23 Kasım 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / ZAYIF HADİSLE AMEL

ZAYIF HADİSLE AMEL

 

Zayıf hadisle amel konusunu ele alırken bir hususun vurgulanmasıyla başlamakta yarar vardır: Bilindiği üzere hadislerin çoğunluğu farklı kanallardan bize ulaşmıştır. Yani hadis kitaplarında bir hadisin birden çok farklı kanalı vardır. Hadisçiler bu kanalları toplayıp her birisinin sıhhat durumunu ayrı ayrı incelerler ve her bir kanalın sahih olup olmadığın belirtirler. Daha sonra o hadisin genel olarak sahih olup olmadığına karar vermek için bu kanallar içinde sahih olan birisi varsa hadisin sıhhatine hükmederler. Diğer zayıf kanallar hadisin zayıf sayılmasına yol açmaz, aksine sıhhatini kuvvetlendirirler. Çünkü bir haberin ne kadar farklı kaynaktan alınırsa o kadar kuvvetli olduğu gibi hadisler de ne kadar çok kaynaktan alınırsa o kadar kuvvetlenmiş olurlar. Burada bütün kanalların güvenilir olması şart değildir. Zayıf hadisle amel probleminde söz konusu olan hadis hiçbir sahih kanalı olmayan hadistir. Yoksa hadisin herhangi bir kanalına bir hadis uzmanı tarafından zayıf hükmünün verilmiş olması o hadisin içeriğinin zayıf olması anlamına gelmez. Çünkü hadis başka kanallardan sahih olarak gelmiş olabilir.

 

I.  Zayıf hadisler karşısında muhaddislerin ve fakihlerin farklı tutumu:

 

Zayıf hadisle amel meselesi, bir taraftan hadis ilmini, diğer taraftan fıkıh ilmini ilgilendirmektedir. Hadisin subûtunutesbit ettikten sonra muhaddislerin görevleri bitmektedir. O hadislerden hüküm çıkarmak fukahânın işidir, Fakat tatbikatta her zaman böyle katı bir branş ayırımı olmamış. Sadece hadislerin tenkid ve rivayetiyle uğraşıp metinlerin ihtiva ettiği ahkâmla ilgilenmeyen râvi ve muhaddisler olduğu gibi1, hadis ve fıkıh ilmini mükemmel şekilde cemeden âlimler de olmuştur. Bilhassa mezhep imamları ve ilk devir fukahâsı aynı zamanda meşhur birer muhaddis idiler. Özellikle hadislerin kitaplara geçmediği devirlerde hadis ilmini bilmeyen bir kişinin fakih olması düşünülemezdi. Hatta klâsik literatürde hadis usûlü ile fıkıh usûlü iç içedir. Meselâ Şâfiî'nin er-Risâle'si hem ilk fıkıh usulü hem de hadis usûlü kitabı sayılmaktadır. Bu gelenek daha sonra da sürmüş, fıkıh usûlü kitaplarına hadislerin kabul şartları ile ilgili geniş bölümler ayrılmıştır.

 

Fakat muhaddisler ile fukahânın, hadisleri değerlendirme metotlarındaki önemli bir incelik gözden kaçmamalıdır. Muhaddisler kendi ölçülerine göre hadisin bize ulaşıp ulaşmadığına bakarlar. Şartlarına uymayan hadisi merdûd sayarlar. Fukahâ ise bir konuda hüküm verirken, delilleri sadece o konu ile ilgili hadis değildir. Muhaddislerce merdud sayılan bir hadisin metninin muhtevası; İslâm’ın genel kaideleri, kıyas, istihsan, selefin veya çoğunluğun ameli, seddü'z-zerâyi, umûmu'l-belvâ, maslahat, istıshâb vs. gibi delil ve karinelerle takviye, ediliyorsa fukahâ o hadisin muhtevasına uygun hüküm verebilmektedirler. Yani bu hadisin diğer delillerle çelişmesine ve uyuşmasına göre genel bir değerlendirmesini yapmaktadırlar. Böylece bazı durumlarda karinelerle desteklenen zayıf hadisle amel edilmiş olmakta, bazı durumlarda da zayıf hadis, o hükme varılırken göz önüne alınmış delillerden sadece birisi olmaktadır. Yani zayıf hadis asıl değil tâlî bir delildir. Bazen da zayıf hadis nazarı itibara alınmadan diğer delilerden bir hüküm çıkarılmış, tesadüfen bu hüküm zayıf bir hadisin muhtevasına uygun düşmüştür. Bu hükmü ve o zayıf hadisi görenler ilk bakışta bu hükmün o zayıf hadisten çıkmış olduğunu zannedebilirler. Nitekim mezheplerini tesis ederken delillerini belirtmeyen mezhep imamlarının daha sonra, hangi delillere dayanarak hüküm verdikleri araştırılıp tespit edilmeye çalışılırken böyle yanlış anlamalara düşülmüş olabilir. Daha sonraki âlimlerin istidlal yoluyla mezhebin delili olarak zikrettikleri hadislerin, hakikaten mezhep imamı tarafından kullanıldığı şüphelidir.

 

Diğer taraftan, fakihlerin ve mezhep imamlarının delil olarak kullandıkları hadislerin sahih senedlerini bulamayabiliriz. Bu durum o hadisin o fakihe de sahih senedle ulaşmadığını göstermez. Kitaplarda sahih bir senedine rastlayamadığımız halde, imamlara kendilerine has sahih isnadlarla ulaşmış hadisler olabilir.2 Böyle bir durumda fakihin zayıf hadisle amel ettiğini zannederek yanlış bir kanaate düşebiliriz.

 

Zayıf hadisle amel meselesinde dikkat edilmesi gereken en önemli husus, bir hükmün zayıf bir hadise uygunluğundan, o hükmün sadece o hadisten çıkarıldığı neticesine varılmasının yanlış olacağıdır. Daha açık ifadeyle fukahâ, bütün zayıf hadisler karşısında amel edilir veya edilmez diye genel ve toptan bir tavır takınmamışlar, her olayı ve hükmü ayrı ayrı değerlendirmişler, bazılarında zayıf hadisle amel etmişler, bazılarında etmemişlerdir. Zaten bu durum sadece zayıf hadisler için değil, sahih hadisler için de geçerlidir. Değişik sebeplerde fukahânın amel etmediği sahih hadisler mevcuttur.3 Şu halde âlimlerin zayıf hadisle amel edilip edilmeyeceği şeklindeki görüşleri değerlendirilirken yukarıda verdiğimiz ölçüler gözden uzak tutulmamalıdır.

 

II.  Zayıf hadisle amel konusunda görüşler:

 

Zayıf hadisle amel konusundaki görüşler bazı kaynaklarda üç grupta toplanmaktadır:

 

1 — Mutlak olarak amel edilmez.

2— Mutlak olarak amel edilir.

3 — Bazı şartlarla amel edilir. 4

 

Bu yüzeysel ve nazarî bir ayırımdır. Mutlak olarak her zayıf hadisle, her konuda amel edileceği görüşünde olan bir âlime rastlamadık. Biz târihî tatbikata uygun ve biraz daha farklı bir tasnife göre konuyu inceleyeceğiz.

 

1)  Zayıf hadisle hiçbir konuda amel edilmez:

 

Yahya b. Maîn,5 Müslim,6 EbûŞâme (665/1267), EbûBekr b. el-Arabî (543/1148), Şihâb el-Hafâcî (1069/1658), Celâlud-dîned-Devvânî (918/1512)7 gibi âlimler zayıf hadisle hiçbir konuda mutlak olarak amel edilmeyeceği görüşündedirler.

Bunlardan Ebû Şâme, İbnAsâkir'i (571/1175),  Recep ayının faziletine dair üç zayıf hadisi za'flarına işaret etmeden nakletmesinden dolayı şiddetle tenkid etmekte ve şöyle demektedir: Lâkin bu büyük hafız bu babtafedâilu'l-a’mâl hadislerinde tesâhül gösteren bazı ehl-i hadisin âdetlerine kendini kaptırmıştır. Hâlbuki bu, hadisçilerin muhakkıklarıyla fıkıh ve fıkıh usulü ulemâsına göre hatâdır.8

 

2)  Zayıf hadisle bazı şartlarla amel edilebilir:

a) Zayıf hadislerle ahkâm konularında amel edilmez, fedâil (amellerin faziletleri) konularında amel edilir:

 

Bazı kaynaklarda ahkâm dışında kalan fedâil konularında yani amellerin faziletleri ile ilgili konularda zayıf hadislerle amel etmenin caiz olduğuna âlimler icma etmişlerdir, denilmektedir.9 Bu icma iddiasını kabul etmek zordur. Daha önce belirttiğimiz gibi zayıf hadisle hiçbir konuda amel edilmeyeceği görüşünde olan âlimler vardır. “Zayıf hadisle ahkâmda amel edilmez, fedâilde amel edilir” diyenlerin, ahkâmdan maksatları nedir? Bazı âlimlerin bu hususu açıklayıcı ifadeleri mevcuttur. Mesel⠓Zayıf hadisle müstehablık ve câizlik hükümleri hâsıl olur.”10 “Amellerin faziletleri, tergîb ve terhible ilgili konularda zayıf hadisle amel etmek caiz, hatta müstehabdır. Helâl, haram, alışveriş, nikâh, talâk vs, gibi konularda ise ancak sahih veya hasen hadisle amel edilir.” 11 demektedirler. Bazen fakihler müstehab olan bir şeyle ilgili zayıf hadisler hakkında: “Hadis zayıf ise de amellerin faziletleri ile ilgili konularda buna müsamaha edilir.” şeklinde ifadeler kullanmaktadırlar.12 Yine bu görüşün sahipleri, fedâil konularında zayıf hadisle amel edilir derken, haram helâl konuların bundan istisna etmektedirler.13 Bütün bu ifadelerden çıkan netice, zayıf hadislere dayanarak haram ve helâl hükümleri verilemeyeceği fakat mendub ve müstehab hükümleri verilebileceğidir.

 

Yeri gelmişken bu görüşe yapılan bir itirazdan söz etmemiz gerekecektir. Bu itirazda şöyle denilmektedir:  “Zayıf hadisle ahkâmda amel edilmez, fedâilde amel edilir” sözünde çelişki vardır. Çünkü fedail konularında zayıf hadisle sabit olan hüküm müstehablık veya mendubluktur.Müstehab da beş şer'î hükümden (el-Ahkâmu'ş-Şer'iyye)14 biridir.15

 

Leknevî bu itirazı cevaplandırmakta ve zayıf hadisle hangi hükümlerin sabit olacağını şu şekilde tesbit etmektedir:

 

“Bir amelin faziletine dair zayıf bir hadis bulunur, bu amelde haram veya mekruh olma ihtimali olmazsa, o hadisle amel etmek caiz hatta müstehabtır.

 

Burada hadisin ifade ettiği hüküm, müstehablık ve mübahlık şıkları arasındadır. Yani hadisle amelin müstehab, ameli terk etmenin mubah olması söz konusudur. Bu sebeple amel edildiği takdirde şer'i bir mahzur ortaya çıkmaz. Fakat fayda ve sevap ümidi vardır. İhtiyaten amel etmek iyidir.

 

Eğer hüküm, haramlık ve müstehablık şıkları arasında bulunuyorsa, yani amel edildiğinde haram işlemek, edilmediğinde müstehabı terk etmek söz konusuysa o takdirde amel edilmez.

 

Mekruhluk ve müstehablık şıkları arasında ise, durumu etraflı bir değerlendirmeye tabi tutmak gerekir. Çünkü bu durumda amel edildiğinde mekruha düşme, amel edilmediğinde müstehabı terk etme söz konusudur. Bu durumda bakılır. Muhtemel kerahet şiddetli, muhtemel müstehablık zayıf ise amel terkedilir. Muhtemel mekruhluk hafif, müstehablık kuvvetli ise ihtiyatlı yol, amel etmektir.

 

Muhtemel mekruhluk ve müstehablığın derece bakımından müsavi olması halinde amel etmek müstehabdır. Çünkü niyet ile mubahlar ibadet olur. Müstehablık şüphesi olan zayıfla amel etmek ise daha evlâdır.16 Görüldüğü gibi bu açıklamada zayıf hadisle amel meselesi o konudaki diğer delillerin de göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılması esasına dayanmaktadır.

 

Ahkâm konuları dışındaki faziletlere dair konularda zayıf hadisle amel edilir görüşüne varılırken hangi esastan hareket edildiğini İbn Hacer veciz bir şekilde şöyle açıklamaktadır : “Eğer hadis hakikatte sahihse hadisin gereği yerine getirilmiş olur. Eğer hakikatte zayıf ise amel etmekle helâl bir şeyi haram, haram bir şeyi helâl kılma veya hakların zayi olması sözkonusu olmayacağı için mahzur bulunmamaktadır.”17

 

Âlimlerin, fedâil konularında müsamahalı davranıp, zayıf hadisle amel edileceğine dair ifadelerinden bazılarını şöylece sıralamak mümkündür:

 

Süfyân es-Sevrî (161/777) : “Haram ve helâl konularında bu ilmi (hadis), ilimle meşhur olan, hadislerdeki ziyade ve noksanları bilen otorite kişilerden başkasından almayınız. Bunun dışındaki hadisleri diğer şeyhlerden almamızda bir mahzur yoktur.”18

 

Abdullah b. Mübarek (181/7.97) : “Edeb, mev'ıza ve zühd konularında zayıf râvilerden rivayette bulunulabilir.”19

 

Abdurrahman b. Mehdî (198/813) : “Rasulullah'tan (s.a.s) haram, helâl ve ahkâm konularında rivayette bulunursak işi sıkı tutar, isnadlarda titizlik gösterir ve râvileri çok dikkatli bir şekilde inceleriz. Faziletler konusunda ise isnadlarda ve ricalde müsamahalı davranırız.”20

 

Süfyân b. Üyeyne (198/813) : “Bakıyye'den —ki zayıf bir râvidir— Rasulullah'ın sünnetine dair hadisleri almayın. Sevap ve diğer konulardaki hadisleri ise alabilirsiniz.”21

 

Ahmed b. Hanbel (241/855) : “Bir hüküm ihtiva etmeyen rekâik (kalbi yumuşatan şeyler) hadislerinde müsamaha gösterilir.”22

 

İbn Ebî Hatim (327/983): “Tergîb,terhîb, zühd ve âdâb konularında, kizb ile itham edilmeyen ehl-i gafletin hadisleri rivayet edilir. Kizb ile itham edilenlerin hadisleri ise atılır.”23

 

İbnAbdilberr (463/1070): “Fedâil hadislerinin, kendileriyle ihticac edilen kişilerden rivayet edilmesine gerek yoktur.”24

 

Zerkeşî (794/1391): “Zayıf hadis tergîb ve terhîb dışındaki konularda, derece bakımından kendisinden daha aşağı olmayan tariklerle desteklenmedikçe merduddur.”25

 

Sûyûtî (911/1505): “Amellerin faziletleriyle ilgili konularda zayıf hadise müsamaha edilir.”26 

 

Ayrıca Sehâvî (902/1496 ) (27) Nevevî (676/1277) (28), İbn Receb (795/1392) (29), Ah el-Kâri (1014/1605) (30), İbn Âbidin (1252/1836) (31) gibi âlimler de eserlerinde değişik, vesilelerle, amellerin faziletleriyle ilgili konularda hadiste tesâhül gösterileceğini yani daha müsamahakâr davranılacağını belirtmişlerdir.

 

Meşhur hadis tenkitçileri ahkâm dışındaki konularda, zayıf râvilerden hadis alınabileceğini ifade etmektedirler. Meselâ Yahya b. Maîn; Mûsa b. Ubeyde (153/770) den rekâik konusunda, Ziyad el-Buhârî (183/799) den meğâzî konusunda hadisler alınabileceğini söyler. Ahmed b. Hanbel de İbn İshak'tan (150/767) meğâzî ve benzeri konularda hadis yazılabileceğini belirtir.32

 

Yukarıdaki ifadelerin bir kısmında fedâil konularında zayıf hadislerin rivayet edilebileceği belirtilmekte, amel edilip edilmeyeceğinden bahsedilmemektedir. Bazıları bu ifadelerden zayıf hadisle amel etmenin değil, rivayet etmenin caiz olduğu neticesini çıkarmaktadırlar.33 Bizce bu görüşe katılmak zordur. Çünkü aynı ifâdeler de zayıf râvilerden ahkâm konusunda hadis rivayet edilmeyeceği belirtmektedir. Burada amel etmeksizin sadece rivayet söz konusu olsaydı, ahkâm ve ahkâm dışı diye ayırım yapmaya gerek yoktu. Çünkü zayıflığını belirtilmek suretiyle zayıf hadislerin rivayeti caizdir.34

 

İbn Hacer gibi bazı muhakkik âlimler fedâilde de olsa zayıf hadisle amel edebilmek için üç şart ileri sürerler:

 

1.Hadisteki zayıflığın şiddetli olmaması35

2.Hadisin, İslâm cüzinin genel esaslarından birisine uygun olması.

3.Amel ederken hadisin sübûtuna kesin bir şekilde inanılmaması.

 

Çünkü bu durumda Rasulullah'a (s.a.s.) söylemediği bir şeyi isnad etme ihtimali vardır. İhtiyaten, bu hadis Hz. Peygamberin ağzından çıkmamış olabilir diye düşünülmelidir.

 

Alâî, birinci şartta âlimler arasında ittifak olduğunu söylemektedir. Son iki şartı da İbni Abdi's-Selâm (660/1262) ve İbni Dakîk el-Îd (702/1302) zikretmişlerdir.36

 

Dikkat edilirse görülecektir ki birinci şartta sözü edilen zayıflığı şiddetli olmayan hadisten maksat, başka bir tarikten gelmekle hasen olabilmeğe uygun olan hadistir. Birinci şartta bahsedilen hadisle, hasenliğayrihî arasında sadece tariklerinin sayısı bakımından fark vardır. Birisi tek tarikten gelirken diğeri birden çok zayıf tarikten gelmektedir. Kanaatimizce âlimlerin ittifak ettiği birinci şart çok isabetlidir ve fedâilde de olsa her zayıf hadisle amel edilmeyeceğini göstermesi bakımından önemlidir.

 

b. Bazı şartlarla ahkâm konularında da zayıf hadislerle amel edilebilir:

 

Zayıf hadisle fedâilde amel konusunu işlerken gördüğümüz gibi, ahkâm konularında zayıf hadislerle amel edilmeyeceği kaynaklarda sık sık zikredilmektedir. Hatta bunda ittifak olduğu belirtilmektedir.37

 

Fakat tatbikatta bu hükme her zaman uyulmamıştır. Fedâil için ileri sürülen şartlardan farklı birtakım şartlarla, ahkâmda da zayıf hadisle amel edilmiştir. Fakat burada söz konusu olan ahkâm kanaatimizce helâl ve haram dışındakilerdir. Çünkü helâl ve haram, sübût ve delâleti kat'î olan delillerle sabit olmaktadır. Bazı şartları taşısa da zayıf hadisin sübûtuzannîdir.

 

Ahkâmda zayıf hadisle amel konusundaki görüşler şunlardır:

 

ba.  Başka zayıf hadislerle veya diğer birtakım delillerle takviye edilen hadislerle ahkâmda amel edilir:

 

Zayıflığı şiddetli olmamak şartıyla zayıf hadislerin bir araya gelerek hasen mertebesine yükselebildikleri durumlarda zayıf hadisle amel değil, hasenliğayrihî ile amel söz konusudur, denilebilir. Bu itiraz yerinde olmakla birlikte, söz konusu hadislerin aslında zayıf olması konuyu burada müstakil bir şekilde ele almamıza sebep olmuştur.

 

Zayıf hadisler, başka bir zayıf tarik dışında, diğer birtakım unsurlarla da takviye edilebilirler. Bu yüzden zayıf hadislerin takviyesi başlı başına bir konudur. Fukâhâ bir konuda hüküm verirken o konu ile uzaktan, yakından ilgili bütün delilleri genel bir değerlendirmeye tâbi tutarak neticeye varırlar. İbnü'l-Hümâm (861/ 1457) : “Zayıf hadis, sıhhatine delâlet eden karinelerle desteklenirse sahih olur” diyerek buna işaret etmektedir.38

 

Meselâ İmâm Şafiî mürsel (munkatı’) hadisin, başka bir zayıf müsnedle veya isnadı değişik başka bir mürselle veya sâhabî kavliyle veya âlimlerin bu mürsele muvafık fetvasıyla desteklenmesi halinde amel edilebileceği görüşündedir.39

 

Şu halde fıkıhtaki aslî ve tâlîyani ikincil delillerle doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmek suretiyle kuvvet kazanan zayıf hadisler, ahkâm konularında delil olarak kullanılmaktadır.40 Fakat burada tek başına zayıf hadisten değil, o konudaki bütün delillerin toplamından hüküm çıkarma söz konusudur ve zayıf hadis delillerden sadece biridir.

 

Meselâ İbn Abbas'tan nakledilen “Boşama hakkı kocaya aittir” hadisinin bütün tarikleri zayıftır. Fakat Kur'ân-ı Kerim'deki, boşama fiilini erkeğe izafe eden âyetlerin de işârî olarak bu hükmü desteklemesi neticesi fukahâ bu hadisle amel etmiştir. Yine “Gündüz namazları dilsizdir” hadisi merfû değildir ve bâtıldır. Fakat bu hadis başka hadislerdeki işârî birtakım karinelerle ve Müslümanların gündüz namazlarında sessiz okuma tatbikatının nesilden ne-sile nakledilmesiyle desteklenmektedir. Bu yüzden fukâhâ bu hadisle de amel etmiştir.41

 

bb. İsnadlan zayıf da olsa, muhtevasıyla ümmetin amel edegeldikleri hadislerle ahkâmda amel edilir:

 

Muhaddislerin ölçülerine göre zayıf sayılan birtakım hadislerle İslâm tarihinin ilk devirlerinden itibaren amel edile gelmiştir.42 Bu tatbikat hadis için takviye unsuru olmaktadır. Bu görüşü benimseyen âlimlerin ifadelerini şöylece sıralayabiliriz:

Şafiî, “Vâris için vasıyyet yoktur.” hadisi hakkında: “Hadisçiler bu hadisi sabit görmezler. Fakat âmme bu hadisi kabul- edip amel ettikleri için fukahâ vasıyyetâyetinin bu hadisle mensuh olduğunu belirtmişlerdir”43 der.

 

Tirmizî'nin Sünen’inde İbnAbbas'dan, “Kim özürsüz' olarak iki namazın arasını cem’ ederse büyük günah kapılarından birine girmiş demektir” şeklinde bir hadis nakledilmektedir. Tirmizî bu hadisin zayıf olduğunu fakat âlimlerin bu hadise uygun amel ede geldikleri için sefer ve hacdaki arafat dışında namazların cem’ edilmeyeceğini söylemektedir.44

 

Ebû İshâk el-İsferâyînî (318/930) : “Bir hadisin sıhhati, hadisciler arasında reddedilmeksizin meşhur olmasıyla bilinir” demektedir.45

 

İbn Fûrek (406/1015) de buna benzer bir ifade kullanmakta, örnek olarak da iki yüz dirhem gümüşe beş dirhem zekât düşeceğine dâir hadisi göstermektedir.46

 

Hatîb el-Bağdâdî (463/1070): “Haberlerin sıhhati o haberin Kur'ân veya mütevatir sünnete uygunluğu veya ümmetin, kabul etmede ittifak etmesi veya âmmenin kabul edip mûcibiyle amel ede gelmesiyle bilinir” demektedir.47

 

Hadisçilerin, isnadını sahih saymadıkları halde, Buhârî'nin “Denizin suyu temiz, ölüsü helâldir” hadisini sahih saydığım Tirmizî nakletmektedir. İbn Abdilberr (463/1070) bu hadis hakkında: “Hadis bana göre sahihtir. Çünkü âlimler kabul ede gelmişlerdir.” demektedir. Başka bir yerde de “Dinar 24 kırattır” hadisinin, ulema kabul ettiği ve insanlar icma ettiği için, isnada ihtiyaç göstermediğini söyler.48

 

İbnu'l-Kayyim (751/1350) Hz. Peygamberin Muaz b. Cebel'i Yemen'e gönderirken vârid olan ictihad hadisinin meçhul kişilerce nakledildiğinden dolayı zayıf olduğunu, fakat âlimlerin ve kâffenin (herkesin) bu hadisi kabul edip amel ettikleri için sahih derecesine çıktığını belirtmektedir.49

 

İbn Hacer (852/1448) der ki: “Âlimler bir hadisin medlûluylayani gereğiyle amel etmede ittifak ederlerse hadis kabul edilir. Hatta o hadisle amel etmek vacip olur. Bunu usul âlimlerinden pek çoğu açık bir şekilde ifade etmişlerdir”50

 

İbnu'l-Hümâm (861/1457) “Cariyenin talâkı ikidir. İddeti iki hayızdır” hadisinin zayıf olduğu iddiasına karşı “ulemânın hadise muvafık amel etmesi, hadisin sahih olduğunu gösteren delillerdendir” demektedir.51

 

Sehâvî (902/1496) “Sahih olan görüşe göre âlimler, zayıf hadisi kabul ile karşılamışlarsa amel edilir. Hatta böyle hadisler mütevâtir derecesine çıkar, icabında kesin delilleri nesheder” demekte ve “Vârise vasıyyet yoktur” hadisini örnek göstermektedir.52

 

Suyûtî eserlerinin değişik yerlerinde, isnadı sahih olmasa da, âlimlerin kabul ede geldikleri hadislerin sıhhatine hükmedileceğini söylemekte ve buna örnekler vermektedir.53

 

İbrahim eş-Şebratî (1106/1694) “Zayıf hadis insanlar tarafından kabul edilmişse hüccet olur. Ahkâmda ve diğer konularda amel edilir.” der.54

 

Ebu'l-Hasen b. el-Hassâr ve Salih b. Mehdî el-Makbilî'den de benzeri sözler nakledilmektedir.55

 

Zayıf olduğu halde ulemâca kabul edilip amel edile geldiği için makbul sayılan hadisler pek çoktur.56

 

bc. İhtiyata daha uygunsa zayıf hadisle ahkâmda amel edilir:

 

Ahkâmla ilgili bir konuda zayıf hadisle amel etmek ihtiyata daha uygunsa, zayıf hadisle amel edileceği bazı âlimlerce benimsenmiştir. Meselâ bazı alışveriş ve nikâh çeşitlerinin mekruh olduğunu belirten hadisler gibi. Böyle durumlarda hadisle amel etmek müstehabdır, vacip değildir.57

 

Yine, güneşte ısınmış suyu kullanmanın mekruh olduğuna dair Hz. Âişe'nin rivayet ettiği hadis zayıf olmasına rağmen ihtiyaten fukahâ amel etmişlerdir.58

 

bd. Herhangi bir konuda zayıf hadisten başka delil yoksa zayıf hadis reye tercih edilerek zayıf hadisle amel edilir:

 

Herhangi bir konuda başka delil yoksa ravisi yalanla itham edilmeyen, bâtıl, münker ve yaşazz olmayan zayıf hadislerle amel edileceğinin Ahmed b. Hanbel'in mezhebinin esaslarından olduğu belirtilmektedir. İbnu'l-Kayyim ve diğer bazı âlimler burada sözü edilen hadislerin hasen hadisler olduğu kanaatinde iseler de59bu doğru değildir.

Sadece Ahmed b. Hanbel değil, diğer mezhep imamları da bazen başka delil yoksa zayıf hadisle amel etmişlerdir. Meselâ: Ebû Hanife, kıyasa aykırı olmalarına rağmen “namazda kahkaha”, “hurma şırasiyla abdest”,' “hayzına'zamî süresinin on gün olduğu”, “on dirhemden aşağı mehir olmayacağı” gibi zayıf hadislerle amel etmiştir.

 

İmâm Şafiî, Tâif yakınındaki “Vecc” denilen yerde aylanmak haram olduğu, “Mekke'de, yasaklanan zamanlarda namaz kılmanın caiz olduğu”, “Kusan kişinin abdest almasına dair” zayıf hadislerle amel etmiş ve bunları kıyasa tercih etmiştir.

 

İmam Mâlik de mürsel, munkatı’ hadisleri ve sahabî sözünü kıyasa tercih ederdi.

 

Ahmed b. Hanbel, bir meselede nass, sahabî kavli, mürsel veya zayıf hadis bulunmadığı zaman kıyasa başvururdu.  “Zayıf hadisi reyden daha çok severim”derdi.61

 

İmâm Şafiî mürselle amel edilmeyeceği görüşünde olmasına rağmen, bir konuda başka delil bulamadığı zaman mürselle amel eder, onu kıyasa tercih ederdi.62

 

EbûDâvud ve Nesâî'nin, başka delil bulunmadığında, reye tercih edilerek zayıf hadisle amel edileceği görüşünde oldukları nakledilmektedir. Çünkü bu iki hadis imamına göre, zayıf hadis reyden kuvvetlidir.63

 

Sonuç

 

Zayıf hadislerin hiçbir işe yaramayacağı kanaati son derece yanlıştır. Bu kanaate varılmasında çok zaman zayıf hadislerin mevzu hadislerle karıştırılması rol oynadığı gibi, zayıf hadislerin mertebeleri olduğunun göz önüne alınmayışının da tesiri vardır. Zayıflığı şiddetli olmamak şartıyla, birtakım karine ve delillerle desteklenen zayıf hadislerin, itikad ve haram - helâl konuları dışında delil olabileceği görüşünü benimsiyoruz. Fakat zayıf hadisle fedâil konusunda herkesin amel edebilmesi mümkün iken, fıkhî bir konudaki zayıf hadisle ancak âlimler ve fukahâ amel edebilirler. Çünkü zayıf bir tarafa, sahih hadislerle bile amel etmek ve onlardan hüküm çıkarmak belli bir birikim, tecrübeve uzmanlık gerektirir. Bu birikime sahip kişiler herhangi bir konuda zayıf hadisle amel ederken diğer birtakım delil ve karineleri de göz önüne alıp etraflı bir değerlendirme yapacaklardır. Neticede bazılarıyla amel edecek, bazılarını reddedeceklerdir. Kanaatimizce zayıf hadisleri mutlak kabul veya red yerine, özelliklerine ve kullanılacakları yere ve konuya göre ayrı ayrı değerlendirmek en isabetli yoldur. Nitekim âlimlerin çoğunluğunun tatbikatı da budur.

 

Dipnot

 

* Erciyes üniversitesi İlahiyat Fakültesi

 

1.  Bkz: Tehânevî, Zafer Ahmedel-Usmânî, Kavâid fî Ulûmi'l-Hadis, Beyrut – 1972, s. 311-2 (Dipnot); Muhammed Avvâme, İmamların İhtilaflarında Hadislerin Rolü (Terc: Hayri Kırbaşoğlu) istanbul– 1980, s.44-5, 96.

2. Muhammed Avvâme, a.g.e., 102-106; Tehânevi, Kavâid, 117.

3. Bkz: Muhammed Avvâme, a.g.e., 26-51; Ayrıca bkz: Usulü Fıkıh kitaplarının delillerin tearuzu ile ilgili bölümleri.

4. Leknevî, Ebu'l-Hasenât Muhammed b. Abdilhayy, el-Ecvibetü'l-fâdıla li'-l-es'ieti'l-aşerati’l-kâmile, 50, 53, Haleb - 1964.

5. Aynı eser, 36-7.

6.İbnReceb, Zeynüddin Abdurrahman b. Ahmed, ŞerhuÎlel't-Tirmizî, Bagdad– 1396,s.102.

7. Suyûtî, TedribSuyûtî, Celâlu'd-Dîn Abdurrahman b. EbîBekr, Tedrîbu'r-Râvî, Mısır - 1386, 1/299.    97

8. Ahmed Naim, Tecrid-i Sarih Tercemesi, 1/343.

9. Sehâvî, Şemsüddîn Muhammed b. Abdirrahman, Fethu'l-MuğîsŞerhu el-fiyeti'l-Hadis li'l-Irâkî, 1/69. Medine - 1968. 1/268, 12

10. Leknevî, Ecvibe, 53.

11. Nevevî, Ezkâr, Beyrut – 1971,s.7.

12. Leknevi, Ecvibe, 53.

13. Msl. Bkz: Hatibu'l-B'ağdâdî, EbubekrAhmed b. Ali, el-Kifâye fî ilmi'r-Rivâye, 212 - 3, Mısır - 1972.

14. Şer'î Hükümler (el-Ahkâmü'ş-Şer'iyye) beştir: 1 — Vacip 2 — Müstehap veya mendup 3 — Haram 4 — Mekruh. 5 — Mubah.

15. Leknevî, Ecvibe, 56.          v

16. Leknevî, Ecvibe, 57-8.

17. Tehânevî, Kavâid, 93.

18. Hatib, Kifâye, 212.

19. İbnReceb,' Şerhuİleli’t-Tirmizî, 101.

20. Sehâvî, F. Muğîs, 1/267.

21. Hatib, Kifâye, 212.

22. Hatib, el-Kifâye, 212; Sehâvî, F. Muğîs, 1/267.

23. İbnReceb, Şerhuİlel, 102 :

24. Sehâvî, F. Muğîs, 1/267. 100

25. Suyûtî, Tedrîb, 1/299.

26. Leknevî, Ecvibe, 38. Burada Suyûtî'nin aynı mahiyette iki ifadesine daha yer verilmiştir.

27. Sehâvî, F. Muğîs, 1/267.

28. Nevevî, Takrîb (Tedrîbu'r-Râvî isimli şerhi ile beraber),   1/298; Nevevî, Ezkâr, 7-8.

29. İbnReceb,, ŞerhuÎlel't-Tirmizî, s.101.

30. Leknevî, Ecvibe, 37.

31. İbnÂbidîn, Muhammed Emin, Reddü'l-Muhtâr, 1/87, Bulak - 1272.

32. İbn Recep, Şerhuİlel, 102.

33. Kevserî, Makâlât, 55.

34. Ahmed Naim, Tecrid-i SarihTercemesi, 1/340 vd.

35. Zayıflığın şiddeti konusu «zayıf hadislerin mertebeleri» bölümünde incelendi.

36. Suyûtî, Tedrib, 1/298-9;Tehânevî, Kavâid, 94; Leknevî, Ecvibe, 40-41.

37. Ahmed Naim, Tecrid-i Sarih tercemesi: 1/346.

38 İbnü'l-Hümâm, Kemâlüddin Muhammed b. Abdilvâbid, Fethul-Kadir, 3/ 143, Bulak-1315.

39. Şafiî, Muhammed b. îdrîs, er-Risâle, Mısır – 1940,s.461 v.d. Zayıf bir hadisin sahabenin ameliyle desteklendiğinde ihticâcayani delil olarak almaya elverişli hale geleceğine dair bkz: Tehânevî, Kavâid, 139, 202.

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul