18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / SORUMLULUĞUMUZ

SORUMLULUĞUMUZ

                                    

“Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?

Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında bir gazab (konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti).” (Saff, 61/1-3)

Ayetlerin esbâb-ı nüzûlü için şunlar beyan edilmiştir:

1- Abdullah b. Selâm (r.a.) anlatıyor:

Peygamber’in Ashabı’ndan birkaç kişi oturup müzakerede bulunduk ve:

- Allah’a, amellerin hangisinin daha sevimli olduğunu bilsek, şübhesiz onu izlerdik! dedik.

Bunun üzerine Allah, şu ayetlerini indirdi:

“Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?” (Saff, 61/1-2)

Rasulullah (s.a.s.)  bu ayeti bize okudu.1  

2- Abdullah b. Abbas (r.a.) anlatıyor:

Cihad farz kılınmadan önce mü’minlerden bazı kimseler şöyle dediler:

-Azîz ve Celil olan Allah’ın bize en sevdiği amelin hangisinin olduğunu göstermesini çokça arzu ediyoruz. Biz de onu yapardık.

Bunun üzerine Allah Nebîsine, en sevdiği amelin, hiçbir şübhenin söz konusu olmadığı bir iman ile bu imana muhalefet edip onu ikrar ve kabul etmeyen, kendisine isyan eden kimseler ile cihad etmek olduğunu haber verdi.

Cihad emri nâzil olnuca, mü’minlerden bazıları, bundan hoşlanmadı ve cihad emri kendilerine ağır geldi. Bundan dolayı yüce Allah da:

“Ey iman edenler, yapmaycağınız şeyi neden söylersiniz?” (Saff, 61/2) buyurdu.2

3- Mukâtil b. Hayy (rh.a.) anlatıyor:

Mü’minler:

-Allah’ın en sevdiği amelin hangisi olduğunu bilseydik, kesinlikle onu yapardık, dediler.

 Allah da onlara, en sevdiği ameli ne olduğunu göstererek:

“Şübhesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” (Saff, 61/4) buyuruğuyla onlara (bunu) açıkladı.

Uhud günü de bununla sınandılar. Nebî (s.a.s.)’i bırakıp, arkalarını dönüp kaçtılar.

Bu husus da yüce Allah:

“Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz? (Saff, 61/2) buyuruğunu indirdi. Ve:

-Aranızda en sevdiğim kişi, benim yolumda savaşandır! buyurdu.3

Azîz ve Hakîm, yani üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah Teâlâ’yı göklerde ve yerlerde olan bütün varlıklar tesbih eder… Bütün varlıklar fıtratları gereği kendi lisânlarınca tesbih ettikleri Rabbleri Allah’a kul olmaya gayret ederler… Emrolundukları gibi dosdoğru olmaya çalışırlar… Kendilerini yaratan Allah’ın Rabbiyetini ve Uluhiyyetini bilmiş, tanımış, kabul edip teslim olmuşlardır… Kâinat, Âlemlerin Rabbi Allah’ı tesbih edip ibadet etmekte… Kâinat, mü’min ve müslüman!..

Rabbimiz Allah Azze ve Celle beyan buyuruyor:

“Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O’nu tesbih eder. O’nu, övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktu, ancak siz, onların tesbihlerini kavrayamıyorsunuz. Şübhesiz O, hâlim olandır, bağışlayandır.” (İsra, 17/44)

“Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah’ı tesbih etmektedir. Her biri kendi duâsını ve tesbihini şübhesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir.” (Nûr, 24/41)

“Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik, Kuddüs, Azîz, Hakîm olan Allah’ı tesbih eder.” (Cum’a, 62/1)

“Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih eder. Mülk O’nundur, hamd de o’nundur. O, herşeye güç yetirendir.

Sizi yaratan O’dur. Buna rağmen sizden kiminiz kâfirdir, kiminiz mü’min. Allah, yaptıklarınızı görendir.”(Teğabün, 64/1-2)

Kâinatta, Rabbi Allah’ı tesbih eden varlıklar arasında emaneti yüklenip sorumluluğu alan insan, Rabbi Allah’ı tanıyarak, katıksız iman ile tesbihatına devam ederek, kul olma şuuruyla hareket ederek yaşadığı müddetçe mü’mindir…

Rabbi ve İlâhı Allah’dan başka rablaştırılan ve ilâhlaştırılan tağutlara yönelir, onlara itaat eder ya da hevâsını ilâhlaştırırsa, Allah’ı tesbih etmekten uzaklaşmış, böylece kâfir olmuş olur…

Rabbimiz Allah Teâlâ, katıksız iman etmiş olan kullarına hitab ederek:

“Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?” (Saff, 61/2)

Mü’min müslüman kulların yegâne Rabbi, Meliki ve İlâhı olan Âlemlerin Rabbi Allah, kendisine katıksız iman edenlerin velîsidir… Onları, her türlü karanlıktan kurtarıp nûra çıkarır… Her ân onlara yeniden hidayet etmekte, onların faydasına imkân yaratmakta ve yardım etmeye devam etmektedir… Onlara sıhat ve afiyet vermekte, onları yetiştirmekte, eğitmekte ve terbiyelendirmektedir… Uyarmakta, öğüt vermekte ve olgunlaştırmaktadır…

“Andolsun, Biz Kur’ân’ı zikr (öğüt alıp düşünmek için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?” (Kamer, 54/17)

“Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıkladık.” (En’âm, 6/126)

“Şübhesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiblerine) teslim etmenizi ve insanlar arsında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor! Doğrusu Allah, işitendir, görendir.” (Nisa, 4/58)

Rabbimiz Allah, katıksız iman eden kullarını uyarıyor:

“Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?”

 Muvahhid mü’min kullar, Rabbleri Allah’ın bu uyarısı karşısında ürpermeli ve kendilerini gözden geçirip hesaba çekmelidirler… Ne düşünüyor, ne söylüyor, ne yapıyor ve ne bekliyor?!.. Düşünce dünyasında ne tasavvur ediyor, diliyle ne söylüyor, hâliyle ne yapıyor ve istikbâle dair ne bekliyor?.. Tasavvur ettiklerini gerçekleştire bilecekse diliyle gündeme getirsin… Hâliyle yapabilecekse diliyle söylesin… Eldeki imkânları göz önünde bulundurarak, gelecekte yapabileceklerinden söz etsin ve ona göre va’adlarda bulunsun!..

Muvahhid mü’min şahsiyet, Allah Teâlâ’nın kendisine verdiği nimetlerden ve imkânlardan mes’ul olduğunu bilir… Bu nimetlerden ve imkânlardan hesaba çekileceğine şuurlu bir şekilde iman etmiştir…

O, bu şuurla hareket eder ve bu imkânlar çerçevesinde yapa bileceklerini dile getirir… Söz verirse, imkânlarınca söz verir ve sözünü yerine getirmeye gayret eder… Çok özel bir mazereti olmadıkça ahdinden asla geri dönmez… Meşru bir özürü olduğu takdirde herkes tarafından hoşgörülür ve özürü kabul edilir…

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

“Ey iman edenler, akidleri yerine getirin.” (Mâide, 5/1)

 “Adaklarını yerine getirsinler.” (Hacc, 22/29)

“Ahde vefâ göster. Çünkü ahid bir sorumluluktur.” (İsra, 17/34)

“………Ahidleştiklerinde ahidlerine vefâ gösterenler……… İşte bunlar, sadık olanlardır ve muttakî olanlarda bunlardır.” (Bakara, 2/177)

“Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (Misâkı) bozmazlar.” (Ra’d, 13/20)

“Hayır, kim ahdine vefâ eder ve sakınırsa, Şübhesiz Allah’da sakınanları sever.” (Âl-i İmrân, 3/76)

Katıksız iman ehli olan mü’min müslümanlar, Allah’ın kendilerine bahşettiği imkânları ölçüsünce yapacakları şeyleri söyler ve söylediklerine sahib çıkar, va’dettikleri gibi yerine getirirler… Onlar, Rabbleri Allah’ın kendilerini ikaz ettiği konunun üzerine hasas bir şekilde eğilir, imkânlarını gözden geçirir, “yapmayacakları şeyi” söylemez, “yapacakları şeyi” söyler ve va’dederler…Va’dettiklerinide, va’dettiği zaman da yerine getirmeye özen gösterirler…

Rabbi Allah’a verdiği “Misak ahdini”imanı ve salih amelleriyle yerine getiren mü’min kul, diğer kullara da verdiği sözü yerine getirir… eğer her türlü imkâna sahib iken, ahdini va’dini yerine getirmeyecek olursa:

“Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar… İşte onlar, onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah, onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azab vardır.” (Âl-i İmrân, 3/77) durumuna düşer… Bu ayet-i kerimedeki ceza, onun için hak olur!..

Dikkat!..

Abdullah b. Âmir (r.a.) anlatıyor:

Bir gün Rasulullah (s.a.s.) evimizde otururken, annem beni çağırdı.

-Gel, sana vereceğim (şu şeyi) al! dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), kendisine:

“ Ona, ne vermek istiyorsun?” buyurdu.

-Ona bir kuru hurma vereceğim, cevabını verdi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), O’na şöyle buyurdu:

“Dikkat et! Eğer ona bir şey vermemiş olsaydın (bu,) senin hakkında bir yalan olarak yazılacaktı.”4

Abdullah ibn Amr (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 “Dört şey her kimde bulunursa, hâlis münâfık olur. Her kimde bunların bir parçası bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendisinde münâfıklıktan bir huy kalmış olur.

Bunlar, şunlardır:

Kendisine bir şey emniyet edildiği zaman hıyânet etmek.

Söz söylerken yalan söylemek.

Ahd ettiğinde ahdini tutmamak.

Husumet zamanında haktan ayrılmak.”5

Bu iki hadisteki uyarıya dikkat!

 İman ehli ve Allah’a ve Rasulü’ne itaat eden muvahhid şahsiyetler, bu konuda çok hasas olmalı, çok dikkat etmelidirler…

İmam Kurtubî (rh.a.), tefsirinde bu konuda şunları naklediyor:

“İbnu’l-Arabî der ki:

Eğer söylenen söz bir va’d mahiyetinde ise bu, ya o kimsenin:

-Evlenecek olursan sana bir dinar katkım olacaktır yahud:

Filân ihtiyacını satın olacak olursan, bende sana şunu veririm, demesi gibi bir sebebe bağlı olur.

Fukuhânın icmaı ile bu sözü yerine getirmesi gerekir. Yahudda şarttan uzak mücerret bir va’ad olursa, mutlak ifadesi ile bunu yerine getirmesi gerekir.

Bu görüş sahibleri, ayetin nüzûl sebebini esas almışlardır. Çünkü rivayet olunduğuna göre, Ashab şöyle diyordu:

-Bizler hangi amelin daha faziletli ya da Allah tarafından daha çok sevildiğini bilsek elbette ki, onu işlerdik.

Bunun üzerine yüce Allah’da bu ayet-i kerimeyi indirdi.

Bu rivayet, kabul edilmesinde pek sakınca olamayan bir hadistir.

Mücahid’den de rivayet olunduğuna göre Abdullah b. Revehâ, bunu işitince şöyle demişti:

-Ben, öldürülünceye kadar Allah yolunda kendimi vakfetmeye devam edeceğim.

Bana göre sahih olan: Mazeret hâli müstesnâ, verilen sözün her durumda yerine getirilmesinin vâcib olduğudur.”6

Hayatlarını iman ve cihad üzere kılan, imanın gereği olan cihadın her çeşidini gündeme getiren muvahhid mü’minler hep beraber Allah’ın ipi olan hayat kitabımız Kur’ân-ı Kerim’e sarılmalı beraber olmalı, parçalanmamalı ve dağılmamalıdırlar… Ferdî imkânları bir araya getirmeli ve cemaat imkânları oluşturmalıdırlar… Cemaatin bereket ve rahmet olduğu, ayrılığın ise bir azab olduğu malumdur… Cemaat hâline gelen mü’min müslümanlar, birbirlerinin velîsi ve kardeşi olma şuuruyla birbirleriyle kenetlenmeli, “Bunyanun mersus”u oluşturmalıdırlar… Âlemlerin Rabbi Allah’ın sevdiği ve razı olduğu kullar, bu kullardır…

 “Şübhesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” (Saff, 61/4)

Muvahhid mü’minler, yeryüzünde bu birlik ve beraberliği oluşturduklarında, ümmet şuuruyla İslâm Milleti’ni meydana getirdiklerinde, bu gün içine düşürüldükleri zilletten, sömürülmüşlükten, ezilmişlikte kurtulacak ve işgal güçlerini topraklarından silip süpüreceklerdir.

Bunun içinde, sahip oldukları imkânları iyi hesaplamalı, Âlemlerin Rabbi Allah’a tam teslimiyetle tevekkül etmeli, emr olunduğu gibi dosdoğru davranıp üzerlerine düşeni yapmalı ve güçleri ölçüsünce yapa bileceklerini dile getirmelidirler… Yapmayacakları şeyleri söylemekle, kendilerini mesuliyet altına sokmamalı ve mahcubiyeti gündeme getirmemelidirler!..

“Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında bir gazab (konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti.)” (Saff, 61/3)

Böyle bir suçu işlememeli olgun şahsiyetler… Allah, verdiyi nimet ve imkânlardan sorumlu tutar kulunu… Bunların bütününü iyi düşünmeli ve imkânlar çerçevesinde ameli gündeme taşımalı….

“Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma.” (Bakara, 2/286) duâsını kâlî ve fiilî yapmak gerek…     

    

Dipnot

1. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B. 61, Hds. 3525

2. İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2012, C. 11, Sh. 178

3. İmam Hafız İbn Kesîr, a.g.e. C. 11, Sh. 178

4. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, B. 80, Hds. 4991

5. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İman, B. 24, Hds. 27. Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 25, Hds. 106.

6. İmam Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2003, C. 17, Sh. 299.

 

 

 

 

 

 

 

               

Yazar:
Vuslat
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul