18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / CİHAD VE ZAFER

CİHAD VE ZAFER

                                                  

                                                                                                            

 

                                                                                                                                                      “(Yeryüzünde) fitne kalmayıncaya ve din Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.”1

 

“Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şübhesiz Allah, yaptıklarını görendir.”2

 

Böyle buyurdu Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ… Böyle buyurdu kendisinden başka hak ilâh olmayan Allah Teâlâ… Ve böyle buyurdu insan kulları için kanun koyan ve kendisinden başka kanun koyucu bulunmayan Allah Teâlâ…

 

Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar, o fitnecilerle savaşın buyurdu!.. O’na katıksız iman eden muvahhid mü’min kullarına bu emri veriyor yegâne Rabbimiz ve ilâhımız Allah Azze ve Celle!.. Muvahhid mü’min kullar, yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar o fitnecilerle savaşacak, o fitneciler, yaptıkları zulümden vazgeçip hakka teslim oluncaya kadar bu savaş devam edecektir…

 

Rabbimiz Allah’ın, yeryüzünden kaldırılmasını emir buyurduğu fitne nedir? Fitnelerden vazgeçmesini istediği fitneciler kimdir?..

 

İmam İbn Kesîr (rh.a.), meşhur tefsirinde bu konuda şunları kaydeder:

 

“Fitne tamamen yok edilinceye’ deki fitneden kasıd, şirktir.

 

İbn Abbas (r.anhuma), Ebu Âliye, Mücahid, Hasan el-Basrî, Rebî’, Mukâtil b. Hayan, Süddî, Zeyd b. Elsem böyle demişlerdir.

 

‘Ve din de yalnızca Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın.’ Yani, Allah’ın dini, diğer dinler üzerinde yegâne galib ve yüce din oluncaya kadar…

 

‘Şayet vazgeçerlerse, zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.’ Yani, eğer içinde bulundukları şirki ve mü’minlerle savaşı bırakırlarsa, onlara dokunmayın. Bundan sonra kim onlarla savaşmaya devam ederse o, zalimdir. Düşmanlık ve saldırı, ancak zalimlere yapılır.

 

Mücahit’in ayeti, ‘Sadece savaşanlarla savaşılır’ Şeklindeki tefsirinin mânâsı da budur. Veya mânâ şöyledir: Eğer onlar vazgeçerlerse zulümden- yani şirkten- kurtulmuş olurlar. Böylece, bundan sonra onlara karşı düşmanlık da yapılmaz. Buradaki ‘Udvan= düşmanlık” tan kasıd, cezalandırmak ve savaşmaktır.

 

Şu ayetlerdeki de benzer ifadelerdir:

 

“Kim size saldırırsa, siz de ona misilleme olacak kadar saldırın.”3

 

“Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aiddir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.”4

 

“Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin.”5

 

Bu yüzden, İkrime ile Katâde:

 

-Zalim, Lâ ilâhe illallah demeyi reddeden kişidir, demişlerdir.”6

 

İmam İbn Kesîr (rh.a.)’ın beyan ettiği üzere fitne, şirk ve zalim de şirk üzerinde direnip Tevhid’i kabul etmeyerek iman etmeyendir… Bu açıklamadan sonra net olarak anlaşılan şudur:

 

Muvahhid mü’minler, yeryüzünde şirk yok oluncaya kadar ve zalim müşrikler şirklerinden vazgeçinceye kadar onlarla savaşmalıdırlar… Şirk tamamen ortadan kalkarsa, yeryüzünde Tevhid egemen olur… Tevhid’in yeryüzüne egemen olması, hayatın, Allah’ın dini olan İslâm’a göre düzenlenmesi demektir… Hayat, Allah’ın dinine, yani Kitab ve Sünnet’e göre düzenlenince, İslâm’dan başka bütün bâtıl ideolojiler geçersiz olur…

 

Mücahid ve muvahhid mü’minlere emredilen savaş, yeryüzünde gerçek adâlet ve barışı sağlamak içindir… Çünkü fitne olan şirk’in egemenliğine son verildiği zaman zulüm ortadan kalkar, yerini adâlete bırakır, savaş yerini barışa terk eder…

 

“Şirk, küfrü yaymak, dinden dönmek, Allah’ın yasaklarını çiğnemek, genel sükûneti bozmak, vatandan çıkarmak hep birer fitnedir.” Diyen meşhur müfessirlerden Elmalılı M. Hamdi Yazır (rh.a.) tefsirinde şunları kaydeder:

 

“Onlarla o şekilde savaşın ki, hâttâ fitne, yani şirk ve ayrılık olmasın da din, hep Allah için olsun, yalnız Allah’a boyun eğilip itaat edilsin. Hâlbuki:

 

“Allah katında gerçek din İslâm’dır.7

 

Bu bakımdan, bunlarda gerçek Tevhid dini olan İslâm’dan başka bir din bulunmasın. Fitnenin başı olan şirk kalksın.”8

 

Fitnenin başı olan şirk, “Lâ ilâhe illallah” Tevhid’inin tamamen egemen olmasıyla ortadan kalkar… Yeryüzünde Tevhid hakim olduğunda, şirk her yönüyle mahkum edilip etkisiz hâle getirilerek geçersiz kılınır… İşte, Mücahid mü’min müslümanlara emredilen savaş, bu fitnenin ortadan kaldırılması savaşıdır…

 

Hangi çağda ve dünyanın neresinde olursa olsun muvahhid mü’minlerin vazifesi budur… Çünkü Sünnetine bağlandıkları yegâne hayat önderleri ve örnekleri Rasulullah (s.a.s.), böyle buyurmuş ve böyle davranmıştı… Bu savaş, hem yegâne ilâhımız Allah Teâlâ’nın emri, hem de kalî ve fiilî Sünnet ile sabit olan bir kulluk görevidir…

 

Emiru’l- mü’minin İmam Ömer ibnu’l-Hattab (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

 

“Ben insanlar, Lâ ilâhe illallah deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Kim bu sözü söylerse, artık o kimse, İslâm kanununun hakkı karşılığı olmak müstesnâ benden malını ve canını korumuş olur. (gizli günahlarının) hesabı ise Allah’a aiddir.”9

 

Savaş, kâinatın sahibi Allah Azze ve Celle’nin mülkü olan yeryüzünde, O’nun mülkünde ve hükmünde ortak olmaya çalışarak yeryüzünde bozgunculuk yapanların giderilmesi, böylece yeryüzünde barışın sağlanması için emrolunmuştur… Tevhid, adâleti ve yeryüzünde uyumu sağlar… Şirk ise, zulmü ve bozgunculuğu meydana getirir…

 

Rabbimiz Allah Teâlâ, adâletin, uyumun ve barışın sağlanması için şöyle buyurur:

 

“Ey iman edenler, (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük ya da topluca çıkın.”10

 

Şirkin ve küfrün egemenliği ile yeryüzünde bozgunculuk yapan, dengeyi ve huzuru bozan düşmanlarınıza karşı gerekli önlemlerinizi alın… Siyasî, askerî ve ekonomik tedbirleri doruk noktada  gündeme getirin ki, düşmanlarınız sizden korksun, size karşı koymakta âcizliğe düşsün!..

 

“Korunma tedbirlerinizi alın. Şübhesiz Allah, kâfirler için aşağılatıcı bir azab hazırlamıştır.”11

 

“Ey iman edenler, inkâr edenlerden size en yakın olanlarla savaşın. Sizde bir güç ve caydırıcılık görsünler. Ve bilin ki gerçekten Allah, takva sahibleriyle beraberdir.”12

 

“İnkâr edenler, kaçıp kurtulduklarını sanmasınlar. Gerçek şu ki onlar, (Bizi) âciz bırakamazlar.

 

Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup caydırasınız. Allah yolunda her ne infâk ederseniz, size noksansız olarak ödenir ve siz, haksızlığa uğratılmazsınız.”13

 

Nerede olursanız olun ve hangi hâlde bulunursanız bulunun, unutmayın ki, “Su uyur, düşman uyumaz!” uyumayan, uyanık olan düşmanlara, “Lâ ilâhe illallah”a itibar etmeyen müşrik ve kâfirlere karşı çok uyanık olun, her konuda onlarla yarışıp kendileri geçin, onları geride bırakın… Ey muvahhid mü’minler, birlikte olun ve beraberce hareket edin… Savaş tedbirleriniz düşmanlarınıza korku salsın ve size savaş açmaya cesaret etmesinler… Ya bölük bölük sefere çıkın, ya da duruma göre topluca savaşa gidin… Her hâlde birlik ve beraberliğinizi sağlam tutun, sakın şeytan aranızı bozmasın ve birbirinize düşmeyin…

 

“Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman dayanıklık gösterin ve Allah’ı çokça zikredin. Ki kurtuluş bulasınız.

 

Allah’a ve Rasulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şübhesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”14

 

Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin (her zaman cihada hazırlıklı olun) Allah’dan korkun. Umulur ki kurtulursunuz.”15

 

“Öyleyse dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşırken öldürülürse ya da galib gelirse, ona büyük bir ecir vereceğiz.”16

 

Savaş, yalnız ve yalnız Allah için ve Allah yolunda olmalıdır… Allah’ın rızası dışında ve O’nun emrinden başka bir şey için olmamalıdır… Allah ve Rasulullah (s.a.s.) nasıl buyurmuşlar ise, öyle olmalıdır…

 

Ebu Musa el-Eş’arî (r.a.) anlatıyor:

 

Rasulullah (s.a.s)’e bir kimse geldi de:

 

—Bir kısım kimseler ganimet malı için savaşır, bir kısım kimseler de insanlar arasında adının söylenip övülmesi için savaşır, bir kısım insanlar da yiğitlikteki mevkiî derecesi görülsün diye cihad eder. Şu hâlde Allah yolunda cihad eden kimdir? Diye sordu.

 

Rasulullah:

 

“Her kim Allah’ın kelimesi en yüce olsun diye (İ’lây-ı kelimetullah için) savaşırsa, onunkisi Allah yolundadır.” Buyurdu.17

 

Ebu Umâne el-Bahilî (r.a.) anlatıyor:

 

Nebî (s.a.s.)’e bir adam gelerek:

 

—Şöhret ve mükâfat için savaşan hakkında ne dersin? Sevab alır mı? Diye sordu.

 

Rasulullah (s.a.s.):

 

“Onun için hiçbir şey yoktur.” Buyurdu.

 

Gelen adam sorusunu üç defa tekrarladı. Rasulullah (s.a.s.) her defasında:

 

“O, hiç Sevab alamaz.” Buyurdu.

 

Sonra da:

 

“Allah, ancak kendi rızası gözetilerek, hâlis bir niyetle yapılan ameli kabul eder.” Buyurdu.18

 

Bu inanç ve bu niyet ile savaşan ve dünya hayatına karşılık ahireti satın alanların mükâfatını, Âlemlerin Rabbi Allah verecektir…

 

“Dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar.” Ayetin mânâsı şöyledir:

 

Savaşanların savaşı, ihlâs üzere ve ahireti aramak üzere olsun.” Diyor Abdurrahman ibnu’l-Cevzî (rh.a.)19

 

İmam Kurtubî (rh.a.) ise şöyle der:

 

“Yani, ahiretin Sevab ve mükâfatı karşılığında canlarını ve mallarını Allah yolunda satanlar yani, bunları fedâ edenler demektir.”20

 

“Şübhesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir binâ gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.”21diye buyuran Rabbi Allah, yalnız O’nun rızası için ve O’nun yolunda savaşan Mücahid müslüman kullarını sevdiğini beyan buyurarak, onları mükâfatlandıracağını bildirmiştir…

 

Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.

 

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

“Allah, kendi yolunda cihada çıkan kimseye:

 

— Onu evinden çıkaran şey, yalnız bana iman ve Rasullerimi tasdik ise, nâil olduğu ecir ve ganimetle (salimen yurduna) geri getireyim yahud cennete girdireyim, diye tekeffül etmiştir.”22

 

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.

 

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

“Allah, yalnızca Allah’a iman ve Allah yolunda cihad aşkıyla savaşa çıkan kimseyi, şehid düşmesi ya da eceliyle ölmesiyle cennete sokacağına yahud da Sevab ve ganimetle evine döndüreceğine tekeffül etti.”23

 

Mücahid mü’minler, Allah için ve Allah yolunda, “ya şehadet, ya zafer” niyetiyle, bu iki güzel şeyden birisine nâil olmak için cihad edip savaşırlar!..

 

Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicâzî, “Furkan Tefsiri” adıyla terceme edilen tefsirinde şu yerinde tesbitte bulunmuş ve İslâm’ın savaş siyasetini açıklamıştır:

 

“Kur’ân-ı Kerim tarafından siyaseti belirlenen savaş, zulüm, tecavüz, toprak genişletme ve günümüzde gördüğümüz gibi halkları sömürme savaşı değildir. Bu savaş, Allah yolunda ve İ’lây-ı kelimetullah uğruna, hak ve insâf uğruna, halklara ve milletlere adâlet götürme amacıyla yapılan bir savaştır. Bu nedenle İslâm hareketi, milletleri coşkun bir sel gibi önüne katmıştır. Herkes onun câzibesine kapılmıştır. Müslümanların bu hâlleri, dinden uzaklaştıkları zamana kadar devam etmiştir. Evet, yüce ideallerden uzaklaştıkları, dini duyguları zayıfladığı, herkesin tamahkârlık ettiği zamana kadar, bu parlak dönemleri devam etti. Sonra da her karşılaştıkları kimse onları mağlub etti.”24

 

Üç kıtaya hükmeden bir devlet iken ve dünyanın iktidarını elinde tutarken, paramparça olup işgal edilen İslâm topraklarında egemen tağutların esareti altına girip mahkum olan müslümanlar, bu duruma niçin düştüklerini bir daha derinden düşünmeli ve hâllerini gözden geçirmelidirler!..

 

İçine düştükleri bu zilletin ve felâketin sebebini araştırırken, yegâne önder Rasulullah (s.a.s.)’in şu hadislerini ölçü edinmelilerdir…

 

Sevban (r.a.) anlatıyor.

 

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

“Yakında milletler, yemek yiyenlerin çanağına eğilerek toplandığı gibi sizin aleyhinize toplanacak, birleşecekler.”

 

Bir zât:

 

—Biz, o gün sayıca az mıyız? Dedi.

 

Rasulullah (s.a.s.):

 

“Belki siz, o gün çoksunuz. Fakat siz, selin üzerinde taşıdığı çör-çöp gibi dağınık olacaksınız. Allah, sizin korkunuzu düşmanlarınızın kalbinden çıkaracak, Allah, sizin kalbinize vehn atacak!” buyurdu.

 

Bir zât:

 

—Vehn ne demektir ya Rasulullah? Dedi.

 

Rasulullah (s.a.s.):

 

“Dünyayı sevmek, ölümü sevmemektir!” buyurdular.25

 

Dünyayı sevmek, dünyevîleşmek ve Allah yolunda ölmeyi, yani cihad edip şehid olmayı sevmemek, ümmetin zillete düşmesine sebeb oldu… Üç kıtaya hakim iken, ülkeleri param parça oldu kendileride tağutların esareti altına girdiler… Cihadı terk ettiler ve bu zillet ile felâket paylarına düştü…

 

Rasulullah’ın Halifesi İmam Ebu Bekr es-Sudîk (r.a.) rivayet eder.

 

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

“Bir kavim cihadı terk ederse, Allah kendilerine mutlaka umumî bir azab verir.” (26)

 

Abdullah b. Ömer (r.a.anhuma)’dan.

 

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

Iyne yoluyla alışveriş yaptınız, öküzlerin kuyruğuna yapıştığınız, tarımı seçtiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman, Allah size, öyle bir zillet musallat eder ki, dininize dönünceye kadar onu üzerinizden atamazsınız.”27

 

Aziz İslâm Milleti’nin yüzyıllık felâketinin sebebi, Allah yolunda ve Mustaz’afların kurtuluşu için yapılması farz olan cihadı terk etmek idi… Bundan dolayı vatanları parçalandı, toprakları işgal edildi… Parçalanıp işgal edilen İslâm toprakların her parçası yeni bir ülke oldu ve buralarda zalim tağutlar egemen olup şirk yönetimleri gündeme geldi… Müslümanlar, kendi yurdlarında mahkum ve esir oldular… Bu mahkumiyet ve bu esaret yüzyıldan beridir devam etmektedir…

 

Esaretin ilk yıllarından itibaren ümmet içinde, bu zillet ve esaretten kurtulmanın yollarını araştıran muvahhid mü’minler, dilleriyle başlattıkları cihad faaliyeti, zamanla gelişip el ile cihad mertebesine ulaştı… Bu, Âlemlerin Rabbi ve iman edenlerin velîsi Allah Teâlâ’nın va’dı idi ve Allah, va’dını gerçekleştirdi…

 

“Bizim uğrumuzda cihad edenlere, hiç şübhesiz onlara yollarımızı gösteriniz. Gerçek şu ki Allah, ihsân edenlerle beraberdir.”28 buyuran Allah Teâlâ, kendisine katıksız iman edip tam itaat eden mü’min müslüman kullarını kurtuluşa erdirir…

 

“Kim Allah’dan korkup sakınırsa (Allah), ona bir çıkış yolu gösterir.

 

Ve onu, hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip gerçekleştirendir. Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır.”29

 

İnsanlar için şahid kılınmış, merhamet edilmiş vasat ümmet, yüzyıllık uykusundan uyanmış, kurumuş damarlarına Allah yolunda cihad ve şehadet arzusu kan olarak dolmuş, böylece dirilip kendisine gelmiştir…

 

Mora’da Eritre’de, Keşmir’de, Arakan’da, Afganistan’da, Çeçenistan’da, Filistin’de, Irak’ta yıllardır devam eden Allah yolunda Cihad, mü’min müslümanları canlandırmış, işgal güçleri ve egemen tağutlarla hesablaşma gündeme gelmiştir… Yakın tarihte Suriye’de başlayan kıyam hareketi, Suriye’de egemen olan kırk yıllık tağutî düzeni sarsmış, müşrik diktatör yöneticileri perperişan etmiş, İslâm’ın sesini yükseltmiş…

 

Büyük şeytan Amerika ve yandaşları ile yerli uşakları tarafından işgal edilen İslâm topraklarında, Allah’ın yardımı, rahmet ve lütfu ile O’nun yolunda ve mustaz’afların kurtulması için cihad başlamış, şanlı, şerefli ve izzetli bir şekilde devam etmektedir… Afganistan’da, emperyalist ve komünist Rusya nasıl yenilip arkasına bakmadan geldiği yere gitmiş ise, Amerika şeytanı ve yandaşları da aynı şekilde yenilecek, bir daha böyle bir işgale kalkışmamak üzere okyanuslar ötesindeki yerine çekilecektir… İnşallah! Müşrik ve kâfir işgalcilerle yapılan savaşların bütünü, Mücahid müslümanların zaferiyle sonuçlanacak, İstikbal ve zafer İslâm’ın olacaktır…

 

Suriye’deki cihadı bütün gayret ve imkânlarıyla sürdüren, ya şehad, ya zafer diyen Mücahid, muvahhid mü’min müslümanlar, müşrik diktatörü devirip tağutî düzenini tarihin çöplüğüne atacak İslâm’ın egemen olduğu, adâletin gerçekleştiği ve Allah’ın hükümleriyle hükmolunan bir düzen kuracaklar… İnşallah!

 

Dünyada izzet, ahirette cennet isteyenler:

 

“İyi biliniz ki cennet, kılıçların gölgesi altındadır.”30 diye buyurmaktadır mücahidlerin, muttakîlerin ve Muvahhidlerin önderi Rasulullah (s.a.s.)!

 

Ümmet her ferdiyle, küfrün, şirkin ve tuğyanın zulmün tâ kendisi olan egemenliğinden kurtulup hürriyetine kavuşmak için ânın vâcibi olan bu cihad faaliyetine iştirak etmesi gerekir… Zilletten izzete, esaretten hürriyete ulaşmanın tek yolu, Allah için, Allah yolunda yeryüzünde bozgunculuk yapan tağutlarla, mallarımız, dillerimiz ve ellerimiz ile cihad etmektir!.. Her imkân sahibi, Allah’ın kendisine verdiği imkân ile bu cihad faaliyetine, bu kurtuluş savaşına katılmalıdır… Kimi malı ile, kimi dili ile, kimi eli ile, kimi canı ile, kimi duâsı ile ve hep beraber hareket ederek, bir bilek, bir yürek olarak cihada devam edilmelidir… Birbirinin velîleri ve kardeşler olarak!..

 

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

 

“Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü’minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.”31

 

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir velî (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan mustaz’aflar adına savaşmıyorsunuz?”32

 

Şeyhu’l-İslâm Ebu’s-Suûd Efendi (rh.a.), “İrşâdu’l-Aklî’s-Selim” adlı meşhur tefsirinde, ayetteki mustaz’afların:

 

“Bize, katından bir velî (koruyucu sahib) gönder.” Duâsı için şöyle diyor:

 

“Bizi yönetecek, işlerimizi görecek, dinimizi ve şeriatımızı koruyacak ve düşmanlarımıza karşı bize yardım edecek mü’minlerden bir velî ihsân eyle!” demektir.33

 

İmam Kurtubî (rh.a.) ise, şunları beyan eder:

 

“Yüce Allah, kelimesinin yükseltilmesi (İ’lâ-ı Kelimetullah), dinin üstün kılınması ve kulları arasında zayıf mü’minlerin kurtarılması için- bu uğurda canlar telef olacaksa dahi- cihadı farz kılmıştır. İster savaşarak, ister mallar ödeyerek esirlerin kurtarılması, müslümanlar cemaatine vâcibdir. Mallarla bunun gerçekleştirilmesi, daha bir vâcibdir. Çünkü canlardan daha aşağıdır. Zira mal, candan daha bir önemsizdir.

 

Mâlik der ki:

 

—Müslümanların bütün mallarını vererek dahi olsa, esirleri fidyeyle kurtarmaları vâcibdir.”34

 

Rabbimiz, Melikimiz, İlâhımız Allah Azze ve Celle buyuruyor:

 

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler (kâfirler) ise tağut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şübhesiz şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.”35

 

Çünkü:

 

“Allah, iman edenlerin velîsi (dostu ve destekleyicisi)dir. Onları karanlıklardan nûra çıkarır. İnkâr edenlerin velîleri ise tağuttur. Onları nûrdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.”36

 

“Kim Allah’ı, Rasulünü ve iman edenleri velî edinirse, hiç şübhe yok, galib gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.”37

 

Ve Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın va’di:

 

“Şübhesiz yeryüzünde Salih kullarım varis olacaktır.”38

 

“(Bu,) Allah’ın va’didir. Allah, va’dinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler.”39

 

Ve İstikbâl ve Zafer İslâm’ındır!

 

Dipnot

 

 

1- Bakar 2/193.

2- Enfal, 8/39.

3- Bakara, 2/194.

4- Şura, 42/40.

5- Nahl, 16/126.

6- İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim, çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2012, C. 2, Sh. 73.

7- Âl-i İmrân, 3/19.

8- Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İst. 2001, C. 2, Sh. 34, 36. (Yenda Yayınları)

 

Sadeleştirilmiş nüsha: C. 2, Sh. 35, 37. (Azim Yayınları)

9- Sahih-i Buhârî, Kitabu’z-Zekat, B. 1, Hds. 6.

                                     Kitabu’l-İtisâm, B.2, Hds. 16. 

   Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 8, Hds. 12.

   Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-İman, B. 1, Hds. 2734.

   Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’z-Zekat, B. 1, Hds. 1556.

   Sünen-i Nesâî, Kitabu’z-Zekat, B. 3, Hds. 2436.

   Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 9, Hds. 27.

10- Nisa, 4/71.

11- Nisa, 4/102.

12- Tevbe, 9/123.

13- Enfal, 8/59-60.

14- Enfal, 8/45-46.

15- Âl

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul