SEÇME SÖZLER (Aforizmalar)

MERHUM ŞEYH SAİD ŞABAN’DAN: GÜNCELLİĞİNİ KAYBETMEYEN SEÇME SÖZLER (Aforizmalar)

 



 


*** Günümüzde ortaya çıkan bir gerçektir ki, Müslümanların zihinlerinde, düşüncelerinde, yaklaşımlarında, hareketlerinde “Allah yolunda kar­deş olma” olgusu unutulmuş bulu­nuyor. Bu hayati ilahi ilke tarihe karışmış bulunu­yor. Birbirine karşı kılıca, silaha sarılan her kesim kendisini temize çıkarıyor, diğerini yerin dibine geçiriyor. Her çevre kendisinin “Fırka-i Naciye” (kurtulanlar) ol­duğunu, diğerlerinin ise sapıklıkta olup, kötülüklerle battığını söylüyor.

 

*** Ben şahsen Müslümanlar kadar birbirini dışlayan, Müslümanlar kadar bir­birlerine düşen, Müslümanlar kadar birbirlerine kâfir gözüyle bakan başka bir millet, başka bir ümmet görmedim. Bu Lübnan’da böyledir. Mısır’da böyle, Pakistan’da böyledir. Hatta azgın işgalcilere ve zalim iktidarlara karşı cihad eden Afganistan’da da böyledir. Amerika’da, Almanya’da, Fransa’da yaşayan Müslümanların arasında da buna benzer derin ihtilaflar vardır.

 

*** Ey Müslüman! Hüşyar ol! Kim sana “Ben kurtul­dum” diyorsa, ona de ki: “Sana gayb’ten ha­ber mi geldi? Yüce Allah “Siz ken­dinizi temize çıkarmayın; Allah ki­min korunduğunu, sakındığını da­ha iyi bilir” buyurmuyor mu?

 

*** Bugün “Ben Sufiyim, Ben Selefiyim, Ben Mutezileyim. Ben Vahabiyim, Ben Eş’ariyim. Ben Şîîyim, Ben Sünnîyim” deme­nin zamanı değildir. Dinimiz elden gidiyor. Kitabımız ayaklar altında. Kıblemiz işgal altında. Kutsal yur­dumuz zalimlerin ve Siyonistlerin çizmeleri altında. Artık şiarınızı, sloganlarınızı birleştirin. Bir tek söze gelin: “Ben Müslüman’ım” de­yin; “Ben Müslüman’ım ve Allah katında din İslam’dır.” Unutmayın ki, “Bütün Müslümanlar kardeşimdir.” Hem de Şii-Sünni ayrımı olmaksızın… Mutezili-Vahhabî farkı gözetilmeksizin. İhlâs ve takva sahipleri kardeştir. Bilinçli hareket eden sıradan müminler kardeştir. Kıbleye yönelen kavimler, hükümetler, devletler, kurumlar, partiler, sendikalar, vakıflar, dernekler kardeştir.  

 

*** Hiçbir müçtehit imam, ümmeti bölmek, birliğini bozmak, onu ayrılığa düşürmek için fıkıhla uğraşmamıştır. Hepsinin amacı Kur’an ve Sünnet’in hükümlerini, il­kelerini hayata, zamanlarına tatbik etmekti. Ne var ki cahiller veya yarım hocalar, mutaassıp mollalar, sofular, sonradan gelen saray bilginleri, ehliyetli müçtehitlerin görüş ayrılıklarını, ihtilaflarını ümmeti bölmek için kullandılar. O imam benim, şu imam senin, o fakih benim, şu fakih senin, o müçtehit benim, şu müçtehit senin, deyip kavgaya giriştiler. İmamları, müçtehitleri birbiriyle kavgalı hale getirdiler, onları düşman, garazkâr, kindar sıradan biri gibi görmeye kalktılar.

 

*** Bazıları mezhebi din, imamı Resul yerine koydular. Kendilerine aykırı düşeni, kim olursa olsun, reddettiler. Hâlbuki imamlar ve müçtehitler birbirini seviyor, sayıyor ve saygı gösteriyorlardı. Onların peşinde gidenler ise birbirlerine düştüler!

 

*** Şimdi iş o kadar ilerledi ki, değil Şiiler ve Sünniler, Sünniler bile bir­birlerini dışlıyor, tekfir ediyor, kâfir sayıyorlar. Buna göre sen Şia’yı seversen kâfirsin! Sufileri seversen kâfirsin! Eş’arîlerin Müslüman ol­duğunu söylersen kâfirsin! İleri gidersen kâfirsin! Geri dönersen kâfirsin! Nereden bakarsan bak kâfirsin! Ne yaparsan yap kâfirsin. Allah her yerde desen kâfirsin! Gökte desende kâfirsin! Hiç bir yerde desende kâfirsin!

 

*** Allah’ın tahtı “Arş”ı nerede? de­yip ihtilafa düşen ve bunun için bir­birini tekfir edenler de yine bizim Sünni diye bildiklerimiz değil midir!

 

*** Allah’ın tahtını bu kadar incele­yenler keşke zalimlerin, kâfirlerin, tağutların tahtlarını biraz düşünse­lerdi. Onların nerede olduğunu, nasıl işlediğini, nelere sahne olduğunu zihinlerinde canlandırsalardı.

 

*** Siyonistlerin, Haçlıların ve uşak­ların, Müslümanlık ve Araplık iddi­asında olan zalimlerin, azgınların, petrol ağalarının, Müslümanların kafatasları üzerinde kurulan Beyaz Sarayları, kızıl sarayları, kızıl ötesi şatoları düşünselerdi! Bu taht­ların, sarayların, şatoların, köşkle­rin nasıl yapıldığını, nerden geldiğini, nasıl işlediğini fark etse­lerdi keşke onlar. O zaman Rah­man’ın Arşı ile uğraşmazlardı. Ne ile uğraşmaları gerektiğini anlar­lardı çünkü. Keşke düşünselerdi! Keşke!

 

*** Günümüzde Müslümanlar birbirini değil, kâfirleri dost ediniyorlar. Birbirlerine değil, zalimlere, uşak zihniyetli kişilere, zihinleri ve gönülleri yabancılara bağlı yöneticilere ve CİA ajanı, Mossad ajanı, KGB ajanı liderlere, önderlere, din adamlarına güveniyorlar.

 

*** Arap âleminin ve İslam dünyasının çoğu devletleri Amerika ile anlaşıyor, Müslümanlar ile savaşıyor. Bazı Arap yöneticileri Haçlıların ordularını körfeze soktular. Bazıları ise basın-yayın ve silahları ile İslam dünyasındaki dirilişi yok etmeye çalıştılar. Arap­ların silah stoku İsrail’e karşı sa­vaşmak için değil, birbirleriyle savaşmak ve Müslüman kitleleri sindirmek içindir.

 

*** Müslüman’ın, Müslüman safında durması gerekirken onlar bu yanlış-sakat anlayışları, düşünceleri ve inançları yüzünden İran İslam Devrimine olduğu kadar, Filistin, Lübnan ve Afganistan sorununa da hep soğuk bakmışlar ve düşmanın yanında yer almışlardır. Zaman za­man da kimliklerini değişik ve çelişik yaftalarla kamufle etmeye çalışmışlardır. İran İslam Devrimine, “Bu Şîî bir devrimdir! Ehli Sünneti Şiîleştirmek istiyor!” demişler! Ehli Sünneti çok sevdikleri içinde Sünni olan Filistin halkına karşı İsrail’i desteklemişlerdir(!). Sünni olan Kürt halkını ezip geçmişlerdir! Şimdi acaba onlar, Sünnîlere veya Şiîlere karşı mı sa­vaşıyorlar? Yoksa İslam'a ve Müslümanlara karşı mı?

 

*** Âlimler, insanları Allah’ın yoluna, Peygamberlerin yoluna ileten işaretlerdir, ışıklardır, lambalardır. Ama öyle dinler de vardır ki, İsrail oğullarının din bilginleri ve din adamları gibi Allah’ın ayetlerini basit dünyalık karşısında satıp giderler. Âlimler, peygamberlerin varisleri­dir. Ne var ki İslam dünyasındaki âlimlerin çoğu, Allah’tan yana değil, kraldan yana tutumlar içindedirler. Onlar boyuna tağutlara, müstekbirlere hizmet et­mektedirler. Tıpkı Firavuna hizmet eden sihirbazlar gibi. Fetvalar veri­yorlar, kitaplar yazıyorlar ama özde küfürden yana. Hayatlarını, rahat­larını, zevklerini yitirmekten kor­kuyorlar. Sıkıntıdan, zahmetten, zulümden ve azgınlardan korkuyorlar. Bir korku sarmış tüm hayatlarını. Ama tek bir şeyden korkmuyorlar. O da Allah’tır!

 

*** Âlimler Allah’ın emanetlerini yüklenmişlerdir. Onu insanlara açıklamak zorundadırlar. Onlar gerçekleri gizleyemezler. Ne Şîa ne de Ehli Sünnet’in fıkhında bilginler veya âlimler emperyalistlere, Yahudilere, Hıristiyanlara ve zalimlere hizmet edebilir diye bir şey var. Ama bugün âlimler zalim iktidarlara yanaşıyorlar. Onları haksız yere savunuyorlar. Şeytanın dostlarına hizmet veriyor­lar. Bazı âlimler Yahudilerle Barış Antlaşması imzalamanın farz ol­duğuna fetva verdiler. Mazlum Yahudiler barışseverlermiş! Ez­her-i Şerif’ten çıkan bu âlimlerin bir marifeti de büyük âlim ve büyük mücahit Seyyid Kutup gibi bir in­sanın Maide suresinin 33. ayetine dayanarak öldürülmesine fetva ver­meleridir. “Allah’a ve resulüne karşı savaşanların cezası ölümdür

 

*** Bakın ey şuur sahipleri! Ulemâ-i rusûm’un (Saray bilginlerinin) gözünde büyük bir mücahit, Allah korku ve şuuru ile dolu erdemli Müslüman bir âlim nasıl da eşkıya, terörist ve anarşist oluveriyor!

 

*** İslam âlimlerin görevi zâlimlerden yana olmak değil, mazlumların yükselen gür sesi olmalarıdır. Krallardan, Sultanlardan yana değil, Allah’tan, Haktan yana olmaktır. Müslümanları bölmek, ayı­rmak, birbirine düşürmek değil, onları tek vücut yapmaya çalışmaktır.

 

*** Ey Müslümanlar, Bid’at düşmanlarına deyiniz ki:

Bırak millet namazdan sonra pey­gambere salat-u selam getirsin. Bırak ezandan sonra salâvat getir­sinler. Bırakın milletin ayağına dolanmayı.

 

İsrail’in, Filistin toprağı üzerinde kurulması bir bid’at değil midir?

 

İsrail’in, Siyonizm’in, Amerika’nın, Rusya’nın Müslümanlara yaptıkları bunca zulüm bid’at değil midir?

 

*** Allah’ın hükümlerini dışlayan, onlarla hükmetmeyen, hükmetmek isteyenleri zindanlarda çürüten, idam eden yönetimler bid’at değil midir? Bundan daha büyük bid’at olabilir mi?

 

*** Neden peygambere salat-u selam getirenlerle savaşıyorsunuz da peygamberleri tanımayan, onlara küfreden, İslam yurdunu işgal eden ve Müslümanların kanını haksız yere akıtanlarla savaşmıyorsunuz? İşte İsrail. İşte Amerika. İşte zalim yöneticiler. Haydi savaşın. İşte bid’atlerin odak noktaları, hay­din! Cihadı terk etmek bid’at değil midir? Yahudilerle, gasp ettikleri bir yurtta, antlaşma yapmak bid’at değil mi yoksa?

 

*** Neden dünya istikbarına karşı sesinizi kısıyorsunuz? Behey beynâmûslar!

 

Neden kuvvet ve kudret sahibi olup bunu İslam ve Müslümanlar aleyhinde kullananlara karşı bir tavır alacağınıza Amerika ve Avrupa’nın öncülük ettiği, Arap âleminin kral taslaklarının desteklediği cepheleri tahkim ederken aklınızı kullanmıyorsunuz?

 

Amerika ve Avrupa’nın sicili bozuk değil mi?

 

Onların İslam dünyasında getirdikleri hangi çözüm gerçek bir çözüm olmuştur? Destekledikleri hangi kavim veya lideri iflah olmuştur? Onların aklı, parası ve silahına güvenip meydana atılan hangi millet veya fırka telef olmaktan kurtulabilmiştir?

 

*** Müslümanlar dikkat edin: Ne Amerika’ya sırtını dayamak çözümdür ne de onun karşısındaymış gibi duran Doğu Bloğuna yaslanmak derdimize deva olabilir?

 

Türkiye Amerikancı siyasetten ve onun bölgedeki jandarması olmaktan uzak durmalıdır. Mısır, Amerika’ya ve İsrail’e dayanan politik stratejisini değiştirmelidir. İran da Amerika ve Avrupa’ya karşı siyasetinde Doğu Bloğuna yaslanarak politik ve askeri nüfuz sağlamak gayrimeşru manevralar yapmaktan vazgeçmelidir.

 

Aslında İslam âlemi demek nerdeyse bu üç demektir. Bunlar halk ve hükümet olarak özgürleşseler, hür bir siyasi, askeri, iktisadi strateji üzerinde çalışsalar ümmetin kurtuluşuna öncülük edebilirler.

 

*** En önemli ve kaçınılmaz ittifak bu üç ülkenin ve üç bölge halkının ittifakıdır. Yürekli siyasetçiler, akıllı stratejistler, devlet ve millet önderleri bunun üzerinde çalışmalı ve bunun yolunu bulmalıdırlar. Bu yakınlık ve beraberliğin gecikmesi, ümmete pahalıya mal olacaktır.

 


Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul