19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / BARIŞ İÇİN

BARIŞ İÇİN

 

 


                                                               

 


 

 ''İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır. O zaman (görürsün ki,) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz.'' (Fussilet, 41/34-35)

Sabrı okyanus olan mü'min şahsiyet, ancak Rabbimiz Allah'ın beyan buyurduğu bu güzelliği, bu hayrı ve bu iyiliği gündeme getirebilir... Kötülüğü, iyilikle uzaklaştırmak, her hâlinde iyi olduğu için kötülük, onun iyi hâlinin karşısında eriyip yok olmaktadır... Bütün coşkulu akan nehirler, okyanusa ulaşınca sakinleşir ve okyanusun içinde kaybolup giderler... Sabır, sebat ve metanet sahibi olan muvahhidler, kötülük ve kötüler ile mücadele ederken, bir okyanus misali olmaları gerekir...

 ''Öyleyse kâfirlere itaat etme ve onunla (Kur'ân'la) büyük bir cihad ver.'' (Furkan, 25/52)

Sabreden ve büyük bir pay sahibi olan mü'min müslümanlar, kötülükleri iyilik yaparak sardıkları gibi, kâfirlere, müşriklere ve tağutlara itaat etmez, onlarla, Abdullah ibn Abbas (r.anhuma)'nın açıkladığı gibi Kur'ân ile büyük bir cihad yaparlar... İyilikte, hayırda, güzellikte örnek olan olgun hâlleri ve hayra çağıran dilleri ile bu cihadı sürdürmeye gayret ederler... Bu, mü'minlerin değişmez karakteridir:

 ''Onlar, Rabblerinin yüzünü (hoşnudluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. '' (Ra'd, 13/22)

 Mü'min müslümanlar böyledirler... Onlar, Rabbleri Allah Teâlâ'nın kendilerine verdiği emirleri, önderleri Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'ni örnek edinerek yerine getirirler... Rasulullah (s.a.s.), onlar için hayat önderi ve örneğidir... Çünkü Allah Azze ve Celle, ayetlerini O'na vahyetmiş, Allah'ın emirlerinin ilk muhatabı, en iyisi ve en doğru anlayıp tebliğ ederek uygulayan O'dur...

 Allah Teâlâ:

 ''Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şübhesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.'' (Nahl, 16/125) buyurmakta ve mücadelenin usulünü beyan etmektedir.

Rabbimizin yolunu hikmetle ve güzel öğüt ile davet edilecek ve Rabbimiz Allah'ın yolundan sapan, uzak düşen kâfirler, müşrikler ve Ehl-i Kitab ile en güzel bir biçim, Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in beyan buyurduğu, mü'minlere yakışan bir tavır demektir...

İslâm, barış ve kardeşlik nizamıdır... Barışın insanlar arasında yayılmasını, fitnenin ve fesâdın yok olmasını, insanların hepsi yaratılış gayelerine uygun yalnızca Allah'a kul olup itaat etmesini hedefleyen İslâm, kendisini kabul edip iman eden mü'min müslümanlara, dünya barışını sağlamak için savaşı emreder... Savaş, dosdoğru yoldan sapanları, Allah'a kul olmaları gerekirken, bunu terk edip kullara kul olmuşları, tekrar dosdoğru yolla gelmeleri ve kullara kul olmaktan kurtulmaları için emredilmiştir... Çünkü kullara kul olanlar ya da kulları, kendilerine kul edenler, yeryüzünde fitne ve fesâd oluşturmakta, dünya barışını zedelemekte, böylece:

 ''İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesâd ortaya çıktı.'' (Rum, 30/41) gerçeği gündeme girmektedir.

 Bu fitne, fesâd, şirk ve küfür cephesi, insanlık âlemini huzursuz kılmakta, sadece insanlara değil, yeryüzündeki diğer mahlûkata zarar vermekte ve her hâlleriyle zararlı olmaktadır...

 ''O iş başına geçti mi, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helâk etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez.

 Ona : ' Allah'dan kork' denildiğinde, büyüklük gururu, onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter, ne kötü bir yataktır O.'' (Bakara, 2/205-206)

Şirk ve küfür cephesi, yeryüzünde süper devlet ve güç olmuş, bütün fitne fesâd anlayışıyla, Tevhid ve İman cephesiyle savaşmaktadır... Her türlü zulmü işlemekte, her çeşit kötülüğüyle mazlum ve mustaz'af insanları ezmekte, sömürmekte, kanlarını akıtmakta, alın terlerini içmektedir.

İnsanların, yaratılış gayesi gereği katıksız iman edip yalnızca Allah'a ibadet etmelerini, böylece barış içinde İman kardeşi olmalarını hedefleyen mü'min müslümanlar, şirk cephesinin tağutî güçlerinin saldırılarına uğramakta, toprakları işgal edilmekte, kendileri esaret altına düşürülmektedirler... Yüz yıldır işgal altında olan ve paramparça edilen İslâm toprakları, yeniden işgal edilip haritası yeni bir parçalama ve sömürme planıyla değişmektedir...

Yüz yıldan beridir soğuk ve sıcak savaşın her türlüsüyle iman cephesinin mazlum mustaz'af insanlarıyla savaşan şirk cephesine karşı, mü'min müslümanlar nasıl davranmalı ve tavırları nasıl olmalıdır? sorusuna, hayat kitabımız ve hayat düstûrumuz Kur'ân-ı Kerîm'den cevab gelmektedir... En doğru ve en kesin cevab budur!..

 Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ:

 ''Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü'minlere, savaşma) izni verildi. Şübhesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir.

Onlar, yalnızca, ' Rabbimiz Allah'dır' demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar.'' (Hacc, 22/39-40)

 ''Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah, aşırı gidenleri sevmez.'' (Bakara, 2/190)

 ''Onların, sizlerle topluca savaşması gibi, siz de müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahibleriyle beraberdir.'' ( Tevbe, 9/36)

Onlar, yani şirk ve küfür cephesinin süper güçleri ile onların uşaklığını yapan yerli tağutlar, işgal ettikleri İslâm topraklarında, toprakları işgal edilmiş ve esaret hayatının zilletine düşmüş müslümanlarla topyekün savaşmaktadırlar... Bazı bölgelerde her türlü modern silahlarla sıcak savaşı devam ettirip yüzbinlerce mazlumu katliâma tabi tutup oluk oluk kanlarını akıtırken, bazı bölgelerde soğuk savaşın kemiklerdeki ilikleri dondurucu soğuğuyla savaşa devam etmekte, her çeşit ahlâksızlığı yaymakta, ekini yok ettikleri gibi, nesilleri de helâk etmektedirler... Onlar, maddî ve manevî imkânları ile savaşlarını devam ettirirken, müslümanları yok etme şeytanî planlarını gerçekleştirme hareketlerine cephelerinin her ferdi katılmaktadır... Kadınlarıyla, erkekleriyle, gençleriyle, yaşlılarıyla İslâm'a ve müslümanlara karşı topyekün savaşmaktadırlar...

 '' Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın!'' buyuran Allah Teâlâ:

 ''Onların, sizlerle topluca savaşması gibi, siz de müşriklerle topluca savaşın!'' emrini vermektedir...

Bu savaş, yeryüzü barışını bozan, fitne ve fesâd ile mazlumları ezen, hürriyetleri gasbedip modern kölelik düzenini kuranlara karşıdır... Bu savaş, bozulan barışın yeniden oluşması ve korunması içindir… Bu savaş, kullara kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olma gayretidir…  Ve bu savaş, Âlemlerin Rabbi Allah'ın emrine itaat edip yerine getirilmesi gereken bir kulluk vazifesidir... Bu savaş, yeryüzünde fitne yaparak huzursuzluk oluşturanların kötülüklerini önleme savaşıdır...

 Rabbimiz Allah buyuruyor:

 ''( Yeryüzünde ) fitne kalmayıncaya ve din, tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.'' ( Bakara, 2/193. Enfal, 8/39)

 Fitne ve fesâd ehli olan şirk ve küfür cephesinin egemenliği ortadan kaldırılıp din, yani egemenlik kayıtsız ve şartsız Allah'ın oluncaya kadar, barışın yeryüzüne hâkimiyeti için savaş devam etmelidir...

 ''Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şübhesiz Allah işitendir, bilendir.'' (Bakara, 2/244)

 ''Artık sen, Allah yolunda savaş. Kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Mü'minleri hazırlayıp teşvik et. Umulur ki Allah, küfredenlerin ağır baskılarını geri püskürtür. Allah, kahredici baskısıyla daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.'' (Nisa, 4/84)

 ''İman edenler Allah yolunda savaşırlar, kâfirler ise tağut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şübhesiz şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.'' (Nisa, 4/76)

 ''Dininize hınç besleyip saldırırlarsa, bu durumda küfrün önderleriyle çarpışın.'' (Tevbe, 9/12)

 ''Kendilerine kitab verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Rasulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslâm'ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.'' (Tevbe, 9/29)

Bu savaşı sürdürürken, en yakınlardan başlayıp merkezden çevreye açılmak gerekir... Bir durgun suya atılan taşın düştüğü yerden çevreye nasıl ki, daireler oluşturuyor, bir nokta iken etrafa doğru açılıp büyüyorsa, onun gibi en yakından başlayıp bütün yeryüzünü kuşatıcı bir barış harekâtı oluşması lazımdır...

 ''Ey iman edenler, kâfirlerden size en yakın olanlarla savaşın. Sizde bir güç ve caydırıcılık görsünler. Ve bilin ki, gerçekten Allah, takva sahibleriyle beraberdir.'' (Tevbe, 9/123)

Davetle, irşâdla, tebliğle, ikrâyla, apaçık delillerle, güzellik ve iyilikle dosdoğru yola gelmeyenler, yola gelmedikleri gibi, insanlar için yol kesici olup diğerlerini de sapıklığa sürüklemektedirler... Yeryüzünde fitne çıkarıp bozgunculuk yapmaktadırlar...

 ''Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.'' (Tevbe, 9/14)

 İnsanlık âleminde gerçek barışın sağlanması için, barışı ve huzuru bozan şeytanî ve tağutî güçlerle savaşılmalıdır...

İman ve Tevhid cephesinde bulunan ve toprakları işgal edilip esaret hayatında mahkum edilen mü'min müslümanların başlattığı bu savaşa, dünya huzur ve barışını isteyen herkesin katılması gerekir... Çünkü bu savaş, hakkın bâtıl ile, iyiliğin kötülük ile, hayrın şerr ile, güzelliğin çirkinlik ile savaşıdır... İnsanlar, inançlarına ve hâllerine göre cephelerini belirleyeceklerdir...

 Savaş, barışın sağlanması içindir...

 Allah Teâlâ'ın mü'min müslüman kullarına emri, gerçek barışın sağlanmasıdır:

 ''Ey iman edenler, hepiniz topluca barış ve güvenliğe (Silm'e, İslâm'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü O, size apaçık bir düşmandır.'' (Bakara, 2/208)

 '' Eğer mü'min iseniz, Allah'dan korkup sakının, aranızı düzeltin, Allah'a ve Rasulüne itaat edin.'' (Enfal, 8/1)

 '' Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, işitendir bilendir.

 Onlar, seni aldatmak isterlerse, şübhesiz Allah, sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekler.

 Ve onların kalblerini uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalblerini uzlaştırmazdın. Amma Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

 Ey peygamber, sana ve seni izleyen mü'minlere Allah yeter.'' (Enfal, 8/61-64)

Şirk ve küfür cephesi azgınlık yapar saldırırsa, mutlaka karşılığı verilmesi gerekir... Soğuk savaşa soğuk savaş, sıcak savaşa sıcak savaş!..

Mü'min müslümanlar, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, düşmanlardan gelen tehlikelere karşı çok uyanık olmalı ve her ân hazır kıt'a titizliğiyle hareket etmelidirler... Çünkü ''su uyur, düşman uyumaz'' demişlerdir asırların verdiği tecrübelerle düşünüp konuşanlar... Görüp geçirenler... Güngörmüş olgun kişiler... Dostunu ve düşmanını tanıyan şahsiyetler... Böyle söylemişler ve yerinde söylemişler...

 Mü'min müslümanların baş düşmanı şeytandır... Şeytanın yolundan giden insanlar da bu düşmanlığı yapmakta ve devamlı hâle getirmektedirler... Onlar, yani İslâm ve müslüman düşmanları, sürekli gözetleme yerlerindedirler... Düşman oldukları müslümanları gözetlemekte ve onların zayıf, gafil oldukları durumlarını yakalamak, böylece işlerini bitirmek isterler...

 Rabbimiz Allah, düşmanlarımızın bu sinsi planlarını bildirmekte, mü'min kullarını düşmanlarının tuzaklarından haberdar etmektedir:

 '' O (şeytan) ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedirler. Biz, gerçekten şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.'' (A'râf, 7/27)

Şeytan ve taraftarlarına karşı her zaman hazırlıklı olmaları emrolunan mü'min müslümanlar, gerek kalb ve beyin sınırlarını, gerek ailelerin sınırlarını, gerek cemaatlerin sınırlarını ve gerekse Ümmetin sınırlarını çok iyi bekleyip savunmalı ve düşmanla sabır yarışında onları geçmelidirler :

 ''Ey iman edenler, sabredin ve sabırla yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah'dan korkun umulur ki, kurtulursunuz.'' (Âl-i Îmrân, 3/200)

Kötülükleri iyiliklerle savmayı emrolunan İman ve Tevhid cephesinin mü'min ferdleri, emrolundukları gibi dosdoğru davranmakla görevli kılınmışlardır... Onlar, yeryüzünde fitnenin yok olması, huzur ve barışın sağlanması için cihad ederken, her zaman adîl olur, adâletten asla ayrılmazlar... Gayeleri, Allah'ın hükümleriyle hükmolunması ve gerçek adâletin oluşmasıdır...

 ''Adâlet yapın. O, takvaya daha yakındır.'' (Maîde, 5/8) diye emrolunmuşlardır. Mü'minler, işitir ve itaat ederler...


 

Yazar:
Vuslat
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul