14 Aralık 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / İSLAM ÂLEMİNİN BAHARI NE ZAMAN?

İSLAM ÂLEMİNİN BAHARI NE ZAMAN?

Emperyalist Güçler ve İşbirlikçileri İslâmi Uyanıştan Rahatsız

 

Dünya yeni bir bahar mevsimine giriyor. Bir yandan da dikta rejimlerine karşı sürdürülen direnişin kararlı tavrı devam ediyor. Zulme direnenlerin kararlılığı ise uluslararası emperyalizmi ve onun güdümündeki yerel işbirlikçi güçleri rahatsız ediyor. Çünkü onlar halkların özgürce yapacakları tercihlerin kendilerinin hâkim kıldıkları dikta rejimlerinden, sürdürdükleri zulüm uygulamalarından yana olmayacağını biliyorlar. O yüzden özgürlüklerini ve haklarını isteyen halkların sergilediği kararlı tutum uykularını kaçırıyor.

 

İslam âleminin gerçek bahara kavuşması da içerideki işbirlikçi yönetimleri bertaraf etmesinden, onlara yön veren uluslararası emperyalizmin prangalarını kırmasından, bu güçlerin içerideki fitne unsurlarını tamamen etkisiz hale getirmesinden ve Müslüman halkların kendi değerlerine göre özgürce hareket etme imkânı elde etmesinden sonra mümkün olabilecektir. Bu gerçek baharı mümkün olduğunca erteleyebilmek için ellerinden geleni yapanların ise çeşitli oyunlara, taktiklere başvurduklarını görüyoruz.

 

Baas'ın Etrafındaki Çember Daralıyor

 

Suriye'de Baas zulmüne karşı direnişin zafere ulaşmasının önündeki asıl engelin bu rejimin askerî gücünden ve istihbaratından değil ona dışarıdan sağlanan destekten kaynaklandığı artık bütün açıklığıyla ortaya çıktı. Çünkü rejimin kontrolündeki askerlerin büyük çoğunluğunun dağıldığı ve önemli bir kısmının Hür Suriye Ordusu'nun çatısı altında rejime karşı silahlı mücadele yürüttüğü biliniyor. Onların boşalttığı alan ise ne yazık ki İran ve Lübnan'dan gönderilen silahlı milislerle dolduruldu. Malzeme ve teçhizat ihtiyacı da Rusya'dan gönderilen gemiler dolusu silah ve araçla temin edildi.

 

Fakat bütün bu yardım ve desteklere rağmen son dönemde Baas zulmünün etrafındaki çember gittikçe daralıyor. Son zamanlarda mücahitlerin askerî hava alanlarını ve uçaksavarları hatta askerî uçakları ele geçirmeleri dikta rejimine cephede en büyük imkân sağlayan hava gücüne karşı da caydırıcı imkânlar verdi. Baas diktasına arka çıkan güçlerin son dönemde masa başı çözümlere daha fazla ağırlık vermeleri bu sebepledir. Fakat direnişçilerin kabul edebileceği tek çözüm diktatörün bütün destekçi organlarıyla birlikte sahadan çekilmesi olacaktır.

 

Mali İşgalinin Meşrulaştırılması Oyunları

 

Mali'de askerî darbe sebebiyle ortaya çıkan siyasal kargaşadan ve ardından ayrılıkçı Azavad Kurtuluş Cephesi'nin bazı bölgelerin kontrolünü ele geçirmesinden sonra harekete geçme ihtiyacı duymayan Fransa'nın İslâmî oluşumların ülkenin bazı bölgelerinde kontrolü ele geçirmeleri ve yeni yönetim sistemi oturtmaya çalışmaları üzerine askerî müdahale ihtiyacı duyması gerçekte neden rahatsız olduğunu bütün açıklığıyla gözler önüne serdi. Fakat işin ilginç yanı söz konusu İslâmi oluşumları "selefi" suçlamasıyla mahkûm ederek türbeleri yıktıkları ve el yazması kitapları yaktıkları iddiasını işgalin meşrulaştırılması için gözlere perde çekmekte kullanmaktı. Bu iddianın sahiplerine göre mahkûm edilen İslâmî oluşumlar türbeleri ve İslâmî kaynakları ortadan kaldırırken, yüz yıllardan beri bu ülkedeki Müslüman halkın dinî kimliğini değiştirmeye çalışan misyonerlik faaliyetlerinin arkasında duran emperyalist yeni haçlı orduları Müslüman kültürünü korumak için askerî müdahalede bulunmuşlardı. Bu kafaya göre İslâm'ın tarihi mirasını ve Müslümanların kültürel birikimini savunmak için askerî müdahalede bulunma hakkı elde etmiş olan haçlı orduları doğal olarak önlerinde engel teşkil eden Müslümanları öldürme hakkını elde etmiş oluyorlardı.

 

Irak'taki Yeni Dikta Rejimine Karşı Direniş

 

Irak'ın yeni diktatörü Nuri el-Maliki'nin İran ve ABD'nin ittifakıyla ülkenin başına geçirildiği bu ülkedeki gelişmeleri yakından takip edenlerin birçoğu tarafından dile getirilmiştir. Suriye'deki dikta rejimine karşı verilen mücadelede de diktatörün arkasında durmayı ve ona farklı kanallardan askerî destek ulaştırılmasına kapıları açmayı ihmal etmedi.

 

Maliki bir yandan da Irak'ta yeni bir dikta rejimi hâkim kılmaya çalışıyor. Bu dikta yönetiminde arkasında bir halk desteği olmasını sağlamak, belli bir kesimin kendisine arka çıkmasına zemin hazırlamak amacıyla da mezhep temelli bir kadrolaşmaya ağırlık verdi. Böyle bir kadrolaşma ise mezhepçiliği istismar aracı olarak kullanmaktan başka bir şey değildir. Ancak bu ayrımcı ve istismarcı politika toplumun önemli bir kesiminin de huzursuz olmasına, mağdur edilmesine ve haksızlığa uğratılmasına neden olmaktadır.

 

Söz konusu kadrolaşmanın Irak toplumuna yansıması hakkında verilen bilgilere göre, devletin istihbarat, polis ve ordudan oluşan güvenlik organlarına iki milyona yakın Şii kökenli eleman alınırken Sünni kesimden siyasi gerekçelerle gözaltına alınan beş yüz bin civarında insan hâlâ özgürlüğüne kavuşturulmuş değil.

 

Böyle bir politika ve baskıcı uygulamalar tepkiye neden olduğundan halk meydanlara çıkmaya ve Nuri el-Maliki politikasına karşı tepkilerini ortaya koymaya başladı. Suriye direnişinin zaferinin Irak'ta da etkisini göstereceği ve bu ülkenin yeni Saddam yönetimine karşı tepkilerin yaygınlaşacağı tahmin ediliyor. Maliki'nin Suriye direnişinin zaferine karşı tedirgin olmasının en önemli sebeplerinden biri de bu.

 

Mısır'da Fitne Çetesi

 

Mısır'daki yeni yönetimin Filistin halkına desteğinden ciddi şekilde rahatsız olan siyonist işgal devleti ve onun arkasındaki uluslararası emperyalizm tarafından yönlendirilen bir grup kendini "Ulusal Kurtuluş Cephesi" olarak adlandıran bir fitne çetesi oluşturdu. Bu çete şimdi ülkede sürekli ortalığı karıştırmak suretiyle yeni yönetimin faaliyet yapmasını, ülkede huzur ve istikrar sağlanmasını engellemeye çalışıyor.

 

Bu çete şimdi bir de black block (kara çete) adıyla yüzlerini maskeyle örten gruplar oluşturarak sokaklara saldı. Bunlar ülkede istikrar ve güven sağlanmasını engellemek amacıyla evleri, okulları ve resmî kurumları yakıyor, cumhurbaşkanlığı sarayına saldırmaya çalışıyorlar.

 

Söz konusu çetenin böyle çalışabilmesinin sebebi ise ülkede dikta rejiminin başının devrilmesine rağmen onu temsil eden organların aynen eski şekliyle devam ediyor olması ve yeni yönetimin çalışma düzenini kurmasına yardımcı olmaması. Bazen de yeni yönetim açısından olumsuz sonuçlar doğuracak kirli ve çirkin işler yaparak bu işlerin de yeni yönetime fatura edilmesini sağlıyorlar.

 

Tunus'ta da Fitnenin Fitili Bir Cinayet

 

Uluslararası emperyalizm her ne şekilde olursa olsun İslâm dünyasının yeniden özüne ve İslâmî kimliğine dönmesine razı olmak istemiyor. Mısır halkının özüne dönme gayretini görünce orada hemen fitne çetesini devreye soktu. Mali'ye askeriyle müdahale etti. Tunus'taki yeni yönetim diğer siyasi oluşumlara her türlü siyasal faaliyet özgürlüğünü savunmasına rağmen ona da tahammül etmek istemediği anlaşılıyor.

 

6 Şubat 2013 tarihinde Tunus'ta solcu kesimin başını çeken ve ülkenin radikal komünist kesimine mensup olan siyasi liderlerinden Şükri Beliyd evinin önünde karanlık bir cinayetle öldürüldü.

 

Böyle bir cinayetin mevcut yönetimin hiçbir yönden işine yaramayacağının ve bu tür suikastlara onay vermediğinin bilinmesine rağmen hemen cinayetin üzerine yüklenilip ortalığın karıştırılmasına çalışılması ise perde arkasında bir fitne planı olabileceği ihtimalini akla getiriyor. Fakat anlaşıldığı kadarıyla Tunus halkının oyuna karşı tepkisini ve fitnecilere pabuç kaptırmayacağını ortaya koyması üzerine hesaplar şimdilik tutmadı.

 

Filistin'de Uzlaşma Neden Yavaş İlerliyor?

 

Filistin halkının siyonist işgalden kaynaklanan sıkıntısının yanı sıra bir de içerideki bölünmeden kaynaklanan sıkıntısı var. Bu bölünme ise 2006'daki seçimlerde halkın çoğunluğunun Hamas'a destek vermesi üzerine Mahmud Abbas liderliğindeki Fetih örgütünün sonuca razı olmamasından ve Gazze'yi terk ederek Ramallah'ta işgal devletinin desteğiyle ikinci bir yönetim oluşturmasından kaynaklanıyor. 2007 yazında yaşanan olayların ardından Abbas'ın adamlarının Ramallah'a toplanmasıyla başlayan bu bölünmenin sonlandırılması için daha önce birçok girişimde bulunuldu. Ancak henüz kesin bir sonuca ulaşılamadı.

 

Son dönemde Mısır'ın aracılığıyla bir ittifak sağlanması için önemli görüşmeler yapıldı. Fakat uygulamaya dönük formüller çıkarılması ve bu formüllerin hayata geçirilmesi işlemlerinin yavaş ilerlediği görülüyor. Bunun da iki önemli sebebi var. Birincisi, Ramallah'taki yönetimin siyonist işgal devletiyle güvenlik işbirliği anlaşmasını sürdürmesi sebebiyle siyasi nitelikli tutuklamalara devam etmesi ve daha önce tutukladıklarını serbest bırakmamakta ısrarlı davranması. İkincisi ise böyle bir uzlaşmanın gerçekleşmesini istemeyen İsrail ve ABD'nin Abbas yönetimi üzerindeki baskısı. Önemli olan da Ramallah'taki yönetimin dış bağlantılarından kaynaklanan bu engeller. Ayrıntıya dair konularda bir çözüm formülü üretilmesi ise fazla zor değil.

 

Mescidi Aksa Yahudi Kuşatmasına Alınıyor

 

Siyonist işgalciler Mescidi Aksa'nın yerinde daha önce Siyon Mabedi veya Süleyman Heykeli adını verdikleri bir yahudi mabedi olduğunu ileri sürüyorlar. Bunu iddiaları ise Kudüs'teki İslâmî mirası tamamen ortadan kaldırmak ve yerine tümüyle yahudi kültürüne ait binalar inşa etmek için. Bundan dolayı Mescidi Aksa'nın bulunduğu Doğu Kudüs bölgesini işgal ettikleri tarihten beri bu kutsal mabedi ortadan kaldırabilmek için çeşitli yollara başvuruyorlar.

 

Son dönemde de bu kutsal mabedin çevresindeki Müslüman mahallelerini tamamen ortadan kaldırmak için faaliyetlerini hızlandırdılar. Özellikle Müslümanlar arasında "Burak Duvarı" olarak adlandırılan yahudilerin ise "Ağlama Duvarı" adını verdikleri duvarın çevresindeki Müslüman mahallelerini ortadan kaldırmak için faaliyetleri başlattı ve birçok evi de yıktılar. İşgal devleti bu mahalleleri yıktıktan sonra yerine Kral Davud Parkı ve Tevrat Parkı adını verdiği iki ayrı park ve dünyanın en büyük sinagogunu inşa etmeyi planlıyor. Baas zulmünün Suriye'de gerçekleştirdiği katliam ve her gün yüzlerce insanın katledilmesi neticesinde oluşan dumanlı hava siyonist işgalcinin bu konuda işini kolaylaştırıyor.

 

İİT Zirvesinden Bir İşbirliği Çıkmadı

 

Bir yandan Suriye'deki Baas diktası insan doğramaya bir yandan da siyonist işgal devleti Mescidi Aksa'yı tehlikeye sokan yıkımlara devam ederken eski adı İslam Konferansı Örgütü olan İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) Mısır'ın başkenti Kahire'de 12. Zirvesini gerçekleştirdi. Zirvede İslâm dünyasının liderleri bir araya geldi. Ancak yapılan konuşmalar, görüşmeler ve alınan kararlar gidişatı değiştirmedi. Çünkü bu zirveden de Müslüman halkların haklarının korunması, bir destek gücü oluşturulması için işbirliği çıkmadı.

 

Zirveden bir işbirliği çıkmadığı gibi yapılan toplantı ve açıklamalar da çok fazla gündem oluşturmadı. O yüzdendir ki İİT Zirvesi'nden ziyade İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın bu münasebetle gittiği Kahire'de bir Suriyelinin "kardeşlerimizi öldürdünüz" diyerek yüzüne attığı ayakkabı gündem oluşturdu.

 

İsrail ile İran'ın Savaş Davulları

 

İsrail ile İran arasında savaş davulları uzun süreden beri çalınıyor. Biz bunun savaşa dönüşmesi ihtimalinin görünmediğini daha önce de dile getirmiştik. Çünkü böyle bir savaş taraflardan hiçbirinin tercihi değildir ve sonuçlarını hiçbir taraf tahmin edemez. Fakat psikolojik savaş ve tehdit açıklamaları iki tarafın da işine yaramaktadır. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad da Mısır ziyareti esnasında kendisiyle yapılan bir televizyon röportajında savaş ihtimalinin bulunmadığını dile getirdi.

 

İnsan Doğrayan İnsansız Araçlar

 

Afganistan'da direniş karşısında sürekli kayıp veren ABD ve NATO işgal güçleri bir yandan çekilmeye hazırlanırken bir yandan da savunmasız insanları, insansız hava araçlarıyla katletmeye devam ediyorlar. İşgal güçleri sadece Afganistan'da değil Pakistan'ın Afganistan sınırına yakın bölgelerinde de yine aynı araçlarla saldırılar düzenliyor ve çoğunlukla olaylara karışmayan sivil insanları hedef alıyorlar. Öldürülenlerin önemli bir kısmını da kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. İşgalcilerin bir yandan tamamen Afganistan'dan çekilmeye hazırlanırken bir yandan da insansız hava araçlarıyla katliama devam etmeleri tamamen intikam görünümü veriyor. Çünkü bu saldırılarla bölgeyi askerî yönden kontrol altına alma amaçlarının olamayacağı belli.

 

Arakan Müslümanları da Sahipsizliğin Izdırabı İçinde

 

Müslüman halkların dağılmışlığı, İslam coğrafyasının parçalanarak gücünü kaybetmiş olması zalimlerin çok daha cüretkâr hareket etmelerine neden olduğundan ne yazık ki Arakan'da budist Burma diktası altında hayatlarını sürdürmek zorunda kalan Müslümanlar da yalnızlığın, ilgisizliğin ızdırabını çekiyor. Suriye'deki Baas katliamının bütün dikkatleri üzerine çekmiş olması ise Burma'daki dikta rejiminin daha rahat hareket etmesine neden olduğundan oradaki Müslümanlar daha çok dışlanıyor ve her yönden haksızlığa maruz kalıyorlar. O yüzden son dönemde Arakan Müslümanlarına yönelik zulüm ve şiddetin arttığı gözleniyor.

 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul