14 Aralık 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / islam dünyasından notlar

islam dünyasından notlar

 
Ahmet Varol

Prof. Dr. Abdülaziz  Rantisi'nin Şehadeti

 22 Mart 2004 sabahı bütün İslâm âlemi, Filistin davasıyla ismi özdeşleşen ve sadece HAMAS'ın değil genelde bütün Filistin direnişinin, Kudüs davasının önderi olan Şeyh Ahmed Yasin'in şehit edilmesiyle sarsıldı. Vahşette sınır tanımayan Siyonist işgalciler korkakça ve kahpe bir saldırı düzenleyerek, tekerlekli sandalyeye mahkum ve muhtelif hastalıklarla boğuşan Şeyh Yasin'i sabah namazından çıktığı sırada üzerine havadan füzeler fırlatmak suretiyle şehit etmişlerdi. 
 "İnsan hakları, demokrasi, barış" gibi sevimli kavramları öne çıkarmasına rağmen Siyonist vahşete destek veren, bu vahşetin mağdur ettiği insanların kendilerini savunmalarını ise "terör" olarak nitelendiren hâkim güçler tarafından cüretlendirilen Siyonistler bu cinayetle yetinmeyerek Filistin direnişinin diğer önderlerini de hedef alacaklarına dair açıklamalar yaptılar. Onların bu tehditleri karşısında Filistin direnişinin öncülüğünü kabullenmek büyük bir fedakârlık gerektiriyordu. 
 Prof. Abdülaziz Rantisi, direniş bayrağının yere düşmemesi için kendisine tevdi edilen vazifeyi kabul etti. Bazıları böyle bir vazifeyi üstlenmeyi her halde bir nimete konmak sanıyorlardı ki, Şeyh Yasin'in şehit edilmesinden sonra HAMAS'ta liderlik tartışmasının, bölünmenin ortaya çıkabileceğini iddia ettiler. Oysa bu iddiaları vakıayı, gerçeği değil iddia edenlerin içlerindeki temennileri yansıtıyordu. Çünkü onlar böyle bir şeyi temenni eden Siyonist işgalcilerin hesabına ve onların ağızlarıyla konuşuyorlardı. Ama gerçek onların arzuladıklarından ve umduklarından çok farklıydı. HAMAS bırakın kendi içinde liderlik tartışmasından kaynaklanacak bir fitnenin içine sürüklenmeyi genel anlamda Filistin cephesinde bir fitne ve kavganın ortaya çıkmaması için büyük bir hassasiyet gösteren hareket olarak bilinmektedir. Bu yüzdendir ki özerk yönetimin kendisine yaptığı haksızlıklara hep sabretmeyi, fitnenin önünü açacak girişimlere engel olmayı tercih etmiştir. 
 Direniş bayrağını Şeyh Ahmed Yasin'den devralan Prof. Rantisi daha ilk günden işgalci Siyonistlerin tehditleriyle karşı karşıya gelmeye başladı. Ama o işgalci saldırganlar karşısında taviz vermemeyi, mücadele konusunda gevşememeyi, tam bir kararlılıkla yoluna devam etmeyi tercih etti. İşgalcilerin tehditlerinin sorulması karşısında da, bir hastalıktan veya kalp krizinden ölenin de, Apaçi helikopterlerinin saldırısına uğrayanın da dünyaya veda etmek zorunda kaldığını, kendisine sorulsa Apaçi'yi tercih edeceğini ifade ederek iki mesaj vermeye çalıştı: Birinci olarak işgalcilerin tehditlerinden korkmadığını. İkinci olarak da ölümler arasında tercih yapma imkânı olsa şehadeti tercih edeceğini, şehadetin onun için en ulvi hedef olduğunu. 
 İşgalcilerin Prof. Rantisi'yi hedef alan saldırıları da diğerleri gibi haince ve korkakça bir saldırı olmuştur. Onlar bu saldırılarıyla aynı zamanda Gazze'den çekilmelerinin bir yenilgi olarak algılanmamasını sağlamak istediklerini ifade ettiler. Bu konudaki stratejilerini yetkililerin ağızlarıyla da dışa yansıttılar. Biz onların bu stratejilerine daha önce de dikkat çekmiştik. Ancak her ne kadar yeni ve vahşi cinayetlere imza atsalar da Gazze'den çekilmeyi kabullenmek zorunda kalmaları Filistin direnişinin bir zaferidir ve Siyonistler açısından da Güney Lübnan'dan çekilme gibi ciddi bir yenilgidir. 
 Burada üzerinde durulması gereken bir husus da Rantisi cinayetinin arkasındaki ABD rolüdür. Bu konuyla ilgili olarak cinayetin işgal devletinin başbakanı Şaron'un ABD ziyaretinin hemen arkasından ve Bush'un ona açık çek verdiğini açıklamasından hemen sonra gerçekleştirilmesine özellikle dikkat çekmek gerekir. Bush, Şaron'un söz konusu ziyaretinde onun geliştirdiği projelerine hayran kaldığını ve tam destek verdiğini dile getirdi. Gerçi onun görünüşte kastettiği Gazze'den çekilme ve Filistin halkıyla irtibatı kesme projesiydi. Ancak Rantisi cinayeti de bu projeyle bağlantılı olduğundan tahminimize göre bu cinayet de Bush  Şaron görüşmesinde ele alınmış ve karara bağlanmıştır. Cinayetin, ABD'nin Irak'taki direniş karşısında köşeye sıkıştığı ve büyük kayıplar verdiği günlerde gerçekleştirilmesinin de bir rastlantı olmadığını düşünüyoruz. ABD'nin o günlerde dünya kamuoyunun dikkatlerini bir başka yöne çekmeye ihtiyacı vardı ve Rantisi'nin şehid edilmesi böyle bir şeyi sağlayabilecek türden bir olay olacaktı ve nitekim öyle olmuştur. 
 Cinayette kullanılan teknoloji ise tamamen Amerikan emperyalizminin Siyonist işgal devletine ikram ettiği teknolojidir. Örneğin işgal devletinin nokta operasyonları adını verdiği cinayet saldırılarında, bu çerçevede Rantisi'yi hedef alan vahşi saldırısında kullandığı Apaçi helikopterlerini ABD İsrail işgal devletinden başka hiçbir ülkeye vermemektedir. Bu helikopterlerin kullandığı füzelerin de ABD ürünü olduğunu tahmin ediyoruz. 
 Sonuç olarak cinayet kararının Şaron  Bush görüşmesinde verildiği anlaşılıyor. Cinayette kullanılan teknoloji ise tamamen ABD tarafından ikram edilen bir teknoloji. İnfaz işlemi ise Şaron tarafından planlanıp onun cani pilotları tarafından gerçekleştiriliyor. Bu durumda cinayetin İsrail  ABD ortak cinayeti olduğunu söylemek gerekir. 
 Siyonist Vahşet Her Tarafta Kan Döküyor
 Şeyh Ahmed Yasin cinayetinden sonra İsrail işgal devletine karşı uluslar arası platformda bir tavır konulmaması, buna karşılık Amerikan emperyalizminin yeni cinayetler için açık çek vermesi Siyonistlerin daha da cüretlenmelerine yol açtı ve yeni bir büyük cinayet gerçekleştirmelerine yeşil ışık yaktı. Fakat ne yazık ki dünyadaki hâkim güçler bu cinayetten sonra da işgalci Siyonistlere karşı tavır almak için herhangi bir girişimde bulunmadılar. Bundan dolayı iyice cüretlenen işgalci Siyonistler Filistin'in her tarafında vahşi katliamlar gerçekleştirmeye, oluk oluk kanlar akıtmaya başladılar. Bazı bölgelere gece yarısı baskınları düzenleyerek insanları topluca katlettiler. Bu vahşi saldırılarda şehit edilenlerin yarıdan çoğu ise her türlü savunmadan yoksun çocuklardı. Başta BM olmak üzere muhtelif uluslar arası güçlere işgalci Siyonistlerin önüne geçilmesi ve Filistinlilerin himayeye alınması için çağrılar yapıldı ama hiçbir hareketlilik söz konusu olmadı. Bu arada insanlık, Siyonistlerin yeni bir vahşi uygulamalarıyla daha karşı karşıya geldi. İşgalci askerler yakaladıkları Filistinli çocukları askeri araçların önlerine bağlayarak taş atan çocuklara karşı kalkan olarak kullandılar. Siyonistler çocukları kalkan ve siper olarak kullanma uygulamasına daha önce de başvurmuşlardı. Biz bu olaydan daha önce haberlerimizde ve yazılarımızda söz etmiş ve fotoğraflarını da Web sitemizde yayınlamıştık. Ne var ki o zaman bu vahşeti kimse nazarı dikkate almamıştı. Çocukları arabalara bağlayarak taş atan çocuklara karşı kalkan olarak kullanma, ilk kez başvurdukları bir uygulama. Umarız onların bu vahşi uygulamalarına bu kez bütün insanlık şahit olmuştur. Ne var ki bütün insanlık şahit olsa da Siyonistler çok fazla ciddiye almıyorlar. Çünkü hayâ perdesini atmış olan birine hayâ ve edepten söz etmenin bir anlamı olmuyor. İşgalci siyonistleri dize getirecek tek şey yaptırım, ekonomik baskı ve siyasi tavırdır. Ama ABD emperyalizminin bütün gücüyle onlara destek verdiği, BM'nin tamamen ABD tarafından kumanda edildiği bir ortamda böyle bir şey gerçekleşmiyor. Bu sebeple insanlığın en başta Siyonist vahşetten ve onu var gücüyle destekleyen, buna ek olarak emperyalist çıkarları için insanları kitleler halinde öldürmekten çekinmeyen ABD teröründen kurtulması gerekmektedir. 
 Irak'ta Yalnızlaşan ABD  
 İyice Vahşileşti
 
 Irak'ı askeri üs haline getirip oradan bütün İslâm âlemini sıkı bir kontrol altına almayı hedefleyen ABD, bu ülkedeki bağımsızlık mücadelesi karşısında gittikçe zorlanıyor. Özellikle Nisan'ın başından itibaren meydana gelen çatışmalarda çok sayıda askerini kaybetti. Direnişe Mukteda esSadr'ın liderliğindeki etkili bir Şii cemaatin de katılması işgalci saldırganları daha da zorlamaya başladı. Çünkü Amerikan emperyalizmi Şiilerle fiili çatışmalarda karşı karşıya gelmek istemiyor, onları daha çok masa başı pazarlıklara veya demokratik yollarla hak almaya sevk etmek istiyordu. Ancak özellikle İspanyol askerlerin yaptığı bir gaf ve ardından yaşanan gelişmeler esSadr cemaatini fiili çatışmanın içine çekti ve bu da işgalci saldırganları iyice zorlamaya başladı. Sadr cemaatinin çatışmaların içine girmesi öte taraftan Sünni direnişçilerin biraz daha cesaretlenmelerine ve işgalcilere karşı eylemlerini artırmalarına vesile oldu.
 Bu arada Amerikan emperyalizmini zorlayan önemli bir gelişme de başta İspanya olmak üzere bazı ülkelerin Irak'taki işgalci askerlerini çekme kararı vermeleri oldu. Bu kararlar yüzünden saldırgan ABD gittikçe bataklığa saplandığını ve her geçen gün biraz daha zorlandığını gördü. Ama yine de haksız bir şekilde bulunduğu Irak'tan çekilmeyi kabullenmek istemiyor. Çünkü böyle bir şeyi kabullenmesi durumunda, bölgeyle ilgili tüm hesapları alt üst olacağı gibi bütün dünya çapında askeri tehdit gücünü de kaybedeceğini düşünüyor. Ayrıca ABD'nin çekilmesini Siyonist işgal devleti de istemiyor. Çünkü buradaki işgalin, siyonist işgal devletinin hesaplarıyla da çok yakından ilgili olduğu bilinmektedir. Ayrıca ABD'nin yenilgiyi kabullenmesi Filistin direnişini güçlendirecek ve işgal devleti bu açıdan da zorlanmaya, sıkıntı çekmeye başlayacaktır. 
 Bütün bu sebeplerden dolayı Amerikan işgal devleti vahşetin dozajını artırarak Irak direnişini yıldırma çabaları içine girdi. Bu, Siyonist işgalcilerin Filistin topraklarında başvurdukları taktiğin aynısıdır. ABD de Irak'ta elindeki silah gücü imkânlarını kullanarak insanları kitleler halinde öldürmeye başladı. Camiye sığınan insanları topluca katletmek için üzerlerine füze fırlatmakta ve 40 kişiyi birden öldürmekte tereddüt etmedi. Bunun dışında da değişik mekânlarda benzer saldırılar gerçekleştirerek toplu katliamlar yaptı. Ama bu katliamlar Irak direnişini yıldırmadı, bilakis direnişçiler bu katliamlara karşı biraz daha kenetlenerek cesurca mücadeleye devam ettiler. Biz bu yazıyı yazdığımızda işgal güçlerinin yeni saldırılar için hazırlıklar yaptığı söyleniyordu. Bu tehdidin ise iki amacı vardı: Birincisi: böyle önceden tehdit ederek psikolojik yıpratma savaşı yürütmek suretiyle direnişçilerin azimlerini kırmak. İkincisi: Direnişçilerin bütün çabalarına rağmen Irak'taki hesaplarından vazgeçme niyetinde olmadığı mesajı vermek. 
 Bir yandan doğrudan saldırılarla ve toplu katliamlarla Irak direnişini yıldırmaya çalışan işgalci saldırganlar bir yandan da bazı karanlık işler çevirerek aynı amaçlarını sinsi yollardan gerçekleştirmeye çalıştılar. Bunlardan biri Bağdat yakınındaki Ebu Gureyb cezaevine uzaktan havan topu saldırıları gerçekleştirilmesi suretiyle 22 tutuklunun katledilmesi, 100 tutuklunun da yaralanması olayıydı. İşgalci saldırganlar bu saldırının direnişçiler tarafından gerçekleştirildiğini iddia ettiler. Oysa bu saldırının Irak direnişinin mücadele tarzıyla hiçbir ilgisi yoktu, iddia edilenlerin de akli yönden kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktu ve kuvvetli bir ihtimalle işgalcilerin bir tasfiye hareketiydi. Buna benzer bir karanlık olay da Basra'da meydana gelen patlamalardı. 
 İslâm Dünyasından Notlar
 ABD Sudan'da Barış İstemiyor: Filistin'de Siyonist vahşete bütün gücüyle destek veren, Irak'ta oluk oluk kan akıtan Amerikan emperyalizmi Güney Sudan'da da çevirdiği oyunlarla barışın sağlanmasını engellemeye çalışıyor. Üstelik bunu "barış"ın hızlandırılmasını istiyormuş imajı vererek yapıyor. Oysa aldığı kararlarla ve çıkardığı bir yasayla Sudan hükümetini sıkıştırmak suretiyle güneydeki ayrılıkçıların bileklerini güçlendirmeye, böylece onların pazarlığı çetinleştirmelerini sağlamaya çalışıyor. Bu yolla barışın gerçekleştirilmesini engelliyor. Sudan hükümeti de yaptığı açıklamada ABD yönetiminin barışı engellediğini dile getirdi. 
 Cezayir Cumhurbaşkanlığı Seçimleri: Cezayir'de uzun süren tartışmalardan ve propaganda faaliyetlerinden sonra gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini eski cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika kazandı. Buteflika, cuntanın adamı olduğundan birçokları seçimlere şüpheyle bakıyor. Ancak bizim gördüğümüz kadarıyla bunda Buteflika'nın karşısında güçlü bir adayın olmamasının da önemli rolü vardı. Ayrıca Buteflika cuntanın adamı olmasına rağmen ılımlı bir politika izleyerek ve halkın bazı ekonomik problemleriyle ilgilenerek kendini kabul ettirmeyi başarabildi. 
 Suudi Arabistan'ı Sarsan Patlamalar: Amerika'ya kendini kabul ettirebilmek için kendi halkına karşı savaş açan Suud yönetimi her geçen gün biraz daha fazla bataklığın, çıkmazın içine doğru sürükleniyor. Son olarak da başkent Riyad'da emniyet müdürlüğünü hedef alan bombalı araba saldırılarıyla sarsıldı. Kendini Harameyn Tugayları olarak adlandıran ve daha önce adı duyulmamış bir örgütün sahiplendiği söylenen patlamada en az 10 kişi hayatını kaybetti. Daha sonra polisin ülke genelinde arama seferberliği başlatması sebebiyle bazı yerlerde silahlı çatışmalar ve ölüm olayları yaşandı. 
 Çeçenistan'da Çatışmalar:  Rusya'nın Çeçenistan'dan çekilmeme konusunda direnmesi kendisine bayağı ağıra oturuyor. Bu ülkede bahar mevsiminin açılmasıyla birlikte işgalci askerlerle bağımsızlık savaşçıları arasındaki çatışmalar da şiddetlendi ve işgalciler çok sayıda kayıplar verdiler. Bu arada Çeçenistan'daki Arap mücahitlerin komutanı olarak bilinen Ebu'lVelid'in şehit edildiği bildirildi. 
 Orta Asya'da İslâm Korkusu: Orta Asya'daki komünist rejim kalıntısı yönetimler İslâmi bilgilenme ve bilinçlenmeden ciddi şekilde rahatsız olmaya başladılar. Türkmenistan cumhurbaşkanı Saparmurat Türkmenbaşı bu rahatsızlığını yeni cami inşaatını yasaklayarak belli etti. Kaskatı zulüm uygulamalarıyla tanınan Özbekistan cumhurbaşkanı İslâm Kerimov da yeni bazı komplo eylemleriyle İslâmi harekete yüklenme oyunları çevirmeye başladı. 
 ABD Nefreti Artıyor: Filistin ve Irak'taki vahşet Amerikan emperyalizmine karşı tepki ve nefretin iyice artmasına sebep oldu. Bu tepki ve nefret özellikle Arap dünyasında iyice kendini hissettiriyor. Bu hususu Ürdün kralı Abdullah ve Mısır cumhurbaşkanı Hüsni Mübarek de açıklamalarında dile getirdiler ve Amerika'ya karşı nefretin en üst düzeyde olduğunu vurguladılar. Bu tepki sebebiyle ABD'nin maşası olduğunu bildiğimiz Ürdün kralı Abdullah ABD ziyaretini ertelemek zorunda kaldı. Bu erteleme işleminde özellikle geçtiğimiz Nisan'ın başından itibaren Irak'taki toplu katliamlara ve Filistin'de işlenen cinayetlere karşı Ürdün halkında ciddi bir tepkinin ve duyarlılığın oluşması birinci derecede rol oynadı. 
 İKÖ'nün ve Arap Birliği'nin Acziyeti: Geçtiğimiz ay içinde meydana gelen gelişmeler görünüşte Arap dünyasının ittifakını temsil eden Arap Birliği teşkilatı ile İslâm ülkelerinin ittifakını temsil eden İslâm Konferansı Örgütü'nün tam bir acziyet içinde olduğunu gözler önüne serdi. Arap Birliği teşkilatı Filistin'deki cinayetler karşısında tavır koyması gereken dönemde olağan zirve toplantısını gerçekleştirmekten aciz kaldı. Olağanüstü bir bakanlar toplantısı gerçekleştiren İKÖ de sadece bazı önemsiz kınama ve tavsiye kararları almakla yetindi. Hiçbiri Siyonist vahşete ve ABD'nin Irak'taki insanlık dışı katliamlarına karşı ciddi bir tavır koyamadı.
Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul