18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / YAŞLILAR VE İSLÂM

YAŞLILAR VE İSLÂM

                                                    

 

                                                                                       

Geçtiğimiz haftalarda bir dostumuz Kocamustafapaşa’daki evine davet etmişti. En üst katta olan dairesinin terasından Samatya sahillerindeki mehtabı seyrederken bir yandan da sohbet ve muhabbet edecektik.

Üst kata çıkarken ikinci kattaki dairenin mühürlendiği dikkatimi çekti. Sorduğumda arkadaşım, “Orada yaşlı bir teyze tek başına oturuyordu. Meğer ölmüş, arayan soranı da olmayınca ancak ceset kokunca farkına varılmış. Savcılık mühürledi” diye cevap verdi.

Maalesef yakın zamana kadar yaşlılarına sahip çıkan ülkemizde de bu tür facialara şahit olmaya başladık. Bazen 80 yaşında bir yaşlıyı muayene etmem için getirirler. İlâçlarını düzenledikten sonra, oğlu veya kızı yakınına “Şu hapları sabah, şunları akşam verirsiniz” diyecek olurum. “Kendisine tarifedin doktor bey. Yalnız yaşıyor.” cevabını alınca şaşırırım.

Eşi vefat etmiş bu annemiz veya babamız evlâtları olduğu halde onların yanına sığmamaktadır. Tek başına hayatını nasıl sürdürür, zamanı nasıl geçirir merak ederim.

Avrupa’da problem daha büyük… Meselâ Danimarka’da yılda ortalama 8 bin yaşlı, hayata “yalnız ölümle” veda ediyor. Geçen yıllarda sıcak geçen yaz mevsiminde Fransa’da 15 bin yalnız yaşayan yaşlı insan ölmüştü.  Bu ölümleri trajik hale getiren ise bazı yaşlıların öldüğünden günler, haftalar, hatta aylar sonra haberdar olunmasıydı.

Yaşlı nüfus arttıkça problem de büyümektedir. 2012 yılında 65 yaş üstü kişi sayısı 5.7 milyon ve bunların topluma oranı yüzde 7.5’tu.  Türkiye nüfusunun 2023 yılında 84 milyonu geçeceği ve yaşlı nüfus oranının yüzde 7.5’u bulacağı hesaplanmaktadır. Bu da 8.6 milyon yaşlı demektir.

 

Yalnız yaşayan ve yalnızlık çeken yaşlıların sağlıkları da bozulmakta, psikolojik ve bedensel rahatsızlıklara daha sık yakalanmaktadırlar. Sevdikleri yanında değilse ve sağlığı da bozulmuşsa ihtiyarlık mutlu ve huzurlu bir devre olmaktan çıkar, çileye dönüşür. İnsan yaşlanınca çocuk gibi olur; güçsüz, güvensiz, yardıma muhtaç ve nazlıdır. Yaşlı için başkalarının ihtiyaç duyduğu insan olmak ve kişinin kendi ailesine veya topluma katkıda bulunması, kişinin kendini değerli hissetmesi için önemlidir.

Hâlbuki önceleri yaşlılar evlatlarının, torunlarının, sevdiklerinin yanında son günlerini geçirir, çok iyi muamele görür, onlara saygıda kusur edilmez ve onlar da huzur içinde son nefeslerini verirlerdi.

 

Batı dünyası yaşlılara çıkış yolu olarak huzurevlerini göstermektedir. Halbuki huzurevlerinin devreye girmesi, insanın devreden çıkması demektir.  Üstelik yaşlılar huzurevinde mutsuz olmakta ve orada yaşamak istememektedir.

 

Yaşlıların Aileye Katkıları

Geçmişte her yaşlı üyesi bulunan geniş aileler mevcuttu. Sadece gençler değil ailedeki her birey, vefat edene kadar kendine has sorumluluk taşıyordu.  Geleneksel toplumsal ilişkilerde yaşlıların da ekonomik ve sosyal görevleri vardı. Aile içinde en yaşlı üye aile reisiydi ve bugün de kısmen devam eden şu fonksiyonları yürütüyordu:

·        Koruyuculuk: Aileye dıştan gelecek maddi ve manevi zararlara karşı aile üyelerinin korunmasıdır. Ailenin sözcüsü ve toparlayıcısı durumundadır.

·        Psikolojik görev: Aile üyeleri arasındaki sevgi bağını kuvvetlendirir.

·        Ekonomik görev: Ailenin alış veriş ihtiyaçlarına ve bir takım ödemelerine yardımcı olur.

·        Torunlara bakım ve sevgi: Ailenin küçük bireyleri büyükanne ve babanın sevgisine, ilgisine ihtiyaç duyarlar. Çocuklar aile köklerinin geçmişe dayandığını görür, böylelikle kendilerine ve çevreye güvenleri artar.  Özellikle annelerin çalıştığı ailelerde büyükannelerin yeri doldurulamaz.

·        Dini görev: Dini bilgilerin çocuklara öğretilmesidir. Ayrıca ailenin adet, gelenek ve göreneklerini torunlarına öğretmede fonksiyon görürler.

 

Yaşlılıktaki Psikolojik Problemler ve Çaresi

 

Yaşlılıkta birçok ruhsal problem yaşanır.

 

İnsan ilişkileri: Emekliye ayrılma veya sevilen insanların kaybedilmesi gibi dış etkenlere bağlı olarak ya da ruhsal sebeplerden dolayı yaşlı insanın aile bireyleri ve sosyal çevre ile ilişkilerinde önemli değişiklikler olur.

 

Yalnızlık: Yaşlılıkta yalnızlık büyük sorun olabilir. Yaşlı kişinin yalnız olup olmaması; eşlerinin hayatta olup olmamasına, aile içi ilişkilere, insan ilişkilerine ve kişinin sağlık durumuna bağlıdır.

 

Ölüm korkusu: Yaşlanan ve hastalanan bedenin deneyimleri sonucunda yaşlı insan, ölümü soyut bir kavram olarak değil de, her an yaşanabilecek bir ihtimal şeklinde algılamaya başlar. Hiç kimse, kendisinin olmadığı bir dünya hayal edemez. En fazla,  kendisinin izleyici olduğu bir dünyayı düşünebilir.  Bu sebeple yaşlılıkta ölüm kavramı farklı bir anlam kazanır.

 

Bu saydığımız psikolojik problemleri artırmak mümkündür. Bunların giderilmesi için:

·        Yaşlı insanın yaşlılığını kabullenmesi gerekir. Hayatını bu gerçek üzerine kurması onu toplumla ve kendiyle daha barışık hale getirecektir.

·         Genç aile bireylerinin yaşlı insanı yalnız bırakmaması,  onu ailenin bir ferdi gibi kabul etmesi yaşlının daha mutlu olmasını sağlayacak, kendine ve çevresine güvenini artıracaktır.

·         Dindarlık, ibadetlerini düzenli yapma, cemaate devam etme yine yaşlılığa uyumu ve yaşlılıktaki huzuru artıracaktır.  Çünkü inançlı olmak;  kişiyi stres, kin, nefret ve ihtiraslardan uzaklaştırır, kanaatkâr ve huzurlu hale getirir. Yüce Allah’a inanmak, manevi bağlantı, O’nun emirlerini uygulamak ve ibadetlere devama gayret göstermek gönül rahatlığı, mutluluk ve huzur verir.  Hormonlar daha düzenli salgılanır, bütün vücut fonksiyonları normalleşerek sağlık da korunmuş olur. Hayatın bir gayesi olduğunu, ölümden sonra ahirete gidileceğini bilmek, yaşlının bir boşluk ve amaçsızlık içine düşmesini engeller, ölüme daha hoşgörülü olur ve ölüm korkusu azalır.

 

 

Marie Teyzenin Hikâyesi

 

Fransız 92 yaşındaki Jostte-Marie teyze de yalnız yaşamaktaydı. Kızı onu huzurevine yerleştirmek istedi. Komşuları olan 4 çocuklu Müslüman bir aile hep evlerine davet eder, onunla ilgilenirler ve iyilikte bulunurlarmış. Kendisine “Biz seni huzurevine gönderemeyiz, gel bizimle birlikte yaşa” demişler. Marie teyze çok duygulanmış. Devamını dinleyelim:

“İslâm’ı ve Müslümanları tanıma fırsatı buldum. Ancak bir gün Müslüman olacağımı hiç düşünmemiştim. Onlarla komşuluk yapardım. Müslümanlar yaşlı insanlara değer vermekteydi. Avrupa’da tam tersi, evlatlar yaşlı anne babalarından kurtulmak için onları huzurevlerine gönderiyorlar. Müslüman tanıdıklarım bana karşı her zaman saygılı ve şefkatli oldular. Hıristiyan olmama rağmen, bana yardımda bulundular ve karşılık istemediler. Komşularımın bu iyilikseverliği kelime-i şahadet getirmemde en önemli etken oldu. Müslüman aileler çocuklar, anne-baba ve nine-dede beraberce yaşıyorlar. Çocuklar yaşlılara saygı gösteriyor, onların ellerinden öpüyorlar.”

Jozette-Marie Müslüman olduktan sonra çok sıkıntılar çekmiş: “Beni en çok yaralayan kızım oldu. Benim akıl hastası olduğumu iddia ederek akıl hastanesine yatırmaya kalktı ve annelikten reddetti. Ancak bu doğru değil, çünkü 1930 sonrası yaşanan bütün olayları halâ hatırlıyorum ve teker teker sayabilirim. Ailemin geri kalan kısmı burjuva ve aristokrat kesime dayanır. Onlar da benimle olan bağlarını koparıp, beni bütün miras hakkından men ettiler. Kızıma da benim gibi hidayet nasip etmesi için Allah’a dua ediyorum. ”

Marie teyze 2010 yılında Müslüman olduktan sonra Hac farizasını da yerine getirmiş. Son iki Ramazan’da oruç tuttuğunu da söylüyor ve ekliyor:

 “İslâm’dan önceki hayatıma üzülüyorum, ama benim gerçek doğuşum aslında 2010 yılı. Yani İslâm’la kucaklaştığım tarih. Gerçek hayat İslâm’la başlar. Son isteğim bir daha Mekke’ye Umre yapabilmek için geri dönebilmek ve bu pak topraklarda ölmek ve gömülmektir.”

 


Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul