18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / ALLAH YOLUNDA ŞEHADET

ALLAH YOLUNDA ŞEHADET


 Alemlerin Rabbi Allah’ı Rabb, hayat nizamı İslâm’ı din ve Rasulullah Muhammed (s.a.s.) önder kabul edip katıksız iman eden muvahhid mü’minler, buna razı olmuş ve iki güzellikten birine talip olarak Allah yolunda olmaya gayret etmişlerdir… İki güzellik: Ya Şehadet, ya Zafer!1

İyi ve güzel olan iki şey! İkisi de Rabbimiz Allah’ın emri, yardımı ve rızasıdır… Muvahhid Mücahidlerin Allah yolunda cehd ve gayretleriyle ulaşmak arzu ettikleri iki iyilik veya iki güzellik… İman ve cihad olan gerçek hayatın gayesi… İnsanın yaratılış gayesine uygun olan bir gaye… Allah’a ibadetin zirvesi: İman ve Cihad! Katıksız iman, cihadı gerektirir… Cihad, gerçekten iman eden mü’min müslümanların hayatının bütününü kuşatan bir ibadettir… Muvahhid mü’min insan hiç şüphesiz bilip iman eder ki Allah, insanı yalnızca kendisine ibadet,  yani itaat etsin diye yaratmıştır… İman ve itaat, yani iman ve cihad! Gereği gibi cihad, gereği gibi itaat etmek demektir…

Yegâne Rabbimiz, Melikimiz ve İlâhımız Allah Azze ve Celle, iman edip, kendi yolunda cihad eden muvahhid mü’min kullarından canlarını ve mallarını satın alıp karşılığında kendilerine cennet vermiştir… Cennet, ebedi vatan ve ebedi nimet…

Kullarına va’d ettiklerini mutlaka yerine getiren ve va’dından asla caymayan Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cennet vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler, (bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da onun üzerine gerçek olan bir va’ddır. Allah’dan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu hâlde yaptığımız bu alış-verişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”2

Büyük kurtuluş ve büyük mutluluk! Hem fani dünyada, hem de ebedi ahirette…

Muvahhid mü’min kuluyla Alemlerin Rabbi Allah’ın alış-verişi… Ne muazzam bir alış-veriş, ne tükenmez bir lütuf ve ne sonsuz bir nimet… İnsan kulunu yaratan Allah, ona bedeni, canı ve malı vermiş, sadece kendisini tanısın ve itaat etsin diye… Allah katıksız iman eden kulundan, kendisine verdiklerini, kendisine cennet vererek satın alıyor. Mü’min malının karşılığı, yani bahası cennettir… Mü’min Müslüman kul, Rabbi Allah’ın kendisine helâl kıldığı yollardan alnının teri, bileğinin gücü ile mal kazanır ve bu tertemiz helâl malın Allah yolunda sarf edilmesinin karşılığı cennettir... Muvahhid mü’minin katıksız iman ile çok kıymetli olmuş canı, müşterisi Allah ve karşılığı cennet!..

 

Mü’minler, muvahhidler, müslümanlar, kendi kıymetlerini çok iyi bilmeli ve olması gereken durumda olmalı, bulunması gereken yerde bulunmalıdırlar…

Mü’minler, Allah yolundadırlar… Allah yolunda cihad eder, Allah yolunda savaşırlar… Bu, mü’min müslüman kulların kulluk görevidir… Bu, şirksiz imanın gereğidir…

Böyle buyurdu Allah Teâlâ:

“İman edenler, Allah yolunda savaşırlar, küfredenler ise tağut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.”3

Bu savaş, yeryüzünü ifsâd eden, kul iken ilâhlık taslayan ve bulundukları ülkelerdeki insanların kendilerine kul olmasını isteyen, Allah’ın kullarının Allah’a kul olmasını istemeyen, Allah’ın kanun koyuculuğunu geçersiz kılıp, insanlar üzerinde egemen olup kanun koyuculuk yapanlara karşıdır… Müşriklere, kafirlere, zalimlere, sömürücülere ve fitnecilere karşıdır bu savaş… Yeryüzü, bu bozgunculardan temizlenmedikçe, insanlık asla rahat edemeyecektir… Tuğyan eden zalimlerin egemenliği devam ettikçe, insanlar huzur bulamayacaklardır…

Bundan dolayı Rabbimiz Allah:

“(Yeryüzünde) fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, Artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.”4 buyurdu…

 

Bu buyruğun yerine gelebilmesi için, canlarını ve mallarını cennet karşılığı yegâne Rabbleri Allah Teâlâ’ya satan, Allah yolunda savaşan, ölen ve öldüren muvahhid mücahidlerin varlığı gerekir… Allah’ın rızasına ve cennetine talip olan ve bu alış-verişten dolayı sevinen mü’minler, gerçek kurtuluşa ermiş, mutluluğu elde etmişlerdir…

İşte, Allah yolunun yolcularından bir örnek:

İkinci Akabe Bey’atı ve Medine’den gelen ensar heyeti…

Şa’bî (rh.a) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.) amcası Abbas ile birlikte, Akabe tepesinin eteğinde ağacın altında Ensar’dan yetmiş kişiyle buluşmaya gitti.

(Onlara) şöyle buyurdu:

“Sözcüleriniz konuşsun amma sözü uzatmasın! Çünkü müşrikler sizi gözetliyor. Eğer sizin (burada olduğunuzu) öğrenirlerse, size zarar verirler.’

Onların sözcüsü Ebu Umâme:

—Ya Muhammed, Rabbin için dilediğini iste, sonra da bunları yaptığımız zaman Allah’ın ve senin üzerindeki hakkımızı bize anlat! dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Rabbim için, sizden ona ibadet edip hiçbir şeyi O’na ortak koşmamanızı istiyorum. Kendim ve arkadaşlarım için ise sizden, bizi himaye edip yardım etmenizi ve kendi canınızı koruduğunuz şeylerden bizi de korumanızı istiyorum.” Buyurdu.

Onlar:

—Bunları yaptığımız zaman bizlere ne( va’d ediyorsun)? diye sordular.

Rasulullah(s.a.s.):

“Sizin için cennet var!” buyurdu.

Onlar da:

—Öyleyse senin taleplerini yerine gelecektir, diye cevap verdiler.5

İmam Taberî (rh.a.)’ın, Muhammed b. Ka’b el-kurezî (r.a.)’dan rivayetinde ise şöyle denilir:

Medineliler:

—Biz bunu yaparsak ne kazanmış oluruz? diye sordular.

Rasulullah (s.a.s.):

“Cennet” cevabını verdi.

Medineliler :

—Bu, kârlı bir alış-veriş. Bunu ne biz bozarız, ne de karşı tarafın bozmasını isteriz, dediler.

Bunun üzerine:

“Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden-karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere-canlarını ve malllarını satın almıştır…”(tevbe,9/111) ayeti kerimesi nâzil oldu.6

İmam İbn Kesir (rh.a.), “Tefsiru’l-Kur’ân’il-Azim” adlı meşhur tefsirinde bu ayeti tefsir ederken şunları söyler:

“Yüce Allah mü’min kullarına, canlarını ve mallarını kendi yolunda feda ettikleri takdirde onların karşılığı olarak cenneti vereceğini haber veriyor. Bu, O’nun lütfu, keremi ve ihsânıdır. Zirâ kendisine itaat eden kullara verdiği nimetlere karşılık, sahibi yine kendisi olan şeyi bedel olarak kabul etmiştir. O yüzden, Hasan-i Basrî ve Katâde şöyle demişlerdir:

—Vallahi, Allah Azze ve Celle, onlarla biatleşti ve onlara bedeli yüksek tuttu!

Şimr b. Atiye:

—Her müslümanın, yerine getirsin veya onunla ölsün, boynunda Allah’a ödemesi gereken biatı vardır, demiş, sonra bu ayeti okumuştur.

Onun için:

Kim Allah yolunda yüklenip yola çıkmışsa, Allah ile biatleşmiştir. Yani, bu akdi kabul etmiş ve ödemiştir.

“Onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler.” Yani, ister öldürsünler, ister öldürülsünler, ister hem öldürülüp, hem  öldürsünler, onlar cenneti hak etmişlerdir.!7

Muvahhid ve Mücahid mü’min müslümanlar, bütün Peygamberlerin varisleridirler… En son nebi en son Rasul Muhammed (s.a.s.)’in hem varisi, hem de ümmetidirler… O’nun sünneti ile amel eder, O’nun yolunu takip ederler… O’nun bıraktığı mirasa sahip çıkar, bütün samimiyetleriyle sarılırlar…

 

İbn Amr (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Ben, kıyametten hemen önce, hiçbir ortağı olmayan Allah’a tek başına ibadet edilinceye kadar kılıçla savaşmak üzere gönderildim. Rızkım, mızrağımın gölgesi altına yerleştirildi, zillet ve alçaklık ise dinime muhalefet edenlerin üzerine konuldu.”8

Rasulullah Muhammed (s.a.s.),rahmet ve savaş Peygamberidir!.. O’nun iman ve cihad mektebinde yetişip hayat bulan ümmeti, O’nun izi üzere yürümektedirler… Yegâne Rabbleri Allah’a verdikleri kesin sözlerinde durmuş, gereğini yapmış olanları takip ederlerde sıralarını beklemektedirler…9

Muvahhid mü’minlerin hayatı da, ölümü de Allah için ve Allah yolundadırlar… Yaşarlarsa, Allah için ve Allah yolunda yaşarlar… Ölürlerse, Allah için ve Allah yolunda ölürler!..10

Rabbimiz Allah Azze ve Celle, kendisine katıksız iman eden ve imanın gereği olan salih amelleri, önderleri Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in sünnetini örnek edinerek işlemeye devam eden muvahhid mü’min kullarına şöyle buyurur:

“Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.

Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.”11

İmam el-Vahidî (rh.a.), “Esbâb-ı Nüzûl” adlı eserinde, bu ayetin inzâlına sebep olayı şöyle naklediyor:

“Bu ayet, Bedir şehitleri olan müslümanlar hakkında nâzil oldu. Bunlar, on dört kişi idi. Sekizi Ensar’dan, altısı da Muhacirler’den idi.

İnsanlar, Allah yolunda öldürülen kişi için:

—  Falan kimse öldü de dünyanın nimet ve lezzetleri elinden çıkıp gitti derlerdi.

Bunun için Allah Teâlâ, bu ayeti indirdi.12

Rabbimiz Allah, iman eden kullarını uyarıyor:

“Ey iman edenler, inkar edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri için: ‘ Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi, öldürülmezlerdi’ diyenler gibi olmayın. Allah bunu, onların kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve öldüren Allah’dır. Allah, yaptıklarınızı görendir.

Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, Allah’dan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır.

 

Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de şüphesiz Allah’a (varıp) toplanacaksınız.”13

Allah yolunda olmanın şuurunda olmayan ve Allah yolunda şehid olmayı idrak edemeyenlerin her zaman söyledikleri, ayette beyan edilenlerin aynısı veya bir benzeridir… Asr-ı Saadet’te, Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in sağlığında söylene sözler, takınılan tavırlar, hicrî onbeşinci asrın ilk yarısında, işgal altındaki İslam topraklarında esaret altında yaşayan ve bu zillet hayata alışanlar tarafından söylenmektedir…izzeti yitirmiş ve zillete alışmış olanlardan başka ne beklenir ki!.. Kendilerine farz olan “Allah yolunda cihad” etmek vazifelerini yapmayanlar, dünyevîleşenler, dünyayı sevip ölümü istemeyenler, Allah yolunda cihad, şehadet ve şehid kavramlarına çok uzak düşmüş ve yabancılaşmışlardır… Zaten bu hâllerinden dolayı toprakları işgal edilmiş, servetleri ve kazançları sömürülmüş, kendileri de esaret altında zillet hayatı yaşamaktadırlar… Ve yeniden İslâmın izzetine kavuşmak için, Allah yolunda savaşan, canlarıyla, mallarıyla, dilleriyle cihad eden mücahid mü’minlere karşı çok olumsuz sözler sarf etmekte, tağutî otoriterlerden yana olmaktadırlar… İslâm topraklarını işgal eden, küfür ve şirk kanunlarıyla yönetip egemenliklerini devam ettiren tağutlara razı olup boyun bükenler, şehadetin yüceliğini, şehidin değerini bilemezler… Bunu bilmek, idrak etmek ve inanmak, katıksız iman ile olur… İmanlarında rahatsızlıklar, sakatlıklar, gevşeklikler ve sıkıntılar olan kişiler, bunu anlayamazlar…

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

“Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara : ‘Gelin Allah’ın yolunda savaşın ya da savunma yapın’ denildiğinde: ‘Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik.’ Dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanları ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.

Onlar, kendileri oturup kardeşleri için: ‘Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi’ diyenlerdir. De ki: ‘Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse.”14

Elbette hakikat onların söylediği gibi değildir… Onlar, ya cahildirler, idrak edememekteler ya da bildikleri hâlde hainliklerinden dolayı böyle davranıyorlar… İkinci ihtimal onların değişmez karakteridir…

Hakikatin, onların dediği gibi olmadığını Rabbimiz Allah beyan buyurmaktadır:

“Allah yolunda hicret edip öldürülen veya ölenlere gelince, muhakkak Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

Onları, kendisinden gerçekten hoşnut kalacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah bilendir, Hâlim’dir.15

“Allah yolunda öldürülenlerin ise, kesin olarak (Allah), amellerini giderip boşa çıkarmaz.

Onları hidayete erdirecek ve durumlarını düzeltip ıslah edecektir.

Ve onları, kendilerine tarif edip tanıttığı cennete sokacaktır.”16

Bunun için:

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölüler’ saymayın. Hayır, onlar Rabbleri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.

Allah, kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki, onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.

Onlar, Allah’dan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah’ın mü’minlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler.”17

İbn Abbas (r.anhuma)’nın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“ Uhud’da kardeşlerinize şehitlik isabet edince Allah, onların ruhlarını yeşil kuşların içine yerleştirdi. ( Bu ruhlar, yeşil kuş sûretindeki taşıyıcılarına binerek) cennet nehirlerine uğrar meyvelerinden yerler (sonra), Arş’ın gölgesinde asılı olan altından kandillere dönerler. (Şehidler) yediklerinin, içtiklerinin ve kaldıkları yerin güzelliğini görünce:

—Bizim cennette diri olup da ( şehadetten dolayı cennet nimetleriyle) rızıklandırıldığımızı, cihada yönelmeleri ve savaştan korkup kaçmamaları için (dünyada bulunan) kardeşlerimize iletecek kimdir? Derler.

(Bunun üzerine) her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah:

—Bunu sizlerden onlara Ben eriştireceğim, buyuracak.

(Nitekim) Allah:

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölüler’ saymayın…”ayet-i kerimeyi sonuna kadar indirdi.18

Malum olduğu üzere, ayetlerin iniş sebebi bu olmakla beraber hükmü geneldir… Bütün zamanları ve mekânları kuşatacaktır… Her çağda yaşayan ve Allah yolunda, Allah’ın hükümlerinin hayata hakim kılınması için cihad edip bu uğurda öldürülen her mücahid mü’min için geçerlidir…

Katıksız iman eden mü’minler, Allah yolunda savaşır, öldürür ve ölürler… Onların ölümü sıradan bir ölüm değil, mukaddes bir dâvâ uğrundaki ölümdür… Bundan dolayı Allah katında diridir ve rızıklanmaktadırlar…

Şehid, tarihin kalbi olduğu gibi, ümmet katarının lokomotifidir… Onun Allah yolunda dökülen kanı, ümmet bedenine taze kan olup bedenin canlanmasına ve harekete geçmesine sebep teşkil eder… Önden giden şehidleri takip edenler, şehidlerin kanlarının kıymetini bilmeli ve onlara sadık bir varis olmalı, hatıralarına asla ihanet etmemelidirler… Şehidlerin uğrunda canları ve malları ile savaştıkları yüce İslam değerlerini hayata hakim kılmalı ve onları korumalıdırlar… Savaş meydanlarında kazanılan değerler, siyaset masasında kaybedilmemelidir… Şehid, çok mübarek bir öncü olduğu gibi, gaziler de mübarek varisler olmalıdırlar…

Kurtuluş için şu emre itaat gerek:

“Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah’dan korkun. Umulur ki kurtulursunuz.”19

Gerçek şehid ve şehadet ile ilgili İslâm’ın hükmünü kesin delilleriyle apaçık beyan ettikten sonra, günümüzde bu konudaki çok ciddî bir sapmaya ve iftiraya da işaret edelim:

İşgâl edilmiş olan İslâm topraklarında egemenliklerini devam ettirin zalim tağutlar, İslâm’a aid olan “Şehid” ve “Şehadet” kavramlarını kendilerine mal ederek kullanmakta, böylece esaret altında tuttukları mazlum ve mustaz’af kitleleri aldatmaktadırlar… İslâm’ı ve İslâm’ın bütün değerlerini, egemen oldukları beldelerde yasaklayıp sosyal hayatın dışına iten egemen tağutlar, mukaddes değerlerin yerine kendi değersizliklerini koymalarına rağmen, şehid ve şehadet kavramlarını değiştirmeden kullanmaktadırlar… Çünkü bu kavramların yerine koyacak kavramları olmadığı gibi, bu kavramları kullanarak, yönettikleri insanları uyutmakta ve yanıltmaktadırlar…

Tağutî egemenliklerini sürdürdükleri işgal edilen İslâm topraklarında, bâtıl ideolojilerini korumak uğrunda öldürülenleri şehîd ilân etmektedirler… İşgal ettikleri İslâm toprakların da, İslâm yeniden hâkim olmasın diye muvahhid mü’min müslümanlarla savaşan ve öldürülen askerlerini, polislerini şehid kabul edip öylece tanınmalarını istemektedirler… Hattâ işgal edilen İslâm topraklarında iki tağutî güç, tek başına egemen olmak için birbiriyle çarpışır, savaşır ve bu arada ölenleri, her iki taraf şehid olarak anmaktadır…

İslâm’ı yok etmek, Allah’ın hükümlerini devre dışı bırakmak, tağutî egemenliği devam ettirmek, müslümanların esaretini uzatmak uğrunda şavaşıp ölenlerin şehid olduğunu, bu hareketin, bir şehadet hareketi olduğunu “Bel’âmları” vasıtasıyla halka anlatan egemen tağutî düzenlerde birçok şehid tanımı ve kavramı ortaya çıkmıştır: Demokrasi şehidi, devrim şehidi, ırkçılık/milliyetçilik şehidi, dâvâ şehidi, sosyalizm şehidi, laiklik şehidi… vs… vs… vs…

İşgal ettikleri İslâm topraklarında tağutî egemenliklerini koruma uğrunda öldürülen her resmî kişisini şehid kabul edip ilan eden gayr-ı İslâmî zihniyet, İslâm’ın her şeyini red ederken, yalnızca bu kavramını almış ve Bel’âm kurumları vasıtasıyla halka kabul ettirmeye çalışmıştır… Aldatıp cahil bıraktığı halkın çoğunluğunu da bu konuda ikna ettikleri görülmektedir…

İslâm’ın hakimiyeti ve “İ’lâ-yı Kelimetullah” uğrunda savaşanlar şehid olurken, yalnız ve yalnız bunlara şehid denilmesi gerekirken, İslâm’a karşı ve tağutî ideolojilerinin egemenlikleri için savaşıp ölenlerin şehid kabul edilip ilân edildiği bir dönemde yaşayanlar, çok dikkatli olmalıdırlar!.. Bu bilgi kirliliğine kapılmamalı ve bu sapma tuzağa düşülmemeli!.. Malum olduğu üzere bu konu, hıssî bir konu değil, apaçık belgelere dayalı ilmî bir konudur… Bundan dolayı duygusal davranılmamalı, Kitab ve Sünnet’ten delilerle izah edilmeli , Allah ve Rasulullah (s.a.s.) nasıl hüküm etmişse, o şekilde bilinip inanılmalıdır!..

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, insan kullarını uyarmakta ve şöyle buyurmaktadır:

“Ey insanlar, hiç şübhesiz Allahı’ın va’dı haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak) aldatmasın20       

Dipnot

 

1-       Ayet-i kerimede şöyle buyrulur:

“De ki: ‘Siz, bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz?” Tevbe, 9/52.

2-       Tevbe, 9/111.

3-       Nisa, 4/76.

4-       Bakara, 2/193. Enfal, 8/39.

5-       Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z Zevâid, çev. İlker Mermer, İst. 2011, c.10, sh.90, Hds. 9887. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.4, sh.119-120’den.

İmam Muhammed b. Muhammed b. Süleyman er- Rûdânî Cemu’l-Fevâid- Büyük Hadis Külliyatı, çev. Naim Erdoğan, İst. 2003, c.3, sh.269, Hds.6414.

İmam Zehebî, Tarihu’l İslâm, çev. Muzaffer Can, İst. 1994, c.1, sh. 418-419.

6-       Ebu Cafer Muhammed b.Cerîr et-Taberî, Taberi tefsiri, çev. Hasan Karakaya – Kerim Aytekin, İst. 1996, c.4, sh. 365.

İbnu’l – Cevzî, Zadü’l –Mesir Fi İlmi’t – Tefsir, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst.2009, c.2, sh. 604-605.

İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefisiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2011, c.5, sh. 283, Hds. 3673.

7-       İmam Hafız İbn Kesîr, A.g.e. c.5, sh. 282-283.

8-       Nûrddin el-Heysemî, A.g.e. c.10, sh. 94, Hds.9897. Ahmed b. Hanbel’den.

9-       Bkz. Ahzab, 33/23.

10-   Bkz. En’am, 6/162.

11-   Bakara, 2/153-154.

12-   İmam Ebu’l Hasen Ali b. Ahmed el-Vahidî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Dr. Necati Tetik – Necdet Çağıl, Erzurum, T.y. sh.48.

Abdulfettah el-Kadî, Esbâb-ıNüzûl, çev. Doç. Dr. Salih Akdemir, Ank. 1986, sh.23.

İmam Suyutî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. İbrahim Seyfi Oymalı, İst. T.y. c.1, sh.59.

13-   Âl-i İmrân, 3/156-158.

14-   Âl-i İmrân, 3/167-168.

15-   Hacc, 22/58-59.

16-   Muhammed, 47/4-6.

17-   Âl-i İmrân, 3/169-171.

18-   Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l- Cihad, B.25, Hds.2520.

İmam el- Vahidî, A.g.e. sh.134-135.

Abdulfettah el-Kadî, A.g.e. sh.87.

19-   Âl-i İmrân, 3/200.

20-   Fatır, 35/5. Lokman, 31/33.

 

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul