16 Ocak 2018 - Salı

Şu anda buradasınız: / ABD Krizi Helâkın Başlangıcıdır, Beşerî Düzenler İflâs Ediyor

ABD Krizi Helâkın Başlangıcıdır, Beşerî Düzenler İflâs Ediyor



Ahmed Kalkan

Toplumlar İçin Allah''ın Değişmez Yasası; Sünnetullah
Komünizm, söyleyeceğini söyledi, yapacağını yaptı ve tarih sahnesinden çekildi. Sıra, alternatifi olmadığı varsayıldığından bitkisel hayatta uzatmaları oynayan Kapitalizme geldi. Hakk''ı temsil etmesi gereken Müslümanlar, Dünya İslâm Devleti gibi bir "dev"i canlandırabilseler, yani hak gelmiş olsa, tüm bâtıllar hemen yok olup gidecek. Işığın geldiğinde karanlığın yok olması gibi. Kim derdi ki, Mekke''de bin bir güçlük ve mahrûmiyetle garip olarak doğan İslâm güneşi, yarım asır geçmeden iki süper gücü de eritip yenerek tarih çöplüğüne atacak; kendisi dünyanın tek umudu olacak. Mekke''de taşın altında ezilmeye çalışılan Bilal o gün bunu söylese kim inanırdı ona? Ama Allah''ın vaadini unutuyor insanlık: "Şüphesiz yeryüzüne ancak sâlih kullarım vâris olacaktır." (21/Enbiyâ, 105). Yeter ki, sâlih mü''minler, mirasçılarından kalan mirasın peşine düştükleri gibi Allah''ın kendilerine yaptığı bu vaadin peşine düşsünler. "Biz de yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları arza vâris kılmak istiyoruz." (28/Kasas, 5). Bunun için gerekli şartlar da sayılıyor: "Allah, içinizden (kendisinin istediği gibi) iman edip sâlih amel işleyenlere; kendilerinden öncekileri güç ve iktidar sahibi kıldığı gibi, kendilerini de kesinlikle yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacağını, kendileri için seçtiği dinlerini kuvvetle icrâ etme gücü vereceğini ve onların korkularını güvene çevireceğini vaad etmiştir. Onlar, yalnız Bana ibâdet ederler ve Bana hiçbir şeyi şirk/ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kim de küfre saparsa, işte onlar, hak yoldan çıkanların tâ kendileridir." (24/Nûr, 55) 
İnkârcı, sömürücü Batının, siyonistlerin ve özellikle İsrail adlı vampirler çetesinin sömürgesi Amerika''nın bugünü ve yarını hakkındaki Sünnetullah''ı Kur''an'' dan öğrenelim: "Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp), üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik." (6/En''âm, 44) "Kim dünya hayatını ve süsünü isterse, onlara oradaki amellerinin karşılığını tamamen öderiz (tam veririz). Ve onlar orada hiçbir eksikliğe uğratılmazlar." (11/Hûd, 15) "İnsan için, ancak kendi çalışmasının karşılığı vardır." (53/Necm, 39) 
Ama bu durum çok uzun sürmez. Sonra, yine Allah''ın kanunlarından biri devreye girer: Kâfirlerin bu hâkimiyeti Allah''ın takdir ettiği mahdut bir zaman süreci içindir. Sonra bu zâlim kâfirleri helâk kanunu işler: "…Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler. Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah''a mahsustur." (6/En''âm, 44-45) 
Allah''ın kâfir toplumları eziyet ve sıkıntılarla denemesi, onlar hakkında sürekli bir kanundur. Belki bu deneme/imtihan, küfür ve inatlarından vazgeçmelerini sağlar da Rablerine dönüverirler. Bu da olmazsa, onları sıkıntılarla, harp ve darplerle sınar. Sıkıntıların, onları böyle bir sınava çekmesi gibi, belki bu sınama da onları tevbeye sevkeder. "Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkını, yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır. Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik de (insanlar) çoğaldılar ve: ''atalarımıza da darlık ve sevinç dokunmuştu'' dediler ve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık." (7/A''râf, 94-95). Yani, peygamberleri yalanlayan toplumlar hakkında Allah''ın kanunu (sünnetullah), canlarına, bedenlerine, rızık ve mallarına verdiği zâyiatla onları cezâlandırmasıdır. Allah bunu yapıyor ki, kendisine boyun eğsinler. Çünkü şiddetli bir belânın, fıtratı ikaz etmesi ve inatçıları yaratıcılarına yöneltmesi tabiidir. Böylece O''na boyun eğer, rahmet ve afvını isterler. 
Bunu da yapmayınca, Allah onları denemek için verdiği rahatlık ve bollukla cezâlandırır. "Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik..." buyruluyor. Yani, şükredip tevbe ve inkıyâdla Rablerine dönsünler diye, onların sıkıntılarını rahata, hastalıklarını sıhhat ve âfiyete, fakirliklerini de zenginliğe çevirdik. Şükür ve tevbe de etmediler. Ne bu, ne öteki; hiç biri onlar hakkında fayda vermedi. Üstelik, "bize gelen sıkıntı ve darlık, sonra da genişlik, aynen geçmişte atalarımıza da dokundu. Demek ki, bazen sıkıntı, bazen de rahatlık, zamanın, doğanın bir kanunudur. Din ve amelimizden ötürü bize Allah''tan bir azap söz konusu değildir" dediler. Böylece kendileri hakkındaki Allah''ın emrine uymadılar, ibret ve öğüt almadılar. Darlık ve bollukla her iki haldeki imtihanı anlamaya yanaşmadılar. Neticede azâbı hak ettiler. Allah "ansızın yakaladık" diyor. Yani, onları ansızın, işin farkında değillerken azapla yakaladık, buyruluyor. 
Allah, yine şöyle buyuruyor: "Allah bir kasabayı size örnek verir ki, o, korkudan emin ve sâkindi. Rızkı da, kendisine her bir yandan bol bol geliyordu. Fakat bu kasaba halkı, Allah''ın nimetlerine karşı nankörlük etti de, Allah onlara, işledikleri kötülükler yüzünden açlık ve korku elbisesini giydirip acıları tattırdı." (16/Nahl, 112). Fakirlik ve hastalık gibi meşakkatlerle yakaladık ki, tevbe edip Rablerine dönsünler. Yapmaları gerekeni, âfet ve belâ halinde bile yapmadılar. "Andolsun ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Ardından boyun eğip yalvarsınlar diye onları darlık ve hastalıklara uğrattık. Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azâbımız geldiği zaman boyun eğip yalvarsalardı! Fakat kalpleri (inatları yüzünden, iyice) katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını süslü/câzip gösterdi." (6/En''âm, 42-43) 
20. yüzyıl istisnâî bir yüzyıldır. Tarih çizgisi içinde bir parantez içidir. Tarihin akışı içinde görülmeyen çok farklı şeyler sahnelenmiştir bu asırda. Bu yüzyıla kadar tüm savaşlarda ölenlerin toplamından fazla insan, bu yüzyıldaki hiç yüzünden çıkan iki Dünya Savaşında hayatlarını kaybetmiştir. Sonra birbiriyle savaşanların önemli bir kesimi kendi istekleriyle tek devlet olma çabasına girebilmiştir. Ulus-devlet modası çıkmış, ülkeleri ideolojiler yönetmeye başlamış; materyalizm makasının iki acımasız kolundan biri olan komünizm, tarihin çöplüğüne atılmış, diğer kolu kapitalizm de son zulümlerini alelacele icrâya koyup sahneden çekilme sinyalleri vermektedir. Batının, özellikle ABD''nin dünya insanına sunacağı hiçbir değer kalmamıştır. Yeni Dünya düzen(sizliğ)i, Büyük Ortadoğu planı, ılıman İslâm gibi projelerle dünyaya çeki düzen vermeye kalkan bu süper cüce, kendi düzenini sağlayamayacak acziyeti derinden hissetmeye başlamıştır. 
ABD''yi ve temsil ettiği değersizliği putlaştıranlar bilsin ki, artık bu sanal süpergüç, üvey kardeşi Sovyet Sosyalizmi gibi tarihin çöplüğüne atılmanın eşiğine gelmiştir. Hasta can çekiştirmektedir. 21. Yüzyıl yeni bir dünyaya gebedir. Gönül istiyor ki bu boşluğu İslâm doldursun ve her şeye rağmen inşaAllah istikbâl İslâm''ın olacaktır. 
Toplumların Eceli 
Kur''ân-ı Kerim''e göre toplumlar da bireyler gibi birer organizmadır. İnsan fertlerinin belli bir ömrü, süresi olduğu gibi, toplumların da belli bir ömrü, süresi vardır. İnsan gibi toplum ve devletler de doğar/kurulur, büyür/yükselir ve ölür. Hiçbir nefis, kendisi için belirlenen süreden az ya da çok yaşayamayacağı gibi (63/Münâfıkun, 11), hiçbir toplum ve ulus da sürelerinden fazla yaşayıp egemen olamaz. Toplumların eceli, yani yıkılış zamanı gelince bunun bir anlık süre için öne alınmayacağı gibi, geriye bırakılmayacağı da bildirilir. Sürelerini dolduran ümmetler ve uluslar, tarih sahnesinden silinir ve egemenliklerini kaybeder, başka ulus ve yönetimlerin egemenliği altına girerler. "Her ümmetin (takdir edilmiş) bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geriye atabilirler, ne de bir an ileriye alabilirler (Allah''ın takdir ettiği vakitte yok olup giderler)." (7/A''râf, 34) 
Yükselme ve egemenlik sürelerini dolduran uluslar, ahlâkî dejenerasyona uğrayınca Allah''ın cezasını hak eder, ya tamamen helâk edilip tarih sahnesinden silinir veya egemenliklerini yitirirler (7/A''râf, 135, 185; 10/Yûnus, 11; 11/Hûd, 104 vb.). "Sizden önce nice (milletler hakkında) İlâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah''ın âyetlerini) yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!" (3/Âl-i İmrân, 137) 
Hâkimiyet/egemenlik/yönetim, küfürle devam edebilse de zulümle devam etmez. Tarih, bu gerçeğin her asırdaki şâhididir. 20 sene önce Afganistan işgali ve oradaki zulümlerden hemen sonra Sovyetler Birliği yıkılmıştı, şimdi Irak ve Afganistan işgaliyle Amerika intihar ipini kendi boğazına geçirmektedir. Meşhur sözdür: "Eceli gelen it, câmi duvarına siyer." Sadece Amerika değil çöküş sürecine giren; onun başını çektiği zâlim ve sömürücü dünya görüşü olan kapitalizmin de çanları çalıyor. Bütün beşerî düzenler iflâs ediyor. Zulümle çok uzun süre pâyidar kalmış tek bir devlet gösterilemez. Mülkün temeli adâlettir, binanın temeli yıkılınca bina da kendiliğinden göçecektir. Bu İlâhî bir yasadır. Allah''ın indirdiğiyle hükmetmek demek olan adâlet değil de zulüm ve sömürü bir yönetimde esas olunca krizler, İlâhi bir uyarı olarak yaklaşan fecî sonu haber vermektedir. 
ABD''de başlayıp onunla aynı yatağa giren, onunla ilişki içindeki "abd"leri (kulları) arasında hızla yayılan ekonomik kriz adlı öldürücü virüs, sadece ekonomiyi değil, tüm hastalıklı beşerî ideoloji ve düzenleri ölüme mahkûm etmektedir. Sosyolojik İlâhî yasa haykırmaktadır ki; gücün haklılığı değil; haklının güçlülüğü ortaya çıkacaktır. İnsanlara devamlı tüketmeyi ve tükenmeyi teşvik eden, israf ve faize dayalı sömürü düzeni olan Kapitalizm son çırpınışlarıyla S.O.S. sinyalleri vermektedir. Guantanamo ve Ebu Ğureyb''lerdeki işkence ortamının, Irak ve Afganistan işgalinin ve tüm dünya insanlarını filmleriyle uyutup kaka kolasıyla uyuşturarak köleleştiren bir zihniyetin egemenliği elbette uzun sürmez.
Daha şimdiden, kriz yarasını sarmak için harcanan operasyon maliyeti 4 trilyon dolara ulaştı. ABD''nin ayırdığı miktar 1.3 trilyon dolara yükseldi. Sadece Avrupa''nın ayırdığı miktar 2,5 trilyon dolar. Almanya''nın ayırdığı miktar, 680 milyar dolar. Bu rakamlar büyüyecek. Allah için, insanlık için, açların doyması, susuzların suya kavuşması için harcanmayan paralar, nerelere ve kimlere gidiyor? Bu paralar üretime, gıdaya, insanların yaşam standardını korumaya gitmiyor. Haram paralar para babalarınca hortumlanıyor. Kapitalizm, kendi düzeninden beslenirken bir yandan da kendi rejiminin sonunu getiren "büyük şirket" ve "banka" adlı vampirleri beslemeyi çözüm sanıyor. Kurtarma paketleriyle kurtarılanlar da, çöküşün hazırlayıcıları. Cellâdını kurtarmayı kurtuluş sanıyor helâkini bekleyen Batı. Halktan alacağı ek vergilerle ve dünya ülkelerinden alacağı borçlarla krizin müsebbibi büyük şirketleri ve bankaları kurtarma derdinde. İnsan şaşırmaya görsün; ateşe benzin taşıyıp dökerek yangını söndüreceğini zanneder. Yakında canavar, kendi çocuklarını yiyerek hayatını sürdürmeye çalışacak; gayri meşrû çocuklarına duyurulur. Kimler mi bunlar? Babalarının Bush olduğunu söyleyen tâğutlara sorun, yarın nüfuslarını değiştirecekler; yeni babalarının adını Obama olarak tahmin ediyorlar, kimbilir belki de Mc. Cain''dir. 
Bakın süper güç(!) Amerika''nın haline; İbrahim Karagül''ün ifâdeleriyle: Ekonomi batmış durumda. Hiçbir ülke ABD ekonomisine kaynak aktarmıyor. Yüz binlerce insan haciz kuyruğunda. Bankalar batıyor, dev şirketler çöküyor, ABD bütün dünyadan para dileniyor. Bir günde borsalarda 1 trilyon dolar kaybediliyor. Dış borç 10 trilyonu aşmış. 
1973''ten bu yana endüstriyel ekonomiden finansal ekonomiye geçen ABD''nin yeniden eski haline dönmesi zor. Sermaye buna izin vermeyecek. 1973''ten bu yana ne olmuş bakalım: Yaklaşık 17 bin ABD şirketi yabancılara satılmış. Demir-çelik, tekstil, otomotiv, elektronik sanayi hızla gerilemiş. Sadece 2007''de Çin''den 321 milyar dolarlık mal alınmış, 62 milyar dolarlık satış yapılmış. 2000 ile 2005 arası 3 milyon yüksek ücretli iş kaybı yaşanmış. Sadece bu yılın Şubat ayında 63 bin kişi işini kaybetmiş. İhracatının yüzde 20''sini ABD içinde üretim yapan yabancılar yapıyor. 2004''te Çin ve Hindistan 950 bin mühendis yetiştirirken ABD sadece 70 bin tane yetiştirebilmiş. Bu veriler böyle devam edip gidiyor. Unutmayalım, seçim döneminde Cumhuriyetçi adayı destekleyen şirketlerle Obama''yı destekleyen şirketler hemen hemen aynı. 
21. yüzyılı maddî refah içinde geçireceğini sanan ABD halkının refah düzeyi hızla geriliyor. Dünya, "Amerika nasıl kurtulur"u tartışırken o, kendisiyle beraber Asya''yı, Avrupa''yı, Latin Amerika''yı çökertiyor. Çöküşünün maddî zararını dünyaya fatura etmeye çalışıyor. Tehdit ve şantajlara başvuruyor. 
Zaten bu yüzden kaybetti. Kibri yüzünden, başkalarını aşağılaması yüzünden, paylaşmaması yüzünden, aç gözlülüğü yüzünden, yağmacı siyasî kültürü yüzünden, adâletsizlikleri yüzünden, insanlığın ortak kaderini hiçe sayması yüzünden, insanlık tarihinde olanları küçümsemesi yüzünden, yeryüzünde tanrısal bir role soyunması yüzünden (kendini putlaştırıp ilâh yerine koyması yüzünden) kaybetti. Değişmemekte direniyor. Paylaşmamakta direniyor. Sınırsız (olduğunu hâlâ sandığı maddî) gücüne inanmakta direniyor. Böyle direnmeye devam ederse kaybetmeye de devam edecek. 
Bu güce iman edenler, bu gücün kıyâmete kadar süreceğine inanan, tarihe bakmayıp hayal dünyasına dalanlar şimdi susuyor. Söyleyebilecek hiçbir şeyleri olmadığından. Tarihin sonunun Amerika olduğunu söyleyenler susuyor şimdi ya da sözlerini geveleyip duruyor, ne dediklerini kendileri bile bilmiyor. 
"Amerika son süper güç" (idi), artık bu gerçekle yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Geleceğin dünyasında hiçbir ülkenin bu kadar güç edinmesine izin verilmeyecek. Obama iktidara gelse de temelde hiçbir değişiklik olmayacak. ABD''nin zaafları aynen kalacağı gibi, ihtirasları da sönmeyecek. 
Bu, basit bir kriz değil. Bu, bir seçimle üstesinden gelinebilecek bir durum da değil. Krizi küçümsemek büyük bir hataydı. Obama''nın çözeceğine inanmak ikinci büyük hata olacak. Gerçekle yüzleşmek istemeyenler, böyle küçük istasyonlarda oyalanıp duruyor. Hem kendilerini hem de milyonlarca insanı kandırıyor! 
Reklam ve medya denen sirk aynalarının cüceleri yüce, yüceleri cüce gösteren sırları dökülmeye başlıyor. İnsanları cezbedip arkasından koşturan manken rolünü oynayan cadaloz cadının maskesi düşüyor, sırıtan makyajı dökülüyor. Forbes''e göre krizin ABD''ye maliyeti onlarca trilyon dolar olabilir. ABD doları çökmek üzere. Artık dolar, dolar değil, boşalır. 
Helâkın Modern Görünümleri mi?
Tarihin helâk olayları tekrarlanmasın, eski kavimlerin başına gelen bu âfetler, içinde yaşadığımız toplumlara ulaşmasın istiyorsak, helâk sebeplerini tümüyle terk etmek mecbûriyetimiz vardır. İbret alınmadığı müddetçe tarihin tekerrür edeceğini unutmamalıyız. Kur''an sırf ibret alalım, bizden öncekilerin başına neler gelmiş görelim ve aynı tehlikeli yolu tutmayalım diye yeryüzünde gezip eski kavimlerin durumunu öğrenmemizi ister. Bu gerekçelerle helâk olan kavimleri anlatır. 
Var eden de, helâk edip yok eden ve edecek olan da Allah''tır (bk. 28/Kasas, 88). O''nun izni dışında helâk yoktur. O yüzden O istemedikçe dünyadaki bütün insanlar ve imkânları bir araya gelse bir insana en küçük bir fayda veya zarar veremezler. O yüzden tehlike, insanlardan gelecek olan şeyde değil; kendi elimizle yapacağımız suçların cezâsı olarak Allah''ın cezâlandırmasındadır. 
İnsanoğlu, suçlu olduğunu, elleriyle yaptıklarından dolayı helâki hak ettiğini vicdân mahkemesinin kararıyla anladığından dolayı, yakın gelecekteki helâk endişelerinin cezâsını şimdiden çekmeye başladı. Medyada sık sık yakın gelecekteki kıtlıktan, kuraklıktan, iklim değişikliklerinden bahsediliyor. "İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde (şehirde ve kırda) fesat yayıldı, düzen bozuldu ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler." (30/Rûm, 41). Toplumsal fesâda ve yeryüzünün düzenini bozacak çevre felâketlerine yol açacak zararlı davranış ve kötü fiillere, ibret olsun diye dünyadayken verilen karşılıklar için "bir kısmı" denmekte ve asıl cezânın âhirette olduğuna işaret edilmektedir. 
Kur''an''a teslim olup onun hükmünü tatbik etmeyen insanlar, kendini ve nesillerini de mahvedip helâk edilmesine sebep olacak fesattan kurtulamıyorlar. Ozon tabakasının delinmesi, uzayın birsürü uydularla kaplanması, "yıldızlar savaşı" diye ad verilen, içinde toplu katliamlara yol açacak silâhların uzayda bile cirit atması, ormanların mahvedilmesi, zararlı zannedilerek sayısız haşeratın topraklardan, arâzilerden yok edilmesi, denizlerin petrol ve benzeri atıklarla kirletilmesi, insanın helâkini hazırlayan ve kısmen şimdiden cezâsını çektiği fesat cinsinden hemen sayılabileceklerdir. Bu fesat ve fitnenin cezâsı, sadece onu yapmaktan çekinmeyen uluslara ve devletlere has değildir. Dünyayı kirletip fesâda boğanlar, bunun cezâsını mâsum insanlara da çektiriyorlar. Kur''an, bizi uyarmaktadır: "Öyle bir fitneden sakının ki, o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (tüm insanlara sirâyet eder, hepsini perişan eder). Bilin ki, Allah''ın azâbı şiddetlidir." (8/Enfâl, 25) "...İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günah ve fesat) yüzünden hepimizi helâk edecek misin? ...Bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin." (7/A''râf, 155) 
Filmlerde çeşitli tehlike sahneleri, artık yerini helâk sahnelerine bırakıyor. Toplumsal helâk senaryoları romanların ve filmlerin temel konusu gibi oldu. Armagedon, Altıncı Element, Yarından Sonra gibi filmler, bir taraftan yaklaşan helâkin sinyallerini verirken, diğer yandan bu yaşayışın çıkmaz sokağını, yolun sonunun nasıl bir helâk olduğunun cezâsını da düşündürüyor, hatta sanal âlemde de olsa, psikolojik olarak kısmen yaşatıyor. Küresel ısınma, çölleşme, buzullaşma gibi insanın iklim değişikliklerine sebep olabilecek küresel fitne ve fesatlarının sonuçlarını, Allah bilir, ama bu çağın insanı tadacağa benziyor. Batının gidişi, teknolojinin aldığı boyut, uygarlık diye takdim edilen İslâm dışı dünya görüşünün durumu, toplu helâkleri paratoner gibi çekiyor. Kıyâmet senaryoları yetmiyor, Tanrıyı kıyâmete zorlama(!) faâliyetleri için Ortadoğudaki Müslümanlar, uygar Batının insanat bahçelerini dolduranlar tarafından, sözüm ona insan eliyle helâk edilmeye çalışılıyor. Aslında kıyâmeti, çevre felâketlerinin yol açacağı bir tabiat olayı olarak düşünmek, Kur''an''daki kıyâmet olayını çarpıtmak demektir. Bütün bunlarla birlikte, Kıyâmeti unutan, Kıyâmet sonrasına hazırlanmayan, hatta Kur''an''daki Kıyâmet olayını inkâr eden insan, bunun dehşetini istemese de daha şimdiden yaşıyor. Ne dersiniz, bu tehlikeli gidiş tümüyle helâke doğru değil mi? Toplumlar şimdiden helâki yaşamaya başlamadılar mı? Helâk gelip çatmadı mı?! 
Helâk ve felâket gelip çatmadan önce, açık veya kapalı bir şekilde geleceğini mutlaka haber verir. "Başınıza gelen herhangi bir musîbet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder." (42/Şûrâ, 30) "Zâlimler, nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini pek yakında bilecekler!" (26/Şuarâ, 227). Helâk ve felâket, çoğu zaman güle oynaya gelir. "Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş emel onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!" (15/Hicr, 3). Yakında, çok yakında! 
Kâfirleri velî edinip onlarla dost olmanın zararını daha dünyadayken çekmeye başlıyor "müslümanım" diyen ama gâvur gibi yaşayıp başkalarının da öyle yaşamasına sebep olanlar. Amerika öksürünce Ortadoğu grip oluyor, T.C. de daha bir garip oluyor. Krizin sadece ekonomik olduğunu sananlar çok yakında yanıldıklarını göreceklerdir. Çöken sadece ekonomi değil, topyekün beşerî düzenlerdir. Komada ölümü bekleyen hastaya pansuman tedavisi ve makyajla sağlıklı imajı verilmek isteniyor. 20. Yüzyılın başında Osmanlı''ya verdikleri ünvanı bir asır sonra Batıya ve özellikle ABD''ye iade ediyoruz: "Hasta Adam!" Hem de sun''î teneffüsle zorakî yaşatılmaya çalışılan yoğun bakıma alınan ölümcül hasta. 
Günlük 4 milyar dolar dış borç ödemek zorunda olan bu devlet, köleleştirdiği mazlumların kanıyla besleniyor. Petrol şeyhlerinin ve Müslümanları ABD adına yöneten zâlim tâğutların ABD bankalarındaki petrodolarları ve şahsî(!) hesapları bu hastanın iskeletine kan depolamış, ölüm sürecini geciktirmiş olsa da, bu durum hastanın canlanmasına yetmeyecek; hastaya kan verenler de hastadan kaptıkları mikropla aynı âkıbete uğrayacaktır. Petrol gelirlerini halkının refahı için değil de ABD bankalarına yatıran petrol milyarderlerinin durumu nedir acaba? Başta Suudi Arabistan olmak üzere Kuveyt ve körfez ülkeleri emirleri, şeyhleri ne kadar dolar kaybettiler dersiniz? Bana sorarsanız, âhirette kaybedecekleri yanında bu dünyadaki kayıpları hiç de önemsenecek kadar değil; oh olsun! Yaşasın zâlimler için dünyada zillet ve ıstırap, âhirette cehennem! 
Çöküş başlamıştır. Ama bu devrilmenin acısı müthiş olacaktır. Daha bir-iki sene önce Fransa''da otomobil yakarak kıyam provaları yapan ezilmiş varoş gençliğini hatırlayalım. Köleleştirilen zencilerin ayaklandığı ve kendilerine yapılan zulüm ve sömürünün hesabını sorduğu günleri görür gibi oluyorum. Azgınların sonu, dünyada da çok kötü olacak, bu kesin; ama o azgınların izini takip edenler de onların âkıbetine uğrayabilir, bu da bir uyarı… 

Sovyetler Birliği çökünce ülke kapitalistleşti. ABD çökme sürecine girdi, o da komünistleşiyor. Kapitalizmin ilkelerine aykırı olmasına rağmen devlet, ekonomiye müdâhale ediyor, batmaya başlayan büyük şirketlere yardım ediyor, dünya sahnesinden çekilmiş ve ümit olmaktan çıkmış komünizm felsefesinden medet umar hale geliyor. Şu an kurtarma paketlerinin yanı sıra bankacılık sistemi hızla ulusallaştırılıyor. Dolayısıyla sadece piyasa üzerinde değil, toplumlar üzerinde de her alanda devlet kontrolü ağırlaştırılıyor. İstikbâr ve istiğnâ duygusu en acımasız intihar silahıdır. Amerikalı siyaset ve iktisat bilimci Francis Fukuyama''nın 1992''de yayımlanan kitabı "The End of History and the Last Man" adlı kitabını, "Tarihin Sonu"nu hatırlayalım. Diğer uluslara göre tarihi bile olmayan ABD''nin, bozuk pusulasıyla tarihin ideal sonunu gösterdiğini iddia ediyordu Fukuyama. Gururun aldatıcı zevkiyle sarhoş Fukuyama''nın dediğini tersinden okuyup sözlerinin tam aksini doğru kabul edince günümüze ışık tuttuğunu görüyoruz. Tarihin değil, kendi sonlarının başlangıcı artık gizlenemeyecek hale geldi. Ne diyordu o kitap? İnsanlığın varabileceği medeniyet zirvesinin, ABD''nin temsil ettiği liberal demokratik sistem olduğunu söylüyordu. Arkasında bunca gözyaşı, kan ve zulüm bırakan Kapitalizm ve liberalizmin insanlığın asr-ı saâdeti olduğunu dillendirmeye çalışıyordu. Sadece Soğuk Savaş''ın bitip "savaş sonrası tarih"e (post-war history) geçilmediğini, artık insanlığın ideolojik evrimini de tamamladığını, böylece "Batılı Liberal Demokrasi"nin küreselleşerek tüm insanlığın nihâi yönetim şekline dönüşmekte olduğunu, bir diğer ifadeyle insanlığın ideolojik olarak bu kapitalist ve liberalist dünya görüşüyle son bulacağını, daha başka bir aşamanın olmayacağını azgın ve müstekbir havasıyla iddiadan da öte haykırıyordu. Gurur zaten aldanmak demektir; her gurur sahibi önce kendini aldatır. Kendi bâtıl düzenlerini, dolayısıyla kendilerini tanrılaştıran bu teori putu, çok kısa zamanda kendi kendine devrildi. Hırsız Batı ve vahşi Amerika, artık sömürecek yeni Afrika''lar, kanı emilecek zenci ve Kızılderililer bulamadığı için tatlı rüyaları kâbusa döndü. Başkasının kanıyla ancak bu kadar yaşanır. Batı çıkış yolu olmayan bir labirent içinde şaşırmış vaziyette; strateji üretme kabızlığı yaşıyor. Dünyayı saran gürültü ve pis kokunun sebebi bu. Zaten rüyalar çabuk biter ve her rüya bir uykunun göstergesidir. Amerikan rüyası da sona eriyor. Ama anlaşılan o ki, Amerika''yı ve oradan da dünyayı yönetmeye kalkanlar, rüyanın bitmesinden hoşlanmıyor. Bir anlık uyanmayla sona eren o tatlı rüyanın devamını görme umuduyla kendileri uyumaya ve halkları uyutmaya devam edeceğe benziyor. Kralın çıplak olduğunu fark edenler de, kendi çıplaklıkları ortaya çıkmasın diye bunu dillendiremiyor. 
İnsanlık hüsrânın tüm boyutlarını yaşıyor. Şirkin zulmü globalleşiyor. Çağ imaj, kandırma, vitrin, reklam, tüketme ve tükenme çağı. Çılgınlık, azgınlık ve isyan hiçbir sınır tanımıyor. Nice insan, İslâm''ı mükemmel yaşayanlara şâhit olamadığı için İslâm''ı alternatif olarak görmüyor; hatta kurtarıcısına düşman oluyor. Müslümanların da önemli bir kesimi müslümanlığı bilmiyor. Bilenlerin de yapabileceklerinin tümünü yaptıklarını iddia etmek zor. Bu ortamda, teknik imkânlarla donanan, devle(tle) şen, küreselleşen fitne, sadece yapanları değil; tüm insanlığı kemiriyor. Ülkeler, sokaklar, evler, beyinler, gönüller işgâle uğramış durumda. Müslüman olduğunu iddia edenlerin de büyük bölümü bilinçsizce şirkin kucağına atılıyor, kurtuluşu zâlimlerin safında, Amerika''yla işbirliğinde, Avrupa Birliğinde arayıp ifsâdı ıslah zannediyor. Unutmayalım Müslümanlar için temel referans, Ankara, Washington, Danimarka kriterleri değil; mutluluk çağının Mekke ve Medine ölçüleridir. 
Biz adımızdan emin olduğumuz gibi biliyoruz ki, beşer ürünü tâğutî yönetimlerin ömrü uzun sürmez, hiçbir ümmetin/ topluluğun varlığı ebedî olmaz. Çok kısa bir zaman içinde Sovyet blokunun hızla çöküşüne tanıklık eden insanlık, liberal demokrasinin de leşini tarih çöplüğüne atacaktır. Bu kesin de, sonra ne olacak? Bu kriz, mü''minlere büyük imkân ve fırsat sunmaktadır. Dünya bir kurtuluş arıyor. Kapitalizm ve komünizmden başka bir yönetim tarzı bilmeyen insanlığın son şansıdır İslâm. Batılı bâtılın temsilcisi Amerika''nın şoförlüğünde helâke doğru son sürat sürülen dünya arabasının tek kurtuluş şansı vardır. Tüm birikimlerini harcayan, bütün umutlarını yitiren çağdaş insanının tek umudu kalmıştır. O da İslâm devleti; Kur''an''ın hedeflediği toplum ve yönetim; Saâdetin asra taşınıp ikinci bir asr-ı saâdet oluşturma. Müslüman gibi inanıp müslümanca yaşayan müslüman göremediği, o boy aynasında boyunun ölçüsünü alıp kendine bakamadığı için insanlık, kendi yanlışlarının farkına varamamakta, çıkış yolu bulamamaktadır. 
Olaylar, gelişmeler yeni bir dünya düzenine gebe. Beşerî düzenlerin sonu yaklaştı. Batının insanlara vereceği, vaad edeceği, ümitlendireceği hiçbir değeri kalmadı. Dünya ve âhiret kurtuluşunun nerede olduğunu bilen insanlar olarak bize çok iş düşüyor. Üçüncü bir düzeni, alternatif kurtuluş nizamını bırakın uygulamayı, daha dillendirmekten bile kaçınan uyuşuk Müslümanlar, bu boşluğun en güzel şekilde doldurulamamasının vebalini nasıl kaldıracak?

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul