18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / MÂİDE KIRK DÖRDÜ YENİDEN TEFEKKÜR!

MÂİDE KIRK DÖRDÜ YENİDEN TEFEKKÜR!

 

                       

 

                                                                                          

 

"Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidayet ve nûr olarak indirdik. Teslim olmuş Peygamberler, yahudîlere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (ahbar), Allah'ın Kitabı'nı korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi). Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfir olanların tâ kendileridir."1

Ayet-i kerimenin inzâl sebebi için kaynak eserlerde şunlar beyan edilmiştir:

1- İbn Abbas (r. anhuma) şöyle der:

"Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfir olanların tâ kendileridir. (Mâide, 5/44-45,47) ayetine kadar olan üç ayet, özel olarak (yahudîlerden) Kureyza ve Nadîr (oğulları) hakkında indi.2

2-  İbn Abbas (r. anhuma) anlatıyor:

"Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfir olanların tâ kendileridir. "(Mâide, 5/44)

"Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanların tâ kendileridir." (Mâide, 5/45)

"Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanların tâ kendileridir." (Mâide, 5/47) ayetleri, yahudîlerden iki grup hakkında nâzil olmuştur.

Cahiliyye döneminde bu gruplardan biri, diğerini yenilgiye uğratmıştı. Sonunda iki grup oturup anlaşmaya varmışlardı. Anlaşma gereğince yenen grup, yenilen gruptan öldürdüğü her kişi için elli ve yenilen grup da, yenen gruptan öldürdüğü her kişi için yüz vesâk fidye ödemeye razı olmuştu.

Rasulullah (s.a.s.) Medine'ye gelinceye kadar, yahudîler böyle devam ettiler. Rasulullah (s.a.s.) Medine'ye gelince, her iki kabileyi de yenmiş, onların hakim olmasına müsade etmemiş ve sonra sulh yapmıştı. Bu sırada yenilenlerden bir kişi, yenenlerden bir kişiyi öldürünce, yenilmiş olanlara bir elçi göndererek, kendilerine yüz vesâk ödemesini istediler.

Yenilenler, onlara şöyle dediler:

- Bu, dinleri bir, soyları bir ve ülkeleri bir olan iki kabile arasında bir kısmının diyetinin, diğer kısmının yarısı olması olacak şey mi? Biz, bu ayrıcalığı size, zulmünüzden korktuğumuz için istemeden vermek zorunda kalmıştık. Artık Muhammed geldi. Bundan böyle size böyle bir fidye ödemeyeceğiz.

Bu tartışma, iki gurup arasında nerdeyse yeniden bir savaşın patlamasına neden olacaktı.

Sonuçta, her grup da Rasulullah (s.a.s.)'i aralarında hakem tayin etme noktasında görüş birliğine vardılar.

Yenen grup, kendi arasında şöyle konuştu:

-Vallahi, Muhammed bize, onların verdiğinin bir katını vermez. Onlar da doğru söylüyorlar. Bize iki kat fidyeyi, zulümden korktukları için veriyorlardı. Siz, bir adam gönderip Muhammed'in kararını önceden öğrenmeye çalışın, eğer istediğinizi size verecek olursa, O'nu, hakem kabul edersiniz. Vermeyecek olursa kabul etmezsiniz.

Rasulullah (s.a.s.)'e, bu konuda görüşünü öğrenmek için münafıklardan bazılarını gönderdiler. Allah, Rasulullah (s.a.s.)'e onların gerçek niyetlerini ve neyin peşinde olduklarını haber verip:

"Ey Peygamber, kalbleri inanmadığı hâlde ağızlarıyla ' inandık ' diyenlerle yahudîlerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin…" (Mâide, 5/4) ayetini indirdi.

Sonra:

"Vallahi, bu ayet, onlar hakkında nâzil oldu." buyurdu.3

3-  İbn Abbas (r. anhuma) şöyle demiştir:

"Sana gelirlerse, aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir." ayeti (ile) bunun devamı  (olan): 'Aralarında hükmedersen' adâletle hükmet. Şübhesiz Allah, adâletle hüküm yürütenleri sever." (Mâide, 5/42) ayet(i) indiği sırada Nadir oğlulları, Kureyzâ oğullarından (birini) öldürdüklerinde (onlara) diyetin yarısını önerdiler. (Fakat) Kureyzâ oğulları, Nadir oğullarından (birini) öldürdüler mi (onlara) tam diyet öderlerdi. (Bu ayetlerin inmesi üzerine) Rasulullah (s.a.s.), onların arasında adâletle hüküm verme esasını getirdi. 4

Bu rivayetlerden anlaşılan hakikat şudur ki yahudîler, kendi menfaatları ölçüsünce hükmü değiştirmiş ve hevâlarına göre değiştirdikleri hüküm ile amel etmektedirler… Hükmün inkârını söz konusu etmeden, arzularına uydurmuş, böylece güçsüz olan kabileye zulmetmişlerdi… Hüküm inkâr edilmemiş, uygulamada değiştirilip âdil davranılmamıştır…

Bu, Allah'ın hükümleri, yani Allah'ın indirdiğini bozma, değiştirme ve gizleme konusunda değişmeyen yahudî zihniyeti ve karakteridir… Allah'ın indirdiğini inkâr etmiyorlar, ya değiştiriyor, ya saklıyor ya da âdil davranmayıp zulmediyorlar…

Bu kemikleşmiş yahudî zihniyetlerinden bir başka ibretlik örnek!

1- Abdullah ibn Ömer (r. anhuma) anlatıyor:

Birtakım yahudîler, (Medine'de) Rasulullah (s.a.s.)'e geldiler de O'na, içlerinde bir erkekle kadının zinâ ettiğini söylediler (ve ne hüküm edersin? dediler).

Rasulullah (s.a.s.) onlara:

"Sizler, recm hükmü hakkında Tevrat'ta ne buluyorsunuz?" diye sordu.

Onlar:

- Biz, zinâ edenleri teşhîr ederiz, bunlar deynekle de dövülürler, dediler.

Abdullah ibn Selâm, bunlara:

- Yalan söylediniz! Tevrat'ta recm (ayeti) vardır, dedi.

Bunun üzerine Tevrat'ı getirdiler ve Kitabı açtılar. Yahudîlerden birisi (Abdullah b. Surya), elini recm ayetinin üzerine koydu da ondan önceki ve sonraki ayetleri okumaya başladı.

Abdullah ibn Selâm, ona:

-Elini kaldır! dedi.

O da elini kaldırınca, recm ayeti görülüverdi.

Yahudîler:

- Ya Muhammed, Abdullah ibn Selâm doğru söylemiştir. Tevrat'ta recm ayeti vardır, dediler.

Akabinde subût üzerine Rasulullah, bunların recm olunmalarına hüküm ve emretti.

Abdullah ibn Ömer:

-Ben, o yahudi erkeğini, taşlardan kadını korumak için kadının üzerine kapanıyor hâlde gördüm, demiştir. 5

2- Berâ b. Âzib (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.)'in yanına yüzü kömürle karartılmış, dayak vurulmuş bir yahudî getirdiler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), yahudîleri çağırarak:

"Siz, zinâ eden kimsenin haddini (cezasını) kitabınızda böyle mi buluyorsunuz? " diye sordu.

- Evet! dediler.

Müteakiben onların âlimlerinden birini çağırdı ve:

"Sana, Tevrat’ı Musa'ya indiren Allah aşkına soruyorum! Zinâ edenin haddini kitabınızda böylemi buluyorsunuz?" diye sordu.

O:

- Hayır! Eğer bana bu sözle sormasa idin, sana haber vermezdim! Biz onu, recm buluyoruz. Lâkin bu iş, eşrafımız arasında çoğaldı. Artık o hâle geldi ki, şerefli birini yakalarsak onu bırakıyoruz, zayıf yakalarsak ona haddi vuruyoruz. Dedik ki: Gelin, soyluya da, soysuza da tatbik edeceğimiz bir şey üzerine ittifak edelim! Ve kömüre boyamakla dayak vurmayı recmin yerine koyduk, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

"Allah’ım, Senin emrini onlar öldürmekte. İlk ihyâ eden benim!" buyurdu ve emir vererek, yahudi recm olundu. Derken Allah Azze ve Celle:

"Ey Peygamber, kalbleri inanmadığı hâlde ağızlarıyla 'inandık' diyenlerle yahudîlerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin…" ayet-i kerimesini: "Size, bu verilirse, onu alın." (Mâide, 5/41) kavline kadar indirdi.

Yani, derler ki:

-Muhammed'e gidin! Şayet sizi kömürlemekle dayağı emrederse, onu alın! Amma recm ile fetva verirse sakının!

Az sonra Allah Teâlâ:

 "Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfir olanların tâ kendileridir." (Mâide, 5/44)

"Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanların tâ kendileridir." (Mâide, 5/45)

"Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanların tâ kendileridir." (Mâide, 5/47) ayetlerini indirdi.

Bunların hepsi kâfirler hakkındadır. 6

3-Berâ b. Âzib (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.):

 "Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfir olanların tâ kendileridir." (Mâide, 5/44)

 "Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanların tâ kendileridir". (Mâide, 5/45)

"Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanların tâ kendileridir." (Mâide, 5/47) ayetlerinden bütün kâfirlerin kastedildiğini söyledi. 7

En sahih kaynak eserlerde yer alan olay ve deliller bunlardır… Şimdi Mâide Sûresi'nin kırk dördüncü ayetinin tefsirlerine bakalım!

Kadî Beydavî (rh.a.), "Envaru't-Tenzil ve Esraru't-Te'vil" adlı meşhur tefsirinde şunları söyler:

"İnsanlardan korkmayın, Benden korkun."hakimleri kararlarında, Allah'dan başkasından korkmaktan ve zalimin korkusu veya bir büyüğün denetlemesi endişesiyle onlara yağ yakmaktan men etmektedir. "Ayetlerimi satmayın." İndirdiğim hükümlerimi değiştirmeyin "az pahaya" O da, rüşvet ve mevkidir. "Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfirlerin tâ kendileridir." Onu hor görmeleri  ve başkasıyla hüküm vermekle ona inatlarından dolayı. Bunun içindir ki, onları "zalimlerdir" ve "fasıklardır" diye nitelemiştir. Onları, inkâr ettikleri kâfir, aksine karar verdikleri için zalim ve ondan çıktıkları için de fasık kılmıştır. Bu üç sıfattan her birinin onunla hüküm vermekten çekinmeleri durumu ile ilgili olarak onlara yahut da içlerinden bir gruba uygun bir sıfat olması da caizdir. Nitekim şöyle denilmiştir: Bu, müslümanlar içindir. Çünkü onların hitabına bitişiktir. Zalimler de yahudîlerdir, fasıklar da hristiyanlardır."8

İmam Nesefi (rh.a.), "Medâriku't- Tenzîl" adlı tefsirinde şunları kaydeder:

"Şu hâlde (ey yahudiler ve hakimler) insanlardan korkmayın." Bununla idarecilerinde Allah'tan başka hiçbir kimseden korkmamaları, hiçbir güçten çekinmemeleri emrediliyor. Başka etkenlerle hüküm vermeleri yasaklanıyor. Zalim bir hükümdar ya da sistemin korkusundan veya bir kimsenin kendilerine ezâda bulunmalarından korkarak adâleti terketmemeleri, istenilenin aksine davranmamaları emrediliyor.

"Benden korkun."  Benim emrime karşı koymaktan benden korkun. "Ayetlerimi bir bedel karşılığında satmayın." Ayetlerimi ve koyduğum hükümleri, rüşvet karşılığında makam ve mansıb için, halkın hoşuna gitmek, olurlarını almak için değiştirmeyin,

"Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kafir olanların tâ kendileridir."

İbn Abbas (r.anhuma) diyor ki:

- Kim koyduğum hükümleri inkar ve reddetmek suretiyle uygulamaz ve onlarla hükmetmezse, o kimse kafirdir. Eğer inkâra kalkışmaksızın uygulamıyorsa, o hükümlerle hükmetmiyorsa, o kimse kafir değil fakat fasık ve zalim bir kimsedir.

İbn Mes'ud (r.a.) ise şöyle diyor:

-Bu hüküm genel bir hüküm olup hem yahudîler ve hem onlar dışında kalan diğer insanların tamamını, yani müslümanları da kapsar."9

İbn Acîbe el- Hasenî (rh.a.), "Bahrü'l -Medît Fî Tefsiri'l- Kur'âni'l - Mecîd" adlı tefsirinde şöyle diyor:

"Cenâb-ı Hakk, bundan sonra hâkimlere hitab ederek şöyle buyurdu:

"Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun." Yani, hüküm verdiğinizde zalimlerden korkarak veya ekâbirden ileri gelen birinin hatırını gözeterek gevşemeyin, yağcılık yapmayın.  Hakk'ın yanında bütün büyükler küçüktür."Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın." Yani, rüşvet ve makam gibi az bir dünya karşılığında hak olan hükmü değiştirmeyin. Kim, önemsemeyerek ve beğenmeyerek Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmez ise onlar İlâhî hükümleri hafife aldıkları için gerçekten kâfir kimselerdir." 10

İlmiyle âmil, muvahhid ve  mücahid âlimlerden Said Havva (rh.a.), " El- Esâs Fit'te - Tefsir" adlı tefsirinde,  bu ayet hakkında şunları kaydetmiştir:

"İnsanlardan korkmayın, Benden korkun."bu buyruk, hüküm veren kimselerin verdikleri hükümde Allah'tan başkalarından korkmamalarını ve kendilerine verilen adâletli davranmak emrini ters olarak verdikleri bu hükümleri yürürlüğe koymalarını yasaklamaktadır. Hüküm veren kimselerin bu konuda, zalim bir yöneticiden veya herhangi bir kimsenin eziyetinden korkarak böyle davranmaları yasaklanmaktadır. Diğer tarafdan bu, Allah'ın emrine aykırı hareket edilmemesi ve yalnızca O'ndan korkulması doğrultusunda bir emirdir.

"Ve ayetlerimi az bir değerle değiştirmeyin." Allah'ın ayet ve hükümlerini, bu hükümler karşısında az bir değer olan rüşvet, makam ve mevkii arzusu, insanların rızası gibi basit şeylerle değiştirmeyin.

"Kim önemsemeyerek inkâr ederek başka bir hükmü ondan üstün tutarak veya bu işi helâl kabul ederek, ‘Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfirlerin tâ kendileridir.’ Çağımızda bu tür kişiler, ne kadar çok ve yaygındır."11

Dört meşhur İslâm âliminin tefsirlerinden yaptığımız bu alıntılar, apaçık bir şekilde şu hakikati beyan etmektedir:

Bu ayetteki hitab, âdil İslam Mahkemelerinde, Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmemeleri üzerine farz olan İslâm Kadîlarınadır... İslam Mahkemelerinde Kadîlar, yani hakimler veya yargıçlar, herhangi bir zalim yönetici veya zorbadan korkmadan, asla rüşvet almadan, makam ve mevki derdine düşmeden, baktıkları bütün dâvâlarda, yalnız Allah'tan korkarak Allah'ın indikleriyle hükmederek adâleti sağlayan adîl şahsiyetler olmalıdırlar... Allah Azze ve Celle kendilerine böyle emretmekte ve Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenleri kâfir olacaklarını beyan buyurmaktadır...

Ebu'l - Leyis Semerkandî (rh.a.) " Tefsiru'l-Kur'ân" adlı tefsirinde şöyle der:

"Yüce Allah, burada bir noktaya dikkat çekiyor: Hüküm makamında olanların Allah'ın ayetleriyle hükmederken, insanlardan korkmamaları, hakkı gizlememeleri, gerçeği olduğu gibi söylemelerini ve yalnız Allah'tan korkmalarını emrediyor. Ve şöyle buyuruyor:

"Ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kâfilerin tâ kendileridir." Görülüyor ki, Allah’ın Kitab'ının hükümlerine göre hükmetmeyenler kafirlerdir. Zira Allah Teâlâ, kitabını insanlar amel etsinler diye göndermiştir. Elbette Allah'ın Kitab'ının hükümleriyle amel etmeyenler kâfirlerdir. Mü'min,  Allah'ın Kitabı'yla amel eder. Çünkü Allah'ın ayetlerinden birini inkâr etmek küfürdür. Ayetin hükmünü inkar etmek de aynı şekilde küfürdür. Allah'ın ayetleriyle amel etmemek, hükmünü inkârdır. Hükmünü inkâr ise küfürdür." 12

İslâm topraklarını işgal eden egemen zalim tağutlar, egemenlikleri altındaki bölgelerde, Allah'ın Kitabı'nın hükmünü yasaklamış, ilâhlaştırdıkları hevâlarından kaynaklanan hükümlerle hükmetmektedirler... Yasaları küfür ve şirkten ibaret!.. Hiçbir müslüman, İslâm topraklarını işgal edip, Allah'ın indirdiği hükümleri yasaklayan ve Allah'ın hükümlerinin hayata hakim olmasına gayret eden muvahhid mü'min Müslümanları anarşist ve terörist ilan edip en ağır cezalarla cezalandıran işgal kuvvetlerinin yanında veya herhangi bir biriminde hizmet edip çalışmak için yer alamaz... Bütün işgalci egemen tağutlar ve düzenleri korkunç fitnedirler... Her biri Allah'a karşı bir paralel yapılanma meydana getiren bu fitne düzenlerine karşı, mü'min Müslümanların nasıl davranacakları hakkında Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:  "( Yeryüzünde) fitne kalmayıncaya kadar ve din tamamıyla Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur." 13

Her zaman ve her yerde yalnız İslâm, başkası değil!

Dipnot

1- Mâide, 5/44.

2- Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Akdiye, B. 2, Hbr. 3576.

3- İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız Vdğ.  İst. 2014, C. 14, Sh. 631, Hds. 21479.

Abdulfettah  el-Kâdî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Doç. Dr. Salih Akdemir, Ank. 1986, Sh. 155.

İmam Suyutî, Esbâb-ı Nüzûl, İbrahim Seyfi Oymalı, İst. T.Y. C. 1, Sh. 264.

4- Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Akdiye, B. 10, Hbr. 3591.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 14, Sh. 631, Hds. 21479.

Abdulfettah  el-Kâdî, A.g.e. C. 155-156.

5- Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Menâkıb, B. 26, Hds. 136.

                          Kitabu'l-Hudud, B. 23, Hds. 33.

                          Kitabu'l-Hudud, B. 6, Hds. 26.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B. 25, Hds. 4446.

İmam Mâlik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hds. 1.

İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, çev. Hasan Yıldız, İst. 2011, C. 6, Sh. 617-620, Hds. 7175-7179.

Abdurrezzâk  es-San'ânî, Musannef, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2013, C. 7, Sh. 441-442, Hds. 13331-13332.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 12, Sh. 222, Hds. 17422.

6- Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B. 6, Hds. 28.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B. 10, Hds. 2558.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B. 25, Hds. 4448-4450.

İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, C. 6, Sh. 620, Hds. 7180.

Abdurrezzâk  es-San'ânî, Musannef, C. 7, Sh. 439-440, Hds. 13330.

 İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 12, Sh. 228, Hds. 17432.

İmam Ebu'l-Hasen Ali b. Ahmed el-Vahidî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Dr. Necati Tetik - Necdet Çağıl Erzurum, T.Y. Sh. 205.

 Abdulfettah el-Kâdî, Esbâb-ı Nüzûl, Sh. 154.

İmam Suyutî, Esbâb-ı Nüzûl, C. 1, Sh. 264-265.

7- İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 14, Sh. 631, Hds. 21480. "Sahih"dir.

8- Kadı Nasurıddin Ebu Said Abdullah b. Ömer b. Muhammed eş-Şirazî el-Beydâvî, Beydavî Tefsiri, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst. 2011, C. 2, Sh. 47.

9- İmam Nesefî, Nesefî Tefsiri, çev. Harun Ünal, İst. 2006, C. 3, Sh. 344-345.

10- İbn Acîbe el-Hasenî, Bahrü'l-Medîd, çev. Dr. Dilaver Selvi, İst. 2011, C. 2, Sh. 699.

11- Said Havva, El-Esâs Fi't-Tefsir, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 1990, C. 4, Sh. 36.

12- Ebu'l-Leys Semerkandî, Tefsiru'l-Kur'ân, Sadeleştiren: Mehmet Karadeniz, İst. 1995, C. 2, Sh. 201.

13- Bakara, 2/193. Enfal, 8/39.

 

 

 

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul