24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / YOZLAŞAN TOPLUMUN ISLAHI

YOZLAŞAN TOPLUMUN ISLAHI


 


 

 

İnsanoğlunun Misyonu

Toplumsal yaşam içerisinde insanoğlu, çok önemli bir yere sahiptir. Bu değeri ona, âlemlerin Rabbi Allah(c.c) vermiştir. Allah insanı yarattığında ona, yapmasını istediği ve yapmasını istemediği bazı emir ve yasaklar koyarak, bu noktasıyla imtihan etmek istemiştir insanoğlunu.

İnsanoğlunun taşıdığı bu misyon, hemde imtihanın farkında olsun ve unutmasın diye Kitaplar ve Peygamberler göndermiştir. İnsanın başlıca görevi, Allah’ı razı etmek ve O’nun bizden istediklerini, gücümüz yettiği kadarıyla yerine getirmek olmuştur. Âdem (a.s.)’dan aşağıya doğru çizgiden ciddi kaymalar yaşansa da, Allah’ın emir ve yasakları hep bilinmiş ve az da olsa bazı insanlar tarafından uygulanmıştır.

Geçmişe dair en net bilgi, Efendimiz (s.a.s.) zamanına aittir.Bu zaman dilimi bize, geçmişte insanların nasıl bir hayat sürdüğü ve taşıdığı değerleri verir. Bu ise bize, günümüz de yaşanan bazı olayların, nerden nereye geldiğini ve ne gibi değişiklikler yaşandığını gösterir.

Bu değerlerin en başında, toplum ve toplumu oluşturan aile mefhumu gelir. Her zaman ve her zemin de aile önemini hep korumuştur. Ailenin yıkılması veya zarar görmesi, o toplumun felaketi olarak da değerlendirilir. Fertlerden oluşan aile, toplumun en önemli taşıdır. Onu yerinden oynatırsanız toplum sarsılır, belki de yıkılır.

Bu aileyi oluşturan çekirdek kadro, olmazsa olmaz olan anne ve baba (ebeveyn) dır. İnsanların bunlara verdiği değer, aileye verdiği değeri gösterir. Eğer anne ve babaya değer verilmezse, aile diye bir şey olmayacak ve toplumda zaman içerisinde yıkılıp, yok olmaya mahkûm olacaktır.

Bizim dinimiz İslâm, aileye ve onu oluşturan anne ve babaya çok önem vermiştir. İslâmî bakış açısıyla bu gün toplumda hem aileye, hem de anne ve babaya verilen değer neticesinde gelinen noktayı müşahede etmek zor olmasa gerek.

Allah’ın koymuş olduğu kanun ve kuralları hiçe sayıp, kendileri bir yaşam biçimi oluşturmaya çalışanlar, mutlaka kaybetmeye mahkûmdurlar. Yaşadığımız toplumda yozlaşmanın birçok sebebi var. Bu, aslında kabullerimiz ve ret ettiklerimizle de alakalıdır.

Yozlaşmanın Başlıca Sebepleri

İşgal edilmiş İslâm topraklarında, Allah’ın kanun ve nizamı bir tarafa bırakılmış, yerine beşerî kanunlar ve nizamlar yapılmaya çalışılmıştır. Bunun hayata yansıması ise, en başta değerlerin yer değiştirmesiyle ve daha sonraki süreç içerisinde de alt- üst edilmeye başlanmıştır. Sahte vaadlerle kandırılan insanlar, Kur’ân ve âhiret öncelikli bir yaşam yerine, dünya, meta ve çıkar öncelikli, mutluluğu ve huzuru parada, rahat yaşamakta, zevk ve sefa da arayamaya başlamışlardır.

Özgür bir yaşam adı altında kandırılan gençler, birçok kötü yollara düşmüş ve kullanılmıştır. Özgürlüğü, başta Allah’a, anne ve babaya asî olmak olarak değerlendirenler, felaketlerin habercisi olmuşlar. Kurulan beşerî düzenin insanlar üzerindeki yansımaları, sadece bunlarla sınırlı değildir. Özellikle batı özentisi toplumu yıkan en büyük sebeplerden biridir. Batıda, aile kavramı nerdeyse hiç kalmamış. On sekiz yaşına gelen çocuklar, istedikleri gibi bir hayat sürme konusunda serbest bırakılmış. Çocukları özgürce bir hayat yaşayan (!) aileler ise, evlerinde tek başlarına yaşamaya ve ihtiyarlamaya başlarlar.

Zaman içerisinde yaşlanan bu insanların bakımı sıkıntı olmaya başlayınca, alternatif çözümler bulma ihtiyaçları doğmuş. Kendilerince de bulmuşlar. Bakım evleri kurarak, bu sıkıntıdan kurtulmaya çalışmışlardır. Tabi bunun yansımaları toplumumuzda hemen görülmüş. Yıkım batıdan başlayıp, bizim yaşadığımız coğrafyayı sımsıkı sarmış.

Yaşadığımız Coğrafyada Yozlaşma

İlâhî bir nizam olan İslâm terk edilip, yerine beşerî bir sistem getirenler, toplumu değiştirecek ve dönüştürecek formülleri de kendilerince üretmiş ve sunmuşlardır. Bütünüyle batıdan alınan kanun ve yaşam biçimi, ilk önceleri dayatılmış ve buna karşı çıkan âlimler de ortadan kaldırılınca, geriye kalan cahil insanlara bunu kabul ettirmek kolay olmuş. Zaman içerisinde bu dayatmalara alışan insanlar, bunu yaşam biçimi olarak benimsemiş. İşte asıl yıkım bu noktadan sonra başlamıştır.

Başta eğitim olmak üzere, sosyal hayata yön veren önemli yerler işgalden nasibini büyük ölçüde almıştır. İlâhî bir eğitim yerine, beşerî bir eğitim ve yaşam biçimiyle yetişen gençler, bir süre sonra çağdaş (!) birer insan olup çıkmışlar. Bu gençleri yetişmesinde emeği geçen insanlar, onların İslâm’dan nasip almaması için azamî derecede gayret göstermiştir. Buna alternatif olarak da batılı özgür bir hayat (!) biçimi sunmuşlardır.

Başta aile ve aileyi oluşturan anne ve baba olmak üzere,  bu değişim ve dönüşümden nasibini almış. Aileler yetişen bu gençlik karşısında şaşkın. Çünkü gençler, özgürlük adı altında asilik, anne ve babayı yok sayma ve evden kaçmaya veya faklı yaşam biçimleriyle aileden kopmaya kadar varan sonuçlar yaşanmaya başlandı. Kapitalist ve Materyalist zihniyetin yayılması ile paraya meyil artınca, değerlerde ona göre konmaya başlandı. Zengin olan ebeveynler, çocuklarına çok parayla rahat bir hayat yaşatacaklarını sanarak, onları farklı uçurumlara yittiler. Bu bolluk içerisinde yetişen genç, kendisini doyumsuz olarak addetmeye başladı. Farklı tatlar ve yaşam biçimleri ortaya çıktı. Rüzgârın kökünden kopardığı çalı misali, oradan oraya savruldular.

Daha kırsalda olan aileler ise, birbirlerine âdeti de olsa daha bağlıydı. Onlar, anne ve babasına değer veriyor, onları ezmiyorlardı. Ama değişen zaman onları da etkiledi. Özellikle gelin kaynana kavgalarında arada kalan erkek çâreyi, evden ayrılmakta buldu. Böylelikle aile içerisinde bölünme ve parçalanma hızlı bir şekilde yayılmaya başladı.

Süreç içerisinde tüm bu yaşananlar, ailenin temel direklerini oluşturan anne ve babayı yalnızlığın ortasına itmiş oldu. Çocuklar dünyalık peşinde zevk ve sefa sürerken, ebeveynler yalnız ve mutsuzluk içerisinde. Anneler, uykusuz gecelerde ve yaşamın zor şartları altında büyüttükleri çocuklarının özlemi içindeyken, baba sabah akşam çalışıp, koruduğu biricik çocuklarının kendilerini bırakıp da gitmesine bir türlü anlam veremezken, çocukları belki de onları hiç hatırlamıyor.

Geçen zaman, bu anlamda daha da kötüye gidiyor ve yaş sınırının aşağılarına indiğimiz de özellikle ergenlik dönemlerinde gençler ailelerine karşı hırçın ve saldırgan bir tutum içerisinde oluyorlar. Ailede kopmalar bu zamandan başlayınca, ileriye doğru ayrılıklar kaçınılmaz oluyor.

Toplumda ekonomik durumu iyi olanlar, yaşlanan anne ve babasını hayatlarına engel olmasın, yani eline ayağına dolaşmasın diye (Huzur evlerine) yerleştiriliyorlar. Buradaki hayata alışmak onlar için hiçde kolay değil. Çocuklarından ve torunlarından ayrı, hiç tanımadığı insanlarla içiçe bir hayat, hiç kolay değil. Ama başkada yapacak bir şey yok. Çaresizlik içerisinde gözleri yolda, belki çocuklarım beni ziyarete gelir beklentisi ve ümidi hep içlerinde var. Önceleri ziyaretler azalır, sonra da kesilir oldu. Tâ ki, ölüm haberini alıncaya kadar ve yalan yanlış son görev olarak cenaze defnedilir. Böylece bir dram sahnesi daha biter. Ve miras olarak evlatlarına bırakılan aynı zihniyettir.

Ekonomik olarak durumu iyi olmayanlar ise, anne,  babasını genelde evlerinde tek başlarına bırakarak, annesiz ve babasız, hayallerinin peşinde yeni bir hayata yelken açarlar. Anne ve baba ise, vicdanlı komşuların yardımıyla hayata tutunmaya çalışırlar. Haberlerde,  evlerin de yanarak, hastalık veya açlıktan ölen çaresiz insanları görürüsünüz. İşte onlar, bu toplumda yaşayan birilerinin anne ve babasıdır.

Evet, sebep - sonuç ilişkisinde,  böyle bir hayat nizamının ortaya koyacağı kazanç, bundan farklı olmasa gerek. Yaşam gayesi, çıkarcılık ve karşılıklı menfaat olan toplumlar, karşılık bulamadıkları kişiler anne ve babası olsa dahi acımazlar. Unutulmamalıdır ki, Allah’tan korkmayan ve karşılığını O’ndan beklemeyenler, her türlü hile ve pisliği gündeme getirirler. Böylece toplum fesaddan kurtulamaz.

Şüphesiz Allah, yarattıklarını en iyi bilen ve tanıyandır. O, kullarının her türlü ihtiyacını verir. Allah bizlere, öyle bir hayat nizamı vermiş ki, bundan hem kullar, hem de Allah memnun olacaktır. Karşılığı ise dünyada huzur, âhirette ise ebedî saadet vardır.

Şimdiye kadar anlattığımız beşerî bir sistemin sonuçlarıydı. Bir de İlâhî sistemin, yani İslâm’ın ebeveyne nasıl değer verdiğine ve sonuçlarına bakalım.

İslâm’ın Anne ve Babaya Verdiği Değer

Bu konuyla alakalı Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez”. (Nisa,4/36)

İslâm Dini, sıralamaya önem verir. Özellikle de bazı meseleler de sıralama olmazsa olmazlardandır. Bu âyetdeki sıralamada çok önemlidir.

“Gerçi biz insana, anasına ve babasına itaati de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir. (Biz insana): "Bana, anana ve babana şükret" diye de tavsiye ettik. Dönüş, ancak banadır”.(Lokman,31/14)

“Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara "öf" bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle”.“ İkisine de acıyarak tevazu kanatlarını indir. Ve şöyle de: "Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et."(İsra,17/23-24)

Bir mü’min bunları bilir ve yaşar. Cahiller, bunu bilmez ve yaşamazlar. Aradaki fark çok açık ve net…

Ebû Abdurrahman Abdullah İbn Mes’ûd (r.a.) şöyle dedi.

 Peygamber (s.a.s.)’a

-Allah’ın en çok beğendiği amel hangisidir? Diye sordum.

-“Vaktinde kılınan namazdır” diye cevap verdi.

-Sonra hangi ibadet gelir? dedim.

-“Ana ve babaya iyilik ve itaat etmek” buyurdu.

-Daha sonra hangisi gelir? diye sordum.

-“ Allah yolunda cihâd etmek” buyurdu.1

Ebû Hüreyre (r.a)’dan rivayet edildiğine göre; Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Hiçbir evlâd babasının hakkını ödeyemez. Şayet onu köle olarak bulur ve satın alıp âzâd ederse, babalık hakkını ödemiş olur”.2

Rasulullah (s.a.s.) :

“ Burnu sürtünsün, burnu sürtünsün, burnu sürtünsün” dedi.

-Kimin burnu sürtünsün ey Allah’ın Resulü? diye sorulunca, şu cevabı verdi:

“Ebeveyninden her ikisinin veya sâdece birinin yaşlılığına ulaştığı halde cennete giremeyenin”.3

Muâviye İbnu Câhime’nin anlattığına göre; Câhime (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.s.)’e gelir ve:

-Ey Allah’ın Rasulü, ben gazveye (cihada) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişâre etmeye geldim, der.

Rasulullah (a.s):

“Annen var mı?” diye sorar.

-Evet; deyince.

“Öyleyse ondan ayrılma, zira cennet onun ayağının altındadır” diye buyurdu.4

Abdullah İbn Amr İbni’l-Âs (r.a) anlatıyor:

Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allah’ın rızası, babanın rızasından geçer. Allah’ın memnuniyetsizliği de, babanın memnuniyetsizliğinden geçer”.5

Sonuç

Hadis kitaplarında, bu ve buna benzer daha birçok hadis vardır. Hayat içerisinde insanlar, her zaman güvenecekleri birilerini ararlar. Birçok iş yerinde insanlar, sigorta adı altında güvence isterler. İşte bir anne ve baba için en güzel sigorta, mü’min şahsiyetli evlatlardır. Öyle ki, yaşarken kendilerine faydalı olan evlatları, öldüklerinde bile amel defterlerinin kapanmaması için bir sigortadır.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnâdır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim,  hayırlı evlat."6

İslâm’dan uzaklaşmak, başka şeylere yaklaşmayı getirir ve böylece insan, dünyada ve âhirette ağır bedeller ödemek zorunda kalır. Biz öyle bir dinin mensubuyuz ki, anne ve babamız Müslüman olmasa dahi, Allah’a karşı savaş açmamışlarsa, onlara iyi davranmamız konusu bizlere tavsiye edilir.

“Gerçi Biz insana, anasına ve babasına itaati de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir. (Biz insana): "Bana, anana ve babana şükret" diye de tavsiye ettik. Dönüş, ancak Bana’dır”.”Bununla beraber eğer her ikisi de bilmediğin bir şeyi, Bana ortak koşman hususunda seni zorlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin ve bana yönelenlerin yolunu tut. Sonra dönüşünüz ancak Bana’dır. O zaman Ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim”. (Lokman, 31/14-15)

Esma bintu Ebîbekr (r.anha) anlatıyor :

Henüz müşrik olan annem yanıma geldi. (Nasıl davranmam gerekeceği hususunda ) Hz. Peygamber (s.a.s.)’den sorarak:

-Annem yanıma geldi, benimle görüşüp konuşmak arzu ediyor. Anneme iyi davranayım mı? dedim.

 “Evet, ona gereken hürmeti göster” buyurdu.7

Bizler toplum olarak Allah’a yönelmezsek, O’nun kapısına gitmezsek, güvendiğimiz tüm kapılar yüzümüze kapanır. Allah’a açılmayan her el, boş kalır.

Dipnot

1- Buhârî, Mevâkît 5,Cihad 1,Edeb 1,  Tevhîd 48;Müslim, Îmân 137-139

2- Müslim, itk 25. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 120; Tirmîzî. Birr 8; İbni Mâce ,Edeb 1

3- Müslim, Birr 9,(251);Tirmizî,Daavât 110 (3539)

4- NesâÎ, Cihad 6,(6,11)

5- Tirmizî , Birr 3 (19)

6- Müslim, Vasiyyet 14. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizî, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâyâ 8.

7- Buhârî, Hibe 28,Edeb8; Müslim, Zekât 50 (1003); Ebu Dâvud, Zekât 34,(1668)

 


 

 

 

 

 

 

 

Yazar:
Servet NAÇAR
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul