22 Kasım 2017 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / İSLAM’DA YETİM, HAKLARI ve GÖREVLERİMİZ

İSLAM’DA YETİM, HAKLARI ve GÖREVLERİMİZ

 

                                                                                                                                                                                       

 

Yetim, Arapça’daki “yütm” kökünden gelir. “Yütm”, çocuğun ergenlikten önce babasını kaybetmesi demektir. Diğer canlılarda ise, anasını kaybetmek anlamındadır. Fıkıh dilinde “yetîm” (ç.yetâmâ, eytâm), babasından yoksun kalan çocuk demektir. Ergenlik yaşına gelmeden babasını kaybeden erkek ya da kız, zengin ya da fakir çocuklara yetim denir. Kocasından yoksun kalan kadın için de “yalnız, dul” anlamında “yetîm” kelimesi kullanılır. Yetimler, toplum içindeki boynu büküklerdir. Öksüzler, topluma Allah’ın emanetidirler. Bunun için, yetimleri korumaya alarak, eğitip yetiştirmek ve topluma yararlı insan olmalarına çalışmak, Müslümanların ahlâkî ve hukukî görevidir. “Buluğ çağına ulaştıktan sonra, yetimlik kalkar.”[1]

 

Başlıca yetimler şunlardır:

 

1) Ana veya babasız çocuklar.

 

2) Ana ve babasız çocuklar.

 

3) Ana veya babası veya her ikisi de belli olmayan çocuklar.

 

4) Ana veya babası veya her ikisi tarafından terk edilen (lakît) çocuklar.

 

 

Ölüm, gayri meşru ilişkiler, geçim sıkıntısı, deprem, kuraklık ve kıtlık gibi doğal âfetler, savaşlar, toplumsal kargaşalar gibi sebeplerle, tarih boyunca yetimlik hep olagelmiştir. Yetimler, hem şahısları, hem de malları açısından velâyet/koruma altına alınır. Bu yüzden, Kur’an-ı Kerim’de yirmiden fazla yerde yetimlere özel ilgi ve koruma gösterilmesi istenmiş, haklarının korunması için ayrıntılı sayılabilecek hükümler belirlenmiştir.

 

 

İhsan İlkesi: Yetimlere İyi Davranma

 

 

Yetime davranış, “ihsân” (iyi davranış) türünden olmalıdır. İhsânın içerdiği şefkat, merhamet, ilgi, sevgi, koruma ve kucaklama, bu tür davranışın örnekleridir. İhsan türü davranış gösterilecekler arasında sayılanlar; ana-baba, yakın akrabalar, yetimler, düşkünler gibi, saygı ve ilginin yöneltilmesi gereken kişilerdir: “Allah'a kulluk edin, O’na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez.”[2]

 

 

İyilik ve Allah yolunda harcama yapılacaklar arasında, yetimler de yer alır: “Yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz, iyi (bir) olmak demek değildir. Lakin iyi olan, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, Kitap’a, peygamberlere inanan, O’nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekât veren ve ahitleştiklerinde sözlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır.”[3]; “Sana, ne sarf edeceklerini sorarlar, de ki: Harcayacağınız mal, ana-baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği, Allah şüphesiz bilir.”[4]. Sahâbenin ve daha sonrakilerin yaptıkları vakıflar için düzenledikleri vakfiyelerde, bu âyetlerde geçen ihtiyaç sahipleri neredeyse aynen tekrarlanarak yer almıştır. Bu durum, zikredilen âyetlerin vakıf kurumu için yol gösterici olduğunu ortaya koyar.

 

 

Yetimlere iyi davranmak (ihsân) zorunludur. Bu yüzden, öksüzü kakıştırmak, “dini/âhireti yalan sayan” tutumlar arasında yer alır: “Dini/âhireti yalan sayanı gördün mü? Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur.”[5] Kur’an-ı Kerim, Mekke’deki zengin Kureyşlileri, yetimi ve yoksulu ihmal ettikleri için nankörlükle niteleyerek şiddetle eleştirmektedir: “Hayır; yetime karşı cömert davranmıyorsunuz. Yoksulu yedirmek konusunda, birbirinize özenmiyorsunuz. Size kalan mirası, hak gözetmeden yiyorsunuz. Malı pek çok seviyorsunuz. Ama yer, çarpılıp paralandığı zaman...”[6] Dolayısıyla, Müslüman bir toplumda yetimler, sadece yiyecek, elbise ve barınak değil, aynı zamanda saygı da görecektir.

 

 

Yetimlere iyi davranmak, bir anlamda, yetimler yetimi Hz. Muhammed’e (s.a.s.) iyi davranmak demektir. Hz. Ayşe (r.a.) anlatır: Bana, iki (yetim) kızıyla birlikte bir kadın geldi. Benden bir şeyler istedi. Yanımda sadece tek bir hurma vardı. Hurmayı ona ikram ettim. Kadın da onu, iki kızına pay etti. Sonra kalkıp evden çıktı gitti. Ardından Rasulullah (s.a.s.) eve gelince, olayı ona anlattım. Şöyle buyurdu: “Kim bu kızlara iyilik yapar ve güzel bakarsa, kızlar onun için ateşten kendisini koruyan bir yerde olurlar.”[7]

 

 

Yetim başını okşamak, sevapların en büyüğünü kazandırır: “Kim Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç sayısınca iyilik yazılır. Kim yanında bulunan yetim erkek veya kız çocuğa iyi davranırsa, ben ve o, cennette şu ikisi gibidir.”[8] Yetimler yetimi Hz. Muhammed (s.a.s.), “Ey Yüce Allah’ım! Şu iki zayıfın / horlananın, yetimin ve kadının haklarını gereğince koruyamayacağım diye ürpermekteyim.”[9] diye dua etmiştir. Yetimi ve yoksulu koruyan, komşusuna yukarıdan bakmayan, Allah’ın korumasına girer: “Beni hakla gönderen Allah’a yemin ederim ki, yetime merhamet edene, ona yumuşak konuşana, onun yetimliğine ve zayıflığına acıyana ve Allah’ın kendisine lütfettiği imkânlar sebebiyle komşusuna tepeden bakmayana, Allah kıyamet gününde azap etmez.”[10] Hz. Peygamber (s.a.s.), huzuruna gelerek, kalbinin katılığından yakınan bir adama, şunu tavsiye etmiştir: “Kalbinin yumuşamasını istiyorsan, yoksulu doyur ve yetimin başını okşa.”[11]

 

 

Yetimi Koruma ve Barındırma

 

 

Hz. Muhammed (s.a.s.), doğumundan altı ay önce babası, altı yaşındayken de annesi öldüğünden, kelimenin tam anlamıyla bir yetim olarak doğmuş ve büyümüştür. Bu sebeple, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.s.) bizzat kendisi de, iliklerine kadar zorluklarını yaşadığından dolayı, yetimlere nasıl davranılması gerektiğini çok yakından bilen bir yetimdir: “Rabbin şüphesiz sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın. Seni öksüz bulup da barındırmadı mı? Seni şaşırmış bulup, doğru yola eriştirmedi mi? Seni fakir bulup zenginleştirmedi mi? Öyleyse, sakın öksüzü horlama / üzme; sakın bir şey isteyeni azarlama. Yalnızca Rabbinin nimetini hep anlat.”[12]. Bir ara Hz. Muhammed’e (s.a.s.) vahyin gelişi bir süre gecikince, müşriklerin “Rabbi onu terk etti ve darıldı!” diyerek alay etmeleri üzerine inen bu âyetler, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) şahsında, yetimin en başta nelerden yoksun olduğunu ve ona nasıl davranılması gerektiğini, çok açık biçimde dile getirmektedir.

 

 

Yetimlerle ilgili olarak, iyilik ilkesinin tamamlayıcısı olarak, düzeltici (ıslah edici: iyileştirici) olmak gerekir: “Sana yetimleri sorarlar, de ki: ‘Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır.’ Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, düzelteni bozandan ayırt etmesini bilir. Allah dileseydi, sizi zora sokardı. Allah şüphesiz güçlüdür, hakîmdir.”[13]. Bu âyete göre, yetimlerle aynı evde barınma durumunda, yetimleri bir din kardeşi gibi görmek ve bu kardeşlik duygusuyla ıslah edici davranmak gerekir.

 

 

Hz. Muhammed (s.a.s.) yetimleri korumasına alıp bakanlara, cennet müjdesini vermiş ve cennet komşusu olacağını belirtmiştir: “Kim Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak, yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir günah (şirk) işlemediği takdirde, Yüce Allah onu mutlaka Cennet’e koyar.”[14]; “Kim üç yetimi korumasına alır bakımını yaparsa, sanki ömür boyu gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçirmiş ve Allah yolunda cihat etmiş gibi olur. Ben ve o, cennette (parmaklarını göstererek) şu ikisi gibi kardeşiz.”[15]; “Ben ve kendisine veya başkasına ait yetime bakan, şu iki parmağım gibi (orta parmağı ile başparmağını yan yana getirdi), cennette yan yana olacağız.”[16].

 

 

Yetimi evde barındırmak elbette çok önemlidir, ama sadece barındırmak yetmez, yetime ayrıca iyi davranmak gerekir: “Müslümanlar içinde en hayırlı ev, kendisine iyilik yapılan bir yetimin bulunduğu evdir. Müslümanlar içinde en kötü ev de, kendisine kötülük yapılan bir yetimin bulunduğu evdir. Ben ve yetime bakan kimse, Cennet’te şu iki parmak gibiyiz.”[17]

 

 

Yetimi Doyurma

 

 

Kâmil bir imanın gereği, yetimi doyurmak ve içten gelen derin bir sevgiyle korumaktır: “Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler. ‘Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız’ derler. Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir.”[18] Bu yüzden, yetime kucak açıp korumak, insanın önünde duran Allah yolundaki zorlu engellerden birini aşmak demektir: “Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi? Ama o, zor geçidi aşmaya girişemedi. O zor geçidin ne olduğunu sen bilir misin? O geçit, bir köle ve esir azat etmektir yahut açlık gününde, yakını olan bir öksüzü yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır. Sonra, inanıp birbirlerine sabır ve merhametlilerden olmayı tavsiye edenlerden olmaktır. İşte bunlar, amel defterleri sağdan verilenlerdir.”[19] 

 

Yetim Malı Yemek

 

Kur’an-ı Kerim’de yetim malına tasallut, en korkutucu tehditlerden biri sayılan ateş yemek olarak değerlendirilir: “Yetimlerin mallarını haksız (haram) olarak yiyenler karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir.”[20] İbn Abbâs’ın (r.a.) anlatımına göre,“Yetim rüşdüne erinceye kadar, onun malına o en güzel olanından başka bir suretle yaklaşmayın"[21] ve “Yetimlerin mallarını haksız (ve haram) olarak yiyenler karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir”[22] âyetleri inince, yetimleri korumasına almış olan Müslümanlar, mallarının kendi mallarına karışmasından, hatta yetimin önündeki artan yemeği bile yemekten çekinmeye başladılar. Yetime ait yiyecek ve içeceklerden bir şey artsa ona dokunulmuyor, yiyinceye veya kokuşup bozuluncaya kadar saklanıyordu. Evlerinde yetim bulunanlar, yetimin yiyeceğini ve içeceğini ayırdılar. Onlara ayrı bir oda tahsis ettiler. Bu durum, mallarını işletmekten âciz bulunan yetimlerin aleyhine olmaya başladı, yetimleri koruyanlara da zor geliyordu. Abdullah bin Revâha, Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelerek, şöyle dedi: “Ey Allah’ın elçisi! Hepimiz yetimleri oturtacak ayrı bir yere, onlara ayrı yiyecek ve içecek verecek güce sahip değiliz.” Bu konuya bir açıklık getirmek üzere, şu âyet indi: “Sana yetimleri sorarlar. De ki: Onları faydalı ve iyi bir hale getirmek hayırlıdır. Şayet kendileriyle bir arada yaşarsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir”[23] Bu âyet üzerine, yetimlerin yiyeceklerini ve içeceklerini kendi yiyecek ve içeceklerine karıştırdılar[24].

 

 

Hz. Muhammed (s.a.s.), yetimlerle, daha peygamberliğinin ilk yıllarında ilgilenmeye başladı. Habeşistan’a hicret edenlerin başkanı olan Cafer bin Ebu Tâlib, Necâşî’nin huzurunda İslâm’ı ve Müslümanları savunmak üzere yaptığı konuşmanın sonunda, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) emrettiği ve yasakladığı konuları dile getirmiş, yasakladıkları arasında, “yetim malı yeme”yi de saymıştır[25].

 

Hz. Muhammed (s.a.s.), yetim malına tecavüzü, “öldürücü yedi büyük günah” arasında saymıştır: “Helak edici yedi şeyden kaçınınız: Şirk, büyü, adam öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, iffetli kadına zina isnadında bulunmak.”[26]. Başka bir rivayette, şu ikisini de eklemiştir:  “Anne ve babaya haksızlık etmek, kıbleniz olan Beytu'l-Haram’(da masiyet işlemeyi) sağlığınız veya ölümünüzde helal saymak.”[27]

 

İbn Mes’ud (r.a.) şöyle demiştir: Kim üzerinde Muhammed’in (s.a.s.) mührü bulunan sahifeyi görmek isterse, şu âyetleri okusun: “De ki: ‘Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya-babaya iyilik yapın. Yoksulluk korkusuyla, çocuklarınızı öldürmeyin. -sizin ve onların rızkını veren biziz- Gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır. Yetim malına, ergenlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuz vakit, -akraba bile olsa- sözünüzde âdil olun. Allah’ın ahdini yerine getirin.” Allah size bunları öğüt almanız için buyurmaktadır.”[28] Yetim hakkı yemenin cezası, daha bu dünyada başlar, âhirette de devam eder. Çünkü insana zulüm olan bütün günahların cezası, bu şekilde daha dünyada başlamaktadır.

 

Dipnot

 

 



* Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

 

[1]- Ebu Davud, Vesâyâ, 6.

[2]- Nisa, 4/36. Ayrıca bk. Bakara, 2/83.

[3]- Bakara, 2/177.

[4]- Bakara, 2/215.

[5]- Mâûn, 107/1-2.

[6]- Fecr, 89/17-21.

[7]- Buhari, zekat, 10; Müslim, birr, 147.

[8]- Ahmed bin Hanbel, Müsned, 5/250.

[9]- Nesâî, 5/363; İbn Mâce, edeb, 6.

[10]- Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/263, 387.

[11]- Ahmed bin Hanbel, age, 2/263, 383, 387.

[12]- Duhâ, 93/5-11.

[13]- Bakara, 2/220. Ayrıca bkz. Bakara, 2/83; Nisa, 4/36.

[14]- Tirmizî, birr, 14, no: 1918.

[15]- İbn Mâce, edeb, 6.

[16]- Buharî, edeb, 24, talâk, 14, 26; Müslim, zühd, 42; Ebu Davud, edeb, 131; Tirmizî, birr, 14.

[17]- İbn Mâce, edeb, 6.

[18]- İnsan, 76/8-11.

[19]- Beled, 90/10-18.

[20]- Nisa, 4/10.

[21]- İsra, 17/34.

[22]- Nisa, 4/10.

[23]- Bakara, 2/220.

[24]- Ebu Davud, vesâya, 7; Nesâî, vesâya, 11.

[25]- İbn Hişâm, Sîret, 1/336.

[26]- (Buharî, vesâyâ, 23, tıbb, 48; Müslim, iman, 145, vesâyâ, 10; Nesâî, vesâyâ, 12.

[27]- Bkz. Ebu Dâvud, vesâya 10; Nesâi, tahrim 3.

[28]- (En’âm, 5/151-152)” (Tirmizî, tefsîr, en’âm).

 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul