21 Ocak 2018 - Pazar

Şu anda buradasınız: / MODERN ÇAĞDA UNUTULMAYA YÜZ TUTAN BİR ERDEM: SALİH AMEL ŞUURU

MODERN ÇAĞDA UNUTULMAYA YÜZ TUTAN BİR ERDEM: SALİH AMEL ŞUURU




Kur’an-ı Kerim’de yer alan en önemli kavramlardan biri olan “salih amel”, sözlük anlamı itibariyle yararlı, güzel, değerli, verimli iş, iyi ve güzel davranış manasına gelir. Dini bir terim olarak ise Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle ilahi bir emri yerine getirmek; kişinin hem kendisi hem de diğer insanların yararına yaptığı her türlü iyi iş anlamındadır. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi salih amel konusundaki temel ölçü, toplumdaki konumu ne olursa olsun her bireyin ortaya koyacağı davranışları Allah’ın hoşnutluğunu kazanma ve başkalarına faydalı olma bilinciyle yapmasıdır.

Salih amel, kulluk bilincinin derin bir şekilde yansıma bulduğu, kalıcı güzel davranışlardan ibarettir. Bu tür davranışlarda bulunan kişiler “sâlih” kimseler olarak anılır. “Sâlihler”den (sâlihûn) olmak, mü’minlerin en belirgin özellikleri arasındadır. Nitekim Allah’ın seçkin kulları olan peygamberlerin, bu hususa dualarında yer verdikleri görülmektedir. Sözgelimi Hz. Yusuf bir duasında: “Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette, sen benim dostumsun. Benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kimselerin arasına kat” şeklinde yalvarmıştır.[1]

Kur’an-ı Kerim’de sâlih amelden bahseden ayetlerin tamamına yakınında imana vurgu yapıldığı görülmektedir. Söz konusu ayetlerde “iman edip salih amel işleyenler” şeklindeki ifadeler özellikle dikkat çeker: “Kadın, erkek iman etmiş olarak kim salih amel işlerse ona güzel bir hayat yaşatacağız. Karşılıklarını yaptıklarından daha güzeliyle ödeyeceğiz”[2], “İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini örteriz. Onları yaptıklarından daha güzeli ile mükâfatlandırırız.”[3]İmanını salih amellerle bütünleştiren bir mümin hem dünya hem de ahiret hayatında huzuru elde etmiş demektir: “Asra yemin olsun ki hiç şüphesiz insan hüsrandadır Ancak iman edip salih amel işleyenler birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”[4]

Yukarıda da ifade edildiği gibi bir davranışın ya da sözün “salih” olması Allah rızasının gözetilmesiyle doğru orantılıdır. Bir başka ifadeyle herhangi bir davranış ya da söz, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için olmalı ve kişi bu davranışının karşılığını yalnızca Allah’tan isteyip sadece ondan beklemelidir. Dolayısıyla insanların hoşnutluğunu ve beğenisini kazanmak için yapılan ameller “salih amel” olarak nitelendirilemez.

 

Salih amel denildiği zaman çoğunlukla namaz, oruç, hacc vb ibadetler akla gelir. Şüphesiz bu ibadetler de birer salih ameldir.[5]Bununla birlikte Kur’an-ı Kerim’de ayetlerde “salih amel” kavramının çok daha kapsayıcı bir çerçevede ele alındığı görülmektedir. Zira insanın ailesi ve diğer insanlarla ilişkileri dikkate alındığında farklı ortamlarda farklı salih ameller ortaya konabilir. Sözgelimi komşuyla iyi geçinmek “salih amel”dir. Çevreyi korumak ve temiz tutmak “salih amel”dir. İşini yaparken hakkını vermek, verdiği sözde durmak, doğruyu söylemek “salih amel”dir. İnsanlara yardım etmek, onlarla dertlerini, sevinçlerini paylaşmak da salih amel tanımının içine girer.

Ne yazık ki çağımızda çıkarcılık hedef haline getirildiği için salih amel kavramı adeta zihinlerimizden silinmeye yüz tuttu. Sözgelimi bir gazete büfesinin camında “adres sormayınız” şeklinde yazı göze çarpabiliyor. Büfe sahibi muhtemelen bir kimseye adres tarif ederken başka bir kişiye satış yapma fırsatını kaçırabileceğini düşünüyor. Hâlbuki insanlara yardımcı olmanın bir salih amel olduğunu, ondan elde edeceği sevabın satış fırsatını kaçırdığı malın getireceği gelirden çok daha önemli olduğunu dikkate almış olsa, adres soran birisine yardımcı olurken tarifi imkânsız bir manevi hazzın tadına varmış olacak. Küçük ya da büyük hangi mesleğe sahip olursa olsun iş hayatındaki her birey asıl amacın insanları memnun etmek olduğunu hatırdan asla çıkarmamalı, “Allah razı olsun, aldığım maldan (veya yapılan hizmetten) memnun kaldım, verdiğim para helal olsun” şeklinde bir söz duymanın iş hayatında en büyük kazanç olduğunun idrakinde olmalıdır.[6]

Kur’an-ı Kerim’de salih amel işleyenlerle ilgili ayetlerden bazıları şu şekildedir:

“Sâlih amel işleyenler dünya mutluluğunu elde ettikleri gibi ahiret mutluluğu olan cenneti de elde edeceklerdir; Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim sâlih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir ‘çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar’ bile haksızlığa uğramayacaklardır.”[7], “ İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır[8]

Kur’an’da dünya hayatının geçiciliğine vurgu yapılmakta, dünya malına aldanıp, sâlih amel işlemeyenlerin sonunun hüsranlık olduğu bildirilmektedir: “Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak sâlih ameller ise Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.”[9], “Ne mallarınız ne de çocuklarınız, sizi bizim katımıza daha çok yaklaştıran şeylerdir! Ancak iman edip sâlih amel işleyenler başka. İşte onlar için işlediklerine karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennet köşklerinde güven içindedirler.”[10]Salih amel işleyen hataları Allah tarafından örtülecektir. “İman edip sâlih amellerde bulunanlar ise; biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz.”[11]

Ahlaki erdemler de “salih amel” kapsamındadır. İnsanları incitmemek, onların gıybetlerini yapmamak, haset etmemek, canlarına, mallarına kıymamak birer salih ameldir. Ana-babaya iyilik etmek de bir salih ameldir. Nitekim Kur’an’da “Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik” buyrulmaktadır.[12]Anne ve babamıza karşı hürmetimiz oranında yaratıcımıza karşı hürmetkâr sayılıyoruz. Hz. Peygamber “Allah’ın rızası, anne-babanın rızasında, Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir” buyurmak suretiyle bu hususu dile getirmiştir.[13]Salih bir evladın yaşlılık hallerinde ana-babasına nasıl değer vermesi gerektiğini, rahmeti sonsuz Rabbimiz bize şu şekilde öğretiyor: “Onlara şefkat ve merhamet kanatlarını ger ve de ki: Rabbim! Küçükken beni sevgi ve şefkatle besleyip büyüttükleri gibi sen de onlara o şekilde merhamet eyle.”[14]Resûlullah da bu konudaki bir başka hadisinde şöyle buyuruyor: “Anne-babasından her ikisi veya birinin yaşlılık dönemlerine yetişip de onların dualarıyla cennete giremeyene yazıklar olsun.” [15]

 

Toplumsal ilişkilerde özellikle dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de kul hakkıdır. Kul hakkına dikkat etmek aynı zamanda salih ameli yerine getirmek demektir. Sözgelimi insanların kişilik haklarına saldırmak, onları küçümsemek kul hakkıdır. Verilen söze ve dostluklara bağlı kalmamak kul hakkıdır. Ölçüye ve tartıya özen göstermemek, cimrilik ve israf kul hakkıdır. Adaletli davranmamak, yalan söylemek kul hakkıdır. Rahatsız edici biçimde yüksek sesle konuşmak, çevreyi kirletmek kul hakkıdır. Trafikte kural ihlali yapmak, bakımsız araçla yola çıkmak kul hakkıdır. Yemek kokusuyla komşuya eziyet etmek de kul hakkına girer. Öğrencisini yetiştirme konusunda ihmalkâr davranan bir hoca insan israfına sebep olduğu için üzerine kul hakkı almış demektir. Bu örneklerdeki davranışlardan kaçınarak kul hakkına özen gösteren bir mümin salih amel dairesinde hareket ediyor demektir.

Salih amel aynı zamanda berekete vesiledir. Bereket hem kazancın ve üretimin devamlı bolluk göstermesi hem de süreklilik arz eden huzur ve saadettir. Modern zamanlarda artan sınırsız tüketim anlayışı sadece israfı yaygınlaştırmakla kalmadı aynı zamanda bereketin de unutulmasına yol açtı. Eskiden ihtiyacı kadar üreten insanlık artık bir yandan tüketmek için üretirken, diğer yandan üretmek için tüketiyor. Bu fasid daire içerisinde bereket adeta buharlaşıp uçuyor.

Allah Resulü dualarıyla bereketi hayatın her anına nakşetmiş ve bunu müminlere de öğretmiştir. Peygamberimiz evlenen bir kimseyi şöyle tebrik ederdi: “Allah evliliğinizi mübarek kılsın, üzerinize bereket indirsin, ikinizin arasını hayırda birleştirsin.” [16]Resûlullah, yaşadığı mekânı da bereket duasıyla taçlandırırdı: “Allah’ım! Mekke’ye verdiğin bereketi iki katıyla Medine’ye de ver!”[17]Yılın turfanda meyvesini şu duasıyla bereketlendirirdi: “Allah’ım, Medine’mizi, meyvelerimizi, müddümüzü, sa’ımızı bereket üzerine bereketle mübarek kıl.”[18]Bu duadan sonra getirilen meyveyi, orada bulunan çocukların en küçüğüne uzatırdı.

 

Bereketin nerede, ne zaman ve nasıl elde edileceği belli değildir. Kimi zaman ana-baba duası, kimi zaman komşuya yapılan bir iyilik ya da darda kalmış birine yardım etmek gibi salih ameller berekete vesile olabilir. Kur’an’da berekete vesile olan bazı salih amellere şöyle işaret edilir: Ruhun gıdası olan namaz bereketin en büyük kaynağıdır: “Yakınlarına da namazı emret ve sen de bunda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz; senin rızkını veren Biziz. Ve gelecek, Allah’a takva sahibi olanlarındır.” [19] Takvâ ve tevekkül berekete vesiledir: “Allah, takva sahibi olan herkese, bir çıkış yolu sağlar ve ummadığı yerden ona rızık verir. Allah’a güvenen herkese O yeter.[20]Selam da bereketin artmasına vesile olan bir salih ameldir: “Evlere her girdiğinizde Allah katından bolluk, bereket ve esenlik dileyerek birbirinize selâm verin.” [21]Kur’ân okumak ve onunla hemhal olmak da bereket getirir. Peygamberimiz “içinde Kuran okunan ev genişler, melekler oraya iner o ev hayır ve bereketle dolar” buyurmuştur.[22] Misafirlerimiz de evlerimizin bereket direklerindendir. Misafir rızkıyla gelir, geldiği evi ihya eder. Yedirdiklerimiz, tebessümlerimiz, hizmetlerimiz, tatlı dilimiz birer sadaka olur. Şükür ve kanaat, besmele ve dua da berekete vesiledir.

Salih amel, kişinin duasının kabul edilmesine ve darda kaldığı bir durumda sıkıntıdan kurtulmasına vesile olabilir. Bu nedenle her müminin, sıkıntıya düştüğü anlarda Allah’a yalvarırken zikredebileceği daha önceden iyilik defterine kaydedilmiş salih amelleri olmalıdır. Sahîh-i Buhârî’de yer alan ve “mağara hadisi” olarak bilinen hadis-i şerifte, Hz. Peygamber’in anlattığı bir olay oldukça dikkat çekicidir: Yolculuğa çıkan üç arkadaş, yağmurdan korunmak için bir mağaraya girerler. Mağaranın ağzına bir taş yuvarlanır ve mağaranın kapısı kapanarak orada mahsur kalırlar. Duadan başka çareleri yoktur. Kurtulmak için her biri daha önce yaptıkları salih amelleri vesile kılarak dua ederler. Birisi anne-babasına hürmette en ufak bir kusurda bulunmadığını, diğeri çalıştırdığı işçinin hakkına son derece riayet ettiğini ve kendisinde kalmış olan işçinin hakkını yine onun namına çalıştırıp, büyük bir meblağ olarak yıllar sonra ona verdiğini, sonuncusu ise her türlü imkân ve uygun bir ortam mevcut olduğu hâlde zina etmediğini, bütün bunları da sadece Allah rızası için yaptıklarını söyleyerek o sıkıntının giderilmesini dilerler. Sonunda Allah’ın izniyle taş yuvarlanır, mağaranın kapısı açılır ve kurtulurlar.”[23]

Hz. Peygamber’in namazlardan sonra yaptığı dualardan biriyle cümlelerimizi sonlandıralım: “Allah’ım, beni amellerin en iyisine ve ahlakın en iyisine ilet. Amel ve ahlakın en iyisine ancak sen iletebilirsin. Amellerini kötüsünden ve ahlakın kötüsünden beni koru. Amel ve ahlakın kötüsünden ancak sen koruyabilirsin.”[24]

Dipnot



* Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

[1]- Yûsuf 12/101.

[2]- en-Nahl 16/97.

[3]- el-Ankebût 29/7.

[4]- el-Asr 103/1-3.

[5]- el-Bakara 2/277.

[6]- Ertuğrul Doğuç, “Yararlı İş (Salih Amel)”, İslam ve Çalışma Hayatı Ulusal Sempozyumu, İzmir 2008, s. 234.

[7]- en-Nisâ 4/124.

[8]- el-Bakara 2/277.

[9]- el-Kehf 18/46.

[10]- Sebe 34/37.

[11]- el-Ankebût 29/7.

[12]- el-Ankebût 29/4-9.

[13]- Tirmizî, “Birr”, 3.

[14]- el-İsrâ 17/24.

[15]- Müslim, “Birr”, 9.

[16]- Ebû Dâvûd, “Nikâh”, 37.

[17]- Buhârî, “Büyû”, 53.

[18]- Müslim, “Hacc”, 473.

[19]- Tâhâ 20/132.

[20]- et-Talâk 65/3.

[21]- en-Nûr 24/61.

[22]- Tirmizî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 14.

[23]- Buhârî, “Edeb”, 5; “Büyû”, 98; Müslim, “Zikr”, 100.

[24]- Nesâî, “İftitâh”, 16.

 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul