18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / BU GÜN YAPTIĞINIZ HER ŞEYİN KARŞILIĞINI GÖRECEKSİNİZ !*

BU GÜN YAPTIĞINIZ HER ŞEYİN KARŞILIĞINI GÖRECEKSİNİZ !*

Derin duyarlılıklarla sorgulama gününe adım adım yaklaşırken, diz üstü çökeceğin anı hatırlatır Kitap Casiye Suresinde. Zillet ve tükenmişlikle haşyet ve hayretle donakalmış bir halde dizlerinin bağının çözülmesiyle, öylece yığılıp kalacağın gün gelecektir. Dehşetle açılan gözlerle, sorgulama duraklarına yürürken, dizlerinin bağının çözüleceği, acz ve tükenmiş halde Rabbinin huzuruna çıkacağın gün…

Gelecek olan ‘dehşetli son saate’ doğru adım alırken, uyarır rahmet ve merhamet sağanağıyla vahyi insanlığın yüreğine akıtan Rab. Henüz o dehşetli, korkunç gün daha gelmemiştir. O günü daha yaşamadın, bilmiyorsun ama an an yaklaşıyorsun. Yaklaştığın son saatin kaygı ve endişesi, hayatının merkezindeki sorgulama duraklarına getirir seni.

Senin anlamlı ve anlamsız zamanların vardır. Yetişmen gereken randevuların, bir türlü bitmek bilmeyen işlerin, yarına bırakılmaması gereken projelerin… Hepsini yerli yerine koyman gerekir. Telaşın bir türlü bitmez. Gün ağarır, bir önceki günün yorgun bedeniyle karşıladığın taze günün heyecana uyanırsın. Nasıl bittiğini anlamadan akşam, derken yatsı vakti gelir. Tüm azaların tükeniş isyanlarıyla ürperirken, sen gecenin koynuna yorgun ve bitkin bedenini ve ruhunu bırakırsın. Dünya telaşın seni yorgun ve yıpranmış bırakır. Oysa yegâne gerçek şudur ki; tüm bu yapılması gereken sorumlulukların seni kıyamete kurulu bir ana doğru sürükler. Bir daha kalkamayacağın derin ahret uykusunun kollarına doğru an an yaklaşırsın. Dünyalık zamanların, bitmeyen endişelerin ve kaygıların, biriktirdiğin tükenmeye ayarlı tüm küçük vakitlerin, o büyük ‘dehşetli güne’doğru akıp gider.

“ Ve ( o gün) bütün insanları ( zillet içinde) diz çökmüş görürsün; herkes kendi sicili ile ( yüzleşmeye) çağrılır: “ Bugün, yaptığınız her şeyin karşılığını göreceksiniz! Bu bizim kayıtlarımız, sizinle ilgili her şeyi bütün gerçekliğiyle anlatır: çünkü yaptığınız her şeyi kayda geçirtmiştik!”(Casiye, 28/29)

Hayatın yaşanması gereken güzel anlarını doyasıya yaşa. Sana sunulmuş yeryüzü ayetlerine hayret ve haşyet makamında bakarken, şahit ve göçebe olduğunu hiçbir zaman unutma. Anlamlı ve sorumluluk bilinciyle bilenmiş bir hayatı yaşarken, haşyet ve korku hiçbir zaman yakanı bırakmasın. Yaşadığın hayat sana verilen o büyük randevuya ayarlı, her anının kayda geçirildiği zamanlar bütünüdür.

Sana yüklenen tüm nimetlerin duyarlılığıyla, kavi bir imanı kuşanmış, dimdik bir duruşla, onurlu ve erdemli bir hal ile Rabbine yöneleceğin an o ‘dehşetli gün’  mutlaka gelecek. Nihayetinde son bulacak olan fani bir hayatı yaşarken, onurunu ve erdemini ne denli koruyor ve gözetiyorsan, seni bekleyen gerçek ve ebedi hayatta, onurunu ve erdemini dimdik sarsılmaz bir hal ile ayakta tutmak için çaba harcaman gerekmez mi?

Derin duyarlılıklarla, yaratılmış ve yazılmış her ayete bakışımız şahitlik makamında ve ekletme duraklarında olmalıdır. Saniye saniye geçip giden zamanın anlarından sıyrılıp, geçici olmayan, sonsuz bir hayata tutunmanın derdine düşmek gerekmez mi? Hayatın bütün kalabalığından, bunca meşakkat ve çer çöpünden geriye kalan berrak tükenmez bir hayata adım almanın yollarına hangi hayret sancıları bizleri sürükler…

Yaratılmış olan ayetlerle yüklü evrene bakışımızda kul duyarlılığı ve bilinci varsa ne gam. Tüm yaratılmış olan mahlûkatın kendi yaratılışına uygun bir amaçla varolduğunu görürüz ve bize seslenir adeta: ‘ Ey insanoğlu, eşrefi mahlûkat olan sen gel beni hizmetine al…” İnsanoğlu esfeli safilin duraklarından ayaklarını kaldırıp eşrefi mahlûkat duraklarına doğru bir yolculuğa çıktığında, yaratılmış olan tüm mahlûkat artık onun emrindedir.

Kitabın ayetlerinden başımızı kaldırdığımızda, gökte uçan martıları, sürü sürü göçmen kuşları, beyaz köpüklü dalgalarıyla uzanan denizi, masmavi gökyüzünü, cennet yeşilliğine bürünmüş dipsiz ormanları görürüz. Hepsi bir ayet gibi karşımızda öylece durur. Nasıl ki, yapay ve ayartıcı evrenler Kitap’tan ve hakikatten uzaklaştırıyorsa, serin ayetler gibi yüzümüze dokunan rüzgar, başımızın üzerinde par par yanan yıldızlar da, bizi Kitab’ı anlamaya ve yaşamaya yaklaştırır. Dağınık ve gürültülü, debdebeli, bizleri derin düşünme ve tefekkür duraklarından uzaklaştıran tüm yapay evrenler unutturmaya ayarlıdır. Dipsiz kuyular gibi yüreğimizin üzerine abanan sıkıntılarla dolaştığımız tüm kapalı dünya mekânları… Kat kat otoparklarıyla, havasız, güneşsiz, yanıp sönen allı pullu ışıltılı yalancı dünyasıyla, ruhumuzu rahatlatmak için gittiğimiz ama girdaplara girmiş gibi bizleri soluksuz bırakan tüm alış veriş merkezleri… Her odasından ayrı haykırışlar yankılanan ekranların yer aldığı aile birlikteliğinden uzak, her bireyin ayrı bir köşesinin, odasının, olduğu muhabbet yoksunu evlerimiz… İçinde yaşadığımız tüm dünya mekânları, anlamlandırmaya çalıştığımız hayatın, süfli duraklarına çıkıyorsa işte o zaman tehlike çanları çalıyor demektir.

Yaratan’ın önünde diz çöktüğümüz o gün geldiğinde; yıpranmış, yılgın dizlerimiz, dünya yorgunu bedenimiz bir pelte gibi döküldüğünde, boşa giden bir hayatın arkasından hayıflanma gününün geldiğini anlarız… Anlarız, günün dehşetini ve işin ciddiyetini. Külli plana senin yaşantınla katkı sağladığın gibi, değişmez tabiat kurallarıyla, Allah’ın emrine ve buyruğuna boyun eğen bir ot bile itaat makamında baharda açar, sağa sola yalpalanır her rüzgâr esişte. Zikir makamında, bir sağa bir sola… Senin yalpalanmaların eğer dünyalık duraklarda onursuzluğa ve sorumsuz bir yaşantıya ayarlı, damarlarına zerk edilen zehirli bir yaşamsa soluduğun, dizlerinin üzerine çöktüğünde, başın önünde her şeyin bitmiş olduğunu anladığın o dehşetli an gelecektir... Yalnız Rabbin sonsuz merhameti ve rahmeti hariç... Sadece geçici bir dünya içinse bunca telaşın ve kaygın, bir düşün sonsuz bir geleceğe bu günlerinden yer açmışlığın var mıdır? Diz çöküp sicilinin eline verileceği gün, yaptıklarınla ve yapmadıklarınla yüzleşeceğin gün… O gün, soyut kimliğinin tüm ayrıntılarını gözler önüne dökecek olan detaylı bir sicil serilecek önüne. Hiçbir dünyalık dijital kameranın gücünün yetmediği bir film serilecek gözlerinin ve tüm azalarının önüne.

Şimdi düşünme ve yaşama makamında. Eşsiz kameralarla an an çekildiğin ve siciline işlenen tüm yaptıklarını ve yapmadıkların düşün. Düşün ve aklet. Topla sicilini ve düş yollara… Henüz o gün gelmedi. Henüz zilleti ve alçaklığı yaşamadan, dünyalık duruşunu düzeltme gayretine düş.

Kıyamete ayarlı tüm zamanların şahitliğinde, geçici ve alçak bir hayatın kollarından sıyrıl… Onurlu ve erdemli bir ömür tüketmenin kaygısıyla, tüm azalarını kuşatmış, arınmış ve tertemiz bir sicille Rabbine yönel… Uyaran’a yönel. Tüm yollar O’na çıkar. Tüm çıkmazlar ve girdaplar O’nun sonsuz bağışlamasının esenlik duraklarına açılır. Uyarıları yüreğine içirirken, ayetlerin rotasında, geçici dünyanın tuzaklarından sıyrılmanın yollarını ara. Ara ki önüne yollar açılsın. Rahmet ve Bağış sahibi yüce Yaratan’ın uyardığı üzere, topraklara belenmiş halde, yerle bir olduğun, acziyet ve eziklik duraklarına gelmeden onursuzluğu yaşamadan uyan.

Onurlu ve erdemli bir ahret hayatı için. Dik bir duruş ve soylu bakışlar için. Hepsinden öte kula kulluğu reddiye makamında, Rabbine kul olduğun dünyanın yapay evreninde sen adanmışlığınla onurunu ötelere taşıma gayretine düş…

Şimdi dizlerin kırılsın. Şimdi diz çök.  Kul teslimiyetiyle, mutmain bir kalple, O’nun yüceliği karşında eğil...

Rabbim! O dehşetli günün azabından senin Rahmetine ve merhametine sığınıyoruz…

*( Casiye Suresi 28)

 

 

 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul