19 Kasım 2017 - Pazar

Şu anda buradasınız: / HADİS ÖĞRETİMİNİN USÛL VE ÂDABI

HADİS ÖĞRETİMİNİN USÛL VE ÂDABI

“Hadis Öğretiminin Usûl ve Âdabı” başlığında geçen usûlve âdap ile hadis eğitim ve öğretiminde hoca tarafından riayet edilmesi ve uygulanması gereken esaslar; mânevî kural, teknik ve yöntemler kastedilir. Hatîb Bağdâdî’nin (v. 463/1071) el-Câmiu li ahlâki’r-râvî ve âdâbi’s-sâmi’  adlı iki ciltlik eseri, bu konunun en kapsamlı ve müstakil ilk örneğini oluşturur. Burada hoca (râvi) için ahlak, talebe (sâmi’) için de adab kelimesinin seçilmesi dikkat çekicidir. Zira hocaya ahlâk, talebeye de âdap, öncelikle gerekli olan değerdir.

 

Hadis öğretiminde hoca tarafından riayet edilmesi ve uygulanması gereken usûl ve âdabı maddeler halinde şu şekilde sıralamak mümkündür:

 

1. Hadis hocası, ruh ve beden temizliğini önemseyerek kendine çekidüzen vermeli, abdest alarak iki rek’at namaz kılmalı, özellikle de kendisi ve öğrencileri için tevfik niyazında bulunmalıdır. Güzel koku, nezih, sade ve mütevazı bir kıyafetle, acelesiz ve vakar ile yürüyerekhadis imla meclisine gelmelidir. Çarşı ve pazarda ayaküstü veya yolda yürürken hadis rivayet etmek, işin ciddiyetiyle pek bağdaşmadığından hoş karşılanmamıştır.

 

İmam Mâlik, hadis rivâyet etmek istediğinde ilim ve imlâ meclisine çıkmadan önce tıpkı namaza hazırlanır gibi abdest alır, en güzel elbiselerini giyer, fesini giyip sarığını sarar ve sakalını tarardı. Bunun sebebi kendisine sorulduğunda da, “Ben böyle yapmakla Rasûlullah’ın (s.a.s.) hadisine hürmet göstermiş oluyorum” derdi. 

 

2. Hadis öğretiminde duâ ve niyazın önemli bir yeri vardır. Hadis meclisinde, besmeleden sonra hamdü senâ ve salâtü selâm ile başlayan şu duâ cümleleriyle derse başlamak, İbnü’s-Salâh (v. 643/1245) ve onu takip eden muhaddisler tarafından tavsiye edilir:

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ أَكْمَلَ الْحَمْدِ عَلَى كُلِّ حَالٍ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ الْأَتَمَّانِ عَلَى سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ كُلَّمَا ذَكَرَهُ الذَّاكِرُونَ وَكُلَّمَا غَفَلَ عَنْ ذِكْرِهِ الْغَافِلُونَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَسَائِرِ النَّبِيِّينَ وَآلِ كُلٍّ وَسَائِرِ الصَّالِحِينَ نِهَايَةَ مَا يَنْبَغِي أَنْ يَسْأَلَهُ السَّائِلُونَ

Tâbiîn muhaddislerinden Hasan Basrî, sekte esnasında yani sükût edip hadis okumaya ara verdiğinde (سبحان الله وبحمده سبحان الله العظيم), Muhammed İbn Sîrîn ise “Allahım, şükür sanadır” (اللهم لك الشكر) diye dua etmeyi adet haline getirmişlerdi. Muhatap topluluğun sektesi esnasında Katâde, “Dikkat edin, bütün işler ancak Allah’a varır” (ألا إلى الله تصير الأمور), Dahhâk ise “Günahtan sarf-ı nazar etmek, tâat ve ibadete güç yetirmek,  ancak Allah’ın lütuf ve yardımıyladır” (لا حول ولا قوة إلا بالله) demeyi adet edinmişlerdi[1].

 

3. Hadis rivâyeti ve kitabeti esnasında Allah denildiğinde “Azze ve Celle, Celle celâlüh, Teâl┠gibi dua cümleleri, Hz. Peygamber zikredildiğinde salâtü selam, sahâbe zikredildiğinde tarziye (radıyallâhu anh), daha sonraki âlimler anıldıklarında da rahmet duası (rahımehullâh, rahmetullâhi aleyh) ihmal edilmemelidir.

 

4. Hadis rivayeti esnasında sesin edeben yükseltilmemesi öngörülmüştür. Hadis hâfızı Hammâd b. Zeyd (v. 179/795), Rasûlullah’tan (s.a.s.) bir hadis rivayet ettiği sırada şayet bir insan yüksek bir sesle konuşuyor ise ona hadis nakletmezdi. O,“Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinden fazla çıkarmayınız, birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayınız; sonra farkında olmadan amelleriniz boşa gider”(Hucurât 49/2) âyetini okur ve şöyle derdi: “Vefatından sonra Rasûlullah’a (s.a.s.) sesi yükseltmek, hayatında iken yükseltmek gibidir. Bir hadis okunduğunda tıpkı Kur’an’ı dinlediğin gibi sana susup onu dinlemek düşer”.

 

5. Hoca, öğrencilerin akıl ve idrak seviyesini dikkate almalı, hadisleri anlaşılır bir dil, üslup ve telaffuzla okumalı, yanlış veya eksik algıya sebep olmamalıdır.

 

Hz. Ali diyor ki: “İnsanlara idrak edecekleri şeyleri rivayet edin! Allah ve Rasûlü’nün yalanlanmasını ister misiniz?”[2]. Bu söz, “Yadırgayacakları şeyleri bırakın” ilavesiyle de verilir. Aynı şekilde Abdullah b. Mes’ûd (r.a) şu uyarıda bulunur: “Şayet bir topluluğa akıllarının ermediği bir hadis nakledersen, ancak bu onların bir kısmı için fitne unsuru olur”[3].

 

6. Hadisle amel, niyetlerini dürüst tutmaları gereken hoca ve talebe için son derece önemlidir. İbadet hayatı, takvâ, zühd, tevazu, vakar, selefe hürmet ahlâkıyla kâmil bir kişiliğin oluşması hedeflenmelidir. 

 

Ayrıca hadis âliminin makam ve menfaat elde etmek amacıyla devlet adamlarına giderek onlara ilgi ve teveccüh göstermesi fitne sebebi sayılmıştır. İzzet, vakar ve ciddiyetiyle örnek olan hadis âlimleri de gönüllerde taht kurarak hürmet ve itibar görmüşlerdir. Meşhur hadis hâfızı Yezîd b. Hârûn (v. 206/821) için Bağdat'ta kurulan ilim meclisini gören devrin halifesi yanındakilere, “İşte asıl mülk ve saltanat budur” diye hayralığını dile getirmiştir.

 

7. Muhaddis, kendisinden hadis öğrenip ezberlemek isteyen talebeye öncelikle Kur'ân-ı Kerîm’i ezberlemesi gerektiğini hatırlatmalıdır. Ezberlenen hadislerin unutulmaması için tekrar etme, doğru anlaşılması ve yorumlanması için de müzakere vazgeçilmez bir yöntemdir. 

 

8. Hadis tahsilinde hoca faktörü, yüz yüze bir iletişim kurarak onun ilim ve ahlâkıyla hemhâl olup rahle-i tedrisâtından geçmek son derece önemlidir. İlimler tarihinde ve geleneğinde “üstadsız yetişmek”, gerek altyapı ve birikim gerekse pedagojik formasyon açısından ciddi bir boşluk olarak değerlendirilmiştir. 

 

9. Hoca, talebesi için rol-model teşkil etmelidir. Mesela, talebenin kibir ve gurura kapılarak kendinde varlık görmesi kadar aşırı çekingen bir yapıda olması yadırganmış ve ilmin önünde bir engel olarak görülmüştür. Tâbiî âlim Mesrûk, “Kişiye cehalet / bedevîlik olarak kendini beğenmesi, ilim olarak da Allah’tan korkması; görev ve sorumluluğunun farkında olması yeter” der.

 

İmam Ebû Hanîfe, maddî-manevî fedakârlıkta bulunarak talebelerini etkilemiş, tutum ve davranışıyla onlar üzerinde hürmet uyandırmıştı. Bizzat kendisi hocalarına, özellikle Hammâd’a hürmette kusur etmez, namazının ardından onun için, diğer hocaları ve talebeleri için, ana babası için dua ederdi. Onun bu âdetini bilen talebesi Ebû Yûsuf da namazının ardından, “Allah’ım beni, ana babamı ve Ebû Hanîfe’yi bağışla” diye dua ve niyazda bulunurdu.

 

10. Hoca, hadis almak üzere kedisine gelen talebeyi iyi tanımalı ve “inci gerdanlığın domuzların boynuna asılması” ifadesinin hatırlattığı üzere seçici olmalı ve sarf ettiği emek beyhude olmamalıdır. Basralı muhaddis tâbiî Mutarrif b. Abdillah’ın “Yemeğini iştihası olmayan kimseye verme!” sözü üzerine Abdullah b. Mübârek “hadis” diye açıklamada bulunur[4].

 

11. Hoca talebesine değer vermeli, zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı olmalı, baskı yoluyla değil doğal olarak saygı uyandırmalı, kendisi için özellikle ayağa kalkılmasını istememelidir. Asr-ı saadette Suffe’nin hem talebesi hem de muallimi olan tecrübeli sahâbî Abdullah b. Mes’ûd (r.a.), geldiklerinde öğrencilerini kendine yaklaştırır ve “siz benim kalbimin devasısınız (أنتم دواء قلبي)” derdi. Ebû Âsım’ın ashâb-ı hadîse (öğrencilere) söylediği şu söz de ilgi çekicidir: “Şayet siz bize gelmeseydiniz biz size gelirdik(لو لم تجيئونا لجئناكم[5].

 

Ayrıca hoca, öğrencilerinin ruh hallerini göz önünde bulundurmalı, onları bıktıracak ve bezdirecek kadar dersi uzun tutmamalıdır. Bu sebeple de iyi ahlâka dair vecize, hikaye, şiir ve latife ile dersin ağırlığını hafifletme cihetine gidilmelidir. Nitekim Hz. Ali şöyle der: “Gönülleri / ruhları dinlendirin. Onlar için nükteli ve hikmetli sözler arayın! Zira bedenler yorulduğu gibi onlar da yorulur”[6].

 

Ne var ki, latifenin kıymeti latif olmasıyla ölçülür. Latife ve mizah asıl gaye olmayıp mubah bir dinlenme/eğlenme vasıta olarak görülür. Çünkü aşırıya kaçan latife ve mizah anlayışı sesli gülmeyi beraberinde getirir. Bu ise insanın gönül dünyasını zayıflattığı gibi heybet ve vakarını da yok eder.

 

12. Hoca, talebeye öncelikle öğretilmesi gereken konuları göz önünde bulundurmalıdır. Abbasî halifesi, edip ve münekkit Abdullah b. el-Mu’tezz Billâh (v. 296/908) diyor ki: “Fırsatın elden kaçması süratlidir, geri dönüşü ise yavaştır”. Ehemmin mühimme, mühimmin mühim olmayana tercih edilmemesi, İbnü’l-Cevzî’nin ifadesiyle telbîs-i iblîs olarak görülür. Mesela temel kaynaklar tali kitaplara tercih edilmelidir. Nitekim Ebû Ubeyd Kâsım b. Sellâm şöyle der: “Asıl kaynakları bırakıp da teferruatla ilgili kitapları okuyan kişiye şaşarım”.

 

Ayrıca  hadis âlimi, amel ve uygulamaya konu olan hadisleri öne çıkarmalıdır. İmam Şâfiî’nin hocaları arasında bulunan Abdurrahman İbn Mehdî diyor ki: “Yanımdaki bir hadisin illetini tanımam, bana göre, yanımda olmayan yirmi hadisi yazmaktan çok daha iyidir”[7].

 

13. Hoca Arap dili ve edebiyatını hem kendisi hem de öğrencileri için ciddiye almalıdır. Hz. Ömer “Arapça’yı öğrenin. Zira Arapça mürüvveti artırır”[8]. Arapça’nın akıl, din ve ahlak üzerinde son derece etkili olduğunu, ümmetin ilk nesillerine benzeme ve onlara açılma hususunda önemli rol oynadığını belirten İbn Teymiyye’nin (v. 728/1327) şu tesbiti de manidardır: “Arap dilinin kendisi dindendir. Onu bilmek farzdır / vâciptir. Zira Kitap ve Sünneti anlamak farzdır. O da sadece ve sadece Arap dilini anlamakla/bilmekle anlaşılır. Vâcibin ancak kendisiyle tamam olduğu şey de vâciptir”.

 

14. Hadis öğrenimi ve öğretiminde dil ve üslup, öğrencinin veya hocanın ilmî şahsiyetini, ahlâk ve karakterini aksettirmesi bakımından önemlidir. Basralı tâbiî âlim Muhammed İbn Sîrîn (v. 110/728), “Şayet kardeşinin kötülüklerini ortaya döküp de onun iyilik ve güzelliklerini söz konusu etmezsen, ona zulmetmiş olursun!”[9]uyarısında bulunur.

 

Özellikle tartışma ortamında hakşinas olunmalıdır. Bir disiplin olarak gelişen münâzara ilminde, hakikatin ortaya çıkarılması için yapılan tartışmaların esasları incelenir. İmam Şâfiî’nin, tartışmalı konularda izlediği şu yöntem, günümüz ilim, fikir ve hareket adamları için örnek oluşturmalıdır: “Ben biriyle münâzara ettiğimde hep şöyle demişimdir: Allah’ım, hakkı onun kalbinde ve dilinde göster/söylet. Şayet hak benimle beraber ise o bana tabi olsun, hak onunla beraber ise ben ona tabi olayım!”.

 

15. Hoca, özellikle tartışmalı konularda hadislerin farklı tariklerinin tesbitini önemsemelidir. Nitekim Ahmed b. Hanbel, “Hadisin bütün tariklerini toplamadığın zaman onu anlamazsın. Hadisler birbirini açıklar”[10].

 

Hatîb Bağdâdî, hadis kitabı yazmanın faydalarına dair de şöyle derdi: “Hadis tahsil eden kimse, yeterli ilmi seviyeye ulaştıktan sonra aceleye getirmeksizin kitap telif ve tahrîc çalışmalarıyla meşgul olmalıdır. Zira bu, ezberlenenleri garanti altına alır, fikri netleştirir, ifadeyi güzelleştirir, kapalı noktaları açar, iyi bir şekilde anılmayı sağlar ve yazdıklarıyla ismi ebedileşir”. 

 

16. Hocanın tabakât ve terâcim bilgisine yer vermesi, hadis râvi ve ricâlini tanıtması, öğrencinin ufkunu açması ve görgü kurallarını artırması bakımından önemlidir. Nitekim İmam Ebû Hanîfe’nin şu tecrübesi, sahâbe ve tâbiîn neslinin örnek âlimlerinin tercüme-i hallerine zaman ayrılması gerektiğini öğretir: “Ulemâyı tanımak, onlarla hemhâl olmak, onların ibret dolu tecrübe ve hatıralarını anlatmak, pek çok fıkıh meselesinden bana daha güzel geliyor. Zira bunlar, ulemâ topluluğunun âdap ve ahlâkı demektir”[11].

 

17. Hadis rivayet yaşı için ilke olarak ehliyet ve liyakat şartı göz önünde tutulur. Bununla beraber, nübüvvet ve kemal yaşı olması sebebiyle bunun kırk olmasını müstehap gören âlimler olduğu gibi, “Rivâyet yirmiden, dirâyet ise kırktan itibaren başlar” diyen âlimler de vardır. Çocukluk ve gençlik yıllarını hadis tahsiliyle geçiren Mâlik b. Enes ve Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî gibi örnekleri dikkate alan cumhur,  rivâyet veya dirâyetin belli bir yaşla tahdit edilmeyip ehliyet ve liyakatin esas alınması gerektiği kanaatindedir.

 

18. Geçim darlığı sebebiyle âlimlerin zihin ve dikkatlerinin dağılması önlenmelidir.  Halife Ömer b. Abdilaziz’in (v. 101/719) Humus valisine hitaben yazdığı şu mektup, konuya açıklık getirmesi bakımından önemlidir: “Ehl-i salâha beytülmalden kendilerine yetecek kadar maaş tahsis edilmesi hususunda emir ver. Böylelikle onları hiçbir şey, Kur’an tilavetinden ve taşıdıkları hadislerden alıkoymasın/meşgul etmesin!”[12]

 

19. Hadis hocası, yaşı ve seviyesi ne olursa olsun mevcut ilmî birikimiyle yetinmemeli ve Atâ’nın hissettiği şu coşku ve heyecanı duymalıdır: “Bir genç bir hadis rivayet eder, ben onu hiç duymamış gibi dinlerim. Halbuki o daha doğmadan ben onu duyup öğrenmişimdir”.

 

Ne var ki, yaşlılığın getirdiği unutkanlık, bunaklık ve ihtilat gibi olumsuz durumlar karşısında hoca artık mazeret beyan ederek gereken titizliği göstermelidir. Nitekim Abdurrahman b. Ebî Leyla, meşhur sahâbî Zeyd b. Erkam’a (r.a.) hitaben “Rasûlullah’tan bize hadis rivayet et!” dediğinde “Artık biz yaşlandık ve unuttuk. Rasûlullah’tan hadis nakletmek çok zordur”[13].

 

20. Hadis öğretiminde Kur’an-sünnet bütünlüğü ve rivâyet-dirâyet dengesi temel bir ilke olarak benimsetilmelidir. Sistematik anlamda ilk usûl-i hadîs müelliflerinden kabul edilen Râmhürmüzî (v. 360/970) diyor ki: “Hadis ile fıkıh (tefakkuh, ince anlayış, hüküm çıkarma tekniği ve istinbat melekesi) birlikte oldukları zaman tekemmül eder, birbirlerinden ayrıldıkları zaman ise noksan kalırlar” [14].

 

Netice itibariyle, hadis öğretiminin maddeler halinde sayılan söz konusu usûl ve âdabı, günümüz şartlarında da klasik medrese geleneğinde ve modern eğitim kurumlarında aktüel değerini korumaktadır. Hadis öğretim usûl ve âdabında zamana bağlı olarak şifahî kültürden yazılı kültüre geçiş gibi bazı değişikliklerin meydana gelmesi, neticeyi etkileyecek bir unsur olarak görülmemelidir.

 

Dipnot



[1]-  Hatîb, el-Câmiu li ahlâki’r-râvî ve âdâbi’s-sâmi’ (thk. Mahmud et-Tahhân, Riyad 1403), I, 415-416.

[2]-  Buhârî, İlim, 49.

[3]- Müslim, Mukaddime, 5.

[4]- Râmhürmüzî, age., s. 591.

[5]- Hatîb, el-Câmi’, I, 353.

[6]- Hatîb, el-Câmi’, II, 129.

[7]- Hatîb, Câmi,II, 295.

[8]- Hatîb, el-Câmi, II, 25.

[9]- Hatîb, el-Câmi’, II, 202.

[10]- Hatîb, el-Câmi’, II, 212.

[11]- İbn Abdilberr, Ebû Ömer en-Nemerî, Câmiu beyâni’l-ılmi ve fadlih ve mâ yenbeğî fî rivâyetihî ve hamlih, Kahire 1402, I, 127.

[12]- Hatîb, Şerefu ashâbi’l-hadîs, s. 64.

[13]- İbn Mâce, Mukaddime, 3; Hatîb, el-Câmi’, II, 305.

[14]-  Râmhürmüzî, age.,s.161.

9O�!p<��+ @� an>

 

[16] -Malik, Muvatta, II, 608.

[17] -Ebu Yusuf, Harac, s. 29.

[18] -Müslim, Sahih, II, 1076.

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul