14 Aralık 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / Yurda Dönüş Hakkı

Yurda Dönüş Hakkı



Ahmet Varol

Geçtiğimiz ay Uluslararası Yurda Dönüş Hakkı Buluşması''na iştirak için Suriye''nin başkenti Şam''da idik. O vesileyle bu ayki yazımızda da öncelikle bu buluşmadan söz etmek ve tuttuğum bazı notları size aktarmak istiyorum. 
Yurtlarından çıkarılmış ve muhtelif ülkelerde mülteci hayatına mahkûm edilmiş Filistinlilerin yurda dönüş hakkının gündeme getirilmesi aynı zamanda işgal gerçeğinin haykırılmasıdır. Çünkü Siyonistler işgal gerçeğini gizlemek ve insanları yanıltmak için muhtelif yalanlara başvuruyorlar. Bu yalanların başında gelenler ise Filistinlilerden toprakları satın aldıkları ve Filistin''in aslında boş olduğu, kendilerinin oraları ihya ettikleri sonra da Arapların buraları kendilerinden almak istedikleri iddialarıdır. 
Ne kadar ilginçtir ki Siyonistler Filistin üzerindeki haksız işgallerini kabul ettirmek amacıyla İslâm dünyasına yönelik propaganda faaliyetlerinde arazileri Filistinlilerden satın aldıklarını ileri sürmüşlerdir. Çünkü o arazilerin boş olduğu iddiasının İslâm dünyasında tutmayacağını biliyorlardı. Ne yazık ki "satın aldıkları" iddialarını Müslüman toplumlarda özellikle de Türkiye''de büyük ölçüde tutturmuşlardır. 
Batı toplumlarına yönelik propaganda faaliyetlerinde ise Filistin topraklarının boş olduğu, kendilerinin oraları ihya ettikleri iddiasından yararlanmışlardır. Hatta bu amaçla "vatansız halka halksız vatan" sloganını etkili bir şekilde kullanmışlardır. Batı toplumlarında da böyle bir iddianın daha etkili olacağını biliyorlardı ve büyük ölçüde de başarılı olmuşlardır. 
İşin gerçeğinde bu iki iddia birbirini nakzetmektedir. Çünkü birinin doğru olması diğerinin doğru olmamasını gerektirir. Siyonistlerin normalde birbirini nakzeden bu iki iddiayı iki farklı ortamda kullanma ihtiyacı duymaları yalana başvurduklarını gösterir. Başka hiçbir delil olmasa bile bu iki mütenakız iddiayı iki farklı ortamda kullanmalarının nazarı dikkate alınmasıyla bile yalancılıklarının açığa çıkarılması mümkündür. Mülteciler gerçeği ve yurtlarından çıkarılmış milyonlarca Filistinlinin yeniden yurda dönüş hakları, onların bu konudaki dayanakları Siyonistlerin söz konusu iki iddialarının her ikisini birden yalanlamaktadır. Siyonistler eğer iddia ettikleri gibi o toprakları satın almış olsalardı, belgelerini ortaya koyar yurtlarından çıkarılan Filistinlilerin yurda dönüş hakları konusundaki taleplerine karşı kullanırlardı. Ama öyle yapamıyor, aşağıda söz edeceğimiz üzere farklı komplolara ve oyunlara başvuruyorlar. Aynı şekilde boş bir araziye gelip yerleşmiş olsalardı, o arazilerle ilgileri olmayan insanlarla herhangi bir pazarlığa girmeme konusunda bileklerini çok daha güçlü hisseder, komploya başvurma ihtiyacı da duymazlardı. 
Bugün yurtları dışında yaşamak zorunda olan yedi milyon civarında Filistinli var. Bunların hiçbiri evini ve arazisini satmamıştır. Bu yedi milyon insan, Siyonist işgalin başvurduğu şiddet ve tehcir uygulaması sebebiyle kendilerinin ve çocuklarının canlarını kurtarmak amacıyla çevre ülkelere sığınmış insanlarla onların nesillerinden oluşmaktadır. Bunların önemli bir kısmı mülteci kamplarında oldukça zor şartlarda hayatlarını sürdürmektedir. Bu insanlar eğer ki vatanları üzerindeki meşru haklarından vazgeçmiş olsalardı belki dünyaya dağılmış ve Filistin''i unutmuş olacaklardı. Ama öyle yapmadılar. Yurtlarındaki haklarını yeniden elde etme konusunda ısrarlı davrandı, haklarından vazgeçmedi ve bu amaçla bütün zorluklara katlanarak mücadelelerini sürdürdüler. 
Siyonist işgal devleti, ABD ve işbirlikçiler, Filistinli mültecilerin yurda dönüş haklarının üzerine kalın bir çizgi çekmek ve bu meseleyi artık temelli bir şekilde kapatmak amacıyla muhtelif oyunları devreye sokmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki bu oyunlar Özerk Yönetim Başkanı Abbas''ın işgal devleti yöneticileriyle yaptığı görüşmelerde de gündeme getiriliyor. Bu oyunlardan biri sembolik anlamda, az sayıda mültecinin yurtlarına dönmelerine imkân sağlamak böylece göz boyamak, kamuoyunu yanıltmak sonra da mülteciler dosyasını kapatmaktır. Bu oyun çerçevesinde otuz bin civarında mülteciye dönüş imkânı sağlanmasından söz ediliyor. Tabii ki işgalci Siyonist bu dosyanın temelli kapatılacağını garanti etmeden sembolik sayıdaki mülteciye dönme imkânı tanımaya razı olma niyetinde değil. Bir diğer oyun ise ABD''nin maddi desteğiyle mültecilere tazminat ödenmesi ve böylece onların Arap dünyasına dağıtılması, yurda dönüş taleplerinden vazgeçmelerinin istenmesidir. 
Siyonist işgalci ve onun arkasında duran ABD, işbirlikçilerin aktif bir şekilde devreye sokulmaması durumunda bu oyunların hiçbirinin tutmayacağını ve Filistinlilerin yurtlarından vazgeçmeme konusundaki ısrarlarını sürdüreceklerini biliyor. Abbas ve ekibine böylesine önem vermeleri, İslâmî hareketi iyice kıskaca almaya çalışmaları, Gazze''ye şiddetli bir şekilde ambargo uygulayarak İslâmî direnişi tümüyle tasfiye etmeye çalışmaları da bundan kaynaklanıyor. Fakat Filistin halkı Allah''ın izniyle oynanan oyunlara gelmeyecek ve haklarını geri alma konusundaki ısrarını sürdürecektir. 
Mültecilerin yurda dönüş haklarının önüne set çekilmesi amacıyla oynanan oyunların engellenmesi amacıyla geçtiğimiz ay Suriye''nin başkenti Şam''da büyük çaplı bir uluslararası toplantı düzenlendi. 
Filistin davasının muhtelif boyutlarının gündeme getirilmesi amacıyla geniş çaplı uluslararası toplantılar düzenleme geleneğini Allah''ın izniyle geçtiğimiz yılın Kasım ayında İstanbul''da başlattık. İstanbul''daki toplantı Uluslararası Kudüs Buluşması adıyla Kudüs davası hakkındaydı. Bu yılın Kasım ayında da yurda dönüş hakkıyla ilgili olarak Şam''da düzenlendi. 
Şam''daki toplantıya dünyanın değişik ülkelerinden ve beldelerinden beş bin kişi katıldı. Biz de Türkiye''den 21 kişilik bir ekiple katıldık. Toplantıda en çok öne çıkarılan husus Filistinlilerin yurda dönüş haklarının tartışılmaz ve vazgeçilmez bir hak olduğu, bundan hiçbir şekilde taviz verilemeyeceği, şiddete başvurularak yurtlarından çıkarılan tüm Filistinliler ve onların çocukları evlerine dönünceye kadar da mücadelenin süreceğiydi. 
Toplantının sonunda yurda dönüş hakkıyla ilgili vazgeçilmez prensipleri ortaya koyan ve Şam Bildirisi adı verilen bir bildiri yayınlandı. 
Toplantı, Filistin davasıyla ilgili muhtelif konuların gündeme getirilmesine ve tartışılmasına da vesile oldu. Bu tür toplantıların en önemli yanlarından biri de dünyanın değişik ülkelerinden gelen etkin şahsiyetlerin, sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin, fikir ve hareket önderlerinin aralarında irtibat kurmalarına, tanışmalarına veya tanışıklıklarını pekiştirmelerine ve aralarındaki işbirliğini güçlendirmelerine vesile olmasıdır.
Biz burada toplantıyla ilgili genel bir değerlendirme yaptık. Toplantıda yapılan konuşmalardan aldığımız bazı notları ise Vakit gazetesinde yayınlanan yazılarımızda aktarmıştık. O yazılarımızı Web sitemizde (www.vahdet.com.tr) bulabilirsiniz. 
Suriye Notları
Suriye daha önce birçok kez ziyaret ettiğimiz bir ülke. Muhtemelen Uluslararası Yurda Dönüş Hakkı Buluşması''na katılmak için gerçekleştirdiğimiz son ziyaretimiz de dokuzuncuydu. Bundan öncekilerin çoğunluğu da muhtelif kültürel veya sosyal etkinliklere katılma yahut röportaj amaçlıydı. Son seyahatte Yurda Dönüş Hakkı Buluşması programının gece geç saatlerde tamamlandığı 24 Kasım 2008 Pazartesi''den sonra üç gün daha kalarak Cuma sabahı şafak vaktinde Türkiye''ye döndüm. Bu vesileyle seyahat benim açımdan hem programa iştirak hem de sonrası itibariyle verimli geçti. 
Bilindiği üzere Şam''ın İslâm öncesi tarihte de İslâm tarihinde de özel bir yeri vardır. Bu yüzden zengin bir tarihi ve kültürel mirasa sahiptir. Sadece Müslümanların değil Hıristiyanların da Şam''da oldukça zengin bir tarihi mirasa sahip oldukları görülür. Çünkü Şam Hıristiyanların tarihinde de önemli merkezlerden biridir. 
Bu şehir İslâm tarihinde aynı zamanda önemli ilim merkezleri arasında yer almıştır. Geçmişte bu şehirde çok sayıda etkili medrese açılmış, İslâm ilimleri tarihine imzasını atan birçok değerli ilim adamı bu şehirden çıkmış veya bu şehirdeki medreselerde yetişmiştir. 
Son yıllarda Suriye''ye Türkiye''den de bayağı rağbet ve ilgi olduğu müşahede ediliyor. Ben de şahsen son ziyaretimde namaz kılmak için Emevi Camisi''ne her girişimde bir Türk ziyaretçi grubuyla karşılaşıyordum. Önceki ziyaretlerimde ise her girişimde kalabalık bir İran grubuyla karşılaşıyordum. İranlı ziyaretçilerle yine sürekli karşılaşmak mümkün. Ama sayılarında biraz azalma olduğu gözleniyor. 
Asıl dikkat çeken, Suriye''ye yabancı öğrenci ilgisindeki artış. Bunların büyük çoğunluğunu Arapça öğrenmek için gidenler oluşturuyor. Bazıları da dil öğrendikten sonra İslâmî ilimleri de öğrenmek istiyorlar. Dil öğrenmek isteyenlerin önemli bir kısmı devletin yabancılara dil öğretimi için açmış olduğu resmi öğretim kurumunda tahsil görüyorlar. Bazıları da gönüllü vakıflar tarafından açılmış olan ve giderleri de yine bu vakıflar tarafından karşılanan öğretim kurumlarında tahsil görüyorlar. Bu kurumlar dil öğretiminden sonra, isteyenlere şer''î ilimleri de öğretiyorlar. 
Bizim tespit ettiğimiz kadarıyla yabancı öğrencilerin Suriye''ye rağbet etmelerinin muhtelif sebepleri var. Bunların başında geçimin diğer ülkelere nispetle daha ucuz olması. Anladığım kadarıyla Ürdün''deki dil öğretimi kurumlarında Arapça daha hızlı bir şekilde ve modern bir üslûpla öğretiliyor. Ama Ürdün''de geçim şartlarının daha ağır olması sebebiyle bu ülkedeki öğretim kurumlarına rağbet az. İkinci önemli sebep ise Suriye''de daha güvenli bir ortam olması. Yerli halk yabancılara sahip çıkıyor, onları dışlamıyor ve büyük çoğunluk ekonomik yönden aldatmıyor. Bunun Ürdün''de de mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Ama Mısır için aynı şeyi söyleyemeyiz. Bir önemli sebep de zaman içinde şöhret bulması, tanınması. Bir kişi gidip kalma kararı verince onunla irtibatlı başka arkadaşları da arkasından gidiyor ve böylece sayı artıyor. 
Ne var ki Amerikan emperyalizmi Suriye''de yabancıların devam ettiği, özellikle de şer''î ilimleri öğreten öğretim kurumlarına çelme takmak için harekete geçmiş durumda. Bundan bir süre önce Şam''da meydana gelen şiddet eylemlerinden dolayı tutuklananlardan bazılarının söz konusu öğretim kurumlarından mezun olduklarının tespit edilmesi ne yazık ki komplonun ve karalamanın malzemesi haline gelmiş. 
Hatırlanacağı üzere ABD ve İngiltere, Pakistan''daki İslâmî medreselerin kökünü kazımak için muhtelif oyunlara ve komplolara başvurmuştu. Ne yazık ki ülkedeki cuntacı diktatör Perviz Müşerref de bu komplolara alet olmuş ve söz konusu medreseleri ortadan kaldırmak için bir kampanya başlatmıştı. 
Şimdi Suriye''de de yabancı öğrencilerin sayılarının kademeli bir şekilde azaltılmasına, şer''î ilimleri öğreten vakıf enstitülerinin ilk etapta kapasitelerinin daraltılmasına, dil öğrenimi için Suriye''de kalmalarına imkân tanınan tüm yabancı öğrencilerin de resmî öğretim kurumlarına kaydırılmasına çalışılıyor. Bu amaçla çok sayıda yabancı öğrencinin vizesi iptal edilerek bir hafta içinde çıkış yapmaları için kendilerine talimat verilmişti. Bu öğrenciler kalış sürelerini uzatabilmek için vizelerini yeniletmek amacıyla uğraşıyorlardı. 
Bu öğrencilerin amaçları dil öğrenmek ve ilim tahsili. Şiddet olaylarının onların tahsil gördüğü kurumlarla irtibatlandırılması tam bir komplo. Ne yazık ki Suriye''deki yönetim de Amerikan emperyalizmine yaranabilmek için tıpkı Perviz Müşerref gibi oyuna alet oluyor. ABD, Suriye topraklarına hava saldırısı düzenlerken Şam''daki yönetimin onun İslâmî eğitim ve öğretim kurumlarına karşı açtığı savaşa alet olmasını anlamak mümkün değil. 
Bu gidişimde Suriye''de geçim şartlarının epey zorlaştığını, fiyatların bayağı yükseldiğini gördüm. Bu durumun yabancılar, özellikle de öğrenciler açısından Suriye''nin cazibesini azaltacağını tahmin ediyorum. Ev kiralarında belirgin bir artış var. Öte yandan bazı temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları neredeyse Avrupa ülkelerindeki fiyatlarla aynı seviyeye çıkmış. 
Bilindiği üzere genelde Suriye''nin bir dışa açılma süreci içine girdiği kanaati hâkim. Ama bu sürecin çok yavaş yürüdüğünü görüyoruz. Üstelik dışa açılma sürece ağırlıklı olarak ekonomik alanda kendini gösteriyor. Hukuk ve yönetimle ilgili alanlarda hâlâ kapalı kutu vasfını koruyor. Hâlâ Şam''ın önemli caddelerini ve merkezi yerlerini "Beşşar''la sonsuza kadar!", "Şam''ın aslanı (Esedu''ş-Şam) sen sonsuza kadar liderimizsin!" gibi sistemi ve lideri kutsallaştırma anlayışına göre şekillenmiş sloganların yazılı olduğu pankartlar süslüyor. Buna karşılık siyasi muhaliflerin kendilerini ifade etmelerine fırsat tanımayan uygulamalarda herhangi bir yumuşama hissedemiyorsunuz. 
Burada üzerinde durmak istediğimiz bir husus da Suriye''nin dış politikasındaki değişim sürecidir. Suriye''deki yönetimin dışlanmışlıktan kurtulmak ve "uluslararası toplum" diye yutturulan uluslararası güç odaklarının sürekli hedefi olmaktan kurtulmak için dış politikada bir değişim sürecine girdiğini kabul etmek gerekir. Bu değişim sürecinde ona Türkiye''nin ön ayak olduğu, bazı ikili ilişkilerde aracılık ettiği, özellikle İsrail işgal devletiyle arasında yakınlaşma sağladığı da bir gerçektir. Fakat Suriye''nin bu yakınlaşmanın hatırı için Filistin kartını tamamen elinden çıkarabileceği, direniş gruplarının siyasi kanatlarının ileri gelenlerini ülkeyi terke zorlayacağı yönündeki söylentiler Siyonist işgal devletiyle işbirliği içindeki birtakım medya organlarının piyasaya sürdüğü ve psikolojik yönlendirme, zemin oluşturma amacına yönelik iddialardır. Suriye her ne kadar İsrail işgal devletiyle siyasi bir yakınlaşma içine girse ve bu konuda Türkiye''nin aracılığını önemsese de şu merhalede Filistin kartını elinden çıkarmaya yanaşmaz. 
Benzer şeyler geçmişte Suriye''nin Lübnan''la ilgili tutumu hakkında da söylendi ve Hizbullah''ın askerî kanadının dağıtılmasını kabul edebileceği ileri sürüldü. Ama bu gerçekleşmedi. Çünkü o iddialar da Siyonist işgal devletinin psikolojik yönlendirme çabalarından ibaretti ve Suriye''nin stratejik hesaplarına uygun değildi. 
Suriye''nin eğer ki Filistin kartını elinden çıkarmaya niyeti olsaydı bunu 26 Kasım''da Kahire''de düzenlenen Arap Birliği Dışişleri Bakanları toplantısında belli ederdi. Tam aksine Suriye orada Mısır yönetimine tepki göstererek Filistinliler arasındaki ihtilafın giderilmesi konusunda arabuluculuk yapabilmesi için her iki tarafa da eşit mesafede durması gerektiğini hatırlattı. Mısır ile Suudi Arabistan arasında Ramallah yönetimi lehindeki işbirliğine de Suriye''nin tepki göstermesi bu ülkenin şimdilik Filistin kartını elinden çıkarmaya ve direniş gruplarının Şam''daki temsilciliklerini tümüyle tasfiye etmeye niyetli olmadığının bir göstergesiydi. Şam yönetiminin Uluslararası Yurda Dönüş Konferansı''na ev sahipliği ve bu konferansın başarılı olması için devletin imkânlarını kullandırması da Filistin kartını elinden çıkarma niyetinde olmadığına delalet eder. Ama bu söylediklerimiz mevcut şartlar ve dengelerle ilgilidir. Uzun vadede değişmeyeceğinin garantisi verilemez. Şu var ki uzun vadede şartlar Siyonist işgal devletinin ve onun arkasında duran emperyalizmin aleyhine de değişebilir. Gidişat da onu gösteriyor. 
Kısa Notlar:
Irak''a "Güvenlik" Kıskacı: İşgalci ABD Irak direnişi karşısında sürekli kan kaybediyor. Özellikle son ekonomik krizden sonra bu ülkede daha fazla tutunma imkânının kalmadığını anladı. Fakat çekilirken Irak''la ilgili hesaplarını da sağlama almak amacıyla "Güvenlik Anlaşması" adını verdiği bir anlaşma dayattı. Ne yazık ki ülkedeki işbirlikçi yönetim bu anlaşmanın altyapısını hazırlarken parlamento da büyük bir çoğunlukla onayladı. Biz anlaşmanın mahiyeti ve Irak açısından ne anlam ifade ettiği hakkındaki değerlendirmemizi Vakit gazetesinde 19-22 Kasım tarihlerinde arka arkaya yayınlanan dört yazımızda vermeye çalıştık. Bu yazılarımızı Web sitemizde (www.vahdet.com.tr) de bulabilirsiniz. Burada ayrıntıya girme imkânımız olmadığından sadece böyle bir kısa notla hatırlatmada bulunmakla yetinmek zorundayız. 
Gazze Ambargosu ve İnsanlık: Gazze''de bir buçuk milyon insanı kıskaca alan ve yavaş ölüme terk eden insanlık dışı kuşatma İslâm dünyasının duyarsızlığı sebebiyle bütün katılığıyla devam ediyor. Aslında bu insanlık dışı kuşatmanın sürebilmesinin tek sebebi Siyonist işgal değildir. Siyonist işgalle işbirliği içindeki yerel dikta rejimlerinin verdiği destek kuşatmanın sürdürülmesine imkân sağlamaktadır. En başta da Mısır''daki çağdaş Firavun yönetiminin Rafah sınır kapısını açmama konusundaki ısrarı işgalci Siyonist devletin ambargosunu etkili kılmaktadır. Emperyalist ve işgalci güçlerin dayatmalarının, onlara destek veren yerel işbirlikçi rejimlerin oyunlarının bozulması Müslüman halkların kendi aralarında güç birliğini gerçekleştirmelerine ve ümmet bilincini güçlendirmelerine bağlıdır. Gazze''deki ambargo ve kuşatma tüm dünya Müslümanları, tüm insanlık adına bir utanç, bir yüz karasıdır. Bu konuda Türkiye''deki sivil toplum kuruluşlarının harekete geçmesi ve kuşatmaya karşı tavır konulması için kitlelere öncülük etmeleri gerekmektedir. 
Diyaloğun Önündeki Engel: Filistin''in içindeki ihtilafın giderilmesi amacıyla geçtiğimiz ay gerçekleştirilmesi planlanan diyalog görüşmeleri ne yazık ki Abbas yönetiminin baskıcı ve dayatmacı tutumunu değiştirmemesi sebebiyle başlayamadı. Fakat ilginçtir ki işgal güçleriyle işbirliği içindeki rejimler diyalog görüşmelerinin başlamamasından mağdur durumdaki HAMAS''ı sorumlu tuttu. 26 Kasım tarihinde Mısır''ın başkenti Kahire''de gerçekleştirilen Arap Birliği Dışişleri Bakanları toplantısında da diyaloğun başlamamasından HAMAS''ı sorumlu tutan görüşler serdedildi. Bu tutum, işbirlikçiliğin ve İslâmî hareketin güçlenmesinden kaynaklanan endişenin dışa yansımasıydı. Biz size bu konularla ilgili gelişmeler hakkında doğru bilgilere sahip olmak için Filistin Enformasyon Merkezi''nin Türkçe bölümünde (www.filistinhaber.com) yayınlanan haber ve yorumları takip etmenizi tavsiye ediyoruz. Filistin konusunda zaman zaman kafanızı bulandıran ve doğruluğundan ciddi şekilde şüpheleneceğiniz haberler de karşınıza çıkabilir. Bu gibi haberlerde gündeme getirilen olayların aslı hakkında bilgi sahibi olmak için de aynı kaynaktan yararlanmanızı tavsiye ediyoruz.

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul