22 Kasım 2017 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / SOSYAL ADÂLET İÇİN SOSYAL DAYANIŞMA

SOSYAL ADÂLET İÇİN SOSYAL DAYANIŞMA

                        

 


 

"İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'dan korkup sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır."1

Böyle buyuruyor hükmünde ve hakimiyetinde ortağı olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ!..

Bir ülkede, bir bölgede ve bir beldede beraberce yaşayan mü'min müslüman kullarına böyle buyurur Allah Azze ve Celle!.. "İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın!" İyilik, yani birr, Allah'ın razı olduğu ve meşrû kılınan her şey, İslâm'a uygun her hâl ve hareket... Takva ise, Allah'dan gereği gibi sakınmak, korkmak, O'nun rızasını kaybetmemek ve rızasının devamlılığı için her işte hassas davranmak, emrolunduğu gibi dosdoğru olmak!..

Mü'min müslümanlar, içinde bulundukları sosyal yapı içinde adâletli olmak ve âdil davranışı hayat hâline getirmekle mükelleftirler...

"De ki: 'Rabbim, adâletle davranmayı."2

"Ey iman edenler, âdilşahid olarak Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adâletten alıkoymasın. Adâlet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'dan korkup sakının. Şübhesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır."3

"Şübhesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiblerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor! Doğrusu Allah, işitendir, görendir."4

Sosyal yapıda adâleti sağlamaya ve âdil olmaya gayret eden müslümanlar, sosyal adâleti gerçekleştirmeye çalışır, sosyal dayanışmayı gündeme getirirler...

"İyilik ve takva konusunda yardımlaşın."

Ferra:

-Birbirinize yardım edin, demiştir.

İbn Abbas (r.anhuma) da:

-el-Birr (iyilik), emrolunduğun şeydir. Takva da, Men' olunduğun şeyi terk etmekdir, demiştir.

Atâ ise:

-İsm, günahlar,Udvan ise, Allah'ın hududunu çiğnemektir, demiş.5

Mü'min müslümanların yaşadığı toplum, gerek İslâm'ın egemen olduğu "Daru'l-İslâm" olsun, gerekse İslâm'ın mahkum edilip sosyal hayattan dışlandığı ve yasaklandığı "Daru'l-Harb" olsun;müslümanlar, iyilik ve takva üzere yardımlaşır, günah ve haddi aşma, yani, Allah'ın hududunu çiğneme konusunda asla yardımcı olmaz,aksine iyiliği emr, kötülükten alıkoyma görevinden dolayı "İsm ve Udvan" da ısrar edenleri bundan alıkoymaya çalışırlar..

Sosyal adâleti sağlamaya gayret edenler, bu konuda yardımlaşır, insanların iyiliğini ve hayrını ister, onların barış içinde huzurlu bir hayat yaşamalarını gündeme getirmeye, Allah'a kul olmaları ve hidayet bulmaları için çaba sarf ederler... İnsanların hidayetlerine vesile olmak, mü'min müslümanlar arasında kardeşlik bağlarını sağlamlaştırmak ve velâyeti gündeme getirmek ne kadar sevablıolduğunu bilirler... Ve bilirler ki, kendileri için arzu ettikleri şeyi, mü'min kardeşleri için arzu etmenin kâmil imanın bir gereği olduğunu!..

Sosyal adâletin sağlanması için, sosyal dayanışma şarttır… Sosyal dayanışma, ancak Allah'ın ve Rasulullah (s.a.s.)'in beyan buyurduğu meşrû çerçevede gerçekleşmelidir... O da, iyilik ve takva üzere olandır...

Rabbimiz Allah, kadın olsun, erkek olsun katıksız iman edip salih ameller işleyen kullarının özelliklerini beyan ederken şöyle buyurur:

"Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velîleridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah ve Rasulüne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şübhesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedî kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler va'detmiştir. Allah'dan olan hoşnudluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur."6

Büyük kurtuluş ve büyük mutluluk!

Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velîleri oluşlarını îdrak edip inanarak hayata geçirmeleri... Birbirlerinin velîleri oluşları, birbirlerine destek ve yardımcı oluşlarıdır... Mü'min oldukları için birbirlerinin kardeşleri olan şahsiyetler, iyilik ve takva üzere, Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e itaatlarında kusûr etmez, gerek bedenî gerek malî ibadetlerini hakkıyla yerine getirir. Önderleri ve örnekleri Rasulullah (s.a.s.)'den öğrenip gördükleri gibi işlemeye devam ederler...

İyilik ve takva üzere yardımlaşıp dayanışan mü'min müslümanlar, iyiliği toplumda yaymak, takvayı insanlarda kökleştirmek için iyiliği emrederler, yani, "emrbi'l-ma'ruf" yaparlar... Elleriyle, dilleriyle, nasihat ve tebliğleriyle bunu gerçekleştirirler... Toplumda yaşayan insanları kötülüklerden alı koyarlar, yani, "nehyi ani'l-münker" yaparlar... Allah’ın hükümleriyle hükmedilmeyen ve Allah'ın hududunun çiğnendiği bir ülkede yaşayan muvahhid mü'minler, Allah'a karşı yapılan bu isyanı görünce kalbleriyle buğzeder, dilleriyle bunun kötülüğünü anlatır ve elleriyle karşı koymaya, yapılmasına engel olmayan bütün imkânlarıyla çaba gösterirler... Bu hayırlı çalışmada birbirlerine destek verip yardımlaşırlar... Çünkü böyle davranmak, şahid ve vasat ümmetin olmazsa olmaz özelliğidir...

"Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. Ma'ruf (iyi ve İslâm'a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz."7

Âlemlerin Rabbi Allah'a katıksız iman edem mü’min müslümanlar, bu imanlarının gereği olan dayanışmayı oluşturur, her türlü iyiliği emredip, her çeşit kötülükten alıkorlar... Böylece, fazilet sahibi iman ehli olanlar gibi, toplumdaki insanların da fazilet sahibi iman ehli olmalarına vesile olurlar... Malum olduğu üzere, bu faziletli ve izzetli görevin yerine gelmesi için sosyal dayanışma şarttır... Birbirini destekleyip yardımcı olanlar, bu konuda başarılı olurlar... Ayet-i Kerimelere dikkat edilecek olunursa, Allah Teâlâ bu görevi, Ümmetin bütününe emretmektedir... Kadın olsun, erkek olsun her katıksız iman edip salih ameller işlemeye gayret eden mü'min müslümana görev olarak verilmiştir... Onlar, birlik-beraberlik içinde toplumdaki işlenen kötülüklerle mücadele edecek ve kötülükleri ortadan kaldırmaya çabalayacaklar... İyilikleri, hem kendileri yapacak hem de toplumda yapılmasına yardımcı olacaklar... Bu dayanışmaları, bu beraberlikleri,  Allah'ın izniyle onları başarılı kılacaktır... Çünkü niyetleri iyi, amelleri iyi, hedefleri iyi ve iyilik üzeredirler... Hem kendilerinin kurtuluşlarını, hem de toplumun kurtuluşunu istemektedirler...

İşte Rasulullah (s.a.s)'in dilinden bunun en güzel örneği!..

Nu'mânibnBeşîr (r.a.) rivayet eder:

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Allah'ın (men' ettiği) sınırları üzerinde duran kimse ile, o sınırların içine düşen kimselerin benzeri, bir gemi halkının benzeri:

Onlar, gemi üzerinde Kur'a attılar. Bazısına geminin üstü düştü, bazısına da altı (ambar kısmı) isabet etti.Geminin alt kısmında bulunanlar, sudan almak istedikleri zaman, yukarıdakilerin üzerine uğruyorlardı.

Bunlar (kendi kendilerine):

-Biz, nâsibimiz olan ambarda bir delik açsak (ezâlanmamış) ve üstümüzdekilere ezâ vermemiş oluruz, dediler.

Şimdi geminin üstünde bulunanlar, geminin alt kısmında bulunan insanları bu dilekleriyle başbaşa bıraksalardı, hepsi helâk olurlardı. Fakat onların (cinayet işleyecek) ellerini tutsalardı, hem kendileri kurtulur, hem de mücrimleri toptan kurtarırlardı."8

Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.), "Fethu'l-Bârî" adlı Sahih-i Buhârî Şerhi'nde şunları kaydeder:

"Allah'ın sınırlarının (koyduğu kuralların) korunması da böyledir. Koruyanlar kurtulduğu gibi, diğerleride kurtulur. Aksi hâlde günah işleyenler, günahları sebebiyle, susanlarda günaha ses çıkarmamaları sebebiyle helâk olurlar.

Bu hadis, iyiliği emri terk etmenin cezayı hak etme sebebi olduğunu, âlimin hükmü, bir darb-ı meselle (örnek bir olay zikrederek) açıklamasının caiz olduğunu, komşuların daha büyük zarar göreceklerinden korktuklarında birbirlerinin küçük sıkıntılarına sabretmeleri gerektiğini, alt kattaki komşunun, üst kattakine zarar verecek bir şey yapmasının câiz olmadığına, alt kat komşusu üst kattakine zarar veren bir şey yaptığında bunu düzeltmesi gerektiğini, üst kattaki komşusunun alt kattakinin zarar vermesine engel olma hakkının bulunduğunu gösterir."9

Bir apartmanın sakinleri birbirine komşu oldukları gibi, bir sokak, bir cadde, bir köy, bir ilçe, bir il ve bir ülkenin insanları birbirlerine komşudurlar... Hattâ, dünyanın küçük bir köy hâline geldiği günümüzde ülkeler ve kavimler birbirlerine komşu hâline gelmişlerdir... Hepsi birbirlerinden mes’uldurlar... Hem iyilik konusunda, hem de kötülük konusundabirbirlerini etkilemektedirler... Bunun için, iyilikleri çoğaltmak ve kötülükleri engellemek ve ortadan kaldırmak için sosyal dayanışma ânın vâcibi olmuştur... Sosyal dayanışma olmalıdır ki, sosyal adâlet ortaya çıksın ve etkin olsun... Kötülükler ve kötülükleri yapanlar elbirliği ile önlensin ki, toplumu huzursuz eden sebebler ortadan kaldırılmış olsun...

Huzeyfe (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder kötülükten nehyedersiniz ya da Allah, kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azab gönderir.Sonra Allah'a yalvarıp duâ edersiniz amma duânız kabul edilmez."10

Rabbimiz Allah katıksız iman eden kullarını böyle bir fitneden dolayı uyarıyor, nasıl olmalarını ve nasıl davranmalarını emir buyurup öğretiyor:

"Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Rasulüneicâbet edin. Ve bilin ki, muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na döndürülüp toplanacaksınız.

Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isâbet etmekle kalmayan bir fitneden korkup sakının. Bilin ki, gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır."11

Bir toplum, Allah'ın ve Rasulü (s.a.s.)'in çağrısına, yani davetine icâbet ederse, huzurlu ve mutlu bir hayata kavuşur... Çünkü Allah ve Rasulü, genelde tüm insanları, özelde mü'min müslümanları, dünyada izzetli, huzurlu ve mutlu bir hayata davet eder,gerçekten icâbet edenlere ahirette ebedî cennet hayatı vardır ki, bütünüyle izzet, huzur ve mutluluktur...

Toplumdaki sosyal dayanışmayı sağlamak için her ferd, hangi konumda olursa olsun üzerine düşeni, Allah ve Rasulullah (s.a.s.)'in emrettiği gibi dosdoğru olup yerine getirmelidir... Ferd olarak sorumluluğunu idrak eden kişi, görevini hakkıyla yerine getirirse, onu aşan konularda diğer ferdlerle dayanışıp yardımlaşarak başarılı bir sonuca ulaşır... Her ferd, ferdî ve toplumsal görevlerinin şuurunda olur da gereğini yaparsa, Allah'ın izniyle ulaşılması gereken huzur, mutluluk ve kurtuluşa erer... Çünkü toplumun her ferdi, kendi çapında sorumluluk sahibidir...

Abdullah ibn Ömer (r.anhuma)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Dikkat ediniz! Her birerleriniz çobandır ve her birerleriniz elinin altındakilerden sorumludur. Şöyle ki, insanlar üzerinde bulunan en büyük imam (İslâm Devlet Başkanı) da bir çobandır ve o da idaresi altında bulunanlardan sorumludur. Erkek, kendi ev halkı üzerinde bir çobandır, o da eli altındakilerden sorumludur. Kadın da, kocasının ev halkı ve çocukları üzerinde bir çobandır ve oda onlardan sorumludur. İnsanın hizmetçisi de, efendisinin malı üzerinde bir çobandır ve oda mallarının korunmasından sorumludur.

Dikkat edin! Hâsılı her birerleriniz güttüğünüz şeylerden sorumlusunuzdur."12

RâvîRasulullah (s.a.s.)'in:

"İnsan, babasının malında bir çobandır ve elinin altındakilerden sorumludur." buyurduğunu zannediyorum, demiştir.13

Bu Toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket edilince, mutlu hayata, huzurlu yaşantıya ve izzetli duruşa ulaşılacağı bilinen bir gerçektir... Bu "Sünnetullah"'tır ve Sünnetullah'ta bir değişme olmaz!..

"Gerçekten Allah, kendi nefis(öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz."14

Bir toplum hidayet istediğinde ve kendisini hidayete hazırladığında, Allah ona hidayet nâsip eder... Hidayet üzere gereği gibi salih ameller işledikleri müddetçe, bu iyilik, bu güzellik ve bu hayır devam eder... Eğer hidayete ulaşmış bir ferd yada bir toplum, ulaştıkları hidayeti terk eder de dalâlete saparlarsa, Allah'da onlara dalâlet verir... Dalâletten ve cehâletten yana tavır alan bir toplum, elbette izzetini yitirip zillete düşer... Kendileri bozulmayı isleyince, Allah'da onlara bozulmayı nâsib eder...

Bu günkü İslâm topraklarında işgal ve zillet içinde yaşamaya gayret eden müslümanlar, işgalden kurtulup hürriyete, zilletten kurtulup izzete kavuşmak istiyorlarsa, mutlaka, "Allah'ın ipi"ne hep beraber sarılarak birlik ve beraberliklerini oluşturmalı, başlar, bir baş etrafında toplanmalı, parmaklar birleşip yumruk olmalıdır...

"Allah'a ve Rasulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Şübhesiz Allah, sabredenlerle beraberdir."15 emrine riâyet edip hep beraber güç birliği yapan ümmet:

"Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz."16müjdesiyle müjdelenmişlerdir...

Üç kıtalık tek bir ülke olan İslam ülkesi, parçalanarak kırktan fazla ülkeciklere bölündü ve her ülkenin başına bir zalim tağut yetkili kılınap tağutî bir düzen egemen oldu... Yüz yıldan beridir İslâm'ın hayattan soyutlandığı, hayatında İslâmsız bırakıldığı ve ayrıca İslâm'ın hükümlerinin yasaklandığı ülkelerde esaret hayatı yaşayan mü'min müslümanlar, "Yenide İslâm'a" deyip silkinmeli, yüz yıllık derin gaflet ve cehâlet uykusundan uyanmalı, dirilip dâvâsına sahip çıkmalıdırlar... Dâvâları, hak din olan "İslâm" yani "Kelime-i Tevhid" dâvâsıdır... Yeryüzünde fitne yok oluncaya ve yalnız Allah'ın dini hakimoluncaya kadar mücadele ve mücahedeyi sürdürecek olan Ümmet, İman ve İslâm üzere vahdeti sağlamalı, İhsân anlayışı ile hareket etmelidir... Bu Tevhidî vahdet, bu sosyal dayanışma zaman içinde güç ve kuvvet sahibi olmayı gündeme getirecek, parçalar birleşip bütün olacak, yeryüzünün vârisleri olan muvahhidmü'minler, miraslarına sahiplenip kurtuluşa ereceklerdir...

Bu sosyal dayanışma, bu Allah yolunda ve Allah için birbirine yardımcı olma sonuçta İslâm'ı hâkim, mü'min müslümanları iktidar sahibi kılacak, iyiliğin emri, kötülüğün nehyi gerçekleşecek, böylece sosyal adâlet gündeme gelecektir...

Adâlet, bir şeyin tabiatına uygun yere konulmasıdır... Bu da, ancak İslâm'ın uygulanması ile gerçek olur... Toplumda insanlar arasında Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmedilince adâlet ortaya çıkar... İslâm'ın olmadığı yerde adâlet olmaz, orada zulüm egemen olmuştur, hem de en büyük zulüm! Allah'ın hükümlerinin yasaklandığı yerlerde, şirk ve küfür hakim demektir... Şirkin, en büyük zulüm olduğu ayet-i kerimede beyan edilmiştir...17 Bir ülkede İslâm'ın hükümleri yasaklanıp, tağutun hükümleriyle hükmolunursa, orada şirk egemen olunur ki, adâletten söz etmek imkânsızdır...

Bir evde, bir sokakta, bir mahallede, bir köyde, bir ilçe ve bir ilde dolayısıyla bir ülkede adâlet olunması isteniyorsa, İslâm'ın hayata egemen olması istenmesi ve gerçekleştirilmesi, olmazsa olmaz bir şarttır... Sosyal adâlet ancak İslâm'ın egemenliğiyle gündeme gelip sağlamlaşır... İslâm ile hükmedilince sosyal adâlet oluşur... Bunun için sosyal dayanışmanın sağlanması lazımdır... Bu, her mü'min müslümanın vazifesidir... Sosyal adâleti sağlayan ve âdil olanlar, Rasulullah (s.a.s.) tarafından övülmüş ve Allah katındaki dereceleri beyan olunmuştur...

Abdullah İbnAmr (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Doğrusu adâletle iş görenler, Allah katında nûrdan minberler üzerinde Rahmân'ın sağında olacaklardır. O'nun her iki eli sağdır: Bunlar, hükümlerinde ve aileleri ile mütevellisi oldukları kimseler hakkında adâlet gösterenlerdir."18

Ve Âlemlerin Rabbi Allah:

"Şübhesiz ki Allah, âdil olanları sever."19 buyurdu!..

 

Dipnot

1-Mâide, 5/7.

2-A'raf, 7/29.

3-Mâide, 5/8.

4- Nisa, 4/58.

5-İbnu'l-Cevzî, Zadü'l-Mesir Fi İlmi't-Tefsir, çev. Doç. Dr. Abdulvahhab Öztürk, İst.2009, c.2, sh.11.

6-Tevbe, 9/71-72.

7-Âl-i İmrân, 3/110.

8- Sahih-i Buhârî, Kitabu'ş-Şerike, B.6, Hds.11.

Kitabu'ş-Şehâdât, B.31, Hds.48.

Sünen-i Tirmiî, Kitabu'l-Fiten, B.11, Hds.2264.

Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.4, sh. 267,270,273,329.

9-İbn Hacer el- Askalânî, Fethu'l-Bârî-Muhtasar, çev. Soner Duman, Vdğ. İst 2007, c.5, sh.6,6.

10- Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Fiten, B.9, Hds. 2259.

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya-Kerim Aytekin, İst. 1996, C.2, sh.334.

İmam Hafız İbnKesîr, İbnKesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst.2011, c.5, sh.14, Hds.3320. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.5, sh.388,390,391'den.

11-Enfal, 8/24-25.

12- Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Ahkâm, B. 1, Hds. 2.

                        Kitabu'l-Cuma, B. 11, Hds. 18.

                        Kitabu'l-Vesâyâ, B. 9, Hds. 14.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmâre, B. 5, Hds. 20.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Cihad, B. 27, Hds. 1757.

Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, Sh. 5, 54, 108, 111, 121.

13- Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Vesâyâ, B. 9, Hds. 14.

14-Ra'd, 13/11.

15-Enfal, 8/46.

16-Âl-i İmrân, 3/139.

17- Bkz. Lokman, 31/13.

18- Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmâre, B. 5, Hds. 18.

İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, çev.  Hüseyin Yıldız, İst. 2011, C. 5, Sh. 595. Hds. 5885.

Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, Sh. 160.

19-Hucurat, 49/9.

 

 


Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul