18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / TESETTÜRÜN FITRATA UYGUNLUĞU

TESETTÜRÜN FITRATA UYGUNLUĞU

 

                         

 

                                                                                    

                                                                                    

 

Giriş

 

Tesettür Emri

 

Tesettür, hicâb ya da başörtüsü… Nasıl ifade edersek edelim, hanımların yabancı erkeklere görünmemeleri, yabancıların yanında başlarını ya da vücutlarından herhangi bir yerini açık bırakmamaları emredilmiştir. Allah tesettürle ilgili emirleri üç ayetle bildirmiş ve tamamlamıştır. Önce şöyle buyurdu: "Peygamberin hanımlarından bir şey istediğinizde de perde arkasında isteyin. Bu durum, hem sizin kalbiniz hem de onların kalbi için daha temiz bir harekettir."[1]Tesettürle ilgili olarak Allah’tan gelen bu hicâb ayetiyle, hanımların ev kıyafetiyle yabancı erkeklere görünmeleri yasaklanmıştır. Bu ayetle Müslüman erkekler ve Müslüman hanımlar, kendilerine çeki-düzen vererek bu emrin hayatlarında büyük değişiklikler yapacağının işaretlerini aldılar.

 

Tesettürle ilgili olarak nazil ikinci ayet Ahzab Suresi, 59. ayettir. Bu ayetin sebeb-i nüzulüne baktığımızda şunu görüyoruz: Peygamber (s.a.s.) efendimizin hanımlarından Hz. Sevde validemiz (r.a.) bir gece ihtiyaç için dışarı çıktığında tanınmıştı. Hz. Ömer (r.a.) ona uzaktan şöyle seslenmişti: "Ey Sevde, haberin olsun ki, biz seni tanıdık." Hz. Ömer bu sözüyle hanımlar için tesettürü ciddi bir şekilde arzulamıştı. Bu olaydan kısa süre sonra, Cenab-ı Allah, Hz. Ömer’in arzusuna uygun bir şekilde, "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların hür ve iffetli hanımlar olarak tanınmaları ve eziyete uğramamaları için daha uygundur”[2]ayetini indirmişti. Allah bu ayetle, kadınların tesettüre girmeleri konusunda daha somut bir emir indirmiş oldu.

 

Üçüncü merhalede ise Allah tesettür için son ve kesin emri indirmiştir: "Ey Muhammed! Mümin hanımlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini korusunlar. Görünmesi zorunlu olanlar (yüz ve eller) hariç, ziynetlerini (baş, saç, kulak, boyun, göğüs, kol ve bacak) göstermesinler, teşhir etmesinler, başörtülerini yakalarının üzerine örtünsünler. Eş, baba, kayınbaba, dedeler, erkek kardeşler, yeğenler, iktidarsız hizmetçi ve küçük çocuklardan başka ziynetlerini, süslerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları süsleri (ziynetleri) anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (dikkat çekecek şekilde yürümesinler). Ey mü'minler hep birden Allah'a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz."[3]

 

Bu ayette Allah tesettürü, mümin erkek ve kadınlara emrediyor. Dikkat edilirse bu emir sadece kadın saçlarının kapatılmasına yönelik değil, bütün vücudu ilgilendiren bir emirdir. Hür ve Müslüman hanımların, nikâh düşen yabancı erkeklerin yanında el ve yüz hariç, vücutlarının tamamını örtmeleri söz konusudur. Böylece Müslüman hanımlarının yabancı erkeklere karşı kendilerini nasıl korumaları gerektiğini, üç merhalede inen bu tesettür ayetlerinden öğreniyoruz.

 

İlk ayette, Peygamber eşlerinin her türlü dedikodudan uzak kalmalarını sağlamak amacıyla yabancı erkeklerle perde arkasında görüşüp konuşmaları emredilmiştir. Bu emir, sadece Peygamber hanımlarına değil, aslında bütün Müslümanlara yönelik bir emirdir. Bu emirle, bütün Müslüman hanımların evlerinde bu kurallara uymaları, terbiyeli ve nezaketli davranmaları, yabancılarla oturacakları zaman ayrı yerlerde oturmaları istenmektedir. İkinci ayetle de, Müslüman hanımların baş dâhil bütün vücutlarını örtmeleri emredilmiştir. Üçüncü ayette ise ziynet yerlerini (baş, saç, kulak, boyun, göğüs, kol ve bacak) göstermeleri yasaklanmış ve başörtülerini örtünmeleri kesin olarak emredilmiştir.

 

 

 

Tesettürün Sosyal Boyutu

 

İslam dini Medine'de kurumsallaşmaya başladığı günden beri inananlarla inanmayanlar ya da inanmış gibi davrananlar arasında ciddi anlamda bir savaş hep var olagelmiştir. Dikkat çekici olan tesettür emri de, İslam düşmanlarını rahatsız eden emirlerin başında gelir. Çünkü Müslüman hanımların örtüye girmeleri, nikâh düşen yabancı erkeklerin arasına karışmamaları ve müşriklerin hanımları gibi açık-saçık dolaşmamaları, inanmayanları kıskançlık boyutunda rahatsız etmişti. Bu itibarla İslam'da tesettürün sosyal önemini, ahlakî boyutlarını ve İslam toplumuna kazandırdığı yüksek karakter vasıflarını kavrayabilmek için tesettür ayetlerinin nüzulünden önce Medine'de meydana gelen bazı tarihî olaylara kısaca göz atmak gerekir; şöyle ki:

 

Müslümanları savaş meydanlarında yenemeyen İslam düşmanları, Hz. Peygamber (s.a.s.) ve ashabı hakkında iftira kampanyalarını yürütmeye başladılar. Münafıkların yürüttükleri iftira kampanyalarının başında İfk hadisesi geliyordu. Kuşkusuz asıl hedefin İslam ailesi olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Bilindiği gibi Bedir zaferinden sonra (Hicrî 2. yıl) Medine'deki İslamî hareket her geçen gün biraz daha güçleniyordu. Hendek savaşının yapıldığı günlere gelindiğinde (Hicrî, 5. yıl) on binleri bulan birleşik küfür orduları Medine savunmasını aşamayıp bir ay boyunca sürdürdükleri çetin kuşatmayı sona erdirmiş, ardından bozguna uğramışlardı. İşte İslamî hareketin gücü, birleşik küfür ordularını püskürtecek böyle bir seviyeye ulaşmış bulunuyordu. Artık birleşik ordular İslam’a ve Müslümanlara zarar veremeyeceklerini anlamışlar ve moralleri bozulmuş bir şekilde geri dönmüşlerdi. Birleşik küfür ordularının Medine kuşatmasına son vererek çekilmeleri, artık kendileri tarafından başlatılan saldırı savaşlarının sona erdiğinin işaretini de veriyordu. Nitekim savaştan sonra Resul-i Ekrem (s.a.s.) arkadaşlarıyla durum değerlendirmesini yapmış ve şöyle buyurmuştur: "Kurayş bir daha size saldıramayacaktır. Artık hücum sırası size geçmiş bulunuyor."

 

Kuşkusuz Müslümanları savaş meydanlarında üstün kılan onların manevi ve ahlakî yönden üstünlükleriydi. İslam düşmanları Hz. Peygamber ve ashabının temiz yaşayışları, güzel ahlakları ve yüksek karakterleri insanların kalplerini fethediyordu. İslam düşmanları müşrikler ve münafıklar bu durumdan endişe etmeye başlamışlardı. Ahlaken bozulmuş insanlar, rakiplerinin üstün meziyetleri karşısında kendilerine çekidüzen vereceklerine, rakiplerini iftiralarla karalamaya çalışırlar. Bu, insan tabiatında var olan bir nefret duygusudur. İşte bu amaçla Hz. Peygamber ve ashabı aleyhinde iftiralarda bulunmak için Mekke müşrikleri münafıklardan da yardım istediler.

 

Sonuç itibariyle, Müslümanları savaş meydanlarında yenemeyeceklerini anlayan İslam düşmanları çatışmayı ahlak cephesine kaydırdılar. Deyim yerindeyse, halkı Hz. Peygamber (s.a.s.)’den ve Müslümanlardan soğutmak ve Müslümanları toplumun en ahlaksız kesimi olarak gösterebilmek için iftira kampanyalarını başlattılar. Bu amaçla önce, Rasulüllah'ın Hz. Zeynep'le evlenmesini "Muhammed ‘oğlum’ dediği adamın karısıyla evlendi" şeklinde takdim ederek yaygara çıkardılar. Diğer taraftan, kaybolan gerdanlığını almak için geri dönen ve kervanın gerisinde kalıp kaybolma tehlikesi geçiren Hz. Aişe, kervanın gerisini takip etmekle görevli bir sahabi olan Safvan b. Muattıltarafından bulunmuş ve kafileye yetiştirilmişti. Hz. Aişe’nin,  Safvan’ın devesine binmiş olduğunu gören münafıklar bunu fırsat bilerek "Hz. Aişe ile Safvan b. Muattıl arasında bir ilişki bulunduğunu" ilan ettiler. Hatta bunu ilk gören münafıkların reisi Abdullah b. Übey, “Allah’a kasem ederim ki, bu olay sebebiyle Medine kaynayacaktır” demişti.[4]

 

Ne kadar uydurma da olsa, özelikle kadınlarla ilgili bu tür hikâyeler halk arasında çabucak yayılır ve bazı insanlar buna inanmak isterler. Başka bir deyimle, bu tür kampanyaların halk arasında kısa süreli de olsa makes bulup yayılması, fuhşun toplumda yayılma tehlikesini de beraberinde getiriyordu. Zira Kur'an'a göre iftira kampanyalarının asıl amacı Müslümanlar arasında fuhşu yaymaktı. Ancak Kur’an-ı Kerim bu kargaşaya meydan vermedi. İslam toplumu bu tip iftiralarla sarsılmadan, fuhşu ve ahlaksızlığı kesin olarak önleyecek olan tesettür ayetleri nazil olmuştu. Zira tesettür ayetleri sosyal bir düzenlemeyi öngörmüştür. Denilebilir ki, bazı nefisperest kimselerin, kadınların açık-saçık olmalarından istifade ederek fuhuş peşinde koşma eğilimine girmeleri tesettür ayetleriyle önlenmiştir. Bu düzenlemeler için önce Ahzab Suresiyle bir giriş yapılmış, bir yıl sonra Hz. Aişe'ye yapılan iftira üzerine nazil olan Nur Suresi’nin ilgili ayetleriyle bu emirler tamamlanmıştır.

 

Örtünmenin Hikmetleri

 

Allah, Kur’an’da şöyle buyuruyor: "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların hür ve iffetli hanımlar olarak tanınmaları ve eziyete uğramamaları için daha uygundur.”[5] Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu ayet tesettürü emrediyor. Batı uygarlığı ise Kur’an’ın tesettür emrini kadınlar açısından bir esaret kabul ediyor. Bediüzzaman, Kur’an’ın tesettür hükmünün fıtrî olduğunu ve tesettürsüzlüğün insan fıtratına aykırı olduğu hususunu sosyolojik bir analizle şöyle ifade etmektedir:

 

Kadınlar yaratılış itibariyle zayıf ve nazik oldukları için hayatlarından çok sevdikleri yavrularını himaye edecek bir erkeğin yardımına muhtaçtırlar. Bu yüzden kadın kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek için fıtrî bir meyil taşımaktadır. Diğer taraftan kadınların önemli bir kısmı ya ihtiyarlıktan ya da güzel olmadıklarından, kendilerini başkalarına göstermek istemezler. Üstelik kadınların büyük bir kısmı da kıskanç olur ki, kendisinden daha güzel olanlara nispeten çirkin düşmemek, saldırıya maruz kalmamak ve kocasının nazarında hıyanetle itham edilmemek için fıtraten tesettür isterler. Nitekim kendilerini en çok saklayanların yaşlı kadınlar olduğu dikkate alınırsa, konu daha da iyi anlaşılacaktır. Kaldı ki, hem güzel, hem genç, hem de kendisini yabancılara göstermekten çekinmeyen kadınların oranı yüzde otuz ya da yüzde kırk olabilir.[6] 

 

Bediüzzaman’ın tespitlerine göre kadın göz hapsine alınmaktan hoşlanmaz. Çünkü kadın sevmediği adamların bakışlarından sıkılır. Hatta açık giyinen güzel bir kadın kendisine bakan namahrem erkeklerin yüzde sekseninden sıkılır. Hatta denilebilir ki, fıtratı fuhuşla bozulmamış güzel bir kadın nazik olduğu için kötü bakışlardan asla hoşlanmaz. Nitekim Avrupa’da bile birçok kadın kötü niyetli erkeklerin dikkatli bakışlarından sıkılarak “Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar” diyerek polise şikâyette bulunuyorlar.

 

Demek ki, Batı uygarlığının tesettürü kaldırması fıtrata aykırıdır. Kur an’ın tesettür emri ise fıtrî olduğu gibi birer şefkat madeni olan kadınları alçaklıktan, zillete düşmekten, manevi esaret ve felaketten kurtarıyor. Diğer taraftan kadınlardaki çekingenlik tesettürü gerektirir. Çünkü kadınlarda, yabancı erkeklere karşı fıtraten bir çekingenlik vardır. Çekingenlik ise tesettürü gerektirir; şöyle ki: kadın açısından sekiz-dokuz dakika sürecek gayri meşru bir zevkin, dokuz ay sürecek ağır bir hamilelik döneminden başka, en az dokuz yıl sürecek babasız bir çocuğu terbiye etme gibi korkunç bir belaya sebep olma ihtimali de vardır.[7]

 

Bu tür olaylar sık sık meydana geldiğinden kadının bozulmamış fıtratı erkeklerin tacizlerinden korkar. Çünkü kadın yaratış itibariyle erkeklerin şehvetini tahrik etmek ve böylece onların tacizlerine maruz kalmak istemiyor. Kadın tesettür emrine riayet etmekle, tacizci ve saldırgan erkeklere karşı en büyük siperinin tesettürü olduğunu ifade etmeye çalışıyor. Bir vakit Ankara da, çarşı içinde ve halkın gözü önünde, adi bir kundura boyacısının yüksek rütbeli bir adamın açık bacaklı karısına sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayâsız yüzlerine büyük bir şamar vuruyor.[8]

 

Tesettürün Sağladığı Ebedi Arkadaşlık Duygusu

 

Eşler arasındaki ebedî arkadaşlık tesettürü gerektiriyor. Tesettür de eşleri ebedi arkadaşlığa hazırlıyor. Çünkü kadın ve erkek arasındaki güçlü münasebet, alaka ve sevgi sadece dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Yani bir kadın kocasının, sadece dünya hayatına ait bir arkadaşı değildir. Aksine kadın, ahiret hayatında da kocasının ebedî bir arkadaşıdır. Elbette ki bir kadın, ebedi hayat arkadaşı olan kocasının nazarından başka yabancıların bakışlarını kendi güzelliklerine çekmemek, böylece kocasını küstürmemek ve kıskandırmamak için elinden gelen her türlü gayreti göstermelidir.

 

Mademki bir koca iman noktasında ahiret hayatında da karısıyla alakadardır; ayrıca erkek karısının, sadece gençliğinde ve güzellik zamanında değil, ihtiyarlığında ve güzelliğini kaybettiği zamanlarda bile karısına karşı ciddi bir alaka besliyor; o halde kadının da kendi güzelliklerini sadece kocasına saklaması insaniyetin gereği olmalıdır. Aksi takdirde kadın kazandığından daha çok kaybedecektir. İslamiyet karı-kocanın birbirine münasip olmalarını (denkliği) esas almıştır. Denkliğin en önemlisi de diyanet noktasında olmalıdır. Ne mutlu o kocaya ki, eşinin diyanetine bakıp onu taklit etmek ister; ebedi hayatta onu kaybetmemek için kendisi de dindar olmaya çalışır.

 

İslam Ülkelerinin Batı Ülkelerine Kıyaslanması

 

İslam ülkeleri açısından düşündüğümüz zaman da tesettür gereklidir. Çünkü ülkemiz Avrupa ile kıyaslanamaz. Zira Avrupa'da “düello” denilen çok şiddetli geleneklerle namus bir derece muhafaza edilebiliyor. İzzet-i nefis sahibi bir kimsenin namusuna göz diken bir şahıs kefenini boynuna takıp öyle bakar. İslam ülkelerinde ise düello gibi bir gelenek olmadığı için, din dairesinin dışına çıkan insanlarda aileyi muhafaza etmek zorlaşır. İslam ülkelerinde ailenin iffetini koruyan gelenekler değil, dinî motiflerdir. O halde eğer aileyi ve iffetimizi korumak istiyorsak ne yapıp edip dini motifleri hayatımızda çoğaltmamız gerekir.

 

Unutmamak gerekir ki, tesettür üzerinde etkili olan hususlardan birisi de iklim farkıdır. Herkes bilir ki, Avrupa gibi soğuk memleketlerdeki insanların tabiatları o memleketler gibi soğuktur. Asya ve İslam dünyası ise Avrupa'ya göre sıcak memleketlerdir. Kuşkusuz çevre ve iklimin insan ahlakı üzerinde de etkisi vardır. Dolayısıyla soğuk ülkelerdeki soğuk tabiatlı insanların hayvanî duygularını tahrik etmek için kadınların açık olmaları aşırı bir şekilde su-i istimallere sebep olmayabilir. Fakat sıcak bölgelerdeki insanların hayvanî duygularını heyecana getirecek açıklık birçok su-i istimale, israfa ve neslin azalmasına sebep olabilir.

 

Aynı şekilde, şehirliler, köylüler ve bedevilere bakarak “Madem onlar tarlada çalışırken kısmen açık giyiniyorlar o halde biz de açık giyinebiliriz” diyemezler. Çünkü köylerde ve bedevilerde derd-i maişet meşgalesiyle işçi kadınların bir derece açık olmaları kötü duyguların uyanmasına yol açmadığı gibi serseri ve işsiz insanların azlığı sebebiyle şehirlerdeki kötülüklerin onda biri bile köylerde olmaz. O halde şehir köye kıyas edilemez.

 

Sonuç

 

Tesettür üzerinden sürdürülen savaş yüzyıllardır devam ediyor; kıyamete kadar da devam edecek. Allah tesettürle ilgili işi çoktan bitirdiği halde 80 yıldır Türkiye Cumhuriyeti aydınları adeta boş çene yorarak tesettürü tartışıyorlar. Oysa Müslümanlar Kur’an’ın emirlerine uymak zorundadırlar. Asr-ı Saadetteki Kur’an’ın emirleri ne ise bugün de aynı emirler geçerlidir. Kur’an üzerinde güya ihtisas sahibi olduklarını zanneden bazı sözde bilim adamları da, sırf bazı ehl-i dünya insanların hoşuna gitsinler diye “Kur’an’da tesettür emri yoktur” ya da “Kur’an’daki tesettür emri vücup değil nedip iade ediyor” demeleri tek kelimeyle hıyanettir ve Kur’an’ı tahriftir. Böyle dedikleri zaman, tesettürün aleyhinde olanlar “Aferin hocam! Aydın görüşünüzden dolayı sizi kutluyoruz” derler. Bütün semavi dinlerin kadınların tesettürlü olmalarını emretmesi, bu tür görüşleri temelden reddeder.

 

Kur'an açıktır; Hz. Peygamber'in (s.a.s.) sünneti açıktır; 1400 yıllık İslam dünyasının geleneği ve ulemanın icmaı da açıktır. Buna rağmen, İslam’a inanmadıklarını açıktan söyleyemeyen birileri yeni bir yorum uydurarak, tesettürle ilgili ayetlerin farklı yorumlara açık olduğunu, tesettürsüzlüğün de İslam'a uygun olduğunu halka yutturmaya çalışıyor. Bu yeni bir çaba değildir. İfk hadisesi münasebetiyle nazil olan ayetlerden birisi de şöyle: “İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz”[9] Bugün de toplumda iffetsizliği ve hayâsızlığı yaymak için organize olmuş güçler vardır. Üstelik bu tür insanların en çok hoşlanmadıkları üç kelime vardır: “Namus, iffet ve hay⅔ Bu adamlar, “Namus ne demektir? Siz namus diye diye kadını tüm haklarından mahrum etmek istiyorsunuz” diyorlar. Bu sözler, onların içlerindekini ortaya çıkarması bakımından ilginçtir.

 

 

 

Dipnot



[1]-Ahzab, 33/53.

[2]- Ahzab, 33/59.

[3]-  Nur, 24/31.

[4]-  İbn Hişam, Siret, IV/79.

[5]-  Ahzab, 33/59.

[6]-  Bediüzzaman, Lemalar, 24. Lema. S. 197 vd.

[7]-  Bediüzzaman, a.g.e, a.y.

[8]- Bediüzzaman, a.g.e, a.y.

[9]- Nur, 24/19.

 


Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul