18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / HAYATIN “SÜNNET” İLE DÜZENLENMESİ

HAYATIN “SÜNNET” İLE DÜZENLENMESİ

                        

 


Tevhid ehli mü'min müslüman şahsiyetler, bilir, idrak edip iman ederler ki, dünya ve ahiret kurtuluşu, mutluluğu, hiç bitmeyen huzuru,  Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e iman ile itaat etmektir... İman ve itaat, kurtuluşun, mutluluk ve huzurun kaynağıdır... Katıksız iman etmek, itaat etmeyi gerektirir... İtaat etmek gerçekten iman etmenin belgesi ve göz ile görülen yansımasıdır... Bu öyle bir itaattir ki bütün hayatı kuşatıcı ve bağlayıcıdır... Allah'a Rasulullah (s.a.s.)'e katıksız iman eden mü'min müslüman kullar, imanların gereği olan itaati gündeme getirirler... İtaat imanın, kulun hayatını düzenlemesidir... İtaat, imanın hayata taşınması ve yaşanmasıdır... Âlemlerin Rabbi ve İlâhı Allah Teâlâ'ya iman eden kullar, O'na kesin itaat etmeleri gerekir... Allah'a itaat, etmenin olmazsa olmazı, O’nun Rasulü Muhammed (s.a.s.)'e iman ve itaat etmektir... Bu iman ve itaati emreden Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ'dır!..

İşte O'nun emirleri:

"Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve Rasulüne iman ettiler."1

"Allah'a ve Rasulüne itaat edin ki, merhamet olunasınız."2

"Ey iman edenler, Allah'a ve Rasulüne itaat edin."3

"Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü:

'İşittik ve itaat ettik' demeleridir. İşte felâha kavuşanlar bunlardır.

Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse ve Allah'dan korkup O'ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır."4

"De ki: 'Allah'a ve Rasulüne itaat edin.' eğer yüz çevirirlerse şübhesiz Allah, kâfirleri sevmez."5

İnsanların Rabbi, Meliki ve İlâhı Allah Azze ve Celle, kendisine katıksız iman eden muvahhid mü’min kullarına, en son Nebîsî ve en son Rasulü Muhammed (s.a.s')e itaat etmeyi, O'na uymayı, O'nu önder ve hayat örneği edinmeyi emretmektedir:

"Dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve Resul'e itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş olursunuz."6

"Eğer O'na (Rasul'e) itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Rasul'e düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir."7

"Kim Rasul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik."8

"Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Rasulüne icâbet edin."9

Yegâne Rabbimiz Allah, muvahhid mü'min kullarını, kendilerine hayat verecek bir hakikat davet edip itaat etmelerini emir buyurmaktadır:

"Rasul size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'dan korkun. Şübhesiz Allah, cezâsı (ikâbı) pek şiddetli olandır."10

Ve Allah, "Âlemlere rahmet olarak gönderdiği"11 Rasulüne emrediyor:

"De ki: 'Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, bana uyun Allah'da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir."12

Çünkü Rasulullah (s.a.s.) muvahhid mü'min müslümanlar için hayat önderi ve hayat örneği olarak beyan edildi... Âlemlerin Rabbi Allah, O'nu, muvahhid mü'min kulları için örnek bir şahsiyet kıldı... Mü'min müslüman kullarının, O'nun gibi kul olmaları, O'na uymalarının, O'nu kendilerine önder ve örnek kılmalarını emretti... Her kim katıksız iman eder, Rasulullah (s.a.s)'i önder ve örnek edinip, O'nun Sünneti üzere hayatını tanzim ederse, Allah'ın kendisinden razı olduğu ve kendisini sevip günahlarını bağışladığı bir kul olur!..

"Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Rasulünde güzel bir örnek vardır."13 buyuran Allah Teâlâ, kendi hükmünü ve Rasulünün hükmünü beraberce anarak, iman eden ve salih amelde bulunan itaatkâr kullarını bağlayıcı olduğunu beyan buyurur:

"Allah ve Rasulü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçim hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasulüne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır."14

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s):

"Her kim bana itaat ederse, Allah'a itaat etmiştir. Her kim bana isyan ederse, Allah'a isyan etmiştir."15

En hayırlı, şahid, vasat ve merhamet olunmuş ümmetin mutlak müctehid âlimlerinden İmam Muhammed b. İdris eş-Şâfiî (rh.a.), Fıkıh usûlü ile ilgili yazdığı "er-Risâle" isimli meşhur eserinde şunları beyan eder:

"Allah, insanlara gönderdiği vahye ve Peygamberinin Sünnetlerine uymalarını farz kılmıştır.

Allah, kitabında şöyle buyurmuştur:

"Rabbimiz, içlerinden onlara bir Rasul gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şübhesiz Sen, güçlü ve üstün olansın." (Bakara 2/129)

"Öyle ki size, kendinizden, sizi arındıracak, size Kitab ve Hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir Rasul gönderdik."(Bakara 2/151)

"Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde kendilerinden bir Peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O,) onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitab'ı ve Hikmet'i öğretiyor. Ondan önce ise onlar, apaçık bir sapıklık içindeydiler." (Âl-i İmrân, 3/164)

(...........................................)

Burada Allah, Kitab'ı zikretmiştir ki, O Kur'ân'dır. Hikmet'i de zikretmiştir. Kur'ân ilmine vakıf olanlardan beğendiğim birinden:

-Hikmet, Hz. Peygamberin Sünnetidir, dediğini işittim.

Allah bilir ya, bu, onun söylediği gibidir. Çünkü Kur'ân zikredilmiş, Hikmet de ona tabi kılınmıştır. Allah, insanlara Kitab ve Hikmet'in öğretilmesinin onlara kendi lütfü olduğunu zikretmiştir ki, Buna göre Allah bilir ya, burada Hikmet'in, ancak Hz. Peygamber'in Sünneti olduğu söylenebilir. Çünkü Hikmet, Allah'ın Kitab'ı ile birlikte zikredilmiştir. Allah, Peygamberine itaati farz kılmış, O'nun emrine insanların kesin olarak uymaları gerektiğini bildirmiştir. Buna göre, Allah Kitabı'nda ve Peygamberinin Sünnetinde yer almayan bir söz için, 'bu farzdır' denilmez. Zirâ, Allah'ın, Peygamber'e imanı, kendisine imanla birlikte zikrettiğini anlattık.

Hz. Peygamber'in Sünneti, Allah'ın murad ettiği mânâyı açıklayıcıdır. Kur'ân'ın âmm ve hâssını gösteren bir delildir. Sonra Hikmet, Kitabıyla birlikte zikredilmiş ve onu, Kitabına tabi kılmıştır. Allah, böyle bir şeyi Peygamberinden başka hiç kimse için yapmamıştır."16

Aziz İslâm Milleti'nin mutlak Muctehidlerinden İmam eş-Şafiî (rh.a.)bunları beyan ederken, yine ümmetin mutlak Muctehidlerinden İmam Mâlik b. Enes (rh.a.), şu hadis-i şerifi naklederek, Kur'ân'la beraber Rasulullah (s.a.s.)in Sünneti'nin de ümmeti bağlayıcı olduğunu, kurtuluş için Allah'ın Kitabı'na ve Nebîsi'nin Sünneti'ne sarılmanın şart olduğunu, bunun ümmet için olmazsa olmaz derecesinde bulunduğu görüşüne katılmaktadır!..

İmam Mâlik'e rivayet edildi.

Rasulullah (s.a.s.):

"Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı bağlandığınız sürece, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar: Allah'ın Kitabı ve Nebîsinin Sünneti'dir." buyurmuştur."17

Bütün bu delillerden sonra net olarak anlaşılan şu ki, Rasulullah (s.a.s)'in "Kalî, Fiilî ve Tekrirî Sünneti," Ümmeti her mükellef muvahhid mü'min müslüman ferdini bağlayıcıdır... Kadın olsun, erkek olsun her mü'min müslüman kulun, Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti üzere yaşaması ve Sünneti hayata taşıyıp, Sünneti hayatlaştırıp, hayatı Sünnetleştirip itaat etmesi farzdır!..

Yegâne önderimiz Rasululllah (s.a.s.)'in Sünneti bütün hayatı kuşatıcıdır... Siyasetiyle, ekonomisiyle, hukukuyla, eğitimiyle, ticaretiyle, işvereniyle, işçisiyle, toprağın işlemesinden fabrikasıyla, üretiminden tüketimine kadar hayatın her şeyini kuşatıcı ve bağlayıcıdır... Kitab ve Sünnet'in hakkında söz söylemediği, hüküm beyan etmediği hayatî hiçbir şey yoktur... Kur'ân ve Sünnet, hayatın her mes'elesi için mutlaka bir bağlayıcı hüküm beyan etmişdir... Mü'min müslümanların kulluk vazifesi, bu imandan kaynaklanan bağlayıcı hükümleri hayata taşıyıp yaşanır hâle getirmektir!..

Kendisine itaatin iman ve yüz çevirmenin küfür olduğu18 Rasulullah (s.a.s.)'in:

"Sünnetimi işlemeyen benden değildir!" buyruğu meşhurdur...

Bu konuda birkaç örneği zikretmekte fayda buluyoruz...

1- Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:

Üç kişi, Rasulullah (s.a.s.)'in hanımlarının evlerine geldi de, Rasulullah'ın ibadetinden soruyorlardı. Bunlara Rasulullah'ın ibadeti haber verilince, kendileri bu ibadeti azımsadılar ve:

- Biz nerede, Rasulullah nerede? Muhakkak Allah, Rasulünün geçmiş olan ve gelecekte işlenmesi muhtemel bulunan bütün günahlarını mağfiret etmiştir, dediler.

İçlerinden biri:

-Bana gelince, ben geceleri dâima namaz kılacağım! dedi.

Diğeri de:

-Ben, her zaman oruç tutacağım ve oruçsuz olmayacağım, dedi.

Üçüncüsü de:

-Ben de kadınlardan ayrı yaşayacağım, hiç evlenmeyeceğim, dedi.

Onlar, bu sözleri söylerken Rasulullah (s.a.s), onların yanlarına çıkageldi de:

"Sizler, şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz. Dikkat edin! Allah'a yemin ederim ki ben, sizin Allah'dan en çok korkanınız en çok takvalı olanınız bulunuyorum. Bununla beraber ben, oruç tutarım, oruçsuz bulunurum. Nâfile namaz kılarım (gecenin bir kısmında) uyurum. Kadınlarla da evlenirim. (İşte benim Sünnetim, hayat yolum budur.) Her kim benim Sünnetimden (hayat yolumdan) yüz çevirirse, O benden değildir!. buyurdu.19

Hadisin şerhinde şunlar kaydedilmiştir:

"Said b. el-Müseyyeb (rh.a.)'ın mürsel olarak rivayet ettiği bir hadise göre, Peygamber (s.a.s.)'in ibadetini sormaya gelenler Ali b. Ebu Talib, Abdullah b. Amr b. el-Âs ve Osman b. Maz'ûn (r.anhum) Hazerâtıdır.

"Her kim benim Sünnetimden yüz çevirirse benden değildir" cümlesinden murad, Sünnetimden yüz çeviren, benim yolumda değildir, demektir. Yani, buradaki Sünnet'ten murad, tarikat ve yoldur. Bu da farz, nâfile bütün amellere ve akâide şâmildir.

Ulemâdan bazılarına göre, Peygamber (s.a.s.) Efendimizin yoluna muhalefet etmekle, kendi yaptığı ibadetin, O'nun yaptığından daha üstün ve Muvâfık olduğunu göstermek isteyen kimse, dinden çıkar. Bu takdirde hadis-i şerifteki,"Benden değildir" cümlesi, "Benim dinimden değildir" mânâsına gelir."20

Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.), bu konuda şunları kaydeder:

"Burada Sünnet'ten maksad, yoldur. Farzın karşıtı olan değildir. Bir şeyden yüz çevirmek ise ondan uzaklaşıp, başkasına yönelmektir. Yani, benim yolumu terk edip, başkasının yolunu izlemeye koyulan kimse benden değildir…

'Benden değildir' buyruğundan maksad şudur: Eğer Sünnet'ten yüz çevirmek bir türlü te'vilde bulunmak sureti ile ortaya çıkmışsa, bunu yapan ma'zur görülür. Bu durum da 'benden değildir,' benim yolum üzere değildir anlamına gelir. Böyle bir kimsenin dinden çıkması söz konusu olmaz. Eğer kendisinin amelinin daha çok tercih edilmesi gerektiği inancına götürecek şekilde bir yüz çevirme ve kibirlenme sonucu ortaya çıkmışsa, bu durumda 'benden değildir' buyruğu, benim dinim üzere değildir, anlamına gelir. Çünkü böyle bir inanca sahip olmak, bir çeşit küfürdür."21

2-Mü'minlerin annesi Âişe (r.anha) anlatıyor:

Osman b. Maz'ûm'ın hanımı Havle bint Hakim, eski-püskü elbiseler içinde yanıma girince:

-Bu hâlin nedir? diye sordum.

O:

-Kocam, geceyi ibadetle, gündüzü de oruçlu geçiriyor, karşılığını verdi.

Rasulullah (s.a.s.) gelince, olanları O'na anlattım. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), Osman b. Maz'ûn'a rastlayınca O'na şöyle buyurdu:

"Ey Osman, bize ruhbâniyet emredilmedi. Ben de, senin için örneklik yok mu? Vallahi, aranızda Allah'dan en çok sakınan ve sınırlarını koruyan kişi benim."22

3-Âişe (r.anha) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), Osman b. Maz'ûn'u çağırmış ve yanına gelince:

"Ey Osman, sen, benim sünnetimden yüz mü çeviriyorsun?" buyurmuştur.

Osman da:

-Vallahi, hayır ya Rasulullah! Bilâkis ben, senin sünnetini seviyorum, diye cevap vermişti.

(Bunun üzerine Rasulullah:)

"Gerçekten ben uyku da uyurum, namazda kılarım. Oruç da tutarım, iftarda ederim. Kadınlarla da evlenirim.

Ey Osman, Allah'dan kork! Çünkü senin üzerinde ehlinin de hakkı vardır. Senin üzerinde misafirin hakkı vardır ve senin üzerinde nefsininde hakkı vardır. Oruç tut, iftarda et, namaz kıl, uykuda uyu!" buyurdu.23

Rasulullah (s.a.s.), Ümmeti için her hâlde en güzel örnektir... O'nun örnek edilmesi ve O'nun gibi davranılması gerekir... Ümmetinin içinde Allah'dan en çok korkan, zirvede takva sahibi ve Allah'ın sınırlarını en çok koruyan Rasulullah (s.a.s.):

"Bende, senin için örneklik yok mu? " diye ümmetinin her ferdine hitap edip sormaktadır!..

Allah Teâlai kulu ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)'i Ümmet için yegâne ve en güzel örnek kılmış, O'nun rızasını isteyenlerin, O'nun gibi olmasını, O'na uyup itaat etmesini emir buyurmuştur...

Rasulullah (s.a.s.), yirmi üç yıllık Nübüvvet ve Risâlet döneminin on üç yılını Mekke'de, on yılını da Medine'de geçirmişti... Mekke'de laik-demokratik bir devlet ve şirk düzeni hâkim idi... Rasulullah (s.a.s.) ve O'na iman edenler, Allah'ın O'na vah yettiğini kalben tasdik, dil ile ikrar edenlerle beraber, Allah düşmanları olan müşrik egemenlerin esareti altında kalmış, nice işkenceler görmüş ve birçok zulümlere uğramıştı... Bütün bunlara rağmen hak dâvâsından asla taviz vermemiş, laik-demokratik düzenin yöneticilerinden gelen meşru olmayan bütün teklifleri reddetmiş, hak ile bâtılın karışmasını isteyenlerin isteklerini asla kabul etmemiş ve şirk üzere uzlaşmaya yanaşmamıştır... O ve O'na iman edenler, her türlü sıkıntıya göğüs germiş, sabırla direnmiş ve kesinlikle yılmamışlardı...

Laik-demokratik Mekke şirk devletinin müşrik yöneticilerin "İslâmsız" uzlaşma tekliflerine karşılık:

"Sizin dininiz size, benim dinim bana."24 Cevabını vermiş ve:

"Sizin Allah'dan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnız Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler." 25hakikatini apaçık beyan etmiştir.

Çünkü: "Ya İslâm ya da başkası değil!" şiârı, her zamanda ve her mekânda gerçekleşmelidir… Evet, "İslâm, yalnız İslâm, başkası değil" yeryüzüne egemen oluncaya kadar mücadele ve mücahede devam edilmelidir… Allah, böyle buyurur:

"(Yeryüzünde) fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artı zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur." 26

Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti budur!..

"Her kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir." buyruğu, bu sünneti beyan etmektedir…

Laik-demokratik Mekke şirk devletinin bunca zulüm ve işkencelerine dayanıp onlara karşı koyan Rasulullah (s.a.s.) ve Sahabe-i Kirâm, kendilerinden sonra gelen ümmetin ferdlerine en güzel örnek olmuşlardır…

Hicrî on beşinci, Milâdî yirmi birici asırda yaşayan, toprakları zalim egemen tağutî güçler tarafından işgal edilen, beş emniyetini kaybeden ve esaret altına giren mü'min müslümanların örneği, laik-demokratik Mekke şirk devletinde yaşamaya gayret eden Rasulullah (s.a.s.) ve Sahabe-i Kiram'dır...Muvahhid mü'min müslümanlar mahkum, şirk ve küfür ile yönetenler hakim durumda oldukları laik-demokratik Mekke şirk devleti ve küfür ülkesi!..

Allah'ın Hâlili ve Rasulü İbrahim (a.s.) ve oğlu İsmail (a.s.) döneminde İslâm'ın hakim olduğu bir "Daru'l-İslâm" olan Mekke, daha sonra putperest tağutlar tarafından işgal edilip bir "Daru'l-Şirk", bir "Daru'l-Harb"'e dönüşmüştü...27

Rasulullah (s.a.s.)'in  "Kalî, Fiilî ve Takrirî Sünneti," böyle bir ülkede yaşayan muvahhid mü'min müslümanların kıyamete kadar örneği olup, O'nun gibi davranmak her iman ehli kulun kulluk vazifesidir... Rasulullah (s.a.s.)'in siyasî ve cihadî hareket metodu nasıl ise, mü'min müslümanların da öyle olması lazımdır...

Ferdî hayattan Ailevî hayata, siyasetten ekonomiye, hukuktan eğitime, ticaretten sosyal ilişkilere kadar hayatın her merhalesinde, her yönünde mutlaka Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti esas alınmalı ve hayat, ona göre düzenlenmelidir...

Sünnet'in hayata taşınması, hayatî bir-iki konuyu Sünnet'e göre düzenlemek değil, hayatın bütününü Sünnet'e göre ayarlamak ile gerçekleşir... Eşi ve benzeri olmayan Allah Teâlâ, kendisine ortak olunmayı asla kabul etmediği gibi, hayatın bütününü kuşatıcı olan İslâm da kendisine asla ortak kabul etmez... Çünkü İslâm, Allah katındaki tek dindir,28 yani Allah'ın dinidir... Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti, dinin hayat bulması ve hayatlaşmasıdır...

Eyyûb es-Sahtiyânî (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

"Benim sünnetime uyan bendendir."29

Dipnot

1- Hucurat, 49/15.

2- Âl-i İmrân, 3/132.

3- Enfal, 8/20.

4- Nûr, 24/51-52.

5- Âl-i İmrân, 3/32.

6- Nûr, 24/56.

7- Nûr, 24/54.

8- Nisa, 4/80.

9- Enfal, 8/24.

10- Haşr, 59/7.

11- Enbiya, 21/107.

12- Âl-i İmrân, 3/31.

13- Ahzab, 33/21.

14- Ahzab, 33/36.

 15- Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Ahkâm, B. 1, Hds. 1,

                               Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B. 108, Hds. 164.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmâre, B. 8, Hds. 32-33.

İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, çev. Hasan Yıldız, İst. 2011, C. 8, Sh. 115, Hds. 8674-8675.

Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 2, Sh. 244, 342.

 16- Muhammed b. İdris eş-Şafiî, er-Risâle, çev. Prof. Dr. Abdulkadir Şener- Prof. dr. İbrahim Çalışkan, Ank. 1996, Sh. 50-52. Md. 244-257.

17- İmam Mâlik, Muvatta', Kitabu'l-Kader, Hds. 3.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale's-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 1, Sh. 469-470, Hds. 323-324.

18- Bkz. Âl-i İmrân, 3/31-32.

19- Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B. 1, Hds. 1.

Sahih-i Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B. 1, Hds. 5.

Sünen-i Nesâî, Kitabu'n-Nikâh, B. 4, Hds. 3203.

Abdurrezzâk es-San'ânî, Musannef, çev. Zekeriyya Yıldız İst. 2013 c.6, sh.205. hds. 10374

Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 3, Sh. 241, 359.

20- Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İst. T.Y. C. 7, Sh. 216-217.

21- İbn Hacer el-Askalânî, Fethu'l-Bârî - Muhtasar, çev. Dr. Halil Aldemir - M. Beşir Eryarsoy, İst. 2007, C. 10, Sh. 346.

22- Abdurrezzâk es-San'ânî, Musannef, C. 6, Sh. 205, Hds. 10375. C. 7, Sh. 222, Hds. 12591.

el-Hâfız İbn Hacer el-Askalânî, Metâlibu'l-Âliye, çev. Adem Yerinde, İst. 2006, C. 1, Sh. 252, Hds. 543'ün devamı - numarasız. Ebu Ya'lâ, Müsned'den.

23) Sünen-i Ebu Davud, Kitabu Salatu't-Tatavvu', B. 27, Hds. 1369.

Sünen-i Dârimî, , Kitabu'n-Nikâh, B. 3, Hds. 2175.

24- Kâfirûn, 109/6.

25- Yusuf, 12/40.

26- Bakara, 2/193. Enfal, 8/39.

27- Bkz. Şemsü'l-eimme Ebu Sehl Ebu Bekr Muhammed b. Ahmed Sehahsî, Mebsût, çev. M. Taha Odabaşı - Taha Nas, İst. 2008, C. 14, Sh. 98.

28- Rabbimiz Allah şöyle buyur:

"Hiç şübhesiz din, Allah katında İslâm'dır." Âl-i İmrân, 3/19.

29- Abdurrezzâk es-San'ânî, Musannef, C. 6, Sh. 207, Hds. 10379.

 

 

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul