16 Ocak 2018 - Salı

Şu anda buradasınız: / Bütün İnsanlığın Güvencesi İslâm

Bütün İnsanlığın Güvencesi İslâm

Allah(cc)'ın insanlığa son sözü olan yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim de bütün yaratmış olduğu insanlara şöyle seslenmektedir:
"Ey insanlar, sizi de sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibadet edin ki ola ki sakınırsınız." (Bakara 2/21)
   Belki insan bu söze kulak verir sakınırda cehennemden korunur, belki sakınırda ateşden, cennete talib olur... İşte Allah(cc) böyle sesleniyor insanlara,  yarattığı kullarına...
   Ve kendilerinin kurtuluşuna sebeb olacak yaşam tarzının, yani dinin islam olduğunu söylüyor, Ali İmran suresi 19 ayette... "Şüphesiz Allah nezdinde din İslam'dır." Ve yine Allah (cc) insanlara bu yaşayış tarzından başka bir yaşayış tarzıyla yaşamamalarını söylüyor. Ve şöyle buyuruyor  "Kim İslam'dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul olunmaz ve o, ahirette zarara uğrayanlardan olur." (Al-i İmran, 3/ 85)
   Allah'ın razı olduğu ve insanlardan yaşayış biçimi olarak kabul edeceği tarz İslam'dır. Ama bu din zorakilik üzere kurulmadığından dileyen için böyledir. Dileyen Rabbini tanır, dileyen isyan eder; ama nihaî dönüş O'na'dır. Bu gerçeği Kur'an şöyle beyan eder:
   "Dinde zorlama yoktur. Gerçekten iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır. Kim tağutu inkâr ve Allah'a iman ederse o, muhakkak ki kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulpa (Kur'an',İslam'a) yapışmış olur. Allah, işitendir, bilendir." (Bakara2/256)
   Evet yaşayış tarzında insanlar için bir zorlama yok. En güzel yaşayış tarzı İslam olmasına rağmen bu noktada bir zorlama yok! Karar kendilerinin... Dileyen Yahudi, Hristiyan, Mecusi, demokrat, kominist, faşist vs. olabilir... Bu yaşam tarzını seçe bilir. Ama şunu bilmeli ki Allah bu yaşayış tarzları içerisinde kendinin beğendiği yaşayış tarzı olan İslam'ı yani Silm'i benimser... Silm'i yani barışı, huzuru, güveni İslam'ı kabul eder.
   Allah'ın dini İslam ve onun savunucuları olan Mu'minler yeryüzünün güvencesidirler. Onlar yeryüzünde iktidar olduklarında, dünyanın en ücra köşelerine, en karanlık uçlarına bile adalet, nur hâkim olur... Allah(cc) bu konuda şöyle buyuruyor.
   "O kimseler ki, eğer biz yeryüzünde bir iktidar imkânı verirsek, onlar namazlarını dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, marufu emr ederler, münkerden alıkoyarlar, işlerin akibeti Allah'ındır." (Hacc, 22/41)
   Bu ayetin tecellisi Rasulullah (sas)'ın kurduğu İslam Devletin de görülmüştür. Ondan sonra kurulan devletler de Rasulullah'ın (sas) izini takib edenlerde de gerçekleşmişti...
   Allah'ın izniyle kurulan bu İslam devleti bütün insanlara huzur, güven, mutluluk getirdi...
   Rasulullah (sas), başına getirilen onca olaydan sonra Rasulullah'ın kendisini kovan, Kendisini kendi vatanından dışarı atan Mekke'li insanlara olan tavrına bakın... Kovulduğu Mekke'ye Allah'ın izniyle onbin kişilik bir orduyla gelen Rasul, Mekke'den kovulduğunda iki kişi olarak hicret ediyor, onbin kişi olarak geri geliyordu... Yanında bu kadar gücü olan ve hatıralarında hep bu insanlarda çektiği eziyetler bulunan bir DEVLET BAŞKAN'ı sizce ne yapar? Şu olayı hep beraber okuyalım:
   "Rasulullah (sas) mekke'nin fethedildiği günü (Kabe'nin) kapısının iki kenarını yakalayıp, insanlar da Beyte sığınmış bulundukları sırada şöyle dedi: "Vaadini doğru çıkartan, kulunu muzaffer kılan ve tek başına bütün orduları yenik düşüren Allah'a hamd olsun. "Daha sonra şöyle sordu: "Ey Kureyşliler topluluğu, şimdi(size) ne (yapacağımı) zannedersiniz?" Onlar, Hayır dediler. (Çünkü Sen) Kerim bir kardeş ve Kerim bir kardeşin oğlusun. Şu anda da istediğini yapma kudretine sahipsin. Hz. Peygamber de şöyle buyurdu: "Ben de bugün size kardeşim Yusuf'un dediği gibi: "Bu gün başınıza bir şey kakılmayacaktır." diyorum." (El-Camıu’li Ahkam-il Kur'an (9/389-390) çev. M. Beşir Eryarsoy, Buruc y.)
   Allahu Ekber! İşte Nebevi ahlak, onca işkenceye rağmen afv, üstelik hiçbir şey başa kalkmamacasına...
   İşte bu Nebevi, insanî temeller üzerine kurulan İSLAM DEVLET'in kendi vatandaşlarına sağladığı beş temel unsur vardır. Bu unsurları sıralamadan evvel İslam devletinin vatandaşlarının kim olduğunu hatırlayalım:
1)İman eden Mü'min vatandaşlar
2) Eski dinlerinde kalıp cizye ile İslam devletinde vatandaş olarak yaşayanlar.
   Bu iki zümre şu beş temel unsura sahibtirler:
1)Din emniyeti
2)Can emniyeti
3)Akıl emiyeti
4)Nesil emniyeti
5)Mal emniyeti
Şimdi bunları kısaca izah edelim.
   1) DİN EMNİYETİ:
  İslam devletin de yaşayan mü' minler dinlerini rahatlıkça yaşadıkları gibi, zimmet akdiyle bağlı bulunan Yahudi, Hristiyan vb.leride dinlerinin gerekliliklerini istedikleri gibi yaşarlar. İbadetlerine, İbadethanelerine, kıyafetlerine her hangi bir müdahale yapılmaz. Çünkü insanlar özgür bir irade ile dilediği dini seçme özgürlüğüne sahibdirler. Bakara suresi 256.ayette ifade edildiği gibi "Din de zorlama yoktur" yani isteyen istediği dine girer ve sonucuna katlanır. Ama ne yazık ki ne zaman Mu'minler iktidardan düşüp devletleri gitmişse, diğer insanlardan dinlerini değiştirme, kılıklarını değiştirme, isimlerini değiştirme gibi zorbalıklarla karşılaşmışlardır. Örneğin Endülüs İslam devletinin yıkılmasıyla oradaki Hrıstiyanların, müslümanların cami, kütüphaneleri yakıp yıkmaları ve din değiştirmeye zorlanmaları... İkinci örnekte, Osmanlının yıkılışıyla gündeme gelmiş en büyük zulmü Türkiye Cumhuriyeti tarafından mu'minlere uygulanmış, Âlimler darağaçlarında sallandırılmış, camiler ahır olarak kullanılmış, İslam'ın bütün izleri silinmeye çalışılmıştır... Peki, bunlar bu güce nasıl ulaştı? İslam devletinin herkese sağladığı güvenleri işte böyle istismar ederek...
   2) CAN EMNİYETİ:
   İslam her vatandaşın canını emniyete almıştır. Kelamullah'ta konu ile ilgili şunlar beyan edilir:
   "Kim bir mü'mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse onun cezası, içinde ebedi kalmak üzer cehennemdir... Allah, ona gazablanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azab hazırlamıştır." (Nisa,4/93)
   Başka bir ayette de:
"Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas (farz kılındı)." (Bakara, 2/178)
   Biz, O'n da (Tevrat'ta) onların üzerine yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o, kendisi için bir keffarettir. Kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.(Maide,5/ 45)
   İşte İslam inanç Devletinde insanların canları Allah'ın bu sözleriyle güvence altındadır. Kim birini öldürürse kendisinin de öldürüleceğini bilsin... Bu olay aklı kıtlar tarafından çağdışı olarak görülür... Ama günün çağdaş kanunları birer suçlu barındırma, yetiştirme yerleri olmuştur. Çünkü hakim kanaat eğer birini öldürürsen topu topu 5-6 sene yatar çıkarım. Sonra işte bu stajın ardından bu ünü kullanarak daha çok kişi öldürme ve haklarını gasbetme yoluna koyulur... Devlet eliyle mafyalaşır... Sonra İslam'ın hükümlerine çağdışı diyen zümreden birinin yakınını vurduğunda o da fıtrî olarak "bu adamı asın!" der. Hani İslam'ın hükmü çağdışıydı!.. Ateş düştüğü yeri yaktı, yakınca da böyle oldu... Fıtrat dile geldi, aslında olması gereken gerçekte buydu amma bundan önce çağdaşlık zırvalıklarıyla beyni yıkandığından algılayamıyordu...
   İslam'ın hükümlerinin hâkim olduğu bir ortamda can almak isteyenler binlerce bin düşünmek zorundadır.
   Zaten biz mu'minlerin böyle haksızlık, eğlence olsun diye adam katlettiği görülmemiştir. Hatta insanları katlden kurtarmak için elimizden geleni yaparız bu konudaki şiarımız şu ayettir: "Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmaksızın öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur." (Maide, 5/32)
   3) AKIL EMNİYETİ:
   İslam devleti sağlıklı bir toplumun oluşması için aklı emniyete almış onu bozacak, yaratanına kafa tutturacak din, anlayış, yaşam biçimlerinden ve maddelerinden uzak tutmaya çalışır.
   Öncelikle aklını yaratıcısının dinini tanıması için kullanmasını emreder.
   "Elif, Lam, Ra. Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.
   Muhakkak ki biz onu anlayıp düşünesiniz diye arabça bir kur'an olarak indirdik." (Yusuf 12/1-2)
   Bu kitab ilahımız hakkında şunu söyler:
   "O'nun için bil ki: "Allah'tan başka ilah yoktur." (Muhammed,47/19)
   Düşünen bir kavim Allah'dan başka bir ilahın, Kanun koyucunun ve yaratıcının olmadığını bilir. Sonradan ortaya atılan şeytan ve şeytanilerin düşüncelerine sistemlerine uymaz. Allah'ın hükümlerini ve sistemini her şeyden üstün tutar. Yani akıllı bir insan bunu yapar. Bu gerçeği görür. Eğer bu gerçeği göremiyorsa aklını kullanmamış ve pisliğe bulamıştır.
   "(Allah) aklını kullanmayanlara pislik verir." (Yunus10/100)
   Bu konuda islam temizlenmiş, iman etmişleri şeytanın ve nefsinin oyunundan da korur. Şu ayetleri okuyalım:
   "Ey iman edenler, şarab(içki) kumar, putlar ve fal okları şeytanın pis işlerindendir. Artık bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
   Muhakkak ki şeytan içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin bırakır, sizi Allah'ı anmaktan alıkoymayı ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?" (Maide 5/90-91)
   Aklını kullanabilen toplumlar mutlaka içkinin, heykellerin önünde saygı duruşunun ve gaybden haber veren burçların, falların şeytanın işi bir pislik olduğunu bilir. İçinde yaşadığımız bu toplumda malesef akıllı insan kalmamış olacak ki devlet eliyle tekelleşen içki haneler, kumarhaneler, put haneler ardına kadar açık ve çağdaşlığın bir gereği olarak böyle yerlerin bolca olması gerekliliği bolca vurgulanıyor ve yaşanıyor... Alkolik olan bir aile reisi ailesine bakmıyor ve mutsuz bir aile oluşturup ruh sağlığı bozuk çocuklar yetiştiriyorsa ilk suç bu içkiyi üretenlere sonra onların yoluna uyanlaradır. Çünkü tağutiler uyanık beyni düşünen akleden insanı sevmez... Ola ki bir gün gelir onların gerçekten ıslah edici değil fesatçı olduklarını algılar, sorgular ve karşı gelir... Bu karşı geliş onların saltanatını sarsacağından durmadan sihirli söz ve reklâmlarla içki övülmüş, sigara övülmüş, eroin, esrar övülmüş, filimlerde vurgu yapılmış ve her şeyi algılayan beyinler ölümle uyanacak bir uykuya daldırılmış olur. Çünkü yönetmek istiyorsan uyutacaksın...
   İslam devleti de bu kötü unsurları devletçe engellemiş, düşünen insan oluşturmak için bütün sıhhatli yolları açık tutmuş ki, insanlar kula kul olmaktan kurtulup, Allah'a kul olsun ve rhat bir hayat yaşasın hem bu dünya da hem ahirette...
   4) NESİL EMNİYETİ:
   İslam Devleti Nesilleri de koruma altına almış, nesli bozacak fiillere ağır cezalar koyarak bu kargaşanın önünü kesmiştir.
   Öncelikle nesli bozan en büyük unsur gayri meşru ilişkiler yani zinadır. Nesilleri birbirine karıştıran bu olay insanlıktan nasibi kalmamış, kalplerinde eşlerini kıskanma duygusu kalmamış toplumlarda meşrulaşmıştır.
   Allah(c.c) bu konuda şunu söylemektedir:
   "Zinaya yaklaşmayın. O cidden hayâsızlıktır, kötü bir yoldur."(İsra,17/32)
   Bu hayâsızlık maalesef günümüzde artmış bir durumdadır. Artan bu durum ayrıca filmler, diziler vb. şeylerle daha da teşvik edilmekte devlet eliyle de desteklenmektedir. Bu olay aile hayatı diye bir şey bırakmadığı gibi birbirine güvenmeyen aile bireyleri, cinayetler, ruh sağlığı bozuk çocuklar yetiştirir.
   Çünkü fıtri olarak kendisinin sahip olduğu bir şeyi insan başkasıyla paylaşmak istemez, hele bu kişi eşi ise... İster kadın, ister erkek olsun... Birçok gayri meşru ilişki sonucu ölüm olmaktadır. Neticede aklî melekesini yitirmiş yanlız şehvet peşinde koşan bireyler toplumu oluşmuş olur ki bu akletmeyen hayvanların özelliğidir. İnsanı hayvanlaştıran insan kaynaklı yönetimler bunun bir özgürlük olduğunu, aklını kullanamayan uzaktan kumanda ile yönetilen toplumlara kabullendirmişlerdir. Namus için işlenen suç, kişinin istediği kadın, erkekle birlikte olması normal, hatta kanuni bir özgürlük... Bu yolu deneyen zevk düşkünü Fransa şimdilerde tekrar aileyi kurtarmak, tekrar aileyi tesis etmek için Hristiyan aile yapısına dönmeyi bizzat Devlet Başkanının ağzıyla açıklamaktadır. Çünkü bu kadar özgürlüğün başkasının hakkını gasbettiği ortadadır.
   En ilkel toplumlar bile eşlerini başkalarıyla paylaşama alçaklığını göstermemiş, hatta bu fiilin sonucu ölüm olmuştur.
   Halbu ki ahlaki sorunu İslam yasaklamış, yasakladığı gibi ona giden, çıplaklık, şehvet çığırtkanlığı yapan müzik, resim vb. şeytan sanatı şeylerin önünü kesmiş, meşrulaştırmamış, tam anlamıyla namuslu bir toplum oluşturmaya çalıştırmış ki bunu da hâkim olduğu zamanlarda gerçekleşmiştir. Erkek-kadın iliş kisi sağlıklı olursa aile sağlıklı olur ve ailelerin oluşturduğu devlet sağlıklı olur...
   Tabi İslam'ın hâkim olmadığı bu ortamlarda zina haneler açık, bunlardan alınan vergiler kutsal kabul edilirse kaosa girer.
   Kurtarıcısı olan İslam'da öcü gösterilirse vay bu insanların haline.
   5) MAL EMNİYETİ:
   İslam toplumu haksız mal alımlarını, hırsızlığa ağır cezalar vererek toplumun malını koruma altına alır. Hırsızlar İslam toplumunda suçlu, malları çalınanlar haklıdırlar. Ama İslam'ın hâkim olmadığı toplumlarda hırsız, yavuz hırsız, Malı çalınan malı çalınan kişi, hırsızlığa tedbir almadığından suçlu... Hâlbuki devlet bunu sağlamalı, hakkı olmayan mala elini uzatanın elini kesmeliydi ki, mallar emniyette olsun. Ama daha büyük hırsızlar baş olursa ne olur...
   Bu toplumda şu hâkim durumdadır. "Suç işler belli bir süre sonra çıkarım". Hatta küçük hırsızlar yazın işlerini yapar kışın kalacak bir mekân bulamadıklarından, bir iş üzerinde polis ağabeylerine yakalanır. Kışı kodeste geçirir. Yaza yine serbest.. Devlet eliyle bir hırsız böyle beslenir. Daha profesyonel çalışanlar ise devlet ihalelerinin ve hatta devletin başında yer alır, kendini güvenceye alan kanunlar çıkarır. Çok sıkıştı mı yurdun parası ile yurt dışına çıkar...
   İslam'da gerek kişinin, gerek kamunun malına el uzatmak deli cesareti ister. Eğer böyle bir harami veya haramiler topluluğu yakalanırsa diğer yerlerde tanınsın başkasına zararı olmasın diye elleri kesilir bir manada işaretlenir, mimlenir ki insanlar bu adam veya kadına dikkat etsin, malını korusun. Ayrıca bu suçu işlemeye çalışanlara bir ibret olur da doğru dürüst çalışmaya çalışır.
   İşte İslam bu beş emniyetle toplumun her bireyini koruma altına alır ve korur. Bu emniyetlerin olmadığı yerlerde kaos, terör-korku salma, haksızlık, gasb, zina bunalım olur.
   İşte insanlar bunlardan kurtulmak istiyorlarsa; İslam'a, Silm'e, huzura, barışa, güvene fert-fert, aile-aile, kavim-kavim, devlet-devlet koşmalıdırlar. Eğer gerçekten ıslah ve huzur istiyorlarsa. 
Yazar:
Vuslat
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul