19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)’İN GÜZEL AHLÂKA BAKIŞI

HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)’İN GÜZEL AHLÂKA BAKIŞI


 

                                                                                          

 

A. Ahlâkın Tarifi:

 

1. Lûgat Manası: Ahlâk, hulk kelimesinin çoğuludur. Hulk ve huluk; din, tabiat, seciye, karakter, huy manalarına gelir. [1]

 

2. Istılah Manası: Hulk: Nefiste yerleşen, düşünmeye ihtiyaç olmadan fiillerin kendisinden ortaya çıkan bir haldir.[2]

 

“Hulk” un hakikati, insanın iç yüzüdür, esas insanın kendisidir. İnsanın görünen dış tarafının özellikleri ve manaları olduğu gibi iç tarafının da kendine özgü özellikleri ve manaları vardır. İnsanın içinin ve dışının güzel ve çirkin özellikleri vardır. Sevap ve ceza, insanın dış özellikleriyle olan alakadan çok iç tarafıyla alakalıdır. Bundan dolayıdır ki hadîslerde, insanın iç tarafı için güzel ahlâk ifadesi kullanılmıştır.[3]

 

Hulk/huy, bir melekedir ki onun sebebiyle fiiller, nefisten fikir ve düşünceye muhtaç olmaksızın kolaylıkla meydana gelir. Meleke, sâbit ve nefsânî hayata denir. Zira nefsin keyfiyeti hal ve meleke olmak üzere iki kısıma ayrılır. Utanmak ve gülmek gibi hemen geçen ve yerleşmemiş olana hal denir. Eğer yavaş yavaş kaybolan ve yerleşmiş, kökleşmiş olursa cömertlik ve cesurluk gibi buna meleke denir.[4]

 

İnsan ağaca benzer, ağaç iyi olursa iyi meyve verir, kötü ise kötü meyve verir. Kişinin ahlâkı iyi olursa iyi meyvesi yani ameli iyi olur, ahlâkı kötü olursa kötü meyve gibi ameli kötü olur. İşte bu açıdan ahlâk, özellikleri itibariyle güzel ve çirkin diye ikiye ayrılır. Şöyle ki: Güzel huylara ve bunların güzel meyve ve neticelerine güzel ahlâk, aksine çirkin huylara ve bunların meyvelerine de kötü veya çirkin ahlâk denir.

 

Mü’min, kâmil imanı ve güzel ahlâkı ile kurtulur. İmanın kâmil olması, kalpte tasdik, dilde ikrar ve bedende de sâlih amelin olmasıyladır. Ahlâkın güzel olması da münciyât yani kurtarıcı olan güzel ahlâka sahip olması ve mühlikât yani helâk edicilerden uzak olmasıyladır. Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.s.) bu konuda şöyle buyurmuştur:

 

“Üç şey münciyât/kurtarıcı olanlar, üç şey de mühlikât/helâk edici olanlar, üç şey derece kazandıranlar, üç şey günahlara keffâret olanlar vardır:

 

a) Münciyât/kurtarıcı olanlar: Gizlide açıkta Allah’tan korkmak (haşyet), fakirlikde de zenginlikde de orta yolu izlemek (iktisâd), rıza ve öfke halinde adâleti gözetmek (adâlet),

 

b) Mühlikât/helâk edici olanlar: Şiddetli cimrilik/açgözlülük (şuhh-buhl), tâbi olunan hevâ, kişinin kendini beğenmesi (ucub).

 

c) Derece kazandıranlar: Selâmı yaymak, yemek yedirmek, insanlar uykuda iken gece namazı kılmak,

 

d) Günahlara keffâret olanlar: Soğuklarda abdesti tam olmak, (beş vakit namaz için) cemaate yönelmek, namazdan sonra diğer namazı beklemek.” (İbn Hacer el-Askalânî, el-Münebbihât)

 

B. Güzel Ahlâkın Hakikati

 

İnsan, iki şeyden ibarettir: Vucud ve ruh. Bu ikisinin de bir iyilik bir de kötülük tarafları vardır. Vücudun güzelliğine güzel yaratılış, ruhun da güzelliğine güzel ahlâk çirkinliğine de kötü ahlâk denir. Kalp işte bu ruhu temsil eder. Türkçede gönül tabir edilir. Ama kalp ile gönül iç içedir. İşte bundan dolayı gerçek hikmet sahibi ve en büyük hikmet sahibi Hz. Peygamber (s.a.s.) bu konuda şöyle buyurmuştur:

 

“Dikkat ediniz! Vücutta bir et parçası vardır ki o bozulursa bütün vücud bozulur, eğer düzelirse  bütün vücut düzelir. Dikkat edin o et parçası kalptir.”[5]

 

İyi-kötü bütün huyların esas yeri kalptir. Kalpte iyi huylar hâkim, kötü huylar mahkûm olursa işte o zaman iyi huylu insan yani güzel ahlâklı insan olur.

 

C. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Güzel Ahlâka Bakışı

 

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ahlâka olan bakışını anlamadan önce Allah Teâlâ’nın Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ahlâkı hakkında ne dediğine bakmak gerekir. Çünkü ahlâk hakkında söz edecek zatın herhalde ahlâklı olması gerekir. Bir zat hakkındaki referans, Allah Teâlâ olursa, herhalde o zatın sözü dinlenir ahlâkı ile de ahlâklanılır.

 

Allah Teâlâ, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ahlâkını şöyle övmüştür:

 

“Elbette sen büyük bir ahlâk üzerindesin.”[6]

 

Dava, ağır ve büyük olunca elbette onun taşıyıcısı olan zatın da üstün güce, yüce özelliklere ve faziletli ahlâka sahip olması gerekir. Yükü, hedefe ulaştırabilecek zâtın; büyük huylara, hakikaten tazime layık karaktere, melekeye ve yüksek maneviyata sahip olması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.), gayesine bu yüce ahlâkla ulaşmıştır. Kim de Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yolunu izlemek istiyorsa ahlâkıyla ahlâklanacak ki hedefine ulaşması mümkün olsun.

          

 1. Hz. Peygamber (s.a.s.), Güzel Ahlâkı Tamamlamak İçin Gönderilmiştir

 

Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

          

“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”[7]

         

Şüphesiz bütün Peygamberler (aleyhimüsselâm), güzel ahlâk ile geldiler. Fertleri ve toplumları güzel ahlâka, terbiyeye ve tedîbe/edep kazandırmaya gayret etmişlerdir.

 

Getirdikleri ahlâk sisteminde tamamlanma olmamış, geride bir noksanlık kalmıştı. Bizim Peygamberimiz onların getirdiklerini getirdiği gibi, noksan kalanı da tamamlamak için gönderildi. Çünkü ahlâk, dünyanın, dinin ve âhiretin salâhı, huzuru ve kurtuluşu demektir.[8]

 

İslâm her hususta ve her yönde kâmil kılındığı gibi ahlâk konusunda da tam ve kâmil kılındı. Şu âyette belirtildiği gibi:

 

“... Bugün artık inkâr edenler, sizin dininiz(i yok etmek)ten umudu kesmişlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun! İşte bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamama erdirdim ve sizin için din olarak İslâm’a razı oldum...” [9]

 

İslâm kâmil bir sistemdir. Biz Müslümanlar eğer İslâm’ın, her konuda olduğu gibi Hz. Peygamber (s.a.s.)’de görülen güzel ahlâk prensiplerini de bütünüyle alır ve uygularsak kemâle erebiliriz. Ne zaman İslâm ile müslüman birbirine tamamen benzer ise işte o zaman gerçek huzur meydana gelir, neticede ilâhi rahmet, sekîne ve rıza hâsıl olur.

 

2. En Hayırlı Mü’min, Ahlâkı En Güzel Olan Mü’mindir

 

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

“Şüphesiz sizin ahlâkı en güzel olanlarınız, en hayırlılarınızdandır.”[10]

 

Nevevî şöyle demiştir: Bu hadîs-i şerîfte güzel ahlâka teşvik ve güzel ahlâk  sahibinin  faziletini açıklama  söz  konusudur. Güzel ahlâk, Allah’ın nebilerinin ve velilerinin sıfatıdır. Hasan-ı Basrî (r.a.) de şöyle demiştir: Güzel ahlâkın hakîkati, daima iyilik yapmak, eziyet etmemek ve güler yüzlü olmaktır. Kadı İyaz ise, “Güzel ahlâk, insanlarla güzel geçinmek, onlara kendini sevdirmek, onlara acımak, zahmetlerine katlanmak, kötülüklerine sabretmek, kibiri terk etmek, şiddet, öfke ve niye yaptın, neden söyledin gibi şeylerle hesap sormaktan uzaklaşmaktır” demiştir. Taberî’nin anlattığına göre, güzel ahlâk doğuştan mıdır yoksa sonradan mı kazanılmıştır? diye selef; ihtilaf etmiştir. Bu konuda Kadı İyaz’ın görüşü şöyledir: “Sahîh olan şudur ki, güzel ahlâkın bir kısmı, doğuştandır, bir kısmı da başkasından etkilenerek ve başkasına uymak sûretiyle sonradan kazanılmıştır.”[11]

 

3. Hz. Peygamber’in Yanında En Sevimli Olan, Ahlâk Bakımından En Güzel Olandır:

 

Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:        

 

“Sizin bana en sevimli olanınız, ahlâk yönünden en güzel olanınızdır” [12]

 

Demek ki Hz. Peygamber (s.a.s.);’in en sevdiği kimseler, ahlâkı güzel olanlardır. Peygamber’in sevdiğini herhalde Allah da sever, kullarına da sevdirir, meleklerine de sevdirir. Bize gereken, bu güzel ahlâka sahip olmaya gayret etmektir.

 

4. Güzel Ahlâklı kişi, Çokça Nafile Namaz Kılan ve Çokca Oruç Tutanın Derecesine, Ulaşabilir

 

Hz. Âişe (r.anhâ)’den rivâyete göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 

“Şüphesiz mü’min, güzel ahlâkı ile (çokça nafile) namaz kılanın,  (çokça nâfile) oruç tutanın derecesine ulaşabilir.”[13]

 

Bu hadîs-i şerîfin bize söylediği dersler:

 

Mü’min, hem Allah ile ilgili emirlere, nehiylere; hem de kullar ile ilgili haklara, beşerî ilişkilerle ilgili emir ve yasaklara dikkat etmelidir. Bir mü’min, Allah’a ait hususlara dikkat ediyor. Meselâ, gece ibadetle, gündüz de oruç tutmakta geçiriyor, fakat ahlâkı diğerinin ahlâkı kadar güzel değil, diğerinin ahlâkı çok daha güzel, farzlara vaciplere, bazen da nafilelere dikkat ediyor. Haramlardan, mekruhlardan sakınıyor. Diğer mü’min kadar gündüz sâim, gece kâim değil, ama, insanlarla ilgili davranışlara dikkat ediyor da güzel ahlâkı ile diğerinin derecesine ulaşıyor.

 

Vâsıtî de güzel ahlâk, kişinin marifetullahının fazlalığından dolayı hiçbir kimse ile kavgasının olmamasıdır, darlıkta ve bollukta halkı razı etmesidir,demiştir.

 

Sehl ise şöyle demiştir: Güzel ahlâkın en alt derecesi; halka katlanmak, kötülük edene kötülükle karşılık vermemek, zalime bile zulmüne engel olmak suretiyle acımak, hatta onun için istiğfar etmek ve zalim zulmü terk edince, önceki amelleri için Allah’tan mağfiret talep ederek ona şefkat etmektir[14]

 

Kâmil mü’min, hem  Allah Teâlâ’nın hakları konusunda, hem de kul hakları ile ilgili hususlarda hassasiyeti olan kimsedir.

 

Bir mü’min, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e ne derece uyabiliyorsa o derece Allah Teâlâ’nın rızasını kazanabilir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), ahlâkı en güzel olan idi. Bizim de ahlâkça ona benzememiz gerekmektedir. Bu benzerlik, en kıymetli ve en değerli benzerliktir.

 

5. Mîzanda En Ağır Gelen, Güzel Ahlâkdır:

 

Ebû’d-Derdâ’dan rivayete göre, Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 

“(Kıyamet gününde) mîzanda güzel ahlâktan daha ağır gelecek bir şey  yoktur. Şüphesiz Allah, kaba ve ağzı bozuk kişiyi sevmez.”[15]

 

Mîzanda en ağır gelen ameller vardır. Bir kısmı fiilî, bir kısmı da kavlî/dille yapılan amellerdir. Fiilî ameller kavlî âmellerden daha üstündür. Amellerdeki sevap derecesi sıkıntı derecesine ve nefse muhalefet derecesine göredir. Kötü ahlâk nefsin hoşuna gider. Güzel ahlâkı oluşturan; halka iyilik etmek, halktan gelenlere tahammül göstermek, halka eziyet etmemek, kötülük edene iyilik etmek ve hatta zulmedene bile zulümden kurtarmak niyetiyle acımak, şefkat etmek vs. gibi şeyler ise nefsin hoşuna gitmez. Ama bütün bunları Allah Teâlâ sever. Elbette Allah’ın sevdiği ameller mizanda ağır gelir. Kavlî âmellerden olan zikir ile ilgili Hz. Peygamber; (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “İki kelime vardır ki bu ikisi lisanda hafif, mizanda ağırdırlar. Bu iki kelime Rahman’a sevimlidirler: Sübhanallâhi ve bihamdihî, sübhanallâhil azîm.”[16] Güzel ahlâk, Allah katında bunlardan daha sevimli olduğuna göre mîzanda daha da ağır olacak demektir. Şüphesiz güzel amele güzel sevap verilir. Sevabın ağırlık derecesi ise niyetin ihlâs ve samimiyet derecesine ve sünnete uyma derecesine göredir. Çünkü mü’mini, münafıktan ayıran ihlastır; mü’mini bidatçıdan ayıran da sünnettir.

 

6., Mü’mini Cennete En Fazla Girdirecek Amelin, Güzel Ahlâk Olması:

 

Ebû Hureyre (r.a.) şöyle rivâyet etmiştir:

 

Rasûlullah (s.a.s.)’a insanları cennete girdirecek şeylerin çoğunun ne olduğu sorulunca: “Allah’a saygı (takvâ) ve güzel ahlâktır” buyurdu, insanları cehenneme girdirecek şeylerin çoğunun ne olduğu sorulunca da: “Ağız ve cinsel organdır” buyurdu. [17]

 

Bu hadîs-i şerîfte  geçen “Allah’a saygı” diye tercüme ettiğimizin aslı “takvallah”tır. Takvâ, korumak; ittikâ, korunmak demektir. Takva, kişinin kendisini önce Allah’a karşı sonra da insanlara karşı yanlış yapmaktan  korumaktır. Muttakî, kendisini yanlıştan koruyan 

 

Takvânın en alt mertebesi şirkten, en üst mertebesi de gafletten korunmaktır. Güzel ahlâkın da en alt derecesi, insanlara eziyet etmeyi terk etmektir. En yüksek derecesi ise, kötülük edene bile iyilik etmektir. Tîbî bu konuda şöyle demiştir: Rasûlullah, takvâ ile Hâlıka/Yaratıcıya karşı güzel muamele olan emirleri yerine getirmeye ve nehiylere son vermeye, güzel ahlâk ile de halkla olan güzel muameleye işaret buyurmuştur. Bu iki özellik, cennete girmeyi, bu ikisinin zıddı da cehenneme girmeyi gerektiren şeylerdir.

 

Ağız ve cinsel organa gelince: Ağız, insanın en çok günah işlediği organdır. İnsanın ağzı, dili de kapsar. Dili korumak, dinin bütününün özü ve kıvamıdır. Takvânın başı olan helâl lokma da ağzı koruma kapsamındadır. Ağzını yani dilini koruduğu zaman dinini korumuş olacaktır.  Cinsel organın korunması iffetin korunması demektir. Zira, bu ikisi sebebiyle, Allah’a isyana ve insanlara zarar vermeye düşülmektedir. Dil ile ilgili diğer bir hadîsde şöyle geçmektedir: “Her kim iki çene arasındaki dilini ve iki budu arasındaki organını (şerden korumayı) bana garanti ederse, ben de ona cenneti (şefaatçi olarak) garanti ederim.”[18]

 

Cinsel organı koruma, dinin mertebelerinin en büyüklerindendir. İşte âyet-i kerîme: “Ve onlar (kurtulan mü’minler), ırzlarını (cinsel organlarını zinadan ve zinaya götüren şeylerden) korurlar.”[19] Çünkü bu şehvet, insan üzerindeki şehvetlerin en galip olanı, galeyâna gelince akla en fazla karşı koyanıdır. İşte bundan dolayı, kim gücü yettiği, maniler ortadan kalktığı, sebepler kolaylaştığı, özellikle de şehveti tasdik durumunda olduğu halde zina;yı, Allah’tan korkarak terk ederse sıddîklar derecesine ulaşır. Şu âyet-i kerîme bu gerçeğin delilidir: “Kim Rabbinin makamından korkmuş ve nefsi hevâdan nehiy eylemiş ise muhakkak onun varacağı yer cennettir!”[20]

 

Demek ki ebedî kurtuluş sebeplerinin çoğu, takvâya sarılmakta ve güzel ahlâka sahip olmakta, mahrumiyet sebeplerinin çoğu da, dil ve cinsel organla işlenen günahlarda bulunmaktadır.[21]

 

7. Güzel Ahlâk, Dünyadan Daha Değerlidir:

 

Abdullah b. Amr  (r.anhümâ)’dan, Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 

“Eğer sende şu dört özellik varsa dünyadan kaybettiğin önemli değil: Emaneti korumak, doğru sözlülük, ahlâk güzelliği ve yemede haramdan korunup helâli gözetmektir.”[22]

 

Hadîste geçen “emânet”ten maksat; Din,.Kur’ân-ı Kerîm; ve Hadîs-i Şerîfler, âlimlerin bıraktığı eserler, sahip olunan mallar ve çocuklar, ömür, insana emanet edilen sır, makam, üzerinde yaşadığı ülkesi, emri altında bulunan insanlar, insanın kendi maddî ve manevî cihazlarıdır.

 

“Doğru sözlülük”, lisanı korumak, yalan ve iftiradan uzak durmak, gıybetten, boş sözden, şaka; bile olsa yalandan sakınmaktır.

 

 “Ahlâk güzelliği”, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ahlâkıyla ahlâklanmaktır.

 

“Yemede haramdan korunup helâli gözetmek”, haram yememek ve şüpheli şeylerle de gıdalanmamaktır.

 

Hadîste “iffet” kelimesi, haramı ve şüpheliyi terk etmeyi, yeterli  miktarı aşmamayı, helal yemeği çoğaltmamayı da kapsar.[23]

 

Bu dört şeyle, hem dünya hem âhiret huzuru kazanılır. Dünya bir tarafta, bu dört özellik de bir tarafta olsa, insan da dünyayı bırakıp bu dört özelliği alsa, gerçekte kaybetmiş olmaz. Bu dört özellik olursa zaten dünya ve âhiret kazanılmış olur. Dünyanın kaybedilmesi, bu dört özellik karşısında pek önemli bir kayıp sayılmaz. Bir şiirde şöyle geçer:

 

“Gam değildir gide dünya, kala din,

 

Gam odur ki kala dünya, gide din!”

 

Dinin maksadı, kişiyi önce kâmil insan sonra kâmil müslüman etmektir. İşte bu dört özellik,  mü’mini kâmil kılar ve Allah’ın rızasını kazandırır. Netice itibariyle mü’min bu dört özellikle hem dünyada hem de âhirette mutlu olur.

 

Sözü doğru olan, emânete riâyet eden, ahlâkının güzel ve lokmasının helâl olmasına çalışan insanlardan oluşan bir yer cennet olur. O yerin ehli de cennet ehlinden olur.

 

8. Güzel Ahlâk, Mü’mine, Cennetin En Yüksek Yerinde Köşk Kazandırır

 

Ebû Ümâme (r.a.)’den, Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 

“Haklı dahi olsa münakaşayı terk eden kimseye cennetin kenarında bir köşk, şaka da olsa yalanı terk edene cennetin ortasında bir köşk, ahlâkını güzelleştirene de cennetin en yüksek yerinde bir köşk (şefaatçi olarak) söz veriyorum.”[24]

 

İslâm, birliğe, kalplerin birbirlerini sevmesine, birbirlerini sevmeye götürecek birlikteliklere çok önem vermiştir. Bundan daha da önemlisi, birliği ortadan kaldıran, kalplerin kırılmasına sebep olan, sevgiyi buğza çeviren şeylere, özellikle münakaşa;ya son derece karşı çıkmış ve yasaklamıştır. Fikrinde doğru olup hakkı konuşmasına rağmen münakaşayı terk edene Tirmizî’nin rivâyetine göre Hz. Peygamber; (s.a.s.), cennetin ortasında bir köşk yapılacağını[25], Ebû Dâvud’un rivâyetine göre de cennetin kenarında bir köşke kefil olduğunu haber vermiştir.[26]

 

İkisinin birleştiği rivâyete göre de Hz. Peygamber; (s.a.s.), ahlâkını güzelleştirene cennetin en yüksek yerinde bir köşk vaad etmiştir.

 

Münakaşa,toplum binasını teşkil eden tuğla durumundaki müslüman fertlerin aralarının açılmasına, birlikteliklerin çözülmesine, yalan ise aradaki emniyetin ve güvenin sarsılmasına sebep olduğundan şaka olanını bile terk edene cennet vaad edilmiştir.

 

Toplum binasındaki  tuğlaların birbirlerine kenetlenmesini de güzel ahlâk temin ettiğinden, cennetin en yüksek yerine güzel ahlâk sebebiyle kefil olunduğu belirtilmiştir.

 

Gazalî şöyle demiştir: “Münakaşa, başkasının sözüne itiraz etmek demektir. Bunu ya sözle veya mânen, beğenmediğini ortaya koymak sûretiyle veya karşı çıkan kendi konuşmasındaki yanlışlıkla karşıya itiraz eder. İşte burada münakaşayı terk etmek, itirazı ve karşı çıkmayı bırakmakla olur. Duyduğun her söze bir bak, eğer hak ise onu tasdik et, şâyet bâtıl ise o da din ile ilgili değilse o zaman sükût et!.”[27]

 

Kâmil mü’min, Allah Teâlâ’ya, nefsinin hevâsına muhalefet ederek ibadet ve tâatla ulaşır. Nefsine muhalefet ederek insanlardan gelene sabretmek, tahammül edip katlanmak, onlara eziyet etmemek ve onlara iyi davranmak... İşte bunlar güzel ahlâk ile başarılabilir. İşte böyle güzel ahlâklıların bulunduğu yer gerçekten cennet gibi olur. Şüphesiz âhirette varacağı yer de cennet olur.

 

9. İmanı En Kâmil Olan, Ahlâkça En Güzel ve Âilesine En Lütûfkâr Olan Kimsedir

 

Hz. Âişe’den yapılan rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 

"Elbette mü’minlerin iman açısından en kâmili, ahlâkça en güzel olanıdır ve ailesine karşı onların en lûtufkâr olanıdır.”[28]

 

Hz. Peygamber; (s.a.s.)’in, imanca en kâmil olduğu kesindir. Ailesine karşı lûtufkâr muamele yapmada da şüphesiz en kâmil ve en üstünü idi. Ümmetin en kâmili bu konuda da Hz. Peygamber’e en kâmil manada uyan kimsedir.

 

10. Kıyâmet Günü Hz. Peygamber (s.a.s.)’e En Yakın Olan, Ahlâkça En Güzel Olan Kimsedir

 

Câbir (r.a.)’den yapılan rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 

“Kıyamet gününde bana en sevimli ve meclis açısından en yakın olanınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır. Kıyamet gününde bana en sevimsiz ve benden en uzak olanınız saçmalayanlar, boşboğazlar ve mütefeyhiklerdir.” (Ashap) dedi ki:

 

“Ya Rasûlallah! Saçmalayanlarla boşboğazları anladık (fakat) mütefeyhikler kimlerdir?” (Rasûlullah s.a.s.) ise şöyle cevap verdi:

 

– “Kibirli olanlardır.”[29]

 

Hz. Peygamber; (s.a.s.)’e sevimli olmak Allah’a sevimli olmak demektir. Peygamber’e yakınlık ise Allah’a mânen yakınlık demektir. Kıyamet günü günlerin en zorudur. O günde Peygamber’e yakın olmak en emniyetli bir mevkîde olmaktır. Onun da şartı ahlâken güzel olmak yani Peygamber ahlâkı ile ahlâklanmaktır.

 

Güzel ahlâka sahip olmamak, Hz. Peygamber; (s.a.s.)’in sevgisini ve kıyamet gününün emniyetini kaybetmek demektir. Ayrıca böyle birisi Peygamber’in buğzunu kazanmış ve ondan uzaklaşmış olacaktır.

 

Hz. Peygamber (s.a.s.)’den uzaklaşma ve sevgisini kaybetme sebepleri sadece bunlar olmamasına rağmen; Hz. Peygamber (s.a.s.);’in bu üç kimseyi seçmesi, bu üç kimsenin tehlikesine dikkat çektiğini gösterir: Saçmalayanlar, boşboğazlar ve kibirliler.

 

Saçmalayanlar, haktan uzak konuşan ve bu konuşmayı çokça tekrar edenlerdir.

 

Boşboğazlar,ihtiyatsızca, yanlıştan korunmadan konuşanlar ve alay eden kimselerdir, diye tarif edilmiştir. Bunlar avurdunu şişirerek, ağzını doldurarak konuşan ve ağzına ne gelirse konuşan tiplerdir.

 

Kibirliler ise, sözlerinde ve fiillerinde büyüklük taslayanlardır. Kendilerini üstün görüp başkalarını hakir görenlerdir.

 

Bütün bunlar, insanların kalplerini haktan bâtıla çevirenlerdir. Şeytanların görevini yapanlardır. Şeytanın işini yapan da herhalde Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sevgisini ve yakınlığını kaybeder, onun buğzunu ve uzaklığını kazanır. Allah’a ve âhirete inanan, konuştuklarının yazıldığına ve hesaba çekileceğine inanan herhalde bu kötü ahlâkı terk eder, güzel ahlâk sahibi olmaya dikkat eder.

 

Allah’ın razı olacağı konuşma; ihtiyaç nisbetinde olan, kendisini övmeyen, başkasını yermeyen, kısaca şeriata uygunluk üzere olandır.

 

11. İyi Adam, Ahlâkı Güzel Olan Adamdır

 

Nevvâs b. Sem’ân el-Ensârî’den, Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

“İyilik, ahlâk güzelliği; günah ise, kalbinde rahatsızlık yapan ve başkalarının muttali’ olmasından hoşlanmadığın şeydir.”[30]

Yazar:
İbrahim Cücük
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul