14 Aralık 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / ZULÜM KARŞISINDA KARARLI DURUŞ

ZULÜM KARŞISINDA KARARLI DURUŞ

Hak ve Zulüm İki Zıt Kavramdır

 

Zulüm kavramının tam zıt karşılığı adalettir. Fakat hak ve adalet tamamen eş anlamlı olmasa da örtüşen anlamlara sahip eş anlamlı denebilecek kadar birbirine yakın iki kavramdır. Dolayısıyla haktan yana olan bir kimsenin zulme destek vermesi, arka çıkması söz konusu olamaz. Zulmeden bir kimsenin de uygulamalarıyla aynı zamanda hakkın savunuculuğunu yaptığını ileri sürmesi tamamen yersiz ve anlamsızdır. Bu itibarla Suriye'de kendi halkına zulmeden, insanlarını katleden. kendi iktidarını koruyabilmek için hak ve özgürlük isteyenleri korkunç bir şekilde imha eden yönetimin öbür tarafta Filistin davasında haktan yana durduğu için kayıtsız şartsız desteklenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi tamamen saçma ve tutarsızdır. Filistin davasıyla ilgili duruşu hakkında söylenenler doğru olsa bile kendi halkına karşı uyguladığı zulmü meşrulaştırmaz. Filistin'le ilgili tavrı sadece bu tavrının meşruiyetini ortaya koyar. Öbür yandaki zulmüne gerekçe oluşturmaz.

 

Zulme Karşı Mazlumun Yanında

 

Zulme uğramak insana şartlara ve duruma göre bazı özel haklar kazandırır. Örneğin Kur'an-ı Kerim'in bir âyetinde şöyle buyurulur: "Allah, haksızlığa uğratılan dışında kötü bir sözün açıktan söylenilmesinden hoşlanmaz. Allah işitendir, bilendir." (Nisa, 4/148) Tefsirlerden anladığımıza göre burada kastedilen herhangi bir kötülüğün açıktan söylenmesidir. Yani Yüce Allah bu âyetle kötülüklerin, çirkin işlerin açıktan söylenmesini ve toplum içinde yayılmasına sebep olunmasını yasaklamıştır. Kötülüklerin mümkün olduğunca gizli tutulması ve toplumun fertlerinin olumsuz etkilenmesine yol açılmaması gerekir. Bu ise kitle eğitimi ile ilgili bir ince ayardır. Ancak zulme ve haksızlığa uğratılanlar müstesna tutulmuşlardır. Onların kendilerine yapılan haksızlıkları açıklama, bu yolla destek arama, haksızlık edenleri ifşa etme hakları vardır.

 

Bir başka âyette Yüce Allah şöyle buyurur: "Kendileriyle savaşılan (mü'minlere) zulmedilmeleri sebebiyle (savaşa) izin verilmiştir. Şüphesiz Allah onlara yardım etmeye güç yetirir." (Hacc, 22/39) Dolayısıyla Suriye'deki katil Baas rejimi karşısında zulme uğrayanlar da özgürlüklerinin ve haklarının verilmesi yönündeki taleplerinin sürekli reddedilmesi yüzünden fiili direnişte bulma hakkına sahiptirler. Hiç kimsenin orada zulme karşı direnenleri ortalığı karıştırmakla ve teröre başvurmakla itham etme hakkı yoktur. Bu direniş haklı ve meşru bir direniştir.

 

Yüce Allah, küfür hâkimiyeti altında kalıp tevhid inancının gerektirdiği yaşayış tarzından zorla uzak tutulanları ikiye ayırır. Birinciler kendilerine çıkış kapısı aramayıp kolayı seçenlerdir. Yüce Allah meleklerin onlara şöyle sesleneceklerini bildirir: "Allah'ın yeri geniş değil miydi ki oradan hicret etseydiniz?" (Nisa, 4/97) İkinci sınıf ise gerçekten çıkış kapısı bulamayanlardır. Onlar hakkında da şöyle buyurulur: "Ancak erkek, kadın ve çocuklardan çaresiz kalan ve bir yol bulamayan zavallılar (mustaz'aflar, ezilenler) müstesnadırlar." (Nisa, 4/98)

 

Bütün bu âyetlerden ve benzeri birçok âyetten anladığımıza göre mazlumiyet insanı haklı kılar. Haktan yana olanların da bu gibi durumlarda zulme karşı mazlumun yanında durması gerekir. Çünkü hak zalimin değil mazlumun tarafındadır.

 

Haklı Dava Zulmü Meşrulaştırmaz

 

Kudüs ve Filistin davası adil ve haklı bir davadır. İnsanların hak ve özgürlüklerini gasp ederek saltanatını sürdüren bir rejimi meşrulaştırmak için haklı davayı gerekçe olarak kullanamazsınız. Böyle bir iddia adil ve haklı davanın dayanak teşkil etmesi değil çirkin bir şekilde istismar edilmesi anlamına gelir.

 

Suriye rejiminin gerçekte Filistin davasıyla ilgili politikalarında birtakım stratejik hesaplar öne çıkmakla birlikte burada siyonist işgal devletiyle diplomatik ilişkiler kurmamasından ve Filistin direniş örgütlerine lojistik destek vermesinden dolayı öbür tarafta insanları keyfine göre katletme hakkı elde etmiş olamaz.  Çünkü haklı ve adil bir dava başka yerdeki zulmün ve haksızlığın gerekçesi olamaz. O zulmü meşru kılmaz. İkisini birbirinden ayrı değerlendirmek, kim tarafından ve ne adına olursa olsun zulme karşı tavır koymak gerekir. İslâm'ın hukuk ve adalet ilkeleri bunu gerektirir.

 


Filistin'de İç Diyalog ve Doha Anlaşması

 

Filistin'de ABD ve siyonist işgal devletine boyun eğen Fetih örgütünün, 2006 seçimlerinden sonra Hamas'ın işlerini zorlaştırmak için çeşitli problemler çıkarması, 2007 Haziran'ında da çoğunlukla bu örgütün mensuplarının oluşturduğu güvenlik organlarının çıkardığı kargaşa sebebiyle yaşanan çatışmalar neticesinde meydana gelen bölünme beş yıla yakın bir süredir ciddi soruna sebep olmaktadır. Bu yüzden, normalde siyonist işgal, kuşatma ve işgalcilerin saldırıları sebebiyle zorluklar yaşayan Filistin halkının içerideki bölünmenin yol açtığı problemlerden dolayı da başı derttedir.

 

Filistin'deki iç bölünmenin sona erdirilmesi için değişik zamanlarda görüşmeler gerçekleştirildi ve anlaşmanın eşiğine kadar gelindi. Ancak Fetih hareketinin işgal devletinin ve ABD'nin baskılarına boyun eğmesi sebebiyle başarılı olunamadı. Geçtiğimiz ay Katar Emiri Hamd bin Halife'nin aracılığıyla Doha'da Hamas Siyasi Birim Başkanı Halid Meşal ile Fetih lideri Mahmud Abbas arasında bir anlaşma imzalandı.

 

Anlaşma öncelikli olarak Batı Yaka ve Gazze'de oluşmuş iki ayrı hükumetin tek bir hükûmet şeklinde birleştirilmesini kararlaştırıyor. Hükûmet siyasi hareketlerin mensuplarının oluşturacağı siyasi nitelikli değil seçime kadar birtakım sorunları üstlenecek geçici teknokrat hükûmeti olacak. Görevleri bölünmüşlükten kaynaklanan bazı önemli sorunların çözümü, Gazze'nin yeniden imarı ve seçimler için şartları oluşturmak olacak. Başkanlığına da Mahmud Abbas'ın getirilmesi kararlaştırıldı. O durumda başkanlık ve başbakanlık görevleri aynı kişiye verilerek geçiş dönemi için de olsa Yasir Arafat dönemindekine benzer bir başkanlık sistemine geri dönülmüş olacak.

 

Üzerinde ittifak sağlanan en önemli hususlardan biri de özerk yönetim zindanlarındaki siyasi tutukluların tamamının serbest bırakılması. Abbas yönetimiyle siyonist işgal devleti arasındaki güvenlik ve istihbarat işbirliğinden dolayı binden fazla Filistinli siyasi gerekçelerle Mahmud Abbas'ın zindanlarında tutuluyor. Daha önceki iç diyalog görüşmelerinde de en önemli konulardan biri bu olmuştu. Ama Abbas yönetimi bu konudaki talepleri ya reddetti ya da taahhütlerini yerine getirmeyerek siyasi tutukluların serbest bırakılması işini genellikle askıda tuttu. Bunda da siyonist işgal devletinin ve ABD'nin baskılarına boyun eğmesinin önemli rol oynadığı tahmin ediliyor.

 

Anlaşmanın maddelerinden biri de başkanlık ve parlamento seçimleriyle ilgiliydi. Sözünü ettiğimiz hükûmet de zaten seçimlere kadar görevde kalacak. Fakat seçimlerin önümüzdeki Mayıs ayına yetişmeyeceği düşüncesiyle ertelenmesi kararlaştırıldı. Kesin bir tarih ise belirlenmedi.

 

Anlaşmaya dâhil edilen hususlardan biri de FKÖ'nün yeniden ihyasıydı. FKÖ'nün tekrar canlandırılması ve Filistin direniş gruplarının tek çatı altında bir araya getirilmesi hususu daha önce Kahire'deki görüşmelerde de ele alınmıştı ve medya organları bu konudaki ittifakı Hamas ile Fetih birleşmesi şeklinde kamuoyuna yansıtmışlardı. Oysa kastedilen ittihad değil itilaftı, yani birleşme değil farklı direniş grupları arasında bir örgütsel koordinasyon oluşturulmasıydı.

 

Doha Anlaşması'nın usûlüne uygun bir şekilde uygulanması Fetih hareketinin taahhütlerini yerine getirmesine ve özellikle de siyasi tutukluları herhangi bir zorluk çıkarmadan serbest bırakmasına bağlı olacaktır. Hamas, seçimlere kadar kendi adamlarının iştirak etmeyeceği bir teknokrat hükûmeti kurulmasını ve bu hükûmetin başkanlığına da Mahmud Abbas'ın geçmesini kabul etmekle iktidar kavgası içinde olmadığını tam aksine bölünmekten kaynaklanan sorunların aşılması için kendisinden istenen fedakârlığı fazlasıyla verebildiğini ortaya koydu. Ancak öte taraftan Mahmud Abbas'ın da siyasi tutukluları kayıtsız şartsız bırakmak suretiyle bu konuda samimi olduğunu ve siyonist işgal devletinin baskılarına göre yön belirlemediğini göstermesi gerekir. Eğer bu konuda samimiyetini ortaya koyamazsa imzalanan anlaşmanın da bir değer ve itibarı olmayacaktır.

 

Hamas'ın Bölüneceği Hayalleri

 

Doha Anlaşması, Filistin tarafında bazı tartışmalara ve itirazlara da sebep oldu. Özellikle parlamentonun hukuk komitesi yaptığı açıklamada, 2003 yılında Anayasada yapılan değişiklikle başkanlık ve başbakanlık makamlarının ayrıldığını dolayısıyla bu iki makamın yeniden birleştirilmesinin Anayasada değişiklik yapılmasıyla mümkün olabileceğini bunun Meclisin yetkisi dâhilinde olduğunu Doha Anlaşması'yla yapılamayacağını ifade etti. Hamas mensubu bazı milletvekilleri de bu yönde açıklama yaparak başkanlık ve başbakanlık görevlerinin ikisinin birden Abbas'a verilmesinin 2003 öncesine dönülmesi anlamına geldiğini meclisin muvafakati alınmadan böyle bir şey yapılmasının ise Anayasaya aykırı olduğunu dile getirdiler.

 

Bu tür itirazlar özellikle siyonist işgalin yönlendirdiği medya tarafından hemen Hamas'ın bölünmesi olarak kamuoyuna lanse edildi. Oysa kendi siyasi partilerinde bundan çok daha ateşli ve derin tartışmalar, itirazlar yaşamalarına rağmen herhangi bir ihtilaf veya tartışmadan hareketle "filanca parti bölündü" iddiasında bulunmuyorlardı.

 

Gerçekte bu tartışmalar ve farklı görüşlerin ortaya konması Hamas'ın bölünmesini değil ilkelere taalluk etmeyen konularda muhtelif görüşlere açık ve şeffaf bir hareket olduğunu ortaya koyuyordu. Buna izin verilmemesi ve farklı görüşlerin önünün tamamen kapatılması örgütsel diktatörlük anlamına gelecekti.

 

Aslında siyonist işgal devletinin ve onun güdümündeki medya organlarının iddiaları bir vakıanın değil arzunun ve temenninin ifadesiydi. Siyonist işgal kendi rüyasında gördüğünü yahut kurduğu hayalleri vuku bulmuş hadise gibi kamuoyuna lanse etmeye çalışıyordu.

 

Aynı medya organları daha önce de Halid Meşal'in yeni dönemde aday olmayacağı açıklamasını örgüt içinde başkanlık yarışı ve bölünme olarak lanse etmişlerdi. Oysa gerçekte bir liderlik yarışı olsaydı bu birinin sahadan çekilmesi şeklinde değil yarış içinde olanların hepsinin meydana çıkıp güçlerini göstermeye kalkışmaları şeklinde vuku bulurdu.

 

Oysa Halid Meşal'in aday olmaması teşkilatın yeni tüzüğünde bir başkanın iki dönemden fazla aday olmasına müsaade edilmemesiyle ilgiliydi. Bazıları bu konuyla ilgili maddenin değiştirilerek Meşal'in yeniden adaylığının önünün açılmasını önerirken, Meşal biraz da Arap dünyasındaki siyasal değişim sürecini göz önünde bulundurarak böyle bir değişikliğe itiraz etmiş ve yeniden aday olmayacağını dile getirmişti.

 

Gerçekte Hamas daha önce de benzer tartışmalara, görüş ayrılıklarına ve itirazlara fırsat vererek şeffaf bir politika izlemekle birlikte kuruluşundan bu yana bütünlüğünü çok iyi muhafaza etmiş siyonist işgalcilerin tüm bölünme hayallerini boşa çıkarmıştır. Bu bütünlüğünü korumasında teşkilatın siyasi bir parti değil cemaat disiplinine, belli ilkelere bağlı bilinçli kadrolar yetiştirme düzenine sahip ve hedefe kilitlenmiş kararlı örgüt olmasının önemli payı vardır.

 

Siyonistlerle Aynı Hayal Dünyasında Dolaşanlar

 

Siyonistlerin kendi arzu ve temennilerini, kurdukları hayalleri vakıa gibi lanse etmeye kalkışmaları biraz normaldir. Onların bu konudaki karakterleri ve politikaları da zaten biliniyor. Ancak ilginç olan normalde "İslâmî camia"ya nispet edilen birtakım medya organlarının da bu konuda siyonistlerle aynı hayal dünyasında dolaşmaları, iddiaları sevinçten dört köşe havasında vermeleridir. Bu tutumları kimlerle beraber sevinip kimlerle beraber üzüldüklerini ortaya koyması açısından da düşündürücüdür. Bu zihniyet daha önce Mavi Marmara katliamında da saldırıya uğrayanları değil saldıranları haklı çıkarmak için büyük gayret içine girmeleriyle dikkat çekmişti.

 

Katillere Madalya mı Takmalı?

 

Hamas'ın bölündüğü iddialarında siyonistlerle aynı hayal dünyasında dolaşmalarıyla dikkat çeken kesimin, MİT krizinde hükûmete mesajlar gönderirken hangi konularda hükûmeti hizaya sokmak istediklerini vurgulamaları da özellikle düşündürücüydü. Hükûmeti hizaya sokmak istedikleri hususlardan biri de Mavi Marmara katliamı meselesiydi. Bu meseleyi artık rafa kaldırmasını ve siyonist katillerle hiçbir şey olmamış gibi sarmaş dolaş olmasını istiyorlardı. Neyse ki şimdilik Mavi Marmara gemisinde kardeşlerimizi katleden siyonist askerlere madalya takılmasını istemiyorlar. İleride bunu da isterler mi bilmiyoruz. Malûm olduğu üzere amaca kademe kademe yaklaşma metoduyla çalışıyorlar. Ama asıl amacın kulaklara üflenenden çok farklı olduğu da yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul