18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / ÜMMETİN OLMAZSA OLMAZI

ÜMMETİN OLMAZSA OLMAZI

“Şübhesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiblerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah,  size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah, işitendir görendir.” 1

Böyle buyurdu Rabbimiz Allah Teâlâ!

Emanet!.. Ehline teslim edilmesi gereken her şey bir emanettir ve emanet ehline, yani sahibine teslim edilmelidir… İnsanın üzerinde birçok emanetler vardır… Çünkü insan emaneti yüklenen ve en güzel kıvamda yaratılan bir varlıktır…

Rabbimiz Allah:

“Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar, bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar. Onu, insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.”2 buyurmaktadır…

Ayet-i Kerimede beyan buyrulan “emanet” konusunda İslâm âlimleri olan müfessirler şunları söylemişlerdir:

“Bunda iki görüş vardır:

Birincisi: O, farzlardır. Allah onu, göklere, yere ve dağlara teklif etti. Eğer onu yerine getirirlerse, ona sevab verecek, eğer onu zâyi ederlerse, ona azab edecektir. Bunlar, bunu istemediler. Onu,  Âdem’e teklif etti. O, her şeyiyle kabul etti.

Bunu, İbn Ebi Talha, İbn Abbas’dan rivayet etmiştir.

İkincisi: O, insanların birbirine ettikleri emanetlerdir.”3

İmam Kurtubî (rh.a.), meşhur eseri olan “el-Câmîu li Ahkâmi’l- Kur’ân” adlı tefsirinde şöyle der:

“Emanet, bu husustaki en sahih görüşe göre, dinin bütün görevlerini kapsamaktadır. Cumhur’un görüşü budur.

Buna göre emanet, yüce Allah’ın kullarına emanet olarak verdiği farzlardır.

İbn Mes’ud (r.a.) dedi ki:

“Bu buyruk emanet olarak bırakılan şeyler ve benzeri mal emanetleri hakkındadır. Bütün farzlardır. Bunların en ağırı ise, mal emanetidir.”4

İmam Kurtubî (rh.a.)’in beyan ettiği üzere Cumhur’un görüşü ve sahih olan görüş emanetin, dinin, yani yegâne hayat nizamı İslâm’ın kula, yüklemiş olduğu bütün görevlerdir… Allah’ın ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)’in emrettiklerine itaat edip yerine getirmek, nehyettiklerinden tamamen sakınıp uzak kalmak emanettir…

Rabbimiz Allah Teâlâ:

“Şübhesiz Allah, size emanetleri ehline (sahibine) teslim etmenizi emrediyor.” buyurmakta ve o emanetlerden birisi olan Allah’a, Rasulüne ve sizden olan ulu’l emre itaat etmeyi emretmektedir…

Emanet, mutlaka sahibine teslim edilmelidir!.. Allah’ın emri bu!..

Şöyle buyurdu yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Azze ve Celle:

“Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Rasul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin). Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artı onu Allah’a ve Rasulüne döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.”5

Katıksız iman eden muvahhid mü’minlerin kulluk görevidir bu… Bu, yüklenilen emanetin, sahibine teslim edilmesi gereğidir…

Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Allah’a itaat edin!..

Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Rasul (s.a.s.)’e itaat edin!..

Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, sizden olan, Allah’a ve Rasulullah (s.a.s.)’e katıksız iman ederek itaat eden ve sizleri, Allah’ın indirdikleriyle hükmedip Kitab ve Sünnete göre yöneten emir sahiplerine de itaat edin!..

Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, bütün ihtilaflarınızın çözümünü Allah’a ve Rasulü (s.a.s.)’e havale edin, Allah ve Rasulü ne hüküm verirlerse, hemen ona tabi olup itaat edin!..

“Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.”

İman ettiklerini beyan edenlere emanet edilen itaat vazifesi yerine getirilmelidir… Çünkü emanet, ehline, yani sahibine teslim edilmelidir…  Adâlet budur…

“Allah’a itaat edin,” bir emanettir ve Allah’a itaat edilerek, emanet, sahibine teslim edilmelidir…

“Rasul’e itaat edin,” bir emanettir ve emanet, sahibine teslim edilmelidir…

“Sizden olan emir sahiblerine de (itaat edin,) bir emanettir ve emanet, sahibine teslim edilmelidir…

Allah’a iman edip itaat eden, Rasulullah (s.a.s.)’e iman edip itaat eden mü’min müslüman kullar, kendileri gibi Allah’a ve Rasulüne iman edip itaat eden, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmedip, Rasulullah (s.a.s.)’in Sünnetine uyan bir kulu başlarına yönetici seçerler… Bu yönetici, Allah’a ve Rasulüne itaat ettikçe, aralarında Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmettikçe ona itaat ederler… Onların bu Ulu’l-emr’e itaat etmeleri, Ulu’l-emrin,  Allah’a ve Rasulüne itaat etmesinden dolayıdır… Ulu’l-emr, yani, yönetici, emir, imam, halife, devlet başkanı, Allah’a ve Rasulüne itaat ettiği için kendisine itaat etmek, emanettir… Emanet de, mutlaka sahibine teslim edilmelidir…

Allah Teâlâ bunu emrediyor!

Hiç şübhesiz, katıksız iman eden mü’minler ve tam teslimiyet ile teslim olmuş müslümanlar bu emri, emrolundukları gibi dosdoğru yerine getirirler… Mü’min müslüman yönetici, bir emanetçidir… Emanetin gereğini dosdoğru yapmalıdır… O, Allah’ın Kitabıyla yönetecek, yönetiminde adâletli olacak ve yönetilenlerde, böyle davranan yöneticilerine itaat edecekler… İtaat etmek ve itaat olunmak tek şarta bağlanmıştır: Allah’a ve Rasulü (s.a.s.)’e itaat etmek!..

Yöneten, Allah’a ve Rasulüne itaat ettikçe, Allah’a ve Rasulüne itaat eden yönetilen, ona itaat edecektir… Neticede her iki tarafta Allah’a ve Rasulüne itaat etmektedirler… Çünkü yönetilenler, katıksız imanlarının gereği olarak Allah’a ve Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’e itaat etmekte, onların içinden, onlar gibi iman edip onlar gibi itaat eden bir mü’min müslümanı yönetici olarak seçerler, seçtikleri kişi, Allah’a ve Rasulüne itaat ettiği müddetçe, ona itaat, onlara farz olur…

“ İnsanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmedin” diye emreden Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, adâletle hükmetmenin ancak Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmek ile gerçekleşeceğini beyan buyurur:

“ Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların hevâlarına uyma.”6

Rabbimiz Allah, O’nun hükümleriyle hükmetmeyenlerin kâfirlerin, zalimlerin ve fasıkların tâ kendileri olduğunu7 beyan buyurmakla adâletin, ancak O’nun indirdikleriyle hükmetme sonucu toplumda hâkim olacağını, O’nun hükümlerinin dışında başka yasalarla hükmetmenin küfür, zulüm ve fısk olduğu için böyle toplumda adâletin asla olmayacağını apaçık bildirmiştir…

“ Sizden olan emir sahiplerinede (itaat edin).” Emri, Müslümanların arasında Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmeden âdil yöneticiye itaat edin demektir… Böyle yöneticiye itaat, Allah’a ve Rasulüne itaattır… Yönetiminde bulunduğu ülkede Allah’a ve Rasulüne itaat eden, Kitab ve Sünnet ile yöneten, Allah’ın hükümleriyle hükmeden bir emire, bir imama, bir halifeye ve bir sultana itaat, Onun hükümleriyle hükmettiği Kitab ve Sünnet’e itaattır…

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

“Her kim bana itaat ederse, Allah’a itaat etmiştir. Her kim bana isyan ederse, Allah’a isyan etmiştir. Her kim benim emirime itaat ederse, bana itaat etmiştir. Her kim de benim emirime isyan ederse, bana isyan etmiştir.”8

Muttakîlerin ve mücahidlerin önderi Rasulullah (s.a.s.)’in bu beyanı, Rabbimiz Allah’ın şu buyruğunun açıklamasıdır:

“Kim Rasul’e itaat ederse, gerçekten Allah’a itaat etmiş olur.”9

Bu hadisin şerhinde Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.) şunları kaydeder:

“Tîbî şöyle demiştir:

Yüce Allah, ‘Rasul’e itaat edin’ cümlesinde fiili tekrarlayarak, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in itaatte müstakil olduğunu işaret etmiştir. Bunu, ulu’l-emr’de tekrarlamayarak, onların içinde itaatı gerekli olmayan kişiler buluna bileceğine işaret etmiştir. Yüce Allah bu hususu, ‘eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz’ ifadesiyle belirtilmiştir.

Bunada âdeta şöyle denilmektedir:

İdareciler, hakka göre hareket etmezlerse, onlara itaat etmeyiniz ve çekişmeye düştüğünüz şeyi Allah’ın ve Peygamberin hükmüne götürünüz.”10

İmam Tîbî (rh.a.)’in beyan ettiği:

“İdareciler, hakka göre hareket etmezlerse, onlara itaat etmeyin.” Cümlesi, zalim tağutların işgalinde ve egemenliğinde bulunan İslâm topraklarında esaret altında yaşamaya çalışanlar için tekrar tekrar okunup gereğince amel edilmesi gereken doğrunun tâ kendisi olan bir cümledir…

Egemenlikleri altındaki İslâm topraklarında, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyi yasaklayan ve ilâhlaştırdıkları hevâlarından ortaya koydukları kanunlarla mazlum insanları yönetmeye devam eden tağutlar, her şeyleriyle hakka göre hareket etmemekte, hakları çiğnemekte, her tavırları, her hareketleri bâtıla göre olup zulüm üste zulüm işlemektedirler…

Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen bu zalim tağutlar, bazı bölgelerde elleri abdestli, bazı bölgelerde içkilidirler… Bu zalimlerin, değişmez ortak yönleri, Allah’ın hükümlerini yasaklayarak, kendi yasalarıyla hükmetmeleridir… Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen ve Rabbimiz Allah’ın ayetlerinde beyan buyurduğu üzere kâfir, zalim ve fasık olanlara nasıl itaat edilebilinir?.. Her hükümleri, her yasaları ve her istekleri, Allah’a isyan olan, Allah’ın haram kıldıklarını yasalaştırıp serbest bırakan,  Allah’ın helâl kıldılarını yasaklayan, hevâlarını ilâhlaştıran bu tağutlara itaat edilir mi?

Abdullah ibn Ömer (r.anhuma) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“( Devlet âmirlerinin) sevdiği yahud sevmediği hususlardaki emirlerini dinlemek ve ma’siyetle emrolunmadıça itaat ve icâbet etmek, müslim kişi üzerine vâcib bir haktır. Ma’siyette emrolunduğu zaman da onları dinlemek ve boyun eğmek yoktur.”11

Emiru’l mü’minin İmam Ali b. Ebi Talib (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Âmire itaat, anca ma’kul ve meşrû’olan emirler hakkındadır.”12

İmam Ali (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allah’a isyan hususunda itaat yoktur. İtaat, ancak meşrû’ (Allah’ın hükümlerine uygun olan) dadır.”13

Ebu Said el-Hudrî (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Onlar, (yani başınızdakiler) den kim size Allah’a isyan etmeyi emrederse, sakın ( o hususta) o kimseye itaat etmeyiniz.”14

Rabbimiz Allah Azze ve Celle, insan kullarına hidayet rehberi olarak gönderdiği en son Nebî ve en son Rasul olan Rasulullah Muhammed (s.a.s.) için şöyle buyuruyor:

“O, hevâdan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.”15

Rasulullah (s.a.s.) böyle buyurdu!..

Merhamet olunmuş, insanlar  için şahid kılınmış vasat ümmet, yegâne önderi Rasulullah (s.a.s.) itaat etmekle mükelleftir, tağutlara değil!.. Tağutlar, ister eli abdestli olsun, ister eli içkili olsun yaptıkları iş aynısının tıpkısıdır:  Allah’ın hükümlerini devreden çıkarıp yasaklamak ve kendi yasalarıyla yönetmek…

Tağutların yasaları, ilâhlaştırdıkları hevâlarının mahsulüdür… İlâhlaşan hevâ, Âlemlerin Rabbi Allah’a ortak kılınmış olur… Yani, yasaları şirk ve küfürdür… Onlar, yasa koyucu ve yasaları uygulayıcıdırlar… Elleri abdestli olsa ne olur, elleri içkili olsa ne olur?

Bütün bu açıklamalardan net olarak anlaşılan şudur ki, Allah ve Rasulullah (s.a.s.), katıksız iman eden muvahhid mü’minlere emretmişler, ancak Allah’a ve Rasulüne itaat eden, Allah’ın hükümleriyle hükmeden, mü’min müslüman olan ulu’l emr’e yani yöneticilere itaat edin… İslâm’î söylenişiyle yönetici, imam, emir ve halife’dir… Allah’ın hükümleriyle hükmettikçe, Allah’a ve Rasulü (s.a.s.)’e itaat ettikçe yöneticiye itaat edilir… Eğer, Allah’a isyan eder ve haram olan şeyleri emrederse, ona itaat etmek yoktur, asla olmamalıdır…

İşgal edilmiş İslâm toraklarındaki egemen zalim tağutlar, şirkle, küfürle, haramla ve günahla emretmektedirler… Onların hiçbir şeyleri meşrû’ değildir… Her yasaları ve her kurumları ğayr-i meşrû’dur…

Laik- demokratik ve gayr-ı İslâmi Türkiye Cumhuriyeti’nin Millî Eğitim Bakanlığının yayınladığı “Örnekleriyle Türkçe Sözlük” adlı sözlükte Meşrû’ kelimesi şöyle izah olunmuştur:

“Meşrû’: şeriata, dine uygun, dinin izin verdiği.”16 

Yine, laik-demokratik ve gayr-ı İslâmî olan Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kurumlarından biri olan “Türk Dil Kurumu”nun yayınladığı “Mükemmel Osmanlı Luğatı” adlı eserde “meşrû’” kelimesi şöyle açıklamıştır:

“Meşrû’: Şer’an cevâz verilmiş şey.”17

Tariflerden anlaşıldığı üzere bütün tağutî ve bâtıl düzenler  “ gayr-ı Meşrû’” dur !..

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in yukarıda kaydedilen hadisini tekrar hatırlayalım:

“Allah’a isyan hususun da itaat yoktur. İtaat, ancak meşrû’ (Allah’ın hükmüne uygun olan) dadır.”

“ Sizden olan ulu’l-emr’e (itaat edin).” Diye buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ… Emir, yani yönetici hem bizden olacak, hem de emirleri meşrû’ olacak ki, itaat edelim… Eğer yönetici, zâhiren bizden görünüyor ve emirleri gayr-ı meşrû’ ise, kendisine asla itaat edilemez… Şayet işgal edilmiş İslâm topraklarında egemen olan tağutların tağutî düzeninde yöneticiler, elleri abdestli olsalar dahi, değil mi ki, gayr-ı meşrû’ hükümlerle, yani ilâhlaşmış hevâlarının istekleriyle hükmediyor ve Allah’ın hükümlerini rafa kaldırarak, onunla hükmetmeyi yasaklıyorlar, onların emirlerine kesinlikle itaat edilmemelidir… Anlatıldığı ve anlaşıldığı üzere, bu emirlerin bütünü Allah’a isyan üzere gündeme getirilmiştir… Allah’a isyan konusunda hiç kimseye itaat edilemeyeceğini, kendisine itaat etmemiz emredilen önderimiz Rasulullah (s.a.s.)buyurdular…

Rasulullah (s.a.s.), yöneticiler, ancak Allah’ın Kitabı Kur’ân-ı Kerim ile yönetir ve Âdil davranırlarsa, onlara itaat etmeyi emretmiştir!..

 Yahya b. Husayn (rh.a.) anlatıyor:

Nimen (Ümmü’l-Husayn)in şöyle haber verdiğini işittim:

Rasulullah (s.a.s.)’i, vedâ Haccı’nda hutbe verip:

“Üzerinize, sizi Allah’ın Kitabı’yla yöneten bir köle bile yönetici tayin edilse, onu dinleyin ve itaat edin.” Buyururken işitmiştir.18

İşte, emanetin kendisine teslim edilecek gerçek sahibi!.. Allah’ın Kitabı’yla, Allah’ın hükümleriyle yöneten kişi… Mü’min müslümanların aralarında Allah’ın indirdiği hükümlerle ve adâletle hükmeden şahsiyet… Makamından dolayı adına ne denilirse denilsin, ister imam, ister emir, ister halife denilsin, aynı şey kasdedilip denilmiş olur… O, bulunduğu yönetici makamında, Allah’ın Kitabı’yla yönetmekte ve âdil davranmaktadır… İşte, her mü’min müslüman kişi, bu makama ve bu makam sahibine itaat etmekler emr olunmuştur…

“Ehl-i Sünnet” akîdesinde, “Daru’l- İslamâ”da “Halife”nin, “Daru’l -Harb”de ise “Emir”in seçilmesi ve kendisine itaat edilmesinin olmazsa olmaz olduğu malumdur…

Ehl-i Sünnet’in meşhur akîde kitablarında bu konu şöyle beyan edilmiştir:

İmam Ömer Nesefî (rh.a.) şöyle der:

“Müslümanlar için bir imama mutlak sûrette ihtiyaç vardır.”19

Sa’düddin Taftazânî (rh.a.):

“Bir halife tayin etmenin vâcib olduğu konusunda icma ve ittifak vardır. (……)

Ehl-i Sünnet Mezhebine göre, halife tayin etmek, halk üzerine ve nakli delillerin gereği olarak vâcibdir.”20 diyor.

İmam Ebu’l -Mu’în en-Nesefî (rh.a.) ise şunları beyan eder:

“Üzerimizde İslâm Devlet Başkanı olan İmamı görmeden bir günün geçmesi câiz değildir. İmam, devlet başkanı olan Halifedir.”21

Akâid âlimlerimiz, Ehl-i Sünnet akîdesinin ilkelerinden yola çıkarak olmazsa olmaz olan hakikati böyle dile getiriyorlar…

Hilafet makamı, Rasulullah (s.a.s.)’in vefâtından sonra Ashab-ı Kirâm tarafından ittifakla seçilen Ümmetin sıddîkı, Rasulullah’ın Halifesi İmam Ebu Bekr es-Sıddîk (r.a.) tarafından ihyâ edildi… O’ndan sonra bu makam hep korundu, bu müessese gerek âdil gerek câir imamlar tarafından yaşatıldı… Ümmetin bir başı oldu ve meşrû’ olan emirlerde hep itaat edildi… Ancak, Milâdî 1258-1261 tarihleri arası Moğulların, Bağdad’ı işgal etmeleri ve Halife’yi şehid edişleri sebebiyle 3 yıl ümmet başsız kaldı… Daha sonra Mısır’da ve İstanbul’da Hilafet devam etti, tâ 3 Mart 1924 tarihine kadar… Bu tarihte, “Lozan anlaşması’”na sadık kalan, laik- demokratik ve gayr-ı İslâmi Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticileri, 431 nolu kanun ile Hilafet makamını kaldırdılar… Kararları, 6 Mart 1924-63 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlülüğe girdi…

Ehl-i Sünnet akîdesine göre, “İmamı-halifeyi görmeden bir günlerinin geçmesi câiz olmayan” Ümmet, 3 Mart 1924 tarihinden bu güne bu “câiz olmayan” durumu yaşamaktadır… Rabbimiz Allah Tâlâ şöyle buyurur:

“Şübhesiz bunlarda, aklını kullanan bir topluluk için gerçekten ayetler (deliller ve ibretler) vardır.”22

 

Dipnot

 

 

1-Nisa, 4/58.

2- Ahzab, 33/72.

3- İbnü’l-Cevzî, Zadü’l-Mesir Fi İlimi’t-Tefsir, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst. 2009, C. 5, Sh. 110.

4-İmam Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2002, C. 14, Sh. 202-203.

5- Nisa, 4/59.

6-Mâide, 5/49.

7- Bkz.Mâide, 5/44-45-47.

8-Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Ahkâm, B. 1, Hds. 1.

                          Kitabu’l-Cihad, B. 108, Hds. 164.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B. 8, Hds. 32-33.

Sünen-i Nesâi, Kitabu’l-Biat, B. 27, Hds. 4175.

Sünen-i İbn Mâce, Mukaddime, B. 1, Hds. 3.

                             Kitabu’l-Cihad, B. 39, Hds. 2859.

9- Nisa, 4/80.

10- İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî – Muhtasar, çev. Dr. İbrahim Tüfekçi, İst. 2008, C. 14, Sh. 151.

11-  Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Ahkâm, B. 4, Hds. 8.

                               Kitabu’l-Cihad, B. 107, Hds. 163.

       Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B. 8, Hds. 38.

       Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Cihad, B. 87, Hds. 2626.

       Sünen-i İbn Mâce, Kitabu’l-Cihad, B. 40, Hds. 2864.

       Sünen-i Nesâi, Kitabu’l-Biat, B. 34, Hds. 4188.

       Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Cihad, B. 29, Hds. 1759.

       Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 2, Sh. 62, 81, 101, 139.

12- Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Ahkâm, B. 4, Hds. 9.

                              Kitabu’l-Mağâzî, B. 61, Hds. 340.

      Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B. 8, Hds. 40.

13- Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B. 8, Hds. 39.

      Sahih-i Buhârî, Kitabu Ahbâri’l-Âhâdî, B. 1, Hds. 12.

      Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Cihad, B. 87, Hds. 2625.

      Sünen-i Nesâi, Kitabu’l-Biat, B. 34, Hds. 4187.

14- Sünen-i İbn Mâce, Kitabu’l-Cihad, B. 40, Hds. 2863.

15- Necm, 53/3-4.

16- Örnekleriyle Türkçe Sözlük, Hzr. Ahmed Fidan, Vdğ. Ank. 1996, C. 3, Sh. 1958.

17- Ali Nazîma – Faik Reşad, Mükemmel Osmanlı Lügatı, Hzr. Necat Birinci, Vdğ. Ank. 2002, Sh. 270.

18- Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B. 8, Hds. 37.

       Sünen-i İbn Mâce, Kitabu’l-Cihad, B. 39, Hds. 2861.

       Sünen-i Nesâi, Kitabu’l-Biat, B. 26, Hds. 4174.

      Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Cihad, B. 28, Hds. 1758.

19- Taftazânî, Kelâm İlmi ve İslâm Akâidi – Şerhu’l-Akâid, çev. Süleyman Uludağ, İst. 1991, Sh. 326.

20- Taftazânî, A.g.e. Sh. 326.

21- İmam Ebu’l-Mu’în en-Nesefî, İslâm İnançları – Bahru’l-Kelâm fî Akâidi Ehli’l-İslâm, çev. Cemil Akpınar, Konya, T.Y. Sh. 179.

22- Ra’d, 13/4.

 


 

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul