19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / HZ. MUHAMMED (S.A.S.)’İN İNSANLARA YAKLAŞIM METODU

HZ. MUHAMMED (S.A.S.)’İN İNSANLARA YAKLAŞIM METODU

            

 

                                                                                                    

İnsanların gün geçtikçe, sekülerizmin pençesine biraz daha düşerek başkalaştığı, cehalet ve dünya sarhoşluğuna kapıldığı ve kuru kalabalıklara rağmen yalnızlığı yaşadığı çağımızda müslümanı çok önemli görevler beklemektedir. Zira coğrafi hudutların sembolden ibaret olduğu ve adeta büyük bir köy haline gelen yaşlı yer yuvarlağının diğer ucundaki herhangi bir insanla temas her iki taraf için de elzem olmuştur. Hele birkaç asırdır, müslümanın ortak malı olan tekniğin çok ötesinde Batılı bir hayat tarzının yurdumuzda model olarak alındığı düşünülünce, tebliğci olacak müslümanın işinin ne denli zor olduğu meydana çıkacaktır. Bu bakımdan, dünyaya ticarî faaliyetlerle durmadan açılırken huzur, saadet ve selamet kaynağı olan İslâm’ın pâk ve nezih havasından ve ruhları mest eden ikliminden diğer kardeşlerimize de taşımak borcunda olduğumuzu unutmayacağız. Bunun da, yolu bilindiği üzere her türlü güçlük ve sıkıntılara rağmen insanlarla sıkı ilişki kurmaktan geçiyor.

 

Bir zamanlar Osmanlı şehzadesinin atının üzengisini öpmek için sıraya giren Batının elçileri bugün bizi hafife alıyor, gizli hesaplar taşıyor ve irtibatı kesiyorsa ebetteki birtakım ciddi sebepleri vardır. Devletlerarası teması yetkililere bırakarak fert ve toplum açısından bu yaklaşımlarımızda nerede, ne zaman hatalar yaptığımızın muhasebesini derinlemesine görmeliyiz.

 

Hayali hikâyelerde geçtiği üzere Robenson gibi yalnız başına ıpıssız bir adada yaşamanın imkânsızlığını düşünürsek toplum içindeki insanların birbirine muhtaç olarak bir toplum bünyesindeki irtibatının kaçınılmazlığı ortaya çıkar. Bu temasın kötü neticeler vermemesi, çeşitli hile ve entrikalara karşı vakur duruşumuzun korunması için hangi metot ve stratejileri takip etmemizin iyi olacağına karar vermemiz gerekiyor. Aksi halde küfrün bütünlüğü ve müslümanların dağınıklığı kaçınılmazdır. Bu vadide rehber edineceğimiz en güzel örnek kimdir ve onun prensiplerini nasıl rehber edineceğiz?

                  

Gönlünü yüce mevlaya bağlayan Rasulü Zişan Efendimiz (s.a.s.) her yönden en güzel örnektir. Bu bakımdan Kur’an dili ile Üsve-i Hasene (en güzel örnek) olan peygamberimizin insanlara yaklaşım metodu karşısında en acımasız, en gaddar ve en zalimler bile pes diyor ve silaha sarılmadan teslim oluyorlardı. Peygamberimizin özellikle sevimli ve vakur yüz ifadesi ve bedeninin duruşu etkili bir hal sergilerdi. Muhatabını tanır, haletini ruhiyesini bilerek menfaati için değil onu davaya kazanmak için en uygun biçimde hareket ederdi. Tatlı bir ses tonu ile bütün vücudu ile muhatabına dönerek tane tane konuşurdu. Karşıdaki elini çekmeden ellerini çekmezdi. Çevresine karşı çok duyarlıydı ve İslam’a bir hakaret olmadığı müddetçe tebliğ yaparken şahsına yapılan kötülükleri muhatap almayarak kapılmaz mükemmel şekilde davranırdı. Bir defasında mescidde ganimet dağıtırken genç bir bedevi yaklaşıp boynundaki atkıyı hemen onun boynuna dolayarak sıkmaya başlar. Sahabeler müdahale ile işini bitirmek istediler ama o engel oldu. İsteğini sorup ganimetten pay verdi. Bir müddet sonra bedevi aynı hareketi tekrar edince  öfkeye kapılarak Sahabeler onun başına toplandı. Fakat Peygamberimiz dokunmamalarını işaret etti. Halkın içinde onu rencide eden ve inciten gence sadece şöyle der: “Acaba ben senin yerinde olsaydım ne yapardın?” İşte bu kısa ve tatlı hitap vahşi ve nizam bilmeyen bedeviyi ipek gibi olmaya yetmişti. Ellerine kapanıp, kelime-i şehadet getirerek affını diledi.

                  

İletişimin temel aracı dil olduğundan Rasulü Alişan Efendimiz (s.a.s.) onu çok iyi kullanır hatta zaman zaman muhatabının lehçe ve şivesi üzerinden konuşurdu. Nitekim Sa’d bin Bekir heyeti ile birlikte gelen Muhammed bin Atiyye Resulullahın kendi lehçeleri ile hitap ettiğini belirterek1 sevincini izhar etmiştir.

                  

Muhterem Peygamberimiz (s.a.s.) konuşmalarında örnekler verirken aynen Kur’anî metodu takip ederdi. Hazreti Aişe (r.a.) validemizin ifade ettiği gibi onun ahlâkı Kur’an’dan ibaret değil miydi? Örneklerini karşıdaki insanın çok iyi bildiği ve ilgisini çektiği konulardan seçerdi. Böylece can kulağı ile dinlenirdi. Bizim gibi rastgele bir âlem ve kavranılmayan bir mesele sergilemezdi. Muhatabının gönlünü kazanarak İslâm’a çekmeyi hedeflerdi. Kayınpederi olup İslam’dan önce çeşitli badireler çıkaran Ebu Süfyan Mekke’nin fethinde işkencelerle ölümünü beklerken “Ebu Süfyan’ın evine giren emniyettedir. Kim içeri girip kapısını kapatırsa emniyettedir.” Buyurarak gönül fetihlerini Mekke’nin fethi ile tamamlıyordu.

                 

Bugün çoğumuz çevremizle çatışma halindeyiz. Zira güzel ahlâk ve davranışlarımızı artırarak inisiyatif hareketlerimizi çekip çevirmeye ve kendimizi değiştirmeye gayret göstereceğimize hemen çoğu yerde kendi üstünlüğümüzden bahsedip insanları çekmeye çalışırız. Allah’ın Yüce Resulü (s.a.s.) vahiy terbiyesi ile yoğrulduğu için öncelikle nefis terbiyesini emrederek bütün günahları affedildiği halde günde yüz kere istiğfar çekmişlerdir. Konuşurken, karar verirken menfi tutum ve davranışları tevazu havuzunda eritir hakkın emirlerini en etkili örneklerle ortaya koyardı. Kendisine ziyarete gelip gelmediklerine bakmadan komşu, hasta ve ihtiyaç sahiplerini ziyaret ederdi. Acaba günümüzde ün ve mevki sahibi kimselerle akraba ve iş arkadaşları dışında kaç kişi birbirini arayıp soruyor. Hâlbuki sağlıklı iletişim ancak değer vermekle pekişebilir. Sehl bin Hanif (r.a.) Hazreti Peygamberin insanlarla ilgilenmesini şöyle anlatır: “O müslümanların zayıflarının yanına gelir, onları ziyaret eder ve cenazelerinde bulunurdu.” Yolculukta en geride seyrederken zayıf olanların hayvanlarını sürer ve yola devam edemeyenleri terkine alırdı.

               

Peygamberimiz (s.a.s.) zor, şiddet ve güçlük insanı değildi. Her amel ve davranışında, söz ve hareketlerinde kolaylığı emrederdi. Sünnet-i seniyyenin kendisi de sevdirme ve kolaylaştırma sanatı değil midir? Hazreti Aişe (r.a.) Efendimiz için şöyle buyurur: “Ashabına emrettiği zaman daima kolaylıkla üstesinden gelebilecekleri amelleri emrederdi.” Eksik bırakmadan namazı en hafif kılandı. Bu sebepledir ki etrafında yığın yığın insan toplanır yaptığı ve konuştuklarına hayran kalırlardı. Onun sîreti ve sünneti evrensel boyutta olup bütün insanlığı kucaklayan çeşitlilik, pratiklik, bütünlük ve âhenk timsalidir.

               

İnsanlara olan yaklaşımda şefkat ve merhamet can damarıdır. Efendimiz sadece âcizlere, fakir ve çocuklara değil herkese hatta müslüman olmayanlara karşı bile son derece şefkat gösterirdi. Bir hadis-i şeriflerinde Efendimizin: Kimin bir çocuğu varsa onunla çocuklaşsın.”2 diye buyurması ne kadar cezb edici ve ibret vericidir. Bilindiğigibi köle olarak kendisine takdim edilen Zeyd’in babası evladını götürmeye geldiği zaman Zeyd gitmemekte direnince Efendimiz Zeydi serbest bırakarak sormuştu: “Beni mi istiyorsun babanı mı?” Zeyd’in verdiği cevap ne kadar mânidardır: “Ben bu zatta öyle şeyler gördüm ki bırakıp gidemem.” Enes bin Malik (r.a.) peygamberimiz için “Ben ev halkından ondan daha şefkatli bir kimse görmedim.” buyurur.

              

İnsanlara hediye ve yardımlaşma  vesilesi ile yaklaşmayı çoğu kez unutuyoruz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in iki mübarek elinin arası adeta bir nehirdi. Bir yandan gelir öte yandan sabahlamadan hepsi biterdi. Hatta bir keresinde yanında bulunan sürü halindeki koyunları gören bir yabancı “Ne güzel koyunlar” deyince sürülerle koyunu göstererek al götür buyurur. Müslüman olan yabancı ailesine dönünce avazı çıktığı kadar bağırır: “Koşun, koşun Muhammed müslüman olana sürüler bağışlıyor, koşun sizlerde alın!”

             

Rasulü Ekrem Efendimiz söz söylerken ve insanlara yaklaşırken zamana ve mekâna itina gösterirlerdi. İnsanların en uygun vakitlerini araştırır, yorgun, sinirli, meşgul anlarında yanaşmazdı. Bıkkınlık, muhalefet ve hatta zıtlaşmanın olduğu yerde bütün emekler tabiatıyla boşa gidecektir. Ebu Zer (r.a.) müslüman olduğu zaman ne yapılmasını emrettiğini sorunca dinini gizli tutup İslam’ın açıkça ilan edildiğini duyduğu zaman gelmesini istedi. Efendimizi anlatmada dil ve kalem aciz kalır.

Dipnot

1- Doç.Dr.Ö. Çelik,Dr.M. Öztürk, Murat Kaya,Üsve-i Hasene C:2 shf:46

2- Deylemî C:III Shf:5I3

 

Yazar:
Aydın TALAY
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul