20 Ocak 2018 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / KUR’AN’IN FURKANA DÖNÜŞMESİ

KUR’AN’IN FURKANA DÖNÜŞMESİ

                                    

 

 

                                                                                                                               

 

Görünen ve görünmeyen evrenin sahibi olan Allah (c.c.) bizi imtihan için yeryüzüne indirdi. Neden yaratıldığımızı ve ona nasıl itaat ve ibadette bulunacağımızı da öğretmek için bir Peygamber ve O’na da bizim için Kitab-ı Mübinini inzal buyurdu.

       

Kur’an, Peygamber aramızda olmasa da, kıyamete kadar bütün müslümanların kurtuluşunun içinde yazıldığı ve anlatıldığı apaçık bir kitaptır.1

 

Aynı zamanda, içinde imtihanı zorlaştırılmak için gizli bırakılan emirlerin olduğu ve şifreler kitabı da olmadığının bilincindeyiz. İşte bu kitap Kur’an-ı Kerim’dir.

 

Kur’an ıstılahta: “Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla Rasul-i Ekrem’e vahyedilen ve Peygamberimizden bize tevatüren nakledilen tilavetiyle taabbud olunan mu’ciz kelamdır.”2

 

İçtimai, sosyal ve kültürel hayatımızı düzenlemek için emir ve nehiyler sonucu bizi hem bu dünyada hem de ahirette mutluluğa ulaştıracak ahkâm kitabımız, anayasamızdır. Diğer bir adı ile de Furkan’dır.

 

Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

         

“Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız O size iyiyi ve kötüyü (hak ve Batılı) ayırt edecek Furkan'ı verir. Suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.” (Enfal, 8/29)

 

 “Furkan ise Allah'ın, kendisiyle hak ile Batılı, hidayet ile dalâleti, helâl ile haramı ayırt ettiği ve ayrıca münasebetlere göre zaman zaman indirip par­çalara ayırdığı Kur'an'dır.”3

       

İbn-i Kesir (rh.a.) bu ayetin tefsirinde: “İbn Abbâs, Süddî, Mücâhid, Îkrime, Dahhâk, Katâde ve Mukâtil îbn Hayyân; âyetteki ‘Furkân’ kelimesini, ‘çıkış yeri’ olarak açıkla­mışlardır. İbn Abbâs'tan gelen bir rivayette ise bu kelime kurtuluştur. İbn İshâk'ın bu açıklaması, kendinden önce geçenlerden daha umûmî­dir. Hepsini de içine almaktadır. Zîrâ her kim, Allah'ın emirlerini işle­mek, yasaklarını terk etmek suretiyle Allah'tan korkarsa; hakkı bâtıldan ayırma bilgisine sahip olmuş olur. Bu da dünya işlerinden kurtuluşa, bir çıkış yeri bulmaya ve yardıma sebeptir. Ayrıca kıyamet günü mutlu olmasına, günâhlarının bağışlanmasına ve günahlarının insan­lardan gizlenmesine sebeptir.”4 buyurmaktadır.

                 

Kur’an dönüşen ve dönüştüren bir kitaptır. Sahifelerden kitaba, Tevrat’tan Zebura, Zebur’dan İncil’e İncil’den Kur’an-ı Kerim’e dönüşmüştür. Kâfiri, müslümana, müslümanı, kâmil mu’mine, kulu Peygambere, Muhammed bin Abdullah’ı, Muhammed Rasulullah’a dönüştürmüştür. Kur’an yine Kur’an’ın tabiriyle de Furkan’a dönüşen bir kitaptır.

 

Müslüman’dan istenen de koruyucu ve kollayıcı bir yönetici ve devletinin olmadığı topraklarda elindeki Kur'an’ı kalbindeki Furkan’a dönüştürmesidir. Kur’an elde Furkan ise kalptedir. Öyle ise kalbinize dikkat edin…

         

Furkan, Kur’an’ın dönüşmüş halidir. İmanı küfürden, ihlâsı riyadan, tevhidi şirkten, hakkı batıldan, doğruyu eğriden, güzeli çirkinden, helali haramdan ayıran ve gerçekleri açıklayan demektir. Furkan Kur’an’ın hayata hâkim kılınmışlığıdır. 

 

Bedir savaşına da yevmul Furkan denmiştir.

 

Elmalılı Hamdi Yazır Kadir Süresi tefsirinde:

 

“Kadir gecesi Kur’an’ın nazil olduğu ve sabahında da Bedir zaferinin yaşandığı gecedir buyurmaktadır.”5

“Yevmul Furkan” Furkan günü, hakkı batıldan, müslümanı kâfirden ayıran gündür. Çünkü ilk defa kâfirlerle müslümanlar karşı karşıya gelmiş saflar belli olmuş, Allah için can alınmış, can verilmiştir.

          

Furkan safları, duruşları, anlayışları, yorumları, sevgileri ve buğuzları belli eder. Furkan, sahibi sevdiğinde Allah için sever, buğz ettiğinde Allah için buğz eder. Bugün saflar ve niyetler belli değildir. At izi ile it izinin birbirine karıştığı bir zamandır. Bugün başını açan, hizmet için sakalını kesen, tebliğ için faiz yiyen, ülke menfaatleri için deyip, Kur’an’dan kılıf bulup, yapılanların Kur’an’a hizmet için olduğunu söylemektedir. Bunlar büyük yalan ve iftiradır. Allah (c.c.) elbette hesap gününü beklemektedir. Bunların asıl niyetleri ilah gibi taptıkları Batı’yı taklit ve müslümanlara ihanettir.

         

Kur’an elinde iken müslüman rönesans, reform, hümanizm, insan hakları, hayvan hakları, Batı, müzik, futbol, mc donald's, coca cola bunların hepsini sevebilir. Ama Furkan kalbinizde Furkan tüm hücrelerine kadar işlemiş iken, hakkı ve batılı birbirinden ayırmaya başladığınızda bunların hiçbirini sevemezsiniz.

     

Salt bir Kur’an anlayışı değildir bu. Bereket umulan bir fanus gibi evimizi yangın ve hırsıza karşı koruduğuna inanıldığı için duvarlarımıza asılan bir kitaptan söz etmiyoruz. Hayata hükmeden, eşimizi, işimizi, giyim tarzımızdan saç tıraşımızı eğlence anlayışından gece nasıl uyunura kadar hayatın hiçbir alanını boş bırakmayan bir kitaptan söz ediyoruz. Sadece ölümüz, sünnetimiz, düğünümüz, mübarek gün ve gecelerimiz de müracaat edilen bir kitaptan söz etmiyoruz. Hayat kitabımızdan Anayasa’mızdan bahsediyoruz. Ne zaman ki Kur’an Anayasamız olur işte o zaman Furkan’a dönüşür. Furkan’a dönüşmeyen Kur’an dönüştürmez ve bizim için hiçbir faydası olmaz.

 

Burada şu soru geliyor akla: Bu ülkede yaşayan ve ben müslümanım diyenlerin evlerinin kaçta kaçında T.C. Anayasası kitapçığı var acaba? Cevap kimsenin evinde… Peki, Allah'ın Anayasası olduğuna inandığımız Kur’an herkesin evinde varken hatta üçer beşer mevcutken ve biz O kitaba göre yaşamak zorunda olduğumuzu da biliyorken, nasıl olurda Allah’ın hükümleri bu topraklarda geçmez? Anayasa Allah’ın kitabına göre düzenlenmez. En ilginç olanı müslümanlar neden bundan rahatsız olmazlar? Görüyoruz ki evde asılan, elde taşınan kucakta tilaveti okunan kitabın fayda vermediği aşikârdır.

       

Kur’an korumazsan korumaz. Kollamazsan kollamaz. Dönüşmezsen, dönüştürmez. Kur’an’ın elbette bizim kollamamıza, korumamıza ihtiyacı yoktur. Ama içindeki emir nehiylere göre yaşamak zorunda olan bizlerin hayatını değiştirecek olan ayetlerindeki inceliklerdir. Bunun için sakınma gündeme gelmeli, bizim için hakkı Batıl’dan ayıran bir melekeye dönüşmesini beklemeliyiz. Bu ise Furkan’la gerçekleşir. Bu da o kitaptaki ayetleri günün navigasyonu görüp, Kur’an sokaklarında Kur’an’ın emrettiği şekilde yürümekle olur.

      

Yeryüzünde Furkan’ın ete kemiğe bürünmüş haliydi Peygamber Efendimiz… Şöyle ki; Hz. Aişe, “Siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an’dı” diyor. Muhammed bin Abdullah dönüşmüştü Kur’an’ın tüm emir ve yasaklarına uyarak Muhammed Rasulullah’a… Bunun da bedelini ağır ödemişti ömrü boyunca… Furkan Peygamber gibi, Kur’an ahlakını kuşanmaktır.

   

Faruk olmak, hakkı Batıl’dan ayırmaktır. Hz Ömer gibi… Onun için çocuklarımıza Furkan ismini koyarız. Farkında olsunlar, farkları olsun fark etsinler diye. O Ömeru’l Faruk ki; “Benim elimde öyle bir meşale var ki rüzgârın nerden estiği önemli değil” derken bunu kastediyordu. Faruklar Furkan’ın yansımasıdır yeryüzüne…

              

Ama birçoğumuzun adı Faruk ve Furkanken Allah'ın ayetleri, Allah’ın kitabı izzet ve şerefi ayaklar altında ise demek ki isim koymakla da olmuyor. Adı Mustafa’lar, Aişe’ler, Fatma’lar pop ilahına Ali’ler, Ömer’ler top ilahına ve makam putuna kurban gitmişse etiketli de olmuyor demektir. O isimlerin içini doldurmak içinde mücadele etmek gerekir. Furkan bunu gerektirir.

       

Dini yaşarken isminden medet uman değil, Kur’an uğrunda bedel ödeyip, ismini ölümsüzleştirecek yiğitlerdir Furkan’lar.

 

Yahudi ve hıristiyanlar kitabın ayetlerini hevaları doğrultusunda değiştirirken biz ayetlerin manasını değiştirip, tahrif etmişiz. O’nu ezberleyen hafızlar yetiştirmekle de övünüp her işimize, hastamıza, yolcumuza okumaya başlayıp hayatımızda emirlerini tanımamazlıktan geldiğimiz ayetlerden medet ummaya başlamışız. Hastaya 500 Yasin, darda kalmışa 1000 Fatiha işi bozulan 10.000 Salâvat… Ne kadar çok okursak Arapçasından o kadar sevaba gireceğimize inandırılmışız. Maalesef kariler yetiştirdik hafızlar yetiştirdik ama Kur’an’ın muhafızlarını yetiştiremedik.

Merhum Akif, bu acı durumu dizelerinde dile getirmiştir:

        

“Ya açar bakarız Nazm-ı celilin yaprağına

  Ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına

  İnmemiştir Kur’an hele bunu hakkıyla bilin              

  Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için”               

 

Ali Küçük hoca tefsirinde Furkan için: “Allah'ın yasalarına ters düşmekten çekinirseniz bilesiniz ki Allah size bir Furkan verecek ve sizi diğer insanlardan ayıracaktır.”6 diyor. Dolaysıyla Küçük hocamız, yasadan söz ederken, doğadaki Allah'ın yasalarından bahsetmiyor elbette. Allah’ın elinde bulundurduğu hakem ismi celili ile hükmetme yasasından bahsediyor. Yeryüzünde kimseye bu hakkı vermediğini, Yusuf süresi kırkıncı ayetinde: “İNİL HÜKMÜ İLLALİLLAH / HÜKÜM YALNIZ ALLAH’INDIR” buyurarak belirtmiştir. İşte bu topraklarda ve yeryüzünde hüküm ne zaman Allah'ın olursa, Kur’an Furkan’a, elinden Kur’an düşürmeyen, kimlik müslümanı da mücahide dönüşür.

   

Her çağ, zaman ve zeminde Kur’anî dönüşümünü Kur’an’dan beslenerek tamamlayamayanlar her ne bahaneleri olursa olsun Merhum Necip Fazıl’ın deyimiyle:

     

“Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız” deyip marka müslümanları yaftası ile yaftalamaktadır.                 

         

Bugün Kur’an değişmemişken, ayetler ilk günkü özelliğini ve güzelliğini koruyup vahyin ördüğü dantela içimizdeyken o günün müşrikini sahabeye, efendilerimize dönüştüren bu kitap nasıl olurda bizi dönüştürmez? Kur’an niçin bugün inkılâp yapmıyor?

        

Nasıl ki ilacın prospektüsünü okumakla hasta şifa bulmuyorsa, Kur’an’ın sade tilavet edilmesi mübarek gün ve gecelerin ihyası için bir seremoni tutturulup belli ritüeller takip edilmesi şifa olan bu kitaptan istifade edilmemeyi getirecektir.

 

Bunun tespitini seneler ötesinden İmam Fudayl bin İyaz şöyle yapmış:

 

“Kur'an, hayatı ibadet kılmak için indi; fakat insanlar onun tilavetini ibadet edindiler.”

 

Kur’an değişmemiştir ama O’nu okuyanlar başkalaşmıştır. İndiriliş gayesinden uzak şairinin asıl muradından farklı şekillerde yorum ve tariflerle yanaşılmaktadır bu kitaba…

        

İlaç şişesini yalamak hastaya fayda vermez, iyileştirmez. Kur’an’ın elden düşürülmeyip devamlı yanımızda olması da bizi dönüştürmeyecektir. Yeni iman eden ABD’li bir müslüman gecenin bir yarısı uyuyamamış ve kendisinin hidayetine vesile olan kişiye telefon açıp “bir müslüman gece nasıl uyur” sorusunu sormuş. İşte bu kalbine Kur’an’ı koymaktır. Yeniden dünyaya geldiğini hissedip atalar dinini terk edip Kur’an’a göre endişe duyup her işi ehline danışarak yaşamaktır. Ey Müslüman! Bu soruyu en son ne zaman sorduk kendimize “bir müslüman nasıl uyur, gezer güler, eğlenir, müslüman kitaba göre nasıl yaşar?” Ne zaman sorduk? Yoksa aman canım sende herkes aynı hacısı da, hocası da hepimiz aynıyız ne olacak mı diyoruz. Herkes aynı, ne olacak diyorsak o zaman Allah'ın azabını da gazabını da bekleyelim. Unutmayalım ki geçmiş kavimler Allah’ın haram sınırını ihlal edip, toptan isyan edilip, uyarıcıya uyulmayınca helak olmuşlardır. Herkes aynı mantığı geçerli bir mazeret olmadığını kitapta görmekteyiz. Bu mazereti savunup da geçmiş kavimlerden ibret almayan Kur’an ellerinde olanlar helak olan kavimlerin durumundan ibret alanlar Furkan’ı kalbine koyanlardır.

      

Ben müslümanım deyip başı sıkışınca arsa alacak, satış, borç herhangi bir problemden ötürü soluğu mahkemede alıp müslüman kardeşini tağuta şikâyet edenler elinde kitap olup sapıtanlardır.

 

Oysa Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

 

“Bir şey hakkında anlaşmazsızlığa düştüğünüzde onu Allah’a ve resulüne döndürün”(Nisa, 4/59)

 

Ayeti kerimesi emri mucibince amel edip şer-i şerife uygun davrananlar Kur’an’ı Furkan’a dönüştürenlerdir. Bugün bu topraklarda hangi uygulama ağırlıktadır? Biz hangisiyle amel edenlerdeniz?

         

Bugün müsteşrikler dünyayı Batı ve Doğu diye ikiye ayırdılar. Biz ve diğerleri dedikleri Batı merkez, diğerleri ona köledir. Kendilerinden olmayan herkesi doğu olarak gördükleri ve köleleştirmeye çalıştıkları aşikârdır. Müslümanların da onların yön tarifini kullandıkları, onlara göre yönünü ayarladıkları ortadadır. Konuşurken, “Ortadoğu kan ağlıyor” diyoruz. Kendi ağlanacak halimizi unutarak vay kardeşlerimize deyip ağlıyoruz… Medeniyet, Medine’den dünyaya yayılmışken, vahşi haçlı birliğini nasıl kendimize ilericilikte hedef zirve görüp örnek alırız. Tüm tefsirlerde dünyanın merkezi Kabe-i muazzama işaret edilirken, merkez olarak Mekke gerçeği ortaya konulurken nasıl olurda Avrupa kıtası Batı olarak, medeniyet olarak adlandırırız. Yönlerimizi onların tayinine göre ifade ederiz merkez, Batı Mekke olursa müslüman için Doğu nereye düşer? Ortadoğu neresi olur? Müslüman;  Furkan’a göre, düşün, hisset konuş artık. Batı, medeniyet Mekke’dir. Bir elinde Kur’an bir elinde kadehle yaşama. Ey müslüman Furkan’ı kuşan da dünya seni örnek alsın.

    

Kur’an elinde iken değişen dünya şartlarına ayak uydurmak yalanına sığına bilirsin ama Furkan kalbini kaplayınca yazarın dediği gibi “İslam çağa göre yaşanmaz, çağ İslam’a göre yaşanır” düsturunu kendine şiar edinirsin. Ehl-i Kitapla diyalogu Kur’an üzerinden değil, tahrif edilmiş İncil üzerinden kurup, “O da Allah’ın kitabı” demeyi de ihmal etmezsen bu Furkan’a göre yaşam dildir.

 

Şu ihtarı unutmayalım:

“Sizden önce gelip geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Bakara, 2/214)

Bu ihtar Habbab bin Eret’e yapılmıştı. Allah yolunda her türlü işkenceyi çeken yiğit... Hz Ömer’in İslam tarihini TV gibi sırtındaki izlerde gençlere seyrettirip ibret alınmasını ve “bugünlere nasıl geldiğimizi görün ey gençler” dediği yiğit. Onlara Hz. Muhammed (s.a.s.) çok acele ediyorsunuz diyorsa, bizim halimiz nice olur. Geçmişten ibret almak ve nasıl devlet olmuşlarsa öyle çalışmaktır Furkan sahibi olmak.

 Ebu'd-Derda (rh.a.) anlatıyor:

“Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile beraberdik. Gözünü semaya dikti. Sonra: “Şu anlar, ilmin insanlardan kapıp kaçırıldığı anlardır. Öyle ki, bu hususta insanlar hiçbir şeye muktedir olamazlar!” buyurdular.

Ziyad İbnu Lebid el-Ensari araya girip: “Bizler Kur'an'ı okuyup dururken ilim bizlerden nasıl kapıp kaçırılır? Vallahi biz onu hem okuyacağız, hem de çocuklarımıza, kadınlarımıza okutacağız!” dedi. Resulullah da: "Anasız kalasın, ey Ziyad, ben seni Medine fakihlerinden sayıyordum. (Bak) işte Tevrat ve İncil, yahudilerin ve nasranilerin elinde, onların ne işine yarıyor (sanki onunla amel mi ediyorlar)?" buyurdu.7

Kur’an’ın elimizde olması da, okunuyor olması da bizi aldatmasın! diyeceğiz ama maalesef aldanıyoruz, aldanmışız.

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in haber verdiği zamanlar çoktan gelip geçmiştir. Biz kitaplı bir toplum olduğumuz halde “kitapsız” gibi yaşamaya başlamış, onun emri ilahiyesi doğrultusunda hiçbir adım atmamışızdır. Kur’an’ın elimizde olması, her evde mevcut olması, tilavet ediliyor olması bizi kandırmış, hadisin mesajını algılayamaz hale getirmiştir. Kitap elde olup uygulamaya konmuyorsa hiçbir işe yaramadığını hatta daha çok azabı arttırıcı olduğunu Ehl-i Kitabın durumundan haber aldık. Hz Musa’nın bütün ikazlarına rağmen Tevrat’ı koruyamadılar, tahrif ettiler. Bu tahrifatın kökeninde yahudi din adamlarının duyarsızlığı yatıyordu. Kitabı kendi aralarında dolaştırıyor, halka ulaşamıyordu. Emirlerini istedikleri gibi yorumluyorlardı. Genelde de ya kendi menfaatlerine yâda mevcut statükonun çıkarları, egemen güçlerin arzuları doğrultusunda yorumluyorlardı. Bizde Peygamberimizin verdiği mesajları, emirleri iyi anlamaya çalışıp aynı duruma düşmeyelim. Bu durumda bize düşen hepimizin bu kitabın âlimi olmaya gayret etme zorunda olduğumuz ve itibar ettiğimiz din adamlarına dikkat etmemiz gerektiğidir. Eğer ki elde bulunan kitap uygulamaya ve onu korumak için fedakârlık yapmadan işe yarasa idi evimizdeki yemek kitapları işe yarardı. Hangi ev hanımı yemek kitabını sadece okumakla malzeme almadan saatlerini mutfakta sıcak ateş karşısında terlemeden soğandan gözü yanmadan sevdikleri için çocuğu için yemek yapabiliyor. Yemek kitabını okumakla yemek nasıl yapılmıyorsa Allah’ın kitabını da sadece okuyup hayatımıza ibadet kılamazsak bize hiçbir faydası olmayacaktır.

Furkan: Hak ve Batıl mücadelesi Hz Âdem ile başlamış ve bugüne kadar şeytan ve uşakları ile devam etmiştir. Kıyamete kadar da sürecektir. Kibirinden dolayı Kur’an’ı Allah’ın emrini yanlış tevil eden şeytan aynı oyunu bize oynamakta Kur’an’ın bizim için Furkan’a dönüşmesini önlemeye çalışmaktadır. Bugün Kur’an, Sünnet, İcma ve Kıyas yani “Edille-İ Erbaa” dediğimiz müslümanı ateşten koruyacak olan giysi ile olur.

İbni Kayyım: “Şu var ki Allah'ı bilen kişiye Allah (c.c.) kitabından bir anlayış nasip eder.”8 İşte bu anlayışın adıdır Furkan!

Kibrin, kibrit gibidir. Her ikisinin de küçüğü sonu önü alınmaz yangınlara, felaketlere ulaşır. Bu da şeytan ve avanesinin vasfıdır. Furkan sahipleri kibir ve ucuptan uzak duranlardır.

     

Şer-i şerife uygun hareket ederek, müctehid ulemamızın dinde yapmış oldukları ictihadlar neticesinde ortaya koydukları gerçeklere sarılarak Kur’an’ı anlayıp hayatımızda Furkan’ın güzelliklerini yaşamayı Rabbim nasip etsin inşallah.

     

 

 

 

 

 

 

Dipnot

 

1. Hud Süresi birinci ayet

2. Kelimeler ve Kavramlar Yusuf Kerimoğlu İnkılâp Yay.  21 ilaveli baskı shf: 273

3. Vehbe Zuhayli Tefsirul Munir, Risale Yay. Furkan Süresi tefsir açıklaması

4. İbni Kesir, Hadislarle Kur’an-ı Kerim Tef. Çağrı Yay. Cilt 7 shf: 3281

5. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili Tef. Eser Neşriyat Cilt 9 shf: 5967

6. Ali Küçük Besairu’l Kur'an Enfal Süresi 29 tefsiri

7. Kurtubi Site ilim bahsi 4109

8. İbn Kayyım el-Cevzi Tartışma ve Yöntem Karınca Yay.

 shf: 105 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul