18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / KUR’ÂN’A GÖRE HZ. PEYGAMBER’İN YAŞADIĞI GELDİĞİ BÖLGE

KUR’ÂN’A GÖRE HZ. PEYGAMBER’İN YAŞADIĞI GELDİĞİ BÖLGE


 


 

Kur’ân-ı Kerim’i temel başvuru kaynağı olarak kullanmasak bile son peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.s.) yaşadığı bölge hakkında kuşku duyulmayacak şekilde bazı bilgilere sahibiyiz. Bunlara göre o, Hicaz bölgesinin önemli ve az sayıdaki kentlerinden biri olan Mekke’de dünyaya gelmiş ve faaliyetlerini de yoğun olarak Mekke ve civarında, özellikle de hicretten sonra Medine’de geçirmiştir. Bu bilgimize rağmen tarihiyle ve nazil olduğu dönemle ilişkisi bağlamında bu bölge hakkında Kur’ân-ı Kerim’de ne tür bilgiler yer aldığına baktığımızda bazen isim anılarak, bazen de isim anılmadan bölge hakkında bazı bilgiler bulunduğunu görürüz.

 

Hz. Peygamber’in (s.a.s.), doğup büyüdüğü ve hicrî takvime göre 63 yıl süren ömrünün 53 yılını geçirdiği Mekke, vahyin nüzul döneminin en önemli merkezidir. Öte yandan burasının Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatında önemli bir yeri vardır.

 

Kur’ân’da, son vahyin geldiği şehrin adı; Mekke (Feth48/24),Bekke (Âl-i İmrân 3/96)  ve Ümmü’l-Kurâ (En‘âm6/92; Şûrâ 42/7) olarak da geçer. Şehir için Karye [kent] (Nahl16/112), “Meâd” (Kasas 28/85), el-Beledü’l-Emîn” (Tîn 95/3) ve “el-Beled” (Beled 90/1) isimleri de kullanılmıştır. Mekke ve Bekke isimleri dışındaki isimler, şehrin özellikleri sebebiyle kullanılan genel nitelemeler olmalıdır. Mekke ve Bekke ise, şehre verilen benzer iki isim olması muhtemeldir.

 

Mekke’den “Ümmü’l-Kurâ [kentlerin anası]” olarak söz edilmesi, son tevhidî vahyin geldiği merkez olarak burasının önemini vurgular. “İşte bu (Kur’ân) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilahi kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.” (Enâm 6/92).

 

Mekke’de bulunan Mescid-i Haram, İslâm’dan önce de Mekkelilerin hayatında merkezî bir yere sahiptir. Öte yandan Arapların saygı gösterdikleri ve hac ibadetini ifa etmek için yakın ve uzak diyarlardan gelerek ziyaret ettikleri bir yerdir. “Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir.” (Al-i İmrân 3/96). Esasen burayı değerli ve önemli kılan da buradaki mabettir.

 

Hz. Muhammed’in (s.a.s.) memleketi, Hz. İbrahim’in ifadesiyle ekin bitmeyen bir bölgedir. O, bir yakarışında şunları söyler: “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler.” (İbrahim 14/37).

 

Mekke’nin etrafı dağlık olduğu için burada ziraat yapmak mümkün değildir. Ancak Allah Mekkelilerin rızkını ticaretten vermiştir. Nitekim Mekkeliler için ticaretin ne kadar önemli olduğuna Kur’ân’da da işaret edilmektedir: “Kureyş'i ısındırıp alıştırdığı; onları kışın (Yemen'e) ve yazın (Şam'a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin (Kâbe'nin) Rabbine kulluk etsin.”(Kureyş 106/1-4).

 

Burası, ticaret sayesinde dönemin imkânları dikkate alındığında refah seviyesi yüksek bir yerdir: “Onlar, “Sizinle beraber doğru yolu tutarsak, kendi yurdumuzdan koparılıp çıkarılırız.” dediler. Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak, her türlü meyve ve mahsullerin kendisinde toplandığı, saygın ve güvenlikli bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.” (Kasas 28/57).

 

Hz. İbrahim’in Mekke için bir duası ve Yüce Allah’ın vaadi şöyle anlatılır: “Hani İbrahim, “Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır.” demişti. Allah da, “İnkâr edeni bile az bir süre, (bu geçici kısa hayatta) rızıklandırır; sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım. Ne kötü varılacak yerdir orası!” demişti.” (Bakara 2/126)

 

Hz. İbrahim’in Mekke için duasına başka ayette de işaret edilir. Burada şehrin yanı sıra kendisi ve soyundan gelenler için dua etmiştir: “Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” (İbrahim 14/35).

 

Mekke, mukaddes kılınan bir beldedir. Bu kutsiyet, şehre diğer yerleşim yerlerinden farklı bir değer vermiştir. “De ki: “Bana ancak, bu beldenin (Mekke’nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi. Yine bana, Müslümanlardan olmam ve Kur’ân’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa de ki: “Ben ancak uyarıcılardanım.” (Neml 27/91).

 

Burasının kutsiyeti, Mekke’nin Allah’a ibadet edilen bir mabede sahip olması ve insanların ibadet amacıyla çevredeki her bölgeden buraya yönelmeleri sebebiyledir. Yüce Allah, bu kutsal beldeye yemin etmektedir: “Bu güvenli şehre (Mekke’ye) and olsun ki…” (Tîn 95/3). Bir başka ayette ise şöyle yemin etmektedir: “Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke’ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.” (Beled90/1)

 

Arap kabileleri arasında meydana gelen saldırılar ve talanlar sebebiyle birçok yerde güvenlik ciddi bir sorun iken Mekke’nin güvenli bir şehir olması, Yüce Allah’ın burayı mübarek bir belde kılmasından dolayıdır: “Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken, bizim, onların yurtlarını saygın ve güvenlikli bir yer kıldığımızı görmediler mi? Onlar hâlâ batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?” (Ankebût 29/67).

 

Allah Resûlü’nün (s.a.s.) hicret yurdu olan Medine’nin eski adı Yesrib’tir. Yesrib, aslında Medine’deki köylerden birisinin adıdır. Hicretten sonra Medînetü’r-Resûl [Elçinin şehri] adıyla anılmış; daha sonra kısaca Medine denmiştir. Yesrib adı Kur’ân-ı Kerim’de bir defa geçer: “Onlardan bir grup da demişti ki: Ey Yesribliler (Medineliler)! Artık sizin için durmanın sırası değil, haydi dönün! İçlerinden bir kısmı ise: Gerçekten evlerimiz emniyette değil, diyerek Peygamber’den izin istiyordu; oysa evleri tehlikede değildi, sadece kaçmayı arzuluyorlardı.” (Ahzâb 33/13).

 

Medine adı, Kur’ân-ı Kerim’de birkaç yerde geçtiği halde iki yer dışında “şehir” anlamında kullanılmıştır. Bu ayetlerin ikisi de Medine döneminin sonlarına ait olup artık Medine adının yerleştiğini göstermektedir. Bu ayetlerden birinde şöyle buyrulmaktadır:

 

“Medine halkına ve onların çevresinde bulunan bedevî Araplara Allah’ın Resûlü’nden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarını düşünmeleri yakışmaz. İşte onların Allah yolunda bir susuzluğa, bir yorgunluğa ve bir açlığa duçar olmaları, kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak) basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları, ancak bunların karşılığında kendilerine salih bir amel yazılması içindir. Çünkü Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.” (Tevbe 9/120)

 

Başka bir ayette ise münafıklar sebebiyle şehrin adından söz edilmektedir: “Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir.” (Tevbe 9/101).

 

Mekke, tarım açısından elverişli bir bölge olmadığı halde Medine’de durum farklıdır. Burada sulak hurma bahçeleri vardır. Allah’ın verdiği rızıkların bir kısmı tasvir edilerek insanlar ibret almaya ve imana davet edilmektedirler: “O gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır.” (En’âm 6/99).

 

Bazı ayetlerde isim vermeden Hicaz’daki yerleşim yerlerine gönderme vardır. Bir ayette, müşriklerin Hz. Peygamber’in nübüvvetini reddederken, peygamberliğin iki karyenin [kentin] liderlerinden birisine gelmesi gerektiğini ileri sürmektedirler: “Ve dediler ki: Bu Kur'an iki şehirden bir büyük adama indirilse olmaz mıydı?” (Zuhruf 43/31). Bu iki karyenin Mekke ve Tâif olduğu söylenir.

 

Sonuç olarak Kur’ân-ı Kerim’de zaman zaman bölge ya da şehir ismi zikredilmeden, bazen de şehir ismi zikredilerek son vahyin geldiği bölge hakkındaki yer alan malumat, burasının şu özelliklerini öne çıkarmaktadır: Son vahyin ilk nazil olduğu yer kurak ve ekonomik kaynakları kıt bir yerdir. Allah burasının ahalisine, farklı bir rızık kaynağı olarak ticaretle iştigal etmeyi nasip etmiştir. Hz. İbrahim, aile fertlerinden bazılarını bölgenin önemli şehri olan Mekke’ye getirerek buraya yerleştirmiştir. Burası Hz. İbrahim’in duasına mazhar olmuş, mübarek kılınmış bir yerdir. Allah Elçisi’nin (s.a.s.) hicret yurdu olan Medine ise Mekke’ye göre rızkın ziraat yoluyla verildiği, suyun daha bol olduğu bir yerdir.

 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul