24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / KUR’ÂN’IN TARİH KAYNAĞI OLARAK KULLANILMASININ İMKÂNI

KUR’ÂN’IN TARİH KAYNAĞI OLARAK KULLANILMASININ İMKÂNI


 


 

 

Kutsal metinlerin, tarih kaynağı olarak kullanılması, metnin yapısına bağlı olmak üzere farklılıklar arz etmektedir. Bundan dolayı her metnin özelliğine göre bazı ilkeler belirlemek gerekir. Eğer belirlenen ilkeler metnin yapısına ve özelliklerine uygun olursa metnin tarihe şahitliği sağlıklı bir şekilde değerlendirilmiş olur. Bizim buradaki hedefimiz, diğer dinlerin kutsal metinlerini değil, kendi kutsal kitabımız olan, Kur’ân’ın tarih kaynağı olarak kullanılmasının imkânı üzerinde durmaktır.

 

Yaklaşık 13 yılı Mekke’de, 10 yılı da Medine’de olmak üzere 23 yıllık süreçte nazil olan Kur’ân-ı Kerim, geldiği toplumdan, inançlarından, geleneklerinden, muhatabı olan insanların tavrından ve benzeri konulardan bahsederek kendi zamanına şahitlik yapar. O halde bu dönemi anlamak için Kur’ân’a müracaat etmemiz zaruridir. Kur’ân, sadece indiği dönem ve toplum için değil, vahyin muhatabı olan Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatı ve mücadelesini anlamak için de temel başvuru kaynağıdır.

 

İlahî Vahyin Niteliği Göz Ardı Edilmemelidir

 

Kur’ân, kendisinden kitap olarak bahsetmekle beraber nüzul sürecinde muhatapları açısından Allah Resûlü’nün (s.a.s.) dilinden ifade edilen ilahî kelamdır. Bu durumda onun, muhataplarıyla da konuşan, Hz. Peygamber’in dilinden dökülen ve hem Hz. Peygamber’in, hem de muhataplarının zihin dünyasında karşılığı olan bir hitabın metinleşmiş şekli olduğunu düşünmek gerekir. Bir ifadenin söz olmasıyla metin olması arasında önemli farklılıklar olduğu unutulmamalıdır. Sözde, sözün söyleniş şekliyle ilişkili bir anlam mevcuttur. Bu anlamı ancak sözle ifade etmek mümkündür. Sözü metne dönüştürdüğümüzde mimiklerle, sözün ifade şekliyle, hatta sesin tonuyla vurgulanan anlamların hepsini yazıya dökmek mümkün değildir. İlahî kelamın muhatapları, sözü birinci ağızdan dinleyerek öğrendikleri için bu anlamlar ilk dönemde büyük ölçüde korunabilmiştir. Ancak sonraki dönemlerde bizim gibi sadece yazılı metinlerden yararlanarak ilahî kelamı anlamaya çalışanlar açısından birtakım olumsuzlukların olduğu bilinmelidir.

 

Vahiy, Öncelikle Nazil Olduğu Döneme Hitap Eder

 

Vahyi, nüzul döneminde ne söylediğini düşünerek anlamak gerekir. Bu durumda ilahî kelamı anlama çabamızda iki önemli kaynak kullanmak durumundayız. Birincisi, ilahî kelamın muhataplarıyla ulaştığında taşıdığı anlam, ikincisi ise tarihî süreçte oluşan anlamdır. Kur’ân’ın muhataplarıyla ilişkileri çerçevesinde oluşan ilk anlamı, aynı zamanda tarihi süreçte şekillenen anlamı da beslemiştir.

 

Kur’ân’ı, nüzul dönemindeki anlamıyla ilişkilendirerek anlamaya çalıştığımızda vermek istediği mesaja vukufiyetimiz artar. Tarihî süreçte metne yüklenmiş anlamıyla değil, doğrudan doğruya muhataplarının anladığı şekilde anlamak, bizim için ne söylediğini belirlemek açısından önemlidir. Ancak ilk anlamı nüzul dönemi için temel anlam olarak almamız, sonraki dönemde ortaya çıkan anlamla ilişki kurmayacağımızı göstermez. En azından günümüzde sahip olduğumuz algı açısından muahhar anlama yönelmemizi gerektirir.

Şunu da ifade etmek gerekir ki, vahyin Hz. Peygamber dönemindeki anlamına ulaşmak kolay bir iş değildir. Bunun için alanın uzmanlarının ömürlerini verdikleri çalışmalardan yararlansak dahi her ayetin o dönemde muhataplarına ne ifade ettiğini tespit etmemiz mümkün olmayabilir. Bundan dolayıdır ki, birçok ayeti anlamlandırmada ihtilaflar devam etmektedir.

 

Vahyin Anlamamız, Sahip Olduğumuz Anlama İmkânlarıyla İlişkilidir

 

Hz. Peygamber zamanında, ilahî mesajın muhatapları, metni anlamada bizden daha şanslıydı. Hem metinle aralarına asırların biriktirdiği kültürel miras girmemişti; hem de kendilerine kapalı gelen sözü sorabilecekleri vahyin birinci derecedeki muhatabı Hz. Peygamber, onların arasındaydı. Metni anlamaya çalışırken kültürel birikimin oluşturduğu bazı engeller ile Hz. Peygamber’in (s.a.s.) aramızda olmayışının anlama çabamızdaki olumsuzluklar olduğunu göz ardı etmememiz gerekir.

 

Öte yandan Kur’ân’ı kültürden tamamen uzaklaştırarak anlamaya çalışmak, beyhude bir çabadır. Zira bir dille ifade edilen metnin dilin anlam imkânlarından ve tarihsel serüveninden bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. Kelimeler, zaman içinde anlam genişlemesine ve daralmasına maruz kalırlar. Bu durum Kur’ân’da kullanılan kelimeler için de geçerlidir. Kur’ân’ın nazil olduğu Mekke ve Medine’de kullanılan kelimelerin diğer kabilelerde ve bölgelerde aynı anlamda kullanıldığını söyleyemeyeceğimiz gibi, asırlar sonra aynı anlamda kullanıldığını da söyleyemeyiz.

 

Kur’ân’ın Verdiği Bilgiler Bütünü Tasvir Etmez

 

Kavga ya da barış ortamında Kur’ân’ın bir olguyla ilgili olarak yaptığı tasvir, genellikle bütün dönemi ya da coğrafyayı kapsamaz. Kur’ân’ın indiği coğrafyada yaşayan onlarca kabile ve on binlerce insan vardı. Bunların inançları ve kültürleri arasında farklılıklar mevcuttu. İlahî mesajın, muhataplarıyla ilgili tasvirini öncelikli olarak muhataplarını dikkate alarak anlamak gerekir. Aynı durum, Kur’ân’ın nazil olduğu bölgede Allah Resûlü (s.a.s.) ve Müslümanlarla ilişki içinde olan Yahudiler ve Hıristiyanlar için de geçerlidir. Onların bir davranışına ya da inançlarına ilişkin gönderme, bütün Yahudi ve Hıristiyan mezheplerini tasvir ediyormuş gibi anlaşılmamalı, bölge ve dönem dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

 

Vahyin Dili, Dönemin Mücadelesine İlahî Bir Karşılıktır

 

Kur’ân’ın nüzul döneminde yaşanan hadiselerle ilişkileri çerçevesinde tarihle farklı bir bağı vardır. Olgularla olan ilişki, Kur’ân’ın kullandığı dilden çıkarılabilir. Kavganın yoğunlaştığı dönemde Kur’ân’ın üslubunda ve kullanılan ifadelerde bir sertleşeme hissedilir. Kâfirlerin Müslümanlara yoğun baskı yaptıkları bir süreçte vahyin dilinin de sertleşmesi kaçınılmazdır. Bu ilişki, Kur’ân’ın neyi, nasıl tasvir ettiğini anlamak açısından önem arz eder.

 

Vahiy, Mesajı Reddedenlerin Tavırlarıyla İlgili Tasvirlerinde Eleştirel Bir Dil Kullanır

 

Hz. Peygamber’in getirdiği mesaja karşı direnen, hatta mesajı doğduğu yerde boğmak isteyen insanlarla ilgili tasvirlerde, o toplumda yaşayan bütün insanlarla ilgili nesnel tasvirler beklemek gerçekçi olmaz. Çünkü vahyin amacı böyle bir tasvir yapmak değildir. Vahiy daha çok bir durum tespiti ya da bir duruşa cevap verir. Ancak her iki durumda da vahiy, hakikati tahrif etmez; gerçekleri çarpıtmaz. Eğer hakikati tahrif ya da gerçekleri saptırma söz konusu olsaydı, vahye inananlar inançlarını terk ederlerdi.

 

Vahiy, Müslümanların Tutumlarıyla İlgili Bazen Övgü Bazen Yergi Dili Kullanır

 

Müslümanların tutumları bazen vahiy tarafından övülür, bazen de yerilir. Bunu belirleyen şey, Müslümanların tutumlarındaki istikamettir. Ancak Müslümanlarla ilgili tasvirlerde de muhatabın tespiti önem arz eder.

 

Kıssalar Hz. Peygamber’in Mücadelesinin Bir Parçasıdır

 

Kur’ân-ı Kerim’de geniş yer tutan kıssalar, esasen Hz. Peygamber’in kendisine karşı çıkanlarla mücadelesinin bir yansımasıdır. Kıssalar, Allah Resûlü’ne (s.a.s.) mücadelesinde ilahî destek olarak gelen örneklerdir. Dolayısıyla kıssalar üzerinden de mücadelenin seyriyle ilgili bazı tespitlerde bulunmak mümkündür.

 

Her Vahyi Kendi Bağlamında Okumak Gerekir

 

Mekke dönemi koşullarıyla Medine dönemi koşulları farklıdır. Elimizdeki Kur’ân metni, Fatiha’dan sonra Medenî vahiyle başladığı için genellikle Medine algısı üzerinden nüzul dönemini okuma problemiyle karşılaşmaktayız. Oysa Mekke’de Müslümanların karşı karşıya oldukları problemler, Medine dönemine göre farklıdır.

 

Nüzul Sırası Gözetilmelidir

 

Elimizdeki Kur’ân metni nüzul sırasına göre tertip edilmediği için Kur’ân’ı nüzul dönemiyle irtibatlandırmak için özel bir çabaya ihtiyacımız var. Bunun için de nüzul sırasına göre okumalar yapmalıyız. Bununla birlikte nüzul sırasına göre okumanın sıkıntıları mevcuttur. Problemlerden biri, elimizde Kur’ân ayetleri ve pasajlar açısından tam bir nüzul sıralaması yapmanın neredeyse imkânsız olmasıdır.

 

Sonuç

 

Kur’ân’ı bir tarih metni olarak okuduğumuzda, metnin yapısını bilerek metne yaklaştığımızda kendi dünyasını bize açar; hem mesajını daha iyi anlamamıza imkân verir, hem de sağlıklı bir tarih algısı oluşturmamıza yardımcı olur.

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul