21 Ocak 2018 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Tayland ve Malezya İzlenimleri

Tayland ve Malezya İzlenimleri

slâm dünyasındaki hareketli gelişmeler devam ediyor. Özellikle bu hareketli gelişmelerin merkezi durumundaki Filistin ve Irak'ta geçtiğimiz ay içinde de önemli olaylar yaşandı. Geçtiğimiz ayın Ramazan olması sebebiyle buralardaki işgalci güçler azgınlıklarını ve saldırganlıklarını daha da artırdılar. İnsanlığın, Müslümanların özel ibadet dönemi olan mübarek Ramazan ayında kendilerine karşı uygulanan şiddet ve terörün hafifletilmesini beklemesi boşunaydı. Çünkü söz konusu saldırganların, Müslümanlara yönelik kin ve nefret duyguları bu gibi dönemlerde daha çok dışa vuruyor, daha fazla şiddetleniyordu.
   Fakat biz geçtiğimiz ay içinde birçok yönden faydalı olduğunu düşündüğümüz bir seyahat gerçekleştirdik. Dolayısıyla bu ayki yazımızda geçtiğimiz ay içinde İslâm dünyasında yaşanan gelişmelerin değerlendirmesini yapmayacak söz konusu seyahatimizden izlenimlerimizi ve tespitlerimizi sizlere aktaracağım. Ay içinde yaşanan gelişmelerden bazıları hakkında yazdığımız yorum yazılarımızı ise Web sitemizden (http://www.vahdet.com.tr/) okuma imkânınız var.
   Yol Hazırlığı
   Tüm yolculukların bir yol hazırlığı olur. Yol hazırlığı bazen yolculuktan daha fazla insanın kafasını yorabilir. Fakat çoğu zaman dünyevi yolculuklarda dünyayla ilgili her şey düşünülürken manevi boyutu ihmal edilmektedir. Özellikle uzak beldelere veya Müslümanların az olduğu, ezan sesinin duyulmadığı beldelere yolculuk yapılması durumunda bu konudaki hazırlığa da önem verilmesi gerekir. Örneğin gidilecek yerin, orada kalınacak tarihlere ait namaz vakitlerini ve kıble açısını önceden tespit etmenin çok işe yaradığını Tayland yolculuğunda tecrübe ettim. Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı Web sitesinde yer alan programdan istifade etmek mümkündür. Yolculuğun namazları ihmal veya kazaya bırakmak için mazeret sayılabileceği düşüncesi son derece hatalıdır. Müçtehitlerin ekseriyeti yolculukta namazların cem' edilebileceğine hükmetmiş, ama hiçbiri bu sebeple namazın kazaya bırakılabileceğine hükmetmemiştir. Cem' ile ilgili içtihatların hadislerden de sahih delilleri olduğundan bu konudaki içtihatlardan yararlanmak mümkündür. Ama kazaya bırakanlar ihmal etmiş olurlar ki namaz kesinlikle ihmale gelir bir amel değildir.
   Havada Uzun Kalmak
   Şimdiye kadar gerek karada ve gerekse havada bayağı çok sayıda yolculuk yaptım. Son birkaç yıldır ise kendi özel aracımızla yaptıklarımız hariç tüm şehirlerarası ve uluslar arası yolculuklarımız havada geçti. Hava yolculuğunun kısa sürmesinin verdiği rahatlığın yanı sıra sıkıcı bir yanı da var. Bu yüzden insan uçağın kalkışından itibaren ineceği havaalanına varış saatine göre dakikaları saymaya başlıyor. Bu durum karşısında uzun hava yolculuklarının sıkıcılığı artıyor. Çünkü dakikaları değil karadaki gibi saatleri hesaplamak zorundasınız. Ayrıca kalkış noktanızla gideceğiniz yer arasındaki büyük zaman farkından dolayı bir uyum sıkıntısı yaşıyorsunuz. En önemlisi ise kara yolculuğunda olduğu gibi namaz sıkıntısı yaşamanız. Çünkü namazları cem' hükmüne göre amel etseniz bile mutlaka havada iki namaz vaktinden fazla süre geçireceğinizden veya sabah namazı vakti havada olduğunuz süreye denk geleceğinden bir veya daha fazla namazınızı yolculuk esnasında eda etmek zorundasınız. Hosteslere: "Pilota söyle uçağı bir dinlenme istasyonuna çeksin, namazımı kılayım" da diyemiyorsunuz. Mecburen oturduğunuz koltukta ya uçağın gittiği istikamete yönelerek ya da en azından kısmen kıbleye yönelebilmek için biraz bir tarafa dönerek namazınızı kılmak zorundasınız.
   Budizmin Merkezine Yolculuk
   Budizm, Türkiye'de çok fazla bilinmez. Ama belki dünyada en fazla taraftarı olan putperest dindir. Bu dinde Allah inancı veya Tanrı inancı yoktur. Ama bazı insanlar ve varlıklar kutsallaştırılmıştır. Bu dinin en önemli merkezlerinden biri de Tayland'dır. Bu ülkede Budizm sadece bir resmî din değil aynı zamanda bir devlet dinidir. Üstelik binlerce yıldır öyle. Tarih boyunca önemli değişim yaşamış olan bu din zamanla devlet otoritesini tabulaştırma tarzında bir anlayışa dönüşmüş. Belki böyle bir şekil alması insanları kendilerine kul etmeyi amaçlayan yöneticilerin yönlendirmesiyle olmuştur. Kitleleri, devlet otoritesine kul olmayı kabullenmiş teslimiyetçi kalabalıklara dönüştürmek dinî itikatlar üzerinde oynamalar yapma yoluyla daha kolay veya daha oturaklı oluyor. İnsanlar artık sırça saraylarda keyiflerine bakan krallara hizmet etmeyi tanrıya hizmet gibi algılıyor, onlardan gördükleri eziyete sabretmeyi ise kendi açılarından büyük fazilet sayıyorlar.
   Budizm'e inanan insanlarla daha önce değişik vesilelerle karşılaşmış, Budizm hakkındaki bir kitabı daha yeni bitirmiştim. Ama bu dinin merkezlerinden biri niteliğindeki bir ülkeye ilk kez seyahat ediyordum.
   Masal Dünyası Önümde
   Kuyumcuların önünden geçerken gördüğünüz altınlar belki gözlerinizi kamaştırabilir. Ama İstanbul Kapalıçarşı'da gezinirken gördüğünüz kuyumcular bile size küçüklüğünüzde dinlediğiniz masallardaki hayal dünyasını hatırlatmayacaktır. Bangkok'un mabetler bölgesinden içeri girip de o kutsallaştırılmış binaları gezerken tam bir masal dünyası önünüze geliyor. Altınlarla boyanmış kubbeler. Gerçek zümrütlerin, zebercetlerin, isimlerini bile duymadığınız rengarenk tabii taşların süslediği duvarlar, güneş vurduğu zaman ayna gibi parlayan ve tam bir renk ahengi oluşturan çatılar masal dinlerken hayal dünyanıza çizilen manzaralarla karşı karşıya olduğunuz intibaı veriyor. Şimdi masal dinlemiyorsunuz, dinlediklerinizin canlı olarak karşınıza geçtiğini hissediyorsunuz. Bunlar fabrikasyon işi değil. İnsanlar o kıymetli taşları ve metalleri değişik yerlerden toplamış, büyük bir itinayla işlemiş ve özenle yerleştirerek gerçekten göz kamaştıran manzaralar oluşturmuşlar. Bütün bu kıymetli maddeleri ve onları işlemede harcadıkları zamanları kutsallaştırdıkları varlıklara feda etmişler tabii ki! Ama Budizm'in bir Tanrı inancı olmaması ve ahirete dair bir beklenti sunmaması, üstelik dünyayı da boş bir zihin yanılgısından ibaret sayması karşısında bütün bu uğraşılar insanı hayrete düşürüyor.
   Nirvanaya Ulaşanlar İçin Bir Hayal Dünyası
   Tanrının hiçbir şeye müdahalesinin olmadığını iddia eden inanç sisteminde insanlar inançları gereği yaptıklarında yine bir hedef gözetmek durumundadırlar. Böylesine büyük harcamalarla inşa edilmiş ve süslenmiş binaları boş bir zihin yanılgısına sunmanın elbette bir anlamı olamaz. Dolayısıyla onlar da aralarından bazılarının aydınlanmış kişiler olduklarına, onların Nirvanaya ulaştıklarına inanma ihtiyacı duymuş, onları üstünleştirmiş, heykellerini yapmış ve o heykelleri muhteşem mabetlerin içine yerleştirmişler. Şimdi kendilerine fazilet kazandıracağını umdukları bir şey yapmak istediklerinde oralara gidiyor, yaptıkları heykellerin önünde eğiliyor, kendilerinden birtakım taleplerde bulunuyorlar. İddia edildiğine göre Budizmin kurucusu "Tanrı yoktur" demiş. Bu kez onun izinden gidenler "Öyleyse biz de seni Tanrı ediniyoruz" demişler. Bangkok'un en önemli mabetlerinden birine "Uyuyan Buda" adıyla 36 metre uzunluğunda yere uzanmış halde, altın heykelini yapmışlar. Budizmin temel felsefesiyle bu anlayışı uzlaştırabilmek için de bir "yarı tanrı" tanımlaması ortaya çıkarmışlar. Aşağıda izah edeceğimiz üzere bu "yarı tanrı" tanımlaması ise insanları kendilerine kul edinmek isteyen kralların işlerini kolaylaştırmış.
   Taşlara İhale Edilen Güvenlik
    Büyük emeklerle ve harcamalarla inşa edilen mabetlerin korunmaya ihtiyacı olacaktı elbette. Tamamen hayal dünyasına ait ve insanların zihinlerindeki kurgularına dayanan bu görkemli binaların güvenlikleri de kurgu âlemine ihale edilmiş. Mabetlerin önüne mermerden asker heykelleri dikilmiş. Dışarıdan gelecek saldırılara ve hırsızlık girişimlerine karşı zor durumda kalmamaları için ellerine kılıçlar ve mızraklar da verilmiş. Bazılarının göğüslerine kalkanlar oturtulmuş. Bazı büyük mabetlerin kapılarına korkunç görüntülü, kocaman dişleri dışarı çıkmış ejderha tipi askerler yerleştirilmiş. Annelerin küçük çocuklarını öcülerle korkutmasının somutlaştırılmış şekli. Ama ellerinde tehlikeli kılıçlar ve mızraklar bulunan mermer askerlere, kocaman dişli ejderhalara yeterince güveniyor olmamalılar ki yine canlı güvenlik görevlileri yerleştirme ihtiyacı duymuşlar. Canlı güvenlik görevlileri mermer askerleri ve seramik işlemelerle süslenmiş, görkemli ejderhaları da himaye ediyorlar.
   "Yarı Tanrı" Krallar
   Dediğimiz gibi "yarı tanrı" inancının ortaya çıkarılması en çok kralların işine yaramış. Özellikle Budizm gibi Tanrı inancını reddeden bir inanç sisteminde "yarı tanrı" anlayışı kralların itibarını biraz daha artırmış. İyi ile kötünün, acı ile sevincin bir arada bulunmasının Tanrı inancının önünde bir engel teşkil ettiğini ileri süren Budizm felsefesine bağlananlar, "yarı tanrı" konumunda olduklarına inandıkları krallarının yaptıkları her şeyde mutlaka bir bildiklerinin olduğuna kanaat ediyorlar. Onlara teslim olmayı, saygı göstermeyi, onları üstün ve şerefli bilmeyi kendileri için bir fazilet sayıyorlar. Bugün bile Tayland'da krala selâm verme şekli önünde yere kapanmak, yani bizim bildiğimiz şekliyle secde etmek. Kraldan sonra gelen ikinci adam konumundaki Başbakan bile kralın huzuruna çıkacağı zaman önce önünde alnını yere koyarak yani secde ederek selâm ve teslimiyet takdimi yapıyor. Ondan sonra kralın önüne çıkıp olan bitenler hakkında kendisini bilgilendirip görüş alışverişinde bulunuyor.
   Bu Saraylardan da Masallarda Söz Ediliyordu
   Dolmabahçe Sarayı'nı gezdiğimizde hep "yazık bunca israfa, devleti batıran da hep bu israf olmadı mı?" deriz. Tayland'da, geçmiş kralların saraylarını gezince "Dolmabahçe Sarayı'nı inşa ettirenlere biraz haksızlık etmişiz galiba!" diye düşündüm. Daha önce değişik ülkelerde muhtelif sarayları gezdim. Ama diyebilirim ki sadece Tayland'da gezdiğim saraylar, çocukluğumda okuduğum masal kitaplarında tarif edilen manzaraları önüme koydu. Artık müzeye dönüştürülmüş olan bu saraylarda eşyaların ve dekorasyonun tozlardan etkilenmemesi için bugün hâlâ ayakkabısız girilmesi şart koşuluyor. Fotoğraf çekilmesine kesinlikle izin verilmiyor. Bunun için cep telefonları dâhil fotoğraf veya video çekiminde kullanılabilecek tüm aletlere girişte el konuyor. Sarayları gezdiren rehberler aynı zamanda kralların yaşadığı hayat hakkında da bilgi veriyorlar. Gördükleriniz ve duyduklarınız karşısında "cenneti inkâr eden bu adamlar kendilerine dünyada bir cennet kurmaya çalışmışlar" diyorsunuz. Ama saraylarına toz kondurmamak için ayakkabıların ana giriş kapısından önce çıkarılmasını şart koşan bu adamların bugün tozlarının bile kalmadığını düşününce Yüce Allah'ın şu âyetleri aklınıza geliyor: "Eğer insanlar (küfürde) tek bir ümmet olacak olmasaydı Rahman'ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık. Evlerine kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar (yapardık). Ve (nice) süsler (verirdik). Bütün bunlar dünya hayatının geçimliğinden başka bir şey değildir. Âhiret ise Rabbinin katında takva sahipleri içindir." (Zuhruf, 43/33-35)
   Madalyonun Öbür Yüzü
   Krallar, dini insanları köleleştirmede, Allah'a kulluktan alıkoyup kendilerine kul etmekte kullanmanın dünyadaki keyfini çıkarmışlar. Bunun elbette bir hesabı olacaktır. Saraylardaki ve insanların kendi taptıklarını kendi elleriyle imal ettikleri mabetlerdeki görkemin arka planına geçtiğiniz zaman bu ihtişam ve görkemin nasıl oluşturulduğunu da anlıyorsunuz. Hani şişman bir adamın zayıf birine: "Seni gören memlekette kıtlık var diye düşünür!" deyince zayıf adamın da: "Seni gören de kıtlığın sebebini anlar!" demesi gibi. Tozlu ayakkabıyla girilmesine izin verilmeyen sırça sarayları gezdikten sonra Bangkok'un ortasındaki kanalların üzerine ahşap parçalarının bir araya getirilmesiyle inşa edilmiş tozlu ve çamurlu kulübelerde hayatlarını sürdürmeye çalışan insanların yaşadığı hayata şahit olunca madalyonun arka yüzünü de görmüş oluyorsunuz. Budizm her ne kadar kast sistemini reddeden, toplumun tüm kesimlerine mesaj vermeye çalışan bir din olsa da Tayland'daki Budist toplumun bir aydınlanmış kişiler ve onların temsilcileri, bir de aydınlanmış kişilere hizmet için sefalete katlananlar şeklinde ikiye ayrılmışlığı da bir vakıa.
   İtibarın da Harcamana Göre
   Tayland hakkında okuduğum yazılarda bu ülkede ulaşım ve yemeğin çok ucuz olduğu özellikle vurgulanıyordu. Havaalanı taksi durağı yetkilisine, gideceğim otelin adını verdiğimde oraya gidiş ücretinin 1000 Baht (36 YTL) olduğunu söyledi. Ben havaalanının şehrin epey dışında olabileceğini düşünerek önce normal karşıladım. Otele varınca ücretin hiç de ucuz olmadığını düşündüm. Herhangi bir hile de söz konusu değildi, çünkü taksi durağı şirket usûlüyle faturalı çalışıyordu. Gidilecek yerlere göre fiyatlar belirlenmişti ve her şey kayıt altına alınıyordu. Ama bindiğimiz araç gayet lükstü ve otelin önüne geldiğimizde güvenlik görevlisi bizi asker selâmıyla karşıladı. Hizmetliler kapılarımızı açıp özel hizmetler sunmaya başladılar. Böyle yapmaları sadece müşteri olmamızdan dolayı değil, birinci sınıf müşteri olmamızdan dolayıydı. Ertesi gün şehir içinden bindiğim taksimetreli araç da epey mesafe katettiği halde ücret sadece 70 Baht (iki buçuk lira) tuttu, ama aynı muameleyi görmedim. Sonraki dolaşmalarımda da anladım ki iki tür taksi vardı. Birinci sınıf taksilerde taksimetre kullanılmıyor, gidilecek yere göre önceden yapılan listelerde yazılan ücretler alınıyor ama kaliteli bir hizmet sunuluyordu. Öyle ki taksilere günün gazeteleri, haftanın dergileri vs. de konarak yolculuğunu bunlarla değerlendirme imkânı veriliyordu. Diğerlerinde ise taksimetrenin yazdığı ücret alınıyordu ve "vatandaş Rıza" muamelesi yapılıyordu. Bu sadece bir örnek. Benzerlerini daha başka hizmet alanlarında da görmek mümkün.
   Turizmle Düzelen Ekonomi ve Fuhuş Turizmi 
  Tayland'da aslında yoksulluk ve toplumun üst tabakasıyla alt tabakası arasındaki uçurum birkaç yıl öncesine kadar çok daha fazlaymış. Ayrıca bu uçurumda aydınlanmış kişilere hizmet için sefalete katlananların oranı da bayağı fazlaymış. Bugün kanalların üzerine kurulmuş kulübelerde yaşayanlarla üst tabaka mensuplarının içinde bulundukları şartları kıyasladığınızda aynı uçurumu yine görüyorsunuz. Ama ülkenin geçmişini bilenler sefalete mahkûm olanların sayıca çok daha az olduğunu söylüyorlar. Bunda da turizmin önemli rolü olmuş. Mevcut kral turist akışının artması için çeşitli formüller geliştirmiş. Turist çekmede ise iki ana etken var: Birincisi, tarihi eserler, saraylar ve Budizm kültürünün birikimi. İkincisi ise ne yazık ki fuhuş. Özellikle Batı ülkelerinden bu amaç için bayağı akın olduğu söyleniyor. Yönetim de bu sektörü ayıp olmaktan çıkarmaya ve normal bir gelir alanı gibi kabul ettirmeye çalışıyor. Bu yüzden cadde kenarlarına ve otel önlerine yerleşen fuhuş mafyası elemanları ellerindeki broşürlerle açıktan kadın pazarlamayı utanılacak bir iş olarak görmüyorlar.
  Uzakdoğu'nun Yemek Kültürü Karşısında
   Bir Müslümanın Uzakdoğu beldelerine gittiğinde çekeceği en önemli sıkıntılardan biri de buraların yemek kültürüne uyum sağlamasının mümkün olmamasıdır. Çünkü her şeyden önce buralarda yiyeceklerde kullanılan malzemeler konusunda herhangi bir sınırlama veya kural yok. İçine hiç et karıştırılmayan, sırf sebzeyle yapılan yemekler yemek isteseniz bile yağına güvenemezsiniz. Bitkisel yağ kullanıldığından emin olsanız, hazırlayanların elleri iştahınızı kapatacaktır. Çünkü haşerat temizlemede kullanılan ellerle sebze veya meyvelerin hazırlandığını gözlerinizle görüyorsunuz. Ayrıca yiyeceklerde kullanılan sosların yaydığı koku o yemeklere yaklaşmanızı bile engelliyor. O sebeple oralara gideceklere mutlaka yanlarında hazır yemek, kahvaltılık vs. türünden yiyecekler götürmelerini tavsiye ediyorum. Otel görevlisi bana "kahvaltı ücrete dâhil" deyince ben valizleri göstererek "benim kahvaltım bunların içinde" dedim. Çünkü hem Ramazan'da olmam sebebiyle ben yemeğimi onların uykuda olacakları sahur vaktinde yiyecektim, hem de her ne kadar kaldığım otel rahat ve lüks bir otel olsa da Uzakdoğu'nun yemek kültüründen kaynaklanan tereddütlerim onların hazırlayacakları yiyecekler konusunda içimin rahat olmasını engelliyordu.
     Beğenmediğiniz Malezya
  Tayland'dan sonraki durağımız Malezya'ydı. Bizim Malezya'yı ziyaret edeceğimiz günlerde Türkiye'de de ateşli bir "Türkiye Malezya olur mu?" tartışması başlamıştı. Biz bu tartışma sebebiyle Vakit gazetesi için hazırladığımız dizi yazıda tespitlerimizi ve izlenimlerimizi aktarmaya çalıştık. Ayrıca bu bizim Malezya'ya 2007 içindeki ikinci ziyaretimizdi. Şubat 2007'de gerçekleştirdiğimiz ziyaretimizden sonraki bazı izlenimlerimizi Vuslat dergisinin Mart 2007 sayısı için yazdığımız yazıda özetle vermeye çalışmıştık. Bu ay ki yazımızda da Tayland'la ilgili izlenimlerimize ve tespitlerimize biraz genişçe yer verdiğimizden Malezya konusunda sadece kısa notlara yer vereceğiz. Vakit gazetesi için hazırladığımız dosyamızı inşallah bayramdan sonra bütün halinde ve fotoğraflarla Web sitemizde (http://www.vahdet.com.tr/) bulabileceksiniz.
   Havaalanında Misafir Gibi Ağırlanmak
   Malezya, sevgiyle ve ilgiyle karşılandığımız bir ülke. Öyle ki havaalanında bir misafir gibi ağırlanıyoruz. İnsanın en çok zoruna giden de, ABD ve uluslar arası lobiler tarafından yönlendirilen Türkiye kartel medyasının işte bu muameleye karşı gösterdiği nankörlük oluyor.
   Malezya Uluslar arası İslâm Üniversitesi
   Türkiye'deki tartışmanın hedefine yerleştirilen Malezya Uluslar arası İslâm Üniversitesi'nin modern imkânlarla ve modern bir anlayışla eğitim hizmeti veren kaliteli bir üniversite olduğunu hatırlatalım. Türkiye'den giden öğrenciler de hem kendilerine sunulan imkânlardan hem de gördükleri muameleden son derece memnunlar.
   Siz Bu Çocukları Kapıdan Kovmuştunuz Onlar Kapıda Karşıladılar
Türkiye medyası "başörtüsü" tartışmasından yola çıkarak güya Malezya'yı kötülemeye çalışıyor. Oysa bu ülkenin çocuklarının, sırf inançlarının gereğini yerine getirdikleri için üniversitelerin kapılarından kovulduklarını ama onların gittikleri Malezya'da kapıda karşılandıklarını hiç düşünmek istemiyorlar. Bir genç kızın başındaki örtüsünü çekiştiren, onu yerlerde sürükleyen, kendisine iğrenç bir şekilde hakaret eden anlayışla, o örtüye saygı gösteren, onurlandıran ve o örtünün sahibine en güzel hizmeti vermeye çalışan anlayışı yan yana koyun. Hangisi size daha sıcak ve sevimli gelir?
   Dayatmacılar Kendi Gibileri Malezya'da Aramasınlar
   Ey dayatmacılar siz nerede durduğunuza bakın! Başkalarının size nasıl yaklaşacaklarını anlayabilmek için zikrettiğimiz iki anlayışı görün ve bunlardan hangisinin sizi resmettiğini iyice düşünün. Sonra da kendinize örnekler ve benzerler arıyorsanız Malezya'ya gitmeyin. Belki Tunus'ta, yahut ilkel kabilelerde bulabilirsiniz. Modern Firavun'un hüküm sürdüğü Mısır'da bile başörtüsüne saygı var.
   Teşekkürler Malezya
  Çocuklarımıza gösterdiğin ilgi, onlara sunduğun hizmet için sana teşekkür ediyoruz Malezya. Seninle onur duyuyoruz Malezya İslâm Üniversitesi.
Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul