24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / HZ. PEYGAMBER DÖNEMİNDE ŞEHADET

HZ. PEYGAMBER DÖNEMİNDE ŞEHADET


 

                                                             

                                                                             

 

 

Şehidlik, Hz. Âdem (a.s.)’ın oğlu Habil ile başlamıştır. Babasının verdiği hükme razı olmayan büyük kardeşi Kabil tarafından Şehid edilmiştir.[1]Böylece insanlık tarihi boyunca tutulacak Şehidler defterinin ilk sahifesinde gençliğinin tadına doyamadan ecel şerbeti sunulan Habil’in ismi yer almıştır.

 

İlk defa adam öldürme gibi çirkin bir yol açması sebebiyle Kabil, Allah’ın lanetine uğramış, Sevgili Peygamberimiz de, o günden beri nerede haksız yere bir insan öldürülürse, öldürene verilen günahın bir mislinin de onun defterine yazılacağını bildirmiştir.[2]

                                                                      

Rasulullah (s.a.s.) Efendimizin tebliğ ettiği dine inananlardan ilk Şehid Sümeyye isminde bir hanım, ikincisi ise onun eşi olan Yasir’dir. Rabb’im her ikisine de rahmet etsin, şefaatlerini nasip eylesin.

 

Şehid denilince derhal aklımıza “Seyyidü’ş-şüheda” Hz. Hamza (r.a.) Efendimiz geliyor. Kerbela’da susuz Şehid edilen Hz. Hüseyin geliyor. Bu iki Şehidten ilkini müşrikler, ikincisini de namaz kılan ve namaz kıldıkları için kâfir diyemediğimiz Müslümanlar öldürmüşlerdi. İlki Nebiyy-i Muhterem (s.a.s.) Efendimizin amcası, ikincisi torunu idi. Her Şehid değerlidir, her Şehid azizdir, her Şehid bizim hayal edemeyeceğimiz derecede makbul ve muteberdir. Ama bu ikisi Müslümanların gönüllerinde ayrı bir yer tutmuş, aziz hatıraları kanayan bir yara olarak zihinlerde kalmış, birine “Seyyidü’ş-şüheda”denilmiş, diğerine “Şâh-ı şehîd-i Kerbel┠sıfatı layık görülmüştür.

 

Bu makalemizde bir başka Şehidten daha bahsedeceğim. Bu zat, Medine halkı arasında yer alan Amr b. Cemûh isimli, tek ayağı biraz kısa olan bir zattır.

 

Henüz Efendimiz hicret etmeden Haccetme maksadıyla Mekke’ye gelen altı Medineli insan, Sevgili Peygamberimizle görüşmüş, bu değerli insanlar Medine’ye dönünce İslam dinini insanlara anlatmışlar, böylece daha Efendimiz gelmeden orada, küçük çapta da olsa bir iman ordusu belirmeğe başlamıştı.

 

Amr b. Cemûh’un oğlu müslüman olmuş fakat baba yani Amr b. Cemûh, ata ve dede mirası olan şirk hayatına devam kararı almış ve putperest olarak yaşamayı tercih etmişti. Ancak Amr, ciddi bir müşrikti. Evinin bir köşesinde özel olarak bir put bulunduruyor, putun bulunduğu yerin temizliğine ciddi şekilde riayet ediyor, lazım gelen hürmeti gösteriyordu.

 

Bir gün, her ikisinin adı da Muaz olan iki delikanlı kararlarını verdiler ve geceleyin herkes uykuya dalıp el ayak çekildikten sonra Amr’ın putunu çaldılar ve eve götürüp çöplüğe attılar. Bu iki delikanlıdan biri Amr’ın oğlu, ikincisi hepimizin bildiği Muâz b. Cebel idi.

 

Amr, sabahleyin uyandığında sendeledi. Çünkü put yerinde yoktu. Telaşla kalktı, sağı solu aradı, nihayet çöplükte tepesinin üstüne dikilmiş halde buldu. Onu aldı, getirdi, yıkadı, kokuladı ve yerine dikti. Ertesi sabah Amr’ı aynı netice bekliyordu. Bu defa da getirdi, temizledi. Ama kılıcını da putun boynuna asmayı ihmal etmedi. Böylece put kendini müdafaa edecek ve başına aynı felaket gelmeyecekti. Fakat iş istediği gibi olmadı, üçüncü defa çalındığını ve mezbeleye atıldığını görünce baltayı aldı, yıllardır uğruna baş koyduğu putunu parça parça etti ve öteden beri kendisini hak dine davet edenleri buldu,

 

—Hadi, Müslüman olmam için ne yapmam gerekiyorsa onu bana anlatın dedi.

 

 

Amr b. Cemûh bu tarihten itibaren pek samimi bir Müslüman olarak yaşadı.

 

Nihayet bir gün Mekke’den hareket eden ve yeryüzünde tek Müslüman bırakmama azmi ile Medine’ye gelen müşrik ordusu Uhud dağının eteklerine kondu. Nebiler Serveri Efendimiz ordunun toplanmasını emretti. Hazırlıklar yapılırken Amr b. Cemûh, Rasulü Ekrem Efendimizin huzuruna geldi:

 

—Ey Allah’ın Sevgili Rasulü, sen benim cennette şu topal bacağımla seke seke gezmemi arzu etmez misin? Çocuklarım bana engel olmak istiyorlar, dedi.

 

Efendimiz ona, Yüce Rabb’imizin gözü görmeyene, topala, hastaya savaşa katılmama izni verdiğini anlattı.

 

—Ama ey Allah’ın Rasulü ben Şehid olmak istiyorum.

 

Sevgili Peygamberimiz Amr’ın çocuklarına döndü, artık ona engel olmayın, dedi.[3]

                                                                      

Amr büyük bir sevinçle evine döndü, abdest aldı, zırhını giydi, kıbleye döndü,

 

—Allah’ım, senden Şehidlik istiyorum, artık bir daha beni bu şehre döndürme diye yalvardı.

Ertesi gün başlayan muharebede Amr, ilk Şehid olanlar arasında yerini aldı.

 

Muharebe bitti. Rasûlü Emin (s.a.s.) Efendimizin emrinin dinlenilmemesi neticesi olarak yüze yakın Şehid verilerek muharebe kaybedilmiş oldu.

 

Artık Medine’ye dönüş başlayacaktı. Bir kısım insanlar Şehidlerini develere yüklediler ve Medine yolunu tuttular. Ancak Amr’ın yüklenildiği deve, Medine tarafına gitmemek için direniyor, tek adım atmıyordu. Sağa, sola, geriye çekildiğinde gidiyor, ama yönü Medine’ye çevrilince olduğu yerde kalıyordu. Durum Sevgili Peygamberimize anlatıldı.

 

Efendimiz;

 

—Onun yaptığı bir dua var mı idi, deyince,

 

—Evet dediler ve anlattılar.[4]

 

Bu defa Efendimiz, Medine’ye götürülen Şehidlerin de getirilmelerini ve hepsinin de Uhud muharebesinin yapıldığı yerde birer ikişer hatta üçer defnedilmelerini emretti.[5]

                                                                      

 

Uhud harbinin üzerinden kırk altı yıl geçti. Şehidlerin mezarlarının bulunduğu yerden su kanalı geçirilecekti. Mezarların açılıp Şehidlerin bir başka yere defnedilmesi emri geldi. Şehid

aileleri gittiler, mezarları kazdılar. Sanki dün gömülmüşler, sanki derin bir uykuya dalmışlar gibi bir görüntü ile karşılaştılar. Derilerinde hatta tüylerinde hiçbir değişiklik yoktu. Mezardan misk kokusu yayılmaktaydı.[6]Herkes kendi şehidini omuzuna aldı, götürdü ve kazılan yeni mezara defnetti. Bu arada Cabir b. Abdullah Ensari diyor ki Babamın bir eli şakağına dayalı olarak kalmıştı. Elini oradan aldığımızda şakağından kan gelmeğe başladı, eli tekrar aynı yere koyduğumuzda kanın kesildiğini gördük.[7]Şunu unutmayalım, Şehidler kıyamet gününde Yüce Allah’ın huzuruna, yaralarından kan aka aka geleceklerdir. Efendimizin anlattığına göre görünen kan rengidir ama duyulan ise misk kokusudur. [8]                                                         

 

Yüce Rabb’imiz “Allah yolunda öldürülenler için onlar ölülerdir, demeyin. Şu bir hakikat ki onlar diridirler, hayattadırlar. Fakat siz farkında değilsiniz”buyuruyor.[9]

 

Bu arada Nebiler Serveri Efendimize de, “Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölülerdir zannetme. Doğru olan şu ki onlar bambaşka bir hayat ile diridirler, Allah yanında özel olarak doyurulmaktadırlar” şeklinde bir hatırlatma yapar.[10]

 

Onlara yapılan izzet ve ikram o dereceye ulaşır ki, geride kalanlara, ulaştıkları dereceleri anlatmayı, kendileri için hiçbir korku ve kederin olmayacağını haber vermeyi isterler. Fakat ilahi takdirde artık bir daha dünyaya dönüş yoktur. Yüce Allah onların bu arzularını Kur’an ayeti ile anlatarak Peygamberine haber vermiştir.[11]

 

Hatemü’l-Enbiya (s.a.s.) Efendimiz, her ölen insanın amel defteri kapanır. Ancak Allah rızası için nöbet beklerken vefat eden, Şehid düşen insanın ameli böyle değildir. Onun yaptığı amel, kıyamet gününe kadar devamlı bereketlenir, büyüdükçe büyür ve sahibine öylece kavuşur. Ayrıca kabir fitnesinden ve azabından emin olur, buyurmuştur.[12]

 

Nebiyy-i Muhterem Efendimizin haber verdiğine göre, Allah yolunda, Allah rızası için bir gün nöbet tutmak, dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha değerlidir. Gazaya çıkan bir kişinin elindeki kırbacı, cennette, dünyadan daha geniş bir yer kaplar. Gazaya çıkan bir insanın sabahtan öğleye kadar, ya da öğleden akşama kadar yol gitmesi, dünyadan ve dünyada olan her şeyden daha değerlidir, buyurur.[13]

 

Sevgili Peygamberimiz, hicretin yedinci yılında bir ordu hazırladı, Mute adı verilen bölgeye gönderdi. Ordu komutanı Zeyd b. Harise’dir. Şayet o Şehid olursa Cafer b. Ebi Talib’dir. O da Şehid olursa Abdullah b. Revâha’dır. O da Şehid olursa aranızdan bir komutan seçersiniz, dedi.[14]

Bu üç zatın ardı ardına Şehid düşecekleri belli olmuştu. O gün Cuma idi. Ordu hareket etti. Ama üçüncü sırada komutan olan Abdullah b. Revâha artık bir daha Medine’ye dönemeyeceğini, Rasulü Emin Efendimizin mübarek yüzünü bir daha göremeyeceğini iyi biliyordu. Bugün Cuma namazını Sevgili Peygamberimizle birlikte kılarım, daha sonra orduya yetişirim, dedi.

 

Namazdan sonra Efendimizle vedalaşmak üzere yanına yaklaşınca Efendimiz;

 

—Arkadaşlarınla birlikte gitmene engel olan nedir, dedi.

 

Abdullah maksadını anlattı. Fakat Büyükler Büyüğü Efendimiz;

 

—Git ey Revâha’nın oğlu, yeryüzü dolusunca malı Allah rızası için sadaka olarak dağıtmış olsan, onların sabahtan öğleye kadar yürümekle aldıkları sevabı elde etmiş olmazsın, dedi ve onu uğurladı.[15]

 

Rasulü Ekrem (s.a.s.) Efendimizin bu mübarek sözleri, Kur’an ayetleri ile desteklenmiştir: Allah rızası için sefere çıkan insanların susamaları, acıkmaları, yol zahmeti çekmeleri, düşmanı korkutacak bir yere ulaşmaları, bir vadiden inmeleri, bir yokuşu çıkmaları hep kendileri için özel mükâfat getirecek ameller olarak bildirilmiştir.[16]

 

Kısacası Rasulu Emin (s.a.s.) Efendimiz buyurur ki;

 

Cennete giren ve cennetin nimetleriyle karşılaşan hiçbir mü’min, bir daha tekrar dünyaya dönmeyi arzu etmez. Dünyada olan her şeyin kendisine verileceği vaat edilse bile cenneti bırakıp dünyaya dönmek istemez. Ancak Şehid olan mü’min, Şehid olmanın verdiği mutluluğu elde etmek için on defa daha dünyaya gelmeyi ama dünyadan Şehid olarak gitmeyi arzu eder.[17]

Bunları anlattıktan sonra Sevgili Peygamberimiz kendi arzusunu şu sözleriyle dile getirir:

Geride kalanların üzüleceklerini bilmesem, hiçbir ordudan geri kalmaz, her defasında onlarla birlikte sefere çıkardım. Ruhum elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi arzu ederdim.[18]

 

Efendimizin, vefat edeceği sırada en son olarak söylediği sözlerden birinin, “Allah’ım! Peygamberlerden, sıddiyklardan, Şehidlerden ve salihlerden oluşan bir topluluk içinde bulunmak istiyorum” dediği rivayet edilir.[19]

 

Kıyamet günü Şehidlere, şefaat hakkı tanınacağını da burada kaydetmemiz gerekiyor.[20]

 

Şehid, sadece muharebede öldürülen Müslüman değildir. Rasulü Emin (s.a.s.) Efendimizin bildirdiğine göre, veba hastalığından vefat eden Şehidtir. Suda boğulan Şehidtir. Zatülcenb hastalığından ölen Şehidtir. İç ağrısından ölen Şehidtir. Bir yıkıntının altında kalıp ölen Şehidtir, çocuk doğururken ölen hanım Şehidtir, yanarak ölen insan Şehidtir.[21]

 

Bunun dışında malını almak ya da canına kastederek saldıranla boğuşurken ölen, namusunu korumak için boğuşurken ölen, komşusunu müdafaa ederken ölenler de Şehid olarak kabul edilmişlerdir.[22]

                                                                      

Şehidlik çok güzel bir ameldir. Bununla birlikte Allah’ın dinde gerçek bir Şehid olmak da kolay değil… Rasulullah Efendimiz, kıyamet günü ilk defa hesaba çekilecek olan üç kişiyi şöyle anlatır:

Bunlardan biri, muharebede öldürülen kişidir. Yüce Allah ona, dünya hayatında verdiği nimetleri hatırlatır. O da, “Evet ya Rab, bu nimetler bana ulaştı” der.

 

—Peki, ne yaptın bu nimetlerle?

 

—Senin yolunda savaştım ve netice olarak hayatımı senin uğrunda feda ettim.

 

—Yalan söyledin. Sen, insanlar benim kahraman bir kişi olduğumu görsünler, yaman kılıç sallıyor bu adam desinler diye muharebeye girdin. Gerçekten de kahraman ve iyi silah kullanan bir kişi olduğun söylendi. Sen dünyada maksadını elde ettin. Artık burada alacağın bir şey yok, der ve emredilir cehenneme atılır.

 

İkincisi yaptığı hayır ve hasenat ile tanınmış bir kişidir. Üçüncüsü ilim sahibi bir insandır. Bunlara da, Allah rızasını bir tarafa bırakıp insanların takdirlerini elde etmek için çalıştıkları hatırlatılır ve cehenneme atılırlar.[23]

 

Hayber gazasını hepiniz bilirsiniz. Bu gazadan dönerken Vâdi’l-kurâ denilen yerde mola verildi. Rasulullah Efendimizin eşyasını devenin üzerinden indiren hizmetçi birden sarsıldı. Boğazına saplanan bir ok ile yere yığıldı ve öldü. İnsanlar onu görünce gıbta ettiler. Etmeleri gerekirdi. Çünkü bir insanın son nefesini Rasulü Emin Efendimize hizmet ederken vermesi her mü’mine nasip olacak bir şeref değildi.

 

Sahabeler hizmetçi, Mid’am için cennet kutlu olsun, demekten kendilerini alamadılar.
                

Server-i Enbiya (s.a.v.) Efendimiz;

 

—Hayır, dedi. Durum hiç de sizin zannettiğiniz gibi değildir. Ruhumu elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, ganimet taksimi yapılmadan çaldığı bir aba, şu anda onun üzerinde alev alev yanmaktadır.

 

Efendimizin bu sözü, orada bulunanlara ciddi şekilde tesir etti. Bir adam, elinde tuttuğu bir çift takunya kayışını getirdi ve Efendimizin önüne koydu:

 

—Ganimet taksimi yapılmadan almıştım, dedi.

 

Efendimiz ise;

 

—Ateşten ibaret olan takunya kayışı, sözüyle mukabele etti.[24]

 

Hz. Ömer Efendimiz bir konuşmasında “Filan Şehidtir, filan Şehid olmuştur” dersiniz. Ne bilirsiniz, belki de o, alacağı ganimetle heybesini gümüşle doldurma derdi ile sefere çıkmıştı, demiştir. Hz. Ömer’in bu sözü, Nebiyy-i Muhterem Efendimizin: “Allah yolunda sefer eden bir orduya katılan ama maddi gelirin ötesinde düşüncesi olmayan kişinin eline geçecek olan da ancak niyyetindeki eşyadan ibarettir”hadisine uygun düşmektedir.[25]

 

Şunu da söylememiz gerekiyor. Şehid de olsa, kul hakkı söz konusu olacak, borç varsa ödenecek, değilse hesabı verilecektir.

                                                                      

 

Dipnot



[1]- Mâide suresi, 5/ 30

[2]- Müslim, Kasâme 27 (3/ 1304)

[3]- İbn Hişam, 3/ 96

[4]- İbn Hişam, 3/ 96 (Süheyli notu)

[5]- Buhari, Cenaiz 74 (2/ 94) ; İbn Kesir, Siyer 3/ 84

[6]- İbn Kesir, Siyer 3/ 87

[7]- İmam Malik, Muvatta, Cihad 15 (1/ 369) ; İbn Kesir Siyer, 3/ 87

[8]- Buhari, Cihad 10 (3/ 204)

[9]- Bakara suresi, 2/ 154

[10]- Âl-i Imran suresi, 3/ 169

[11]- Âl-i Imran suresi, 3/ 170, 171

[12]- Tirmizi, Cihad 2 (4/ 165)

[13]- Buhari, Cihad 73 (3/ 224) ; Tirmizi, Cihad 17 (4/ 182) ; Nesai, Cihad, 11 (6/ 15)

[14]- İbn Hişam, 4/ 15 (ve 2 numaralı not)

[15]- İbn Kesir, Siyer 3/ 457

[16]- Tevbe suresi, 9/ 129, 121

[17]- Buhari, Cihad 6 (3/ 203 ve 208) ; Tirmizi, Cihad 13 (4/ 176 ve 187)

[18]- Buhari, Cihad 7 (3/ 203) ; İmam Malik, Muvatta, Cihad 12 (1/ 363) ; Nesai, Cihad 3 (6/ 8)

[19]- İbn Mace, Cenaiz 64 (1/ 518)

[20]- İbn Mace, Zühd 37 (2/ 1443)

[21]- Buhari, Cihad 30 (3/ 211) ; İ. Malik, Muvatta, Cihad 14 (1/ 366) ; Nesai, Cihad 36 (6/ 37)

[22]- Buhari, Mezalim 33 (3/ 108) ; Müslim, İman 226 (1/ 125) ; Ebu Davud, Sünnet 28 (4/ 339)

[23]- Müslim, İmare 152 (3/ 1514) ; Nesai, Cihad 22 (6/ 23)

[24]- Buhari, Meğâzi 38 (5/ 81) ; Müslim, İman 183 (1/ 108) ; İ. Malik, Muvatta,Cihad 11 (1/ 362)

[25]- Nesai, Cihad 23 (6/ 24)

 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul