18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / YAHUDİLERİN DİNİ KİTAPLARI HAKKINDA

YAHUDİLERİN DİNİ KİTAPLARI HAKKINDA


 


Soru 170:Yahudilerin dini kitaplarının günümüzdeki durumu nedir?

Cevap 170:Kur’an’ın gelişi Tevrat’ın, Zebur’un ve İncil’in tahrif olmasından kaynaklanır. Ama bu, sebeplerden yalnızca biridir. Tevrat’ı elinde tutan topluluk onu tahrif etmiştir. Tevrat’a eklemelerde bulunmuşlardır. Şimdi bu konuda Said Havva (rh.a.)’nın onlar hakkında söylediklerine kulak verelim:

“Hz. İsa (a.s.)’dan önce yahudilere ait dini kitaplar iki ana kısımdan oluşur.

1- Eski Ahit kitapları

2- Talmut.

Eski Ahit kitaplarında yahudi tarihi ile ilgili vahiy metinleri ile belirtilen peygamberlerin kişisel hayat hikâyeleri karışık şekildedir. Tarihçiler ile araştırmacılar Eski Ahit bölümlerinin çoğunun, olayların tarihinden yüzlerce yıl sonra yazıldıkları üzerinde neredeyse ittifak ediyorlar. WellDurant şöyle diyor:

“Tevrat’ın beş kitabının bugünkü şeklini M.Ö. 300’lerde aldığı ortaya çıkıyor. Eski Ahit’in bölümleri ilk defa Babil’de bir araya getirilmiş ve M.Ö. beşinci yüzyılda ortaya çıkmıştır.”

Bu bölümler (Tevrat’ın beş kitabı),ağızdan ağıza nakledilerek gelen rivayetlerden bir araya getirilmiştir. Bunun için onlarda eksiklik ve karışıklık bulunmaktadır. Bunun en belirgin örneği Hz. Davud (a.s.)’un Zebur’unda bulunmaktadır. Zebur hiç kimseye nispet edilmeyen vahiyler ile çeşitli nedenlerle Hz. Davud (a.s.)’un söylediği ile Hz. Davud (a.s.)’un dışındakilere nispet edilen kasidelerle birbirine karışmıştır.

Talmut’a gelince; hahamların nesilden nesile naklede geldikleri sözlü rivayetlerdir. Talmut’un tedvini Hz. İsa (a.s.) döneminden 150 yıl sonra başlamış ve daha sonra tedvin işi tamamlanmıştır. Bazı yahudiler, onu Tevrat’tan daha bağlayıcı olarak görürler.

Bütün bunlardan, bu miras topluluğundan hangisinin gerçek vahiy olduğunu bilmenin güçlüğü ortaya çıkıyor.1

“Dinler Tarihi” adlı eserde “Yahudilikte Kutsal Kitaplar” başlığı altında, Tevrat ve onun dışındakiler ile ilgili kısa ama çok güzel bilgilere yer verilmiştir. Hepsini olduğu gibi aktaralım:

Dinler Tarihi araştırmaları, her dinin bir peygamberi/kurucusu ve “ Kutsal kitabı” olduğunu ortaya koymaktadır. İlahiliği kesin olarak kabul edilen her dinin bir peygamberi, her peygambere Tanrı tarafından verilmiş bir “Kitap” ve her kitabında vahiy unsuru olduğu kabul edilmektedir. Yahudilik de Hz. Âdem’den itibaren çok sayıda peygamberin vahiy getirdiği dinlerden biridir. İsrail oğullarına göre Yahudi Kutsal Kitabı’nın özü ve omurgası Hz. Musa’ya aittir.

Tanrı diğer peygamberleri olduğu gibi Hz. Musa’yı da vahiy ile göndermiştir. Tora’nın/Tevrat’ın Hz. Musa’ya bir defada veya parça parça halinde vahiy edildiği şeklinde birçok görüş bulunmaktadır. Ancak Tora’nın, parça parça indiği görüşü ağırlıktadır. Hz. Musa’ya vahyin Sina’dan önce geldiği ve bu vahiy esnasında Musa’nın Tanrı’dan yeni bir hüküm gelinceye kadar beklediği ileri sürülen görüşlerdendir.

Tanah’tan vahiy; insanüstü bir varlığın, insanın tahayyül gücünün/akli kabiliyetinin üzerindeki hakikatleri, insanın bilincine nüfuz ederek “İlahi Gerçeği”  bildirmesi olduğu anlaşılmaktadır. Yahudilerde vahyi özet bir şekilde, Tanrının yahudi halkına açıklaması için Musa’ya bildirdiği 613 Kanunun öğretimi olarak kabul etmektedir. Yahudilikte, vahyin en önemli şeklini Tanrı’nın kendisini göstererek peygamberlerle doğrudan konuşması oluşturmaktadır. Tanah’taTanrı’nın kendisini göstermesinin de bir kaç şekilde olduğu dikkat çekmektedir. Bunlardan biri Tanrı’nın insan suretinde görünmesi, diğeri Tanrı’nın ateş, bulut gibi nesnelerde tecelli etmesi yolu ile görünmesi ve bir diğeri de melekler vasıtası ile hitap etmesidir.

Tanah’ta Tanrı’nın yeryüzüne tecelli ederek Musa ile doğrudan iletişim kurduğu ve ona vahiy ettiği, Rab Yahve’nin kendisini Musa’ya bizzat gösterdiği, bu özelliğin Musa’ya özgü olduğu ve Musa’dan başka bir peygambere verilmediği yer almaktadır. On Emr’in yazılması ve Taş Levhalar’ın verilmesi de Rab Yahve’nin Musa ile yüz yüze görüşmesinin sonucudur. (Çıkış 19:1-21,20:1-19) Mısır’dan çıkışlarının üçüncü ayında Sina çölüne varmış ve Sina dağının karşısında konaklamışlardır. Musa, burada Tanrı’nın huzuruna çıkmış ve Tanrı, ondan israiloğullarını vahiy için hazırlamasını istemiştir. Bu konuşmadan sonraki üçüncü gece Rab Yahve, koyu bir bulut içinde Sina dağına inmiş ve israiloğulları ile doğrudan konuşmuş. Ancak bu konuşma esnasında dağın tütmesi ve halkın korkması üzerine israiloğulları Musa’dan kendileri için aracı olmasını talep etmişlerdir. Bunun sonucunda doğrudan vahiy kesilmiş ve Musa Tanrı ile israiloğulları arasında aracı olmuştur. Böylece Musa, tekrar Sina Dağı’na çıkarak Tanrı ile konuşmuştur.

Musa Tanrı ile görüştükten sonra kavmine gelerek olup bitenleri anlatmış ve israiloğullarından Tanrı’nın bütün sözlerini yerine getireceklerine dair söz almıştır (Çıkış 16-20.Bablar). Daha sonra Tanrı Musa’yı ikinci kez vahiy buluşması için çağırmış ve Musa’ya taş levhaları, Tora’yı ve Mitzva’yı vereceğini belirterek ona şöyle seslenmiştir: “Dağa, yanıma çık ve orada bulun. Ve taş levhalarını ve yazdığım şeriatı ve emirleri öğretmek için onları sana vereceğim.” (Çıkış 24:13). Bu çağrı üzerine Sina Dağ’ında Tanrı’nın huzuruna çıkan Musa orada altı gün; yedinci günde tekrar çağrıldığında da kırk gün kırk gece kalmıştır. Bunun sonunda Tanrı, Musa ile sözleşmeyi bitirmiş ve iki yüzü yazılı taş levhaları Musa’ya vermiştir (Çıkış 24: 13-18 ve 25.bab).

Elindeki levhalarla Sina Dağı’ndan inen Musa, israiloğullarının buzağıya taptığını görünce öfkelenmiş ve elindeki levhaları kırmıştır (Çıkış 32:15-19). Tanrıda israiloğullarını bu hareketlerinden dolayı cezalandırmış ve Musa’yı, levhaları yenilemek amacıyla tekrar huzuruna çağırarak ona şöyle demiştir: “....Kendin için evvelkiler gibi levha yont ve kırdığın evvelki levhaların üzerinde olan sözleri bu levhalar üzerine yazacağım” (Çıkış 34:1). Bu çağrı üzerine Musa, elindeki iki taş levha ile tekrar Sina dağına çıkarak Tanrı’yla görüşmüştür. Bu görüşmede Tanrı, uyulması gereken bazı emirleri Musa’dan yazmasını istemiş ve israiloğulları’yla bu sözlerine ahdedeceğini belirtmiştir (Çıkış 34: 2-34).

Hz. Musa’nın Sina‘da vahiy almasından sonraki dönemde israiloğulları, Musa’nın öncülüğünde Mısır’dan çıkarak, Lut gölü yakınlarında konaklamışlardır. Musa burada israiloğulları ile bir konuşma yapmış ve Tanrı Yahve’nin kendisini aracı kılarak söylediği Tora’nın emirlerini onlara tekrar hatırlatmıştır. Daha sonra Musa, Tanrı’nın kendisine söylediği bu sözleri bir kitaba yazmış ve bu yazım işlemi tamamlanınca Levi’lilere bu kitabı Ahit Sandığı’na(AronHaberit) koymalarını emretmiştir. Rivayete göre Musa on üç tane Tora nüshası yazmış ve bunların on ikisini on iki israil kabilesine dağıtmıştır. Geriye kalan bir nüshayı ise On Emir’in yazılı olduğu taş tabletlerle birlikte Ahit Sandığı’nın içine koymuş ve bunların korunması görevini de Levi’lilere vermiştir.(Çıkış 36,37 ve 40. Bablar, Sayılar 3.Bab).

Hz. Musa’nın ölümünden sonra yerine Yeşu geçmiştir. Rab Yahve Yeşu’ya Musa’nın yolundan giderek Tora’ya sıkı sıkıya uymasını, israiloğullarına vermeyi vaat ettiği geniş bir diyara kavmini götürmesini emretmiştir. Tanrı, Yeşu aracılığı ile israiloğullarından on iki adam, her sıpttan bir adam, her sıptın Ürdün/erden’den bir taş götürmesini bildirmiştir. Tanrı’nın bu emri üzerine her sıpt Ürdün’den bir dikit taşı alarak yola çıkmış. Ürdün topraklarına geldiklerinde Yeşu, bu dikit taşlarını, Ahit Sandığı’nı taşıyan kohenlerin ayak bastığı yere dikmiştir. Yeşu daha sonra, bu taşların üzerine Tora’nın bütün sözlerini yazmış ve üzerlerini kireç ile kapatmıştır. Bundan sonra da o, israiloğulları’nı Şekem denen bölgede toplamış, onlar için hükümler koymuş ve bu hükümleri de Tora’ya kaydetmiştir.(Bkz.Yeşu 1-24.Bablar).

Yeşu’nun ölümünden sonra israiloğulları dağılmış ve dağılan israiloğulları’ından bazı kişiler (Hakimler) israiloğulları’nı kurtarmak için çabalar sarfetmişse de başarılı olamamıştır. Daha sonra israiloğulları, Samuel döneminde yeniden toparlanarak düzene girmiştir. Bu dönemde Filistinliler’le yapılan savaşta Ahit Sandığı Filistinliler’in elinde kalmış ve belli bir zaman sonra sandık Filistinliler’den geri alınmıştır. Bu zaman zarfında da Tora hiçbir şekilde okunmamış ve o bir tabu haline gelmiştir. Bu durum Davud’un krallığına kadar devam etmiş, Davud’un kral olmasıyla birlikte sandık Kudüs’e geri getirilmiş ve özel hazırlanmış çadıra konulmuştur. Davud’un ölümünden sonra yerine geçen Süleyman ise mabedi inşa etmiş ve Ahit Sandığı’nı da bu mabede koydurmuştur. Ancak bu esnada mabette Ahit Sandığı’nı açtıran Süleyman, sandıkta iki taş levhadan başka bir şey olmadığını görmüştür (Birinci Samuel 4-7.Bablar;İkinciSamuel 6.Bab; Birinci Kırallar 8. Bab; Birinci tarihler 13. Bab).

Süleyman’dan çok sonra yahudi kutsal kitabında da yazıcı olarak zikredilen Ezra, Tora’yı yeniden düzenleyerek onu ikinci kez yazmış ve daha iyi anlaşılması amacıyla da yorumlar ekleyerek yazı karakterini değiştirmiştir. Ezra, Hz. Musa’nın üç veya yedi senede bir kez olarak levhaların Ahit Sandığı’ndan çıkartılıp okunması isteğini uygulayarak sabahtan öğleye kadar Tora’yı halkın huzurunda okumuş, kitabın bazı hükümlerini yorumlamış ve Tora ile ilgili yeni hükümler koymuştur.(Ezra 1-10.Bablar).

Bu özelliği dolayısı ile Ezra, yahudilerce “İkinci Musa”olarak değerlendirilmektedir. Netice olarak yahudi kutsal kitabının (Tanah) kimin tarafından düzenlendiği veya yazıldığı, Hz. Musa ile başlayan bir yazım işleminin ne zaman ve nasıl bittiği konusunda netlik yoktur. Tartışmalardevam etmektedir.

Yahudilik, geniş bir kutsal kitap koleksiyonuna sahip bir dindir. Yahudilerce benimsenen bu geniş kitap koleksiyonuna İbranice “Berit”, Latince “Testamentum”, Grekçe “Diatheke” denilmektedir. Kutsal kitabı ifade etmek için kullanılan bu kelimeler birlik, ittifak, sözleşme ve anlaşma gibi anlamlara gelmektedir. Zaten yahudi kutsal kitabı, Tanrı ile yahudiler arasındaki “Ahitleşme”’nin bir neticesi olarak görünmekte ve özel bir nitelik arz etmektedir. Yahudi kutsal kitabı; “Yazılı kutsal metinler”(Pantateuch) ile bunların yorumu mahiyetindeki “Sözlü Kutsal metinler” şeklinde ikili bir tasnife tabi tutulmaktadır. Bu tasnife göre birinci gruba giren yazılı metinler Tora(Tevrat), Nevim(Nebin) ve Ketuvim (Ketubim) kitaplarından oluşmaktadır. Bu üç kitap koleksiyonuna TANAH da denilmektedir. Tanah (KithebeKodesh) Tora, Nevim ve Ketuvim kitaplarının baş harflerini (TNK/H) birleşmesinden meydana gelmektedir ve yirmi dört kitaptır. Tanak/Tanah’ın yorumu mahiyetinde ki sözlü kutsal metinlerde “TALMUT”olarak adlandırılmaktadır.

Yahudiliğine göre yazılı kutsal metinlerin esasında oluşturulan Tanah, 5 kitaptan oluşan Tora, 8 kitaptan oluşan Nevim/Nebim(Peygamberler),11 kitaptan oluşan Ketuvim/Ketubim(Kitablar) olmak üzere, temel üç bölüm ve yirmi dört kitaptır. Bu 24 kitap 5+8+11 şeklinde formüle edilmektedir.

Genel yahudi anlayışına göre Tanah’ın beş bölümünü oluşturan Tora/Teratkanun, şeriat, emir, ders, rehber gibi anlamlara gelir. Kutsal kitabın birinci bölümüne İbranice Tora, Arapça Tevrat denir. Beş kitaptan oluşan Tora/Tevrat’ı ifade etmek için İbranice “Humaş”,Arapça “el-esfaru’l-Hamse”(sifr: kitap, çoğulu esfar), Yunanca “Pentateukhos”(penta: beş, teukhos: kitap) ve Batı dillerinde Pentatök(pentateuch-Pentateque gibi) kelimeler kullanılır. Beş kitabın, Allah’ın 7704 kelime ile Hz. Musa’ya verdiği dini esasları ihtiva ettiği kabul edilir.

Modern bazı bilginler, Yeşu Kitabı’nın da beş kitap ile aynı kaynaktan geldiğini kabul etmekte, onu da beş kitaba ekleyerek hepsine Heksatök(Hexateuch:altı kitab)başlığı altında toplanmaktadır. Bazı bilginler, Tesniye’yi, Tora’nın beş kitabı dışında değerlendirmektedir. Bu değerlendirmeye göre Tora, 4 kitaptan oluşmaktadır. Bu bilginler, mevcut beş kitabın metinlerinin Yahvist, Elohist ve Ruhban metinleri gibi üç ana kaynak veya gelenekten geldiği kanaatindedir.

Tora metinlerindeki çelişki ve tutarsızlıklar, birbiriyle uyuşmayan tekrarlar araştırmacıların dikkatini çeken hususlardan olmuştur. Tanrı’nın adını önce Yahve, daha sonra da Elohim olarak zikredilmesi farklı iki kaynağın olduğunu gündeme getirmiştir. En eski kaynak olduğu tahmin edilen Yahvist metinlerin M.Ö. 1000’li yıllarda, daha fazla teolojik meseleler üzerinde duran Elohistmetinler’in M.Ö. 800’lü yıllarda yazıldığı; bunlardan yaklaşık bir yüz yıl sonra bilinmeyen birisinin bu iki veya daha fazla kaynaktan gelen metinleri bir araya getirdiği üzerinde durulmuştur. Tora metin gelişmelerinin M.Ö. 1000– 400 arasında vuku bulduğunun günümüzde tespit edilmesi, Hz. Musa’nın da M.Ö. XIII. yüz yılda yaşaması ve iki olay arasında uzun zaman olması Kutsal Kitap’taki tekrarların, çelişkilerin ve tutarsızlıkların sebebi sayılmaktadır.

Tora’nın Musa’ya vahyedildiği ve O’nun tarafından yazdırıldığı dikkate alınarak Tora’ya “Sefer Torat Moşe”de denilmektedir. Bunun yanında yahudi kültüründe Tora şu isimlerle de anılmaktadır : “Hatorah”, “Torat Yehova”,”Sefer Ha Torat”.Yahudi kültüründe kanun kitabı olarak tanımlanan Tora’nın el yazısı metnine İbranice “Sefer Torah” denilmektedir.

Tora metinleri, özel olarak bu iş için yetiştirilmiş kişilerce, Hz. Musa’nın beş kitabını parşömen (hayvan derisinden) üzerine yazmakta ve rulo haline getirilmektedir. Yazım işlerinden önce “Bu Tora’yı kutsallık adına, Tanrı adına ve O’nun kutsallığı adına yazıyorum” denilmektedir. Ayrıca Tora metinlerini yazan kişi (Sofer),yazım işlemine başlamadan önce yahudi dini kurallarına göre belirlenmiş temizlenme havuzuna (mikve) girerek temizlenmektedir. Sofer Tora metnine bakarak yazacağı cümleyi okumakta ve yüksek sesle tekrar ederek yazmaktadır. Her yazımdan önce de “Tanrının kutsallığı adına yazıyorum” demektedir. Yazım işlemi bittikten sonra parşömenler, bir iplikle veya hayvanların ayak kaslarının lifleri ile bir birlerine dikilmektedir. Sonra da üst üstte gelecek şekilde birbirine eklenmektedir. Eklenen bu parşömenler hayat ağaçları adı verilen tahta rulolara sarılmaktadır. Hatalı yazılan metinlerde iple bağlanarak gömülmektedir. Sinagogda yazılmış bir sefer Tora, en az üç defa okunmadan sinagog dışına çıkartılmamaktadır.

Yahudi dini literatüründe İbranice “Yarah-Yareh (Rehber)” kelimesinden türediği iddia edilen Tora’nın kelime ve terim olarak çeşitli anlamları bulunmaktadır. Kelime olarak Tora, telkin, eğitim, öğretim, doktrin,kanun, şeriat,rehber ve emir anlamlarına gelirken,terim olarak “Musa’nın şeriatını, Musa’ya verilen beş kitabı ifade etmektedir. Daha genel anlamda ise Tora, yahudi halkına verilen öğreti olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte Tora, hem Musa’ya verilen kitabın adını hem de yahudi dini öğretilerinin tümünü ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu durumda Tora kelimesinin dini kültür içerisinde çok geniş bir anlam alanının bulunduğu ortaya çıkmaktadır.

Yahudi kutsal kitabı Tanah’ın ikinci bölümünü oluşturan Nevim/Nebim,Hz. Musa’dan sonraki peygamberleri anlatmaktadır. Ketuvim/Ketubimde yahudi kutsal kitabının üçüncü bölümünü, Tanah’ın Tora ve Nebim dışındaki kitaplarını oluşturmaktadır.

Geleneksel yahudi anlayışına göre Tanrı Sina Dağı’nda Musa’ya sadece yazılı Tora’yı değil onun yorumu olan “Sözlü Tora/Talmut”u da vahiy etmiştir. Bundan dolayı Tora’nın yorumu mahiyetindeki metinlerde Tanrı tarafından vahiy edilmiş kutsal metinler olarak kabul edilmektedir. Sözlü Tora/Talmut önceleri şifahi-sözlü olarak nesilden nesile aktarılırken sonradan M.Ö. 70’li yıllarda Filistinli Rabbiler tarafından yazıya geçirilmiş ve böylece Tora’ya eş değerde bir “Kutsal Kitap”ortaya çıkmıştır. Sözlü Tora’nın yazıya geçirilmesi, konuların artırılmasının, bu konular hakkında bilgisi olanların zaman içerisinde ölmelerinden dolayı yoruma dayalı bilgilerin unutulmasının önlenmesi amacına dayandırılmıştır. Önceleri sözlü olan ve daha sonra yazıya geçirilen metinlere genel olarak, “öğrenim” anlamındaTalmutadı verilmiştir. Talmut’ta Tora’nın yorumu yanında, hayat ile ilgili dini, sosyal ve siyasal, etimolojik, felsefi, kimyasal, sistematik bilgiler yer almaktadır. Bundan dolayı Talmut, “Hukuk Kitabı”niteliğide kazanmıştır. Yahudilere göre Talmut’un böyle bir niteliğe sahip olması, insanın günlük hayatının düzeni için ele alınmış olmasındandır.

Vahiy ve ilham mahsulü kabul edilmesinden dolayı Talmut,yahudiler indindeTevrat kadar öneme sahiptir ve genelde,Talmut’u kabul etmeyen kimse gerçek yahudi sayılmamaktadır.

Talmut, Mişna ve Gemera olmak üzere iki bölümden meydana gelmektedir. Talmut’un birinci bölümünü oluşturan Mişna,babil sürgününden sonra yahudilerin Roma İmparatorluğu içerisinde erimesini önlemek ve yahudi geleneksel öğretilerini bir araya toplamak amacı ile M.S 190-200 yılları arasında Yahuda Ha Nasi (135-220) tarafından derlenmiştir.Mişna, tekrar ederek öğrenim,bilgi ve “İkinci kanun” anlamına gelmekte,yahudilerin Tora’yı yorumlayarak oluşturdukları kural ve kaideleri içermektedir. Mişna, Zeraim, Ziraat ile ilgili hükümleri; Meet, belirli günler ile ilgili hükümleri; Nashim, kadınlar ile ilgili hükümleri; Nezikin, ceza ve medeni kanunlar ile ilgili hükümleri; Kotashim, mukaddes şeyler ile ilgili hükümleri ve Tohoroth, temizlik ile ilgili hükümleri içeren altı bölümden oluşmaktadır.

Tarihi süreç içerisinde Mişna, yeniden ve geniş bir biçimde yorumlanmak suretiyle onun yorumu mahiyetinde ve Talmut’un ikinci bölümü olarak değerlendirilen Gemera meydana getirilmiştir. Gemera, ikmal edilmiş, gözden geçirilmiş ve gelenek halini almış “öğrenim” demektir. Mişna’nın tekrarı sonucu ortaya çıkan Gemera’ya genel olarak Talmut’da denilmektedir. Ahlaki, hukuki ve felsefi konular içeren Gemera, Kudüs Talmut’u ve Babil Talmut’u olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Babil’de yapılmış olanına Babil Talmut’u; Kudüs tekine de “Kudüs Talmut” adı verilmektedir. Kaynaklarda Babil ve Kudüs Gemerası şeklinde geçebildiği gibi (Babil Gemera’sının dili doğu aramca, Kudüs Gemera’sının dili ise batı aramcadır),Babil ve Kudüs Talmut’u şeklinde de geçmektedir. Kudüs Talmut’unun toplanması M.S.IV.cüyüzyıla, Babil Talmut’unun toplanması ise VII.ci yüzyıla kadar gelmiştir. Kudüs Gemerası veya Talmut’u (M.Ö. 400), Kudüs Akademisi hahamları arasındaki tartışmaları kapsamaktadır. Babil Talmut’u, KudüsTalmut’una göre daha uzundur. Daha olgun ve daha detaylı fikirleri ihtiva etmektedir. Babil Gemerası veya Talmut’u (M.Ö. 500) Mişna için yapılan yorum ve tartışmaları içermektedir.

Tevrat’ın ahlaki, tasavvufi ve fıkhi açılardan tefsiri de Midraşolarak adlandırılmaktadır. Midraş Tanrı’nın iradesini incelemek gibi anlamlara gelmektedir. M.Ö. 100’lü yıllar da yazılmıştır ve yahudi bilginlerinin yorumunu ihtiva etmektedir. Yahudi geleneğine göre Tanrı Yehova, kutsal metinlerin farklı şekillerde yorumlanmasına izin vermektedir. Bu yorumlar da, sahanın üstatları/uzmanları tarafından konulan kurallara uygun olarak yapılması gerekmektedir. Bu konu da Haggada ve Halakhah şeklinde iki eğilim oluşmuştur.

Halakhah(Alaha),kökü yürümek anlamına gelen alah kelimesinden türemiştir. Dini kuralları ve kavramları Tora’da ki kanunlar ve hükümler üzerindeki yorumları ihtiva etmektedir. Haggadah tekrar etme, okuma ve söyleme anlamına gelmekte, Tora’daki ahlaki ve mistik hikâyelere, tarihi olaylara ait yorumları içermektedir. O,Talmut’un anlaşılamayan bölümlerinin anlaşılmasını kolaylaştırmak amacıyla yazılmıştır. Yahudilere göre yasal gelenek Alaha/Halakhah, hikayevi gelenekte Agadaolarak isimlendirilmektedir.

Tanahda yer alan kitapların adlarına ve kısaca muhtevalarına aşağıda yer verilmiştir:

a.Tora

1.Tekvin; 2.Çıkış; 3.Levilliler; 4.Sayılar 5. Tesniye

b.Nebim/peygamberler:

1. Yeşu 2.Hakimler  3.Samuel  4. Kırallar 5.İşaya  6.Yeramyah  7. Hezekiel

8. On iki peygamber: Hoşea,Yoel,Amos, Obadya,Yunus, Mika,Nahum, Habakkuk, Tsefanya,Haggay, Zekerya,Malaki

c.Ketubim/Ketuvim(Kitaplar):

1.Mezmurlar  2. Süleyman’ın(Şlomo) Meselleri(misle) 3.Neşideler Neşidesi(şirAşirim) 4.Eyüp(İyov-job) 5.Vaiz(Kohelet) 6.Rut  7.Ester 8.Yeremyanın Mersiyeleri  9. Daniel

10-11. Ezra(Üzeyir) ve Nevhenyah12-13. Ve 1-2 Tarihler (DivreAyamin)

Hristiyanların Tanah’ın tamamına yönelik bu farklı tasnifleri sonucunda yahudilerce 24 olarak kabul edilen sayı, protestanhristiyanlarca 39’a çıkarılmış; bu sayı katolik ve Ortotokshristiyanlarca da 46 olarak kabul edilmiştir. Yahudilikte bu, kutsal kitaplar dışında Tora’nın gizli manalarını açıklayan mistik yorumlarını ihtiva eden ve İspanya Diasporası’ndaortaya çıkan bir diğer anonim kaynak olan “Kabala” ve “KabalistlerinTorası” konumundaki yahudi mistisizminin temel kaynağını teşkil eden “Zohar” vardır.

Zohar, Tora’nın Bâtıni tefsirini konu almaktadır. Talmut ve Mişna’nın başlangıcı olarak da görülen Kabala, kutsal kitabın gizli manasının ancak mistik olarak öğrenilebileceğini savunmaktadır. Bu bağlamda ortaya çıkan mistik hareketin temel amacı kutsal metinlerin, kendi öğretileri doğrultusunda anlaşılmasını sağlamaktır. Ancak Kabala’nın kaynakları ve dini uygulamadaki yeri hususunda tartışmalar mevcuttur. Zira Kabalist’lere göre esas olan kutsal kitabı Bâtıni yönüyle anlatmaktır.2

Dipnot

1- Said Havva İslam akaidi (2/520-1)çev. Ahmed Varol vdğ. Aksa y.

2-Dinler Tarihi (sh/307-18) Prof.Dr.Abdurrahman Küçük-Prof. Dr. Günay Tümer-Yrd.Doç.Dr. Mehmet Alparslan Küçük Berikan y. 2010 Ank.)

 

 

            

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul