18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / KURAN’DA HİKMET KAVRAMI

KURAN’DA HİKMET KAVRAMI


 

                                                                                                                          

 

“Hikmet”, İslâm ilim tarihinin en kapsamlı kelimelerinden biridir. Zira bu kelime başta tefsir olmak üzere felsefe, tasavvuf, fıkıh usulü gibi farklı ilim dallarında sıklıkla kullanılan ve anlamı hakkında müstakil eserlere konu olacak çapta tartışmaların yaşandığı bir sözcüktür. Biz bu yazımızda yalnızca “hikmet” sözcüğün etimolojik analizini, Kur’an’daki kullanımını ve kimi âyetlerde “Kitap” sözcüğüne atfedilerek kullanıldığında ne anlam ifade ettiğini ele alacağız.

 

Hikmet sözcüğü Arapça (H-K-M)  kökünden gelen bir isimdir. Bu sözcüğün anlamını bilmek için sözcüğü oluşturan kök harflerine ve bu kök harflerinden oluşan kelimelere kısaca bir göz atmakta yarar vardır.

 

“H-K-M” kökünün aslî anlamı “engellemek”tir. Ancak bu sıradan bir engelleme olmayıp bir şeyi ıslah etmek ona yarar sağlamak ve zararı def etmek için bir şeye engel olmak anlamına gelir. Nitekim hayvanın dizginine de hayvanın insana zarar verecek şekilde gitmesini engellediği için Arapça’da “hakeme” denilmektedir.

 

Bu kökten gelen “hüküm” kelimesi bir şey hakkında olumlu ve olumsuz yargıda bulunmak anlamına gelir. Hüküm vermek suretiyle insanlar arasında ıslahı gerçekleştirmek ve onlardan zararı def etmek amaçlanmaktadır. İnsanlar arasında yargıçlık yapan kimseye “hâkim” adı verilir. “Hakem”, tamamen bu işe kendisini tahsis etmiş kimseye denir.

 

“Hikmet” sözcüğü “bilgi ve akıl sayesinde gerçeği yakalamak, doğruya isabet etmek” anlamına gelir. Bu sözcük Allah hakkında kullanıldığında “bütün varlıkları bilmek ve son derece sağlam bir biçimde yoktan yaratmak” anlamına gelir. Bu sözcük insan hakkında kullanıldığında “Allah’ın yarattığı varlıkları bilmek ve iyilik yapmak” anlamına gelir. Yüce Allah, Kur’an’da Lokman (a.s.) hakkında “Biz Lokman’a hikmet bahşettik” [Lokman, 31/12] buyurmuş ve Lokman’ın ağzından aktardığı bilgilerle bu hikmetin ne olduğuna da işaret etmiştir.

 

“Hakîm” sözcüğü “hikmet sahibi” anlamına gelir. Bu ifade ile “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” kastedilir. Kur’an, hikmeti içerdiği için “hakîm” diye isimlendirilir.[1]  “Hakîm” sözcüğünün, muhkem yani sağlamlaştırılmış şey anlamına geldiği de söylenmiştir ki Kur’an hakkında bu anlam da doğrudur.

 

“Hüküm” ve “hikmet” kelimeleri arasında genellik ve özellik ilişkisi vardır. Şöyle ki her hikmet hükümdür ancak her hüküm hikmet değildir.

 

 

Kur’an’da “hikmet” sözcüğünü yirmi yerde geçmektedir. Bu sözcüğün içinde yer aldığı âyetleri kendi içinde gruplandırdığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkar:

 

Bu âyetlerin dördünde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in insanlığa gönderiliş amaçlarından birinin de onlara hikmeti öğretmek olduğu bildirilmektedir.[2]

 

Beş âyette geçmiş peygamberlerden Hz. İbrahim’in âilesine[3], Hz. Davud[4]ve Hz. İsa’ya[5] hikmet verildiği bildirilirken bir âyette Câlût’a[6]bir âyette de Lokman’a[7]hikmet verildiği belirtilir.

 

Bir âyette müminlere hitaben kendilerine indirilen hikmeti hatırlarında tutmaları[8], bir âyette ise Hz. Peygamber (s.a.s.)’e hitaben rabbinin yoluna hikmetle çağırması emredilir.[9] Bir âyette Hz. Peygamber (s.a.s.)’in eşlerine hitaben evlerinde okunan Kitap ve hikmeti hatırlarında tutmaları emredilir.[10]Bir âyette Allah’ın hikmeti dilediğine verdiği ve kime hikmet verilmişse ona büyük bir hayır bahşedilmiş olduğu belirtilir.[11]

 

İsra suresinin 23-39. âyetlerinde bir takım emir ve yasaklara yer verildikten sonra bunların Hz. Peygamber (s.a.s.)’e vahyedilen hikmetin bir bölümü olduğu belirtilir.[12]

 

Kur’an’da geçen “hikmet” sözcüğü tefsir tarihi boyunca farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bu yorumlar içinde kelimeye verilen anlamları şu şekilde ifade etmek mümkündür:

1.        Söz ve fiilde isabet etmek,

2.        Nübüvvet,

3.        Söz ve fiil arasında uygunluk,

4.        Eşyanın hakikatini bilme,

5.        Kesin delillere dayalı bilgi,

6.        Kitabın doğru yorumu ve uygulanması,

7.        İnsanı iyiliğe sevk eden doğru bilgi.

 

Hikmet sözcüğünün Kur’an’daki kullanımlarının yarısında yani on âyette bu sözcük “Kitap” sözcüğü ile birlikte geçmektedir. Bu âyetlerin yedisinde “Kitap” sözcüğünün Kur’an anlamında kullanıldığı açıktır. Bu yedi âyetin dördünde Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gönderiliş amaçları zikredilirken onun insanlara Kitap yanında hikmeti de öğrettiği belirtilir. Söz konusu dört âyet şunlardır:

 

1. [İbrahim ve İsmail Kâbe’yi inşa ederken şöyle dua ettiler:] Rabbimiz onlara kendi içlerinden senin âyetlerini okuyan, Kitap ve hikmeti öğreten ve onları temizleyip arındıran bir elçi gönder. Çünkü sen üstün kudret sahibi olan, her şeyi yerli yerince yapansın. (Bakara, 2/129)

 

2. Nitekim [ey müminler!] biz size âyetlerimizi okuyan, sizleri arındıran ve sizlere Kitab’ı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir elçi gönderdik.(Bakara, 2/151)

 

3. Allah müminlere kendi içlerinden onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onları temizleyip arındıran, Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle çok büyük bir lütufta bulunmuştur. [Âl-i İmrân, 3/164]

 

4. O Allah ki ümmî bir topluma, kendi içlerinden, Allah’ın âyetlerini okuyan, onları temizleyip arındıran, Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi. Halbuki onlar daha önce düpedüz dalalet içindeydiler. (Cum’a, 62/2)

 

İslâm ilim tarihinde bu dört âyette “Kitap” sözcüğü ile birlikte zikredilen hikmetin ne anlama geldiği konusuna dair ilk açıklama İmam Şâfiî’ye aittir. İmam Şâfiî, fıkıh usulü konularının bir kısmını ihtiva eden ve aslen kendisine sorulan bir soruya cevap olarak yazıp gönderdiği bir mektup mahiyetindeki er-Risâle adlı eserinde konuyla ilgili açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamalar dikkate alındığında Şâfiî’nin “hikmet” sözcüğünü “Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sünneti” ile eşanlamlı gördüğü anlaşılmaktadır. Şâfiî’nin bu sonuca ulaşmasının temel sebebi onun “beyan” konusundaki tasavvurudur. Şâfiî’ye göre “Allah’ın dinine bağlı olan bir kimsenin başına gelebilecek her türlü şeye ilişkin doğru bilgi Allah’ın Kitabında bulunmaktadır.”[13]Ancak Kitap’ta yer alan bilgilerin tümü aynı açıklıkta değildir. Bunların kimi hiçbir ek açıklama gerektirmeyecek şekilde anlaşılabilir olduğu halde diğer bir kısmı ise ya Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yahut da müctehidlerin açıklamalarını gerektirmektedir.[14] Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Kur’an’da yer almayan konularda koymuş olduğu sünnetler, Şâfiî’ye göre Kur’an’da adı geçen “hikmet” kelimesine karşılık gelmektedir. Onun “hikmet=sünnet” denklemine nasıl ulaştığı konusunda şu açıklamaları dikkate değerdir:

 

1. Kitap’ta [Kur’an’da] yer almayan konulara ilişkin Resûlullah (s.a.s.)’ın koymuş olduğu her bir sünnet,

 

2. Allah’ın Kur’an’da Kitap ve hikmetin öğretilmesini kullarına yönelik bir lütuf olarak gösteren ifadeleri,

 

3. Yüce Allah’ın, insanlara resûlüne itaat etmelerini farz kılması, din konusunda resulünü hangi konuma yerleştirdiğini insanlara açıklaması,

bize hikmetin Resûlullah (s.a.s.)’ın sünneti olduğunu göstermektedir.[15]

 

İmam Şâfiî (r.a.), Kur’an’da “Kitap” ve “hikmet” kelimelerinin birlikte kullanıldığı âyetleri zikrettikten sonra şöyle der:

Allah’ın [bu âyetlerde] “Kitap”tan bahsetmiştir ki bu Kur’an’dır. Bu âyetlerde “hikmet”ten de bahsetmiştir ki bu da sünnettir. Kur’an bilgisine sahip birinden işittiğime göre “hikmet”, Resûlullah (s.a.s.)’ın sünnetidir. Doğrusunu Allah bilir ya bu ifade akla mantığa uygundur. Çünkü âyetlerde önce Kur’an’dan bahsedilmiş ardından hikmetten bahsedilmiştir. Yüce Allah bu âyetlerde kullarına Kitap ve hikmeti öğrettiğini belirterek lütfunu hatırlatmıştır. Burada “hikmet, Rasûlullah (s.a.s.)’ın sünnetidir” demekten başkası uygun düşmez. Çünkü hikmet sözcüğü Kitap sözcüğü ile birlikte zikredilmiştir. Allah, resulüne itaat edilmesini farz kılmış, onun emrine kesin itaat edilmesini istemiştir. Allah’ın Kitabı ve sonra da resulullah’ın sünneti dışında herhangi bir söz için “farz” denilmesi câiz değildir. Yine Allah kendisine iman edilmesi emrine bitişik olarak Resulüne iman edilmesini emretmiştir.

 

Rasûlullah (s.a.s.)’ın sünneti Allah’ın ne kastettiğini açıklar, gerek hâss gerekse âmm ifadelerin anlamı konusunda delildir. Hikmet sözcüğünün Kitap sözcüğüne bitişik olması dikkate alındığında bunun sünnetten başka bir şey olması mümkün değildir; çünkü yarattığı varlıklardan resulü dışında hiçbir varlığı bu mevkiye yükseltmiş değildir.

 

İmam Şâfiî (r.a.), eserinin bir başka yerinde, Kur’an’da yer almayan konularda Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hüküm koyma hakkının bulunup bulunmadığı tartışmasını ele alarak bu konuda dört farklı görüşe yer verir. Bu görüşlerin dördüncüsünü şu şekilde açıklar:

 

Rasûlullah (s.a.s.)’ın sünnet olarak koyduğu hükümler onun zihnine ilka edilmiştir. Sünnet, Rasûlullah (s.a.s.)’ın zihnine Allah tarafından ilka edilen hikmettir. Onun zihnine ilka edilen bu hikmet sünnet olmuştur.[16]

 

İmam Şâfiî (r.a.)’nin başka yerlerdeki açıklamaları dikkate alındığında onun yukarıdaki tartışmada bu dördüncü görüşü benimsediği anlaşılmaktadır.

 

Sonuç olarak İmam Şâfiî’ye göre Kur’an’da Hz. Peygamber (s.a.s.)’in misyonları arasında zikredilen “hikmetin öğretilmesi”, Kur’an’da yer almayan konularda Hz. Peygamber (s.a.s.)’in müstakil hükümler koymasıdır. Buna göre “Hikmet”i dışlayan ve İslâm’ı yalnızca “Kitap”tan ibaret gören bir İslâm anlayışı, bir başka deyişle “Kur’an İslâm’ı” söylemi, İmam Şâfiî (r.a.) tarafından kabul edilebilecek bir söylem değildir. Sübut ve delaleti konusundaki tartışmalar bir yana, sünneti olmayan, bir başka deyişle ete kemiğe bürünmüş ve belirli bir tarihte belirli bir coğrafyada yaşanmış bir geleneği dikkate almayan, dini yalnızca metinden ibaret gören bir İslâm anlayışı “hikmetsiz” bir anlayıştır. Her kime hikmet verilmemişse o hayrın büyük bir kısmından mahrum olmuştur, vesselam!

 

Dipnot



[1] -        Bkz. 3/58, 10/1, 31/2, 36/2, 39/1.

[2] -        Bkz. 2/129, 151, 3/164, 62/2.

[3]-         4/54.

[4] -        38/20.

[5] -        3/48, 5/110, 63/43.

[6] -        2/251,

[7] -        31/12.

[8] -        2/231.

[9] -        16/125.

[10] -       33/34.

[11] -       2/229.

[12] -       17/39.

[13] -       Şafiî, er-Risâle, (tah. Ahmed Muhammed Şâkir), Dâru’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut, t.y. : s. 20.

[14] -       Şâfiî, age., s . 21 vd.

[15] -       Şâfii age

[16] -       Şafii, age., s. 93.

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul