24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / AKAİDLE İLGİLİ SORULAR VE SORUNLAR

AKAİDLE İLGİLİ SORULAR VE SORUNLAR



 

Soru 159“Şeytanın Hileleri” adlı bir kitap da Rasullah (s.a.s.)’a şeytanın Allah tarafından gönderildiği ve Rasulullah (s.a.s.)’ın sorduğu her soruya doğru cevap vermekle yükümlü tutulduğuna dair bir hadis zikredilmektedir. Bu kitapta zikredilen hadis doğru mudur?

Cevap 159: Bu sorunun cevabını vermeden önce bilinmesi gerekli olan bazı bilgileri sunmakta fayda vardır. Eğer bu bilgilere vakıf olamaz isek ilmi konuşmayı bırakır kendi zanlarımıza göre konuşmuş oluruz.

Öncelikle şunu vurgulayalım ki, Rasulullah (s.a.s.)’a bir sözü atfetmek ağır sorumluluk gerektiren bir iştir. Eğer söylediğimiz söz Rasulullah (s.a.s.)’a  aid değilse bunu bile bile ona atfediyorsak sonu cehennem olan bir yola girmiş oluruz ki, Allah esirgesin.

Bu konu ile ilgili olarak Raulullah (s.a.s.)’ın şu sözünü zikredelim:

“...... Rib’î İbn Hıraş’tan ben Ali’den işittim şöyle diyordu:

Nebi (s.a.s.) dedi ki:

“Benim üzerime (ağzımdan) yalan söylemeyin. Şüphesiz kim benim üzerime (ağzımdan) yalan söylerse ateşe (cehenneme) girsin!”1

Hadisin zahiri manasından hareketle Rasulullah (s.a.s.) yalan isnad etmek cehennemlik bir ameldir. Bundan kaçınmanın yolu naklettiğimiz hadisin Rasulullah (s.a.s.)’a kadar uzanan kopuk olmasın bir isnadının olmasıdır. Böyle bir isnad ile  nakledilen hadise biz Rasulullah (s.a.s.)’dan gelmiştir gözüyle bakarız. Bu nokta şunu vurgulamak gerekir ki isnat olmaksızın yapılacak rivayetler red edilir.

İmam Muslim (rh.a.) isnadın önemine binaen Sahih’inde 5.Bab : “isnad dindendir...”  başlığı altında şu haberlere yer vermiştir:

Binirci Haber:

“...Hişam’dan O’da Muhammed b Sirin’den naklen rivayet etti:

Muhammed (İbni Siri) dedi ki:

“Şüphesiz ki bu ilim dindir. Öyle ise dininizi kimden aldığınıza dikkat edin!”2

İkinci Haber:

“.....Abdân b .Osman’ı şunu söylerken işittim: Abdullah b. Mubarek’i:

“İsnad dindendir. Eğer isnad olmasa idi muhakkak her isteyen istediğini söylerdi; derken işittim”3

Evet, bu iki büyük İslam âliminin sözleri bizim için yeterli bir ölçüdür. İsnad dindendir. Yani Dine aid bir unsurdur. İsnadı olmayan bir haberin din ile alakası yoktur. Bize Rasulullah (s.a.s.) sözlerini ulaştıran muhaddis olan âlimler bu isnad da dikkat etmiş, İsnadsız herhangi bir söz söylememişlerdir. Her ne söylemişlerse bir senedini zikretmişlerdir. Bununla da yetinmeyip ayrıca sened de geçen ravilerin doğruluğunu, muttakiliğini vb. özelliklerini araştırıp kişi hakkında tam ve sağlam bilgilere ulaştıktan sonra ondan gelen haberi kabul etmişlerdir. Eğer Ravilerin de bu özelliğe sahib raviler yoksa hadisi bırakmışlardır.

İşte onlardan kalan bu dini sorgulama metodunu bize var olduğu söylenen şu hadiste uygulayalım: Bu hadis diye verilen şey, Mustafa Varlı isminde bir kişinin hazırladığı “Şeytanın Hileleri” adlı Esma Yayınları Şakir Hoca Kitabevi yayınları arasında Küçük Ayasofya İstanbul’da basılmış küçük bir cep kitapçığıdır. Kitabın üzerinde basım tarihi yoktur.

Kitabın girişinde bu eser hazırlarken şu  kişilerden faydalandığını ifade etmektedir:

 “....İmam Gazali,Şeyh Muhiddin,Şeyh Muhammedi Bahaddini  Nakşibendi,Ahmed Rufai, Şeyh Sadi Şirazi ve Mevlanayi Celaleddin Rumi”

Biz bu kişilerden alınsa dahi hadis diye zikrettikleri şeye bir sened zikredmeden onlardan hareketle Rasulullah (s.a.s.) şöyle dedi diyemeyiz. Yukarıda buna değindik. Zaten hadis diye zikrettiği şeye Mustafa Varlı şöyle başlamıştır:

“İbni Abbas(r.a.) Hazretlerinden naklen Muaz b. Cebel rivayet ediyor ki:......”

Bu zikredilen sahabelerden bize bu haberi kim nakletti. Bu isnadın geri kalan ravileri nerde?!.. Yani her önüne gelen : “İbni Abbas rivayet etti...”dedikten sonra her haberi Rasulullah (s.a.s.) atfedebilir mi? Böyle bir şey olamaz.

Hadisi okumaya başladığımız da Rasulullah (s.a.s.)’ın ashabından bir grupla ensardan birinin evinde toplandıklarını görüyoruz. Bu demektir ki, eğer bu hadis varsa o grup içinde bulunan kişiler tarafından güvenilir hadis kitaplarında bu rivayete rastlamak mümkün olacaktır. Hadis diye zikredilen bu şeyin içerisinde kitapçığın 5 ve 6 sayfalarında Hz. Ömer (r.a.) ismi geçmektedir. Birinci derece,  ikinci derece ve üçüncü derece hadis kitaplarında Ömer (r.a.)’dan  böyle bir nakle rastlanmamıştır. Bu demektir ki böyle bir hadis yoktur.

İşin ilginç bir diğer tarafı uydurma hadis kitaplarında bile böyle bir rivayete rastlamadık. Yani mevzuat yazarları bunu kaile bile almamışlardır.

Söz konusu kitapta hadis diye zikredilen şeyin sağlamı bırakın uydurma dahi bir senedi yoktur. Senetsiz bir hadisi hele şeytan ile ilgili ve için de ensar ve muhacirden Ömer (r.a.) bulunduğu bir hadisi sağlam kaynaklarımızda bulamamız da bunun bir aslının olmadığını, hadis diye rivayet edilen şeyin uydurma olduğunu ispatlar.

Metin okunduğunda içinde birçok acayipliklerin bulunduğu görülür. Bununla birlikte bu uydurma hadis senaryosunu hazırlayanlar aralara İslami bazı öğeler yerleştirmişlerdir ki insanlara bu senaryo ya karşı gelmeden kabullensinler. Zaten insanların kabullenmesi bu aslı olmayan şeylerin dini kitab satan bir yerden temin edilmesi için yeterlidir. Çünkü Dinin hadisle ilgili teferruatını bilemezler. Yâda bildiklerini varsaysak bile yapacakları hoca diye birine tanışmaktır ki oda zaten böyle uydurma şeylerin aslına bakmadan halka öğüt diye kürsülerde vaaz eden biri olacağı için(genellikle)  o kişiyi yanlış yönlendirecektir.

Birde şu var ki vaizler hadislerin sahihliğinden ziyade halkı etkilemeye baktıklarından önlerine ne gelirse gelsin sağlam zayıf uydurma hepsini halkı etkilemek şartıyla anlatırlar. Bu da camii ve benzeri yerlerde dini sohbet dinleyenler için delil olarak yeterlidir. Hâlbuki Başta da zikrettiğimiz gibi hadisteki ifadesi ile “cehennem de oturacağı yere hazırlansınlar”

Bir de işi bilmeyen âlimde olmayanların Rasulullah (s.a.s.) adına yalan uydurmayı eğer Rasulün lehine ise sevap kabul etmelerinden kaynaklanır. Bu görüş daha çok sufi meşrepli insanların görüşüdür. Bu görüş batıl ve geçersizdir. İmam Nevevi (r.a.) en başta zikretmiş olduğumuz hadisin şerhinde çok güzel şeyler söylemiş ve konumuza ışık tutmaktadır.

İmamın söylediklerini Ahmed Davudoğlu Muslim terceme ve şerhinde kendisinin de kattıklarıyla şöyle kaydetmiştir:

“Hadîsin metnine gelince: Bu hadîs nihayet derecede sahih olan hadîslerden biridir, hatta mütevâür olduğu söylenir ki doğrusu da budur. Ebu Bekir Bezzar ( -292) onu sahabeden kırk zâtın rivayet ettiğini ‘müsnedsinde beyan’ etmiştir. Ebu Bekir Sayrafi, İmam Şafiî'nin risalesine yazdığı şerhde onu Sahabe-i Kiram'dan altmış zâtın merfu' olarak rivayet ettiğini söyler. İbni Mendeh ve başkaları bu sayıyı seksene çıkarmışlardır. Bazı hâfızlara göre râvilerinin adedi 62 olup bunların içinde cennetle müjdelenen on bahtiyar da vardır. Hayatlarında cennetle müjdelenen zevatın hep birden iştirak ettikleri yegâne hadîs budur. Bu hadîsin râvî sayısını (200) e hatta daha fazlaya çıkaranlar vardır. Onu Buhari (194-256) ve Müslim (204-261), Ali, Zübeyr, Enes ve Ebu Hüreyre (r.a.) hazerât ile diğer bazı Ashab-ı Kirâm'dan ittifakla tahrîc etmişlerdir, cümlesi muhtelif şekillerde tefsir edilmiştir. Bazılarına göre bunun manası:‘Cehennemdeki yerine yerleşsin’ demektir.

Diğer bazıları:

“Cehennemdeki yerini hazırlasın” mânâsına geldiğini söylemişlerdir. 

 

Hatta:

 

“Bu cümle duadır; yani Allah ona Cehennemde yer hazırlasın demektir.” iddiasında bulunanlar olduğu gibi: ‘Lâfzı emir olsa da mânâsı haberdir’ diyenler de vardır.

 

Bu takdirde mânâ şöyle olur:

 

“O kimse cehennemi hak etmiştir; kendini oraya yerleştirsin.”

 

Hadîsin bîr rivayetinde:

 

“Cehenneme girer.”

 

Diğer bir rivayetinde:

 

“Ona cehennemde bir ev yapılır.” buyrulması da bu mânâyı te'yid eder.

 

Hâsılı; Rasûlullah (s.a.s.)'in üzerinden yalan hadîs uyduranın cezası budur. Hak ettiği bu cezayı Allah Teâlâ dilerse ona verir. Dilerse affeder. Böylelerin muhakkak surette cehenneme gireceklerine kesinlikle hüküm verilemez. Küfürden büyük günah işleyenler hakkında verilecek hüküm budur. Bunlar cehenneme girseler de orada ebedî kalmazlar. Zira Ehl-i Sünnet uleması tarafından ittifakla kabul edilmiş bir kaidedir ki tevhîd dîni üzere vefat eden bir kimse cehennemde ebedî kalmaz.

 

Yine Ehl-i Sünnet mezhebine göre yalanın mânâsı; ister kasten ister yanlışlıkla bir şeyi olduğunun aksine haber vermektir. Mutezile taifesine göre kasıt şarttır. Onlarca yanılarak söylenen hilâf-ı hakikat bir söz yalan sayılmaz. Hadîsler Ehl-i Sünnetin lehine delâlet etmektedirler. Çünkü yalan bazen kastî, bazen yanlışlıkla söylenmemiş olsa Peygamber (s.a.s.): “Kasten yalan söylerse” diye kayıt koymazdı. Bir de bu kayıt olmasa yanlışlıkla yalan söylenenin de günaha girdiği anlaşılırdı. Hâlbuki Kitab, Sünnet ve Icma-i Ümmetin delâletiyle ma'lûm bir hakikattir ki, unutan ile yanılan kimselere günah yoktur. Binaenaleyh mutlak rivayetler de kasıtla mukayyed olanlara hamledilir.         

 

Hadîs-i şeriften çıkarılan hükümler şunlardır:

 

1- Kasıtlı veya kasıtsız her hilâf-i hakikat söze yalan denilir.

 

2- Rasulullah (s.a.s.)'in üzerinden yalan uydurmak ve onun söylemediği bir sözü ona isnâd etmek pek büyük bir günah ve en çirkin bir iftiradır. Yalnız bu yalanın helâl olduğunu i'tikad etmedikçe dinden çıkmış sayılmaz. Helâl olduğuna inanırsa dinden de çı¬kar.  ulemâca meşhur olan mezhep budur. İmamü'l Haremeyn'in babası Ebu Muhammed el-Cüveynî, Peygamber (s.a.s)'in üzerinden kasten yalan uyduran kimsenin küfrüne hük-meder, boynunun vurulmasına fetva verirmiş. Fakat oğlu İmamu'l-Haremeyn bu kavli zaif bulmuş; babasından başka kaili bulunmadığını söyleyerek onun büyük bir hatâ olduğunu beyân etmiştir.

 

3- Rasûlullah (s.a.s.)'in üzerinden bir tek hadîs uyduran kimsenin fâsik olduğuna hükmedilir. Ayrıca bütün rivayetleri merdud sayılır. Artık onların hiç biri hüccet olarak gösterilemez. Yaptığı halisane tevbesinin de bu hususta bir tesiri olamaz. Onun rivayetleri ebediyyen merdûddur. İmam Âhmed b. Hanbel (164-241), Ebu Bekir el-Humeydî ( -219) ve Ebu Bekir es-Sayrafi ile Usul ve Furû' ulemâsından bir cemaatin kavilleri budur. Hatta Şâfiiyye fukahasından Sayrafî mutlak konuşarak şöyle demiştir:

 

“Biz, yalanını tuttuğumuz için i'tibârdan düşürdüğümüz hiç bir râvînin haberini tevbe ettiği anlaşılsa tabir daha kabul etmeyiz. Bir defa zaif olduğuna hükmettiği­miz râvîyi de sonradan kavi sayamayız. Bu, şehâdetle rivayetin birbirinden ayrıldığı yerler­dendir.”

 

İmam Nevevî (631-676) bu zevâtm mezheplerine bir delil bulamadığını kaydettikten

sonra onların mezhebini tevcih ve izaha çalışarak diyor ki:

 

“Peygamber (s.a.s.) üzerinden yalan uydurmanın zararı pek büyük olduğu için bu mezhep o yalanı en ağır ve beliğ surette nehidir mânâsına alınabilir. Zira kıyamete kadar sürüp gidecek bir yol olacaktır. Hâlbuki başkası üzerinden uydurulan bir yalanla şehâdet meselesi öyle değildir. Çünkü bunların zararı yalnız bazı şahıslara münhasır kalır. Mezkûr imamların bu söyledikleri zaittir; şeriat kaidelerine muhaliftir. Muhtâr olan mezhep, bu babtaki tevbenin sahih olduğuna kat'iyette inanmak ve tevbeyi, malûm şartlarıyla doğru dürüst yapanın ondan sonraki rivayetlerinin kabul edilmesidir. Tevbenin şartları: Günah işlemekten vaz geçmek, yaptığına pişman olmak, bir daha o günahı işlememeğe azmetmektir. Şeriat kaidelerine uygun olan budur. Ulemâ, vaktiyle kâfir iken sonradan müslüman zevatın rivayetlerini kabulde müttefiktirler, Ashâb-ı Kiramın ekserisi böyle idiler.    Böylelerin şehadeti de bilittifak makbuldür. Bu bâbta rivayetle şehâdet arasında fark yoktur.

Fakat Buhârî şârihi Aynî (762-855), Nevevî'nin ittifak iddiasına itirazla şunları söylemiştir:

“ Bir kimsenin yalan yere şâhidlik ettiği sabit olursa bir daha tevbe etsin etmesin şehâdeti kabul edilemeyeceği İmam Malîk'ten rivayet olunmuştur. Fâsiklıktan dolayı şahidliğli kabul edilmeyen, fakat sonradan tevbe ve ıslâhı hâl eden bir kimse için Ebu Hanife (80-150) ile Şafiî (150-204); tekrar şahidliği kabul edilemez; çünkü hakkında töhmet vardır, demişlerdir.

Ebu Hanife:

“Karı ile kocadan birinin diğerine ettiği şahidliği reddedilir de sonra tevbe ederse töhmetten dolayı şâhidliği kabul edilmez, demiştir. Binâenaleyh böyle bir şeyin burada da vâki' olması ihtimalden uzak değildir. Çünkü bütün rivayetler şâhidliğin bir nev'i gibidirler

Resûlulah (s.a.s.) üzerinden uydurulan yalanların ahkâma dâir olanları ile tergîb, teşvîk, va'z ve terhîb gibi hüküm ifade etmeyenleri arasında hiçbir fark yoktur. Bunların cümlesi İcma' babında sözüne itimâd olunan bütün müslümanlann icmâı ile büyük günahların en büyüklerinden ve dünyada işlenen kötü işlerin en kötülerindendir.

Dalâlet fırkalarından Kerramiyye'ye göre tergîb, teşvîk ve terhîbe dair hadîs uydurmak caizdir. Kendilerini âbid ve zâhîd sanan bir takım câhiller de bu sapıkların arkasından giderek Fahr-i Kâinat (s.a.s.) efendimizin üzerinden yalan hadîsler uydurmuşlardır. Bunlar bâtıl davalarına şu rivayetle istidlal ederler:

“Her kim başkasını saptırmak için benim üzerimden kastten yalan söylerse cehennemdeki yerine hazır olsun”

Bazıları sanki lehde uydurulan yalan caizmiş gibi:

“Bizim yaptığımız Rasûlullah (s.a.s.)"in aleyhinde değil, lehin de yalandır.”derler. Bu şaşkınlara İmam Nevevî (631-676) şu cevabı veriyor:

“Bunların yaptıkları ve delil diye benimseyerek istidlal ettikleri şeyler cehaletin evc-i hâlâsı, gafletin nihayeti ve şeriat kaidelerini bilmekten uzak olduklarını gösteren delillerin en büyüğüdür. Filhakika bunlar şaşkın akıllarına, menfur ve fâsid zihinlerine uygun bir takım mugâleta cümleleri toplayarak hem Allah-u Zül Celâl'in:

“Bilmediğin şeye karışma; çünkü kulak, göz ve gönül, bütün bunlardan sahibi mesul olacaktır.” (İsrâ / 36) âyet-i kerimesine hem de yalancı şahidliğin ne derece büyük bîr vebal olduğunu sarahaten ifade eden şu mütevâtir ve meşhur hadîslere muhalefet ettikleri gibi söz sahihi ulemanın icmâ ve alelade insanların üzerinden yalan uydurmayı bile haram kılan sair kati delillere de muhalefet etmişlerdir. Alelade insanların üzerinden yalan uydurmak haram olursa, sözü şeriat ve vahy olan Resûlullah (s.a.s.)'in üzerinden yalan uyduranın hali ne olur? Peygamber (s.a.s.) onların sözlerine baktığı zaman Allah’ın üzerinden yalan uydurduklarını görecektir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“ O hevadan söz söylemez söylediği ancak kendisine bildirilen vahydir” (Necm, 3-4)

Şaşılacak şeylerden biri de:

“Bizim yaptıklarımız onun lehinde yalandır” demeleridir. Bu onların Arap lisanını ve şeriatın hitabını bilmemelerinden neşet eder. Ve bütün bu yaptıkları onun üzerinden yalan söylemektir.

Delil olarak ele aldıkları hadîse gelince: Buna ulema birkaç vecihle cevap vermişlerdir. Mezkûr cevapların en kestirme ve güzel olanı hadîsdeki “Başkasını saptırmak için” cümlesinin bâtıl bir ziyâde olmasıdır. Bu cümlenin bâtıl olduğuna ve hiçbir suretle sabit olarak bilinmediğine hadîs hafızları ittifak etmişlerdir. Ebu Ca'fer Tahâvî (238-321) ye göre bu cümle sahih bile olsa te'kîd ifâde eder.

5-  Mevzu olduğunu bildiği veya kuvvetle zannettiği halde uydurma bir hadisi rivâyet etmek haramdır. Binaenaleyh böyle bir hadisi, uydurma olduğunu bildirmeden rîvâyet eden Peygamber (s.a.s.)'in bu husustaki tehdidin de dâhildir. Yani o da Rasulullah (s.a.s.) üzerinden yalan uyduran yalancılardan bîri olur. Bundan dolayadır ki ulema hadîs rivâyet edecek zâtın evvelâ o hadîsin sahih veya hasen olup olmadığını araştırması icap ettiğini şayet böyle ise onu cezim sîgası ile yâni: “Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu veya şöyle yaptı” diyerek rivayet etmesini; hadis zaif ise temriz sîgası yani: “Rasulullah (s.a.s.)'den şöyle rivayet olundu yâhud şöyle rivayet olunuyor” gibi sözler kullanması gerektiğini beyan etmişlerdir.

6-  Hadîsde lâhin yani i'râb hatası ve tashif gibi şeyler yapmanın dahî nehyde dâhil olduğu sanılıyor. Bundan dolayıdır ki: ulemâ  râvînin  hatâdan korunabilmesi  için Nahv Lügat ve isimleri bilmesini lüzumlu görmüşlerdir. 

Meşhur lügat âlimi Esmaî:

“İlme talip olan için nahiv bilmediğinden dolayı en ziyade korktuğum şey (Her kimse benim üzerimden yalan uydurursa...) hadîsine girmesidir. Zîra Peygamber (s.a.s.) lâhin yapmazlardı. Şu halde râvî lâhin yaptı mı onun üzerinden yalan uydurmuş olur.” dermiş.

Râvî kitapta yanlış bir kelime tespit ederse; onu değiştirmeden yine kitapta bırakarak kenarına doğrusunu yazmalı ve:

“Bu kelime şu şekilde rivayet olunmuşsa da hatâdır. Doğrusu şöyledir.” demelidir. Cumhuru ulemanın kavli budur. Çünkü olabilir ki; râvînin hatâ zannettiği o kelimenin başkalarınca malûm bir vechi vardır. Her hatâ sanılan şeyin kitaptaki yerinde tashihine müsaade edilirse, bu işe ehil olmayanlar da burnunu sokmağa başlar; yazıya emniyet kalmaz. Yeri gelmişken biraz da hadîs uyduranlardan bahsedelim; bunlar muhtelif gruplara ayrılırlar.

Birinci grup zındıklardır ki, başlarında Muğîretü'bnü Sâid-i Kûfî ve Muhammed b, Saîd el-Maslûb gelir. Maksatları müslümanların kalplerine şüphe düşürmektir. Bunlar aynı maksatla halk arasına şu yalanı hadîs diye salmışlardır:

Peygamber (s.a.s.):

“Ben Peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra peygamber gelmeyecektir. Ancak Allah dilerse o başka, dedi.”

Görülüyor ki; sahih bir hadîsin sonuna hâinane bir cümle katmakla, müslümanların itikadını kökünden sarsmayı hedef ittihâz etmişlerdir. Hatib Bağdadî (392-463) “EI-Kifaye” adlı eserinde el-Mehdî b. Meymun (     -172)'a varan bir senetle onun:

“Zındıklardan bir herif, halk arasında dolaşıp duran 400 hadis uydurduğunu benim yanımda ikrar etti” dediğini nakletmiştir. Ukaylî'nin tahricine göre: Hammâd b. Zeyd (116-197) zındıkların (14000) hadîs uydurduklarını söylemiştir. Lâkin Teâlâ Hazretleri onlara karşı duracak İslâm büyüklerini de halketmiştir. Abdullah b. Mübarek’e:

“Bu uydurma hadîslerle hâlimiz ne olacak?” diye şikâyette bulunmuşlar:

“Merak etmeyin onlara karşı büyükler eksik olmayacaktır.” cevabını vermiştir.

İkinci grup: Mutaassıplardır. Bunların kimisi Hz. Ali (r.a.) tarafını, kimisi Muaviye (r.a.)'ı iltizam ederek hadîsler uydurmuşlardır. Hatta mezhepler ve mezhep imamları hakkında bile hadîs uyduranlar olmuştur. İbni Ebî Hatim (240-327)'in rivayetine göre haricîlerden biri tevbe ettikten sonra:

“Gözünüzü açın, dininizi kimlerden aldığınıza dikkat edin; çünkü biz vaktiyle bir şey istedik mi hemen ona dair bir hadîs yakıştırırdık. Sizi saptırmayı Allah için yapılmış bir hayır sayardık” demiştir.

Üçüncü grup: Tergîp ve teşvik için hadîs uyduranlardır. Kur'an sûreleri hakkında uydurulan hadîsler bu kabildendir. Bunların niyetleri Kur'an-ı Kerimi çok okumaya, ibâdet ve tâatlara teşvik ise de, yaptıkları iş en büyük bir gaflet ve hayâsızlıktır. Vakıa birçok Kur'an sûrelerinin fazileti hakkında sahîh hadisler de vardır. Fakat uydurmaları daha da çoktur. Hadîs imamlarının unutturmak için en ziyade müşkilât çektikleri işte bu nevi uydurmalardır. Müfessirlerden Ebu İshak Sâlebî ( -427) ile Vahidî ( -468)'nin ve onlara tâbi olarak Zemahserî (467-538) ve Kaadî Beyzavî ( -685)’nin uydurma olduğunu söylemeden bu gibi hadîsleri tefsirlerine yazmaları, ta'yîb edilmelerine sebep olmuştur.

Dördüncü grup: Büyüklere yaranmak yahut garîb hadîsleri rivayet etmekle şöhret kazanmak İçin hadîs uyduranlardır. Tecrid-i Sarih mütercimi Ahmed Naim Bey'in beyanına güre Gıyas b. İbrahim İsminde bir yalancı Abbasî halîfelerinden Mehdî'nin huzuruna girerken onun güvercinle oynadığını görmüş ve hemen Peygamber (s.a.s.)'e kadar bir senet okuyarak:

“O, deve, at ve kus yarışlarından başka yarışlar için ödül yoktur.” dîye bir hadis rivayet etmiş. Hadîsin sonundaki (Kuş yarışından başkası sabittir.) cümlesinin kendi hatırı için söylendiğini anlayan Mehdi derhal kuşların boğazlanmasını emretmiştir.

Beşinci grup: Bir takım cerci ve dilencilerdir. Bunlar bazı sahîh hadîslerin isnadlarını ezberleyerek, bu isnadlara istedikleri uydurmaları takar; çarşı ve pazarlarda onları okuyarak ekmek parası çıkarırlarmış. İmam Abmed b. Hanbel (164-241) ile Yahya b, Maîn (156-233) Bağdad'da böyle bir sahneye şahit olmuşlardır. Namazdan sonra cerci bir vaiz ortaya:

“Bize Ahmed b. Hanbel ile Yahya b, Maîn haber verdi. Onlara da filân ve filân” şeklinde ve Hz. Enes (r.a.) vasıtasıyla Rasûllulah (s.a.s.)'e varan bir senetle söze başlamış:

“Her kim Lâ ilâhe İllallah derse Allah bunun her kelimesinden bir kuş halk eder ki gagası altından, tüyleri mercandan olur. İlâh…” diye toplayarak tam yirmi yaprak tutan bir kıssa uydurmuş.

İmam Ahmed ile Yahya b. Maîn birbirlerine bakışarak:

“Bunu bu adama sen mi rivayet ettin?”diye soruşmuşlar.

Her ikisi de:

“Vallahi bu saate gelinceye kadar böyle bir söz işitmedim.” diyerek beklemişler. Va'z bittikten sonra Yahya b. Maîn (156-233) adama, (Buraya gel) diye İşaret etmiş. Adam dünyalık verecek ümidiyle hemen gelmiş. 

Yahya b. Maîn:

“Bu hadîsi sana kim söyledi?”

“Ahmed b. Hanbel ile Yahya b. Maîn”

“Yahya b. Maîn benim, Ahmed b. Hanbel de bu. Fakat biz ömrümüzde Resûlullah (s.a.s.)'in hadîsi olarak böyle bir söz işitmiş değiliz. Eğer mutlaka yalan uydurman lazımsa biz den başkasının üzerinden uydur.”

 Yahya b. Maîn sen misin?    

“Evet, benim.”

“Ben çoktan beri (Yahya b. Maîn ahmaktır) diye işitir dururdum. Şimdi anladım ki, doğru imiş.”

“Peki, benim ahmak olduğumu nasıl anladın?”

“Sanki dünyada sizden başka Yahya b. Maîn ile Ahmed b. Hanbel yokmuş gibi konuşuyorsun. Ben bu adamdan başka on yedi Ahmed b. Hanbel'den hadîs yazmışımdır.” deyince Ahmed b. Hanbel utancından eli ile yüzünü kapamış ve Yahya b. Maîn'e:

“Aman bırak gitsin” demiş. Adam da alaylı bir tavırla yanlarından defolup gitmiş.

Bir hadîsin mevzu' olduğu bazen onu uyduranın ikrarı ile yahut ikrarı yerini tutan bir şeyle, bazen de râvînin veya mervînin halindeki bir karine ile lâfzındaki rekâketle yahut hayatına er mediği bir zâttan rivayet etmekle bilinir. Bu işi hadîs ulemâsının en mümtaz simaları anlayabilir. Dâre Kutnî (306-385):

“Ey Bağdadlılar! Ben sağ iken hiç bir kimse Rasûlullah (s.a.s.) efendimize yalan söz isnad edebilir sanmayın” diyerek bu babtaki iktidarını ispat etmiştir.

Ondan önce Rebi' b. Huşeym de:

“Hadîsin gün gibi açık bir aydınlığı vardır; ondan dolayı biz ona kabul ederiz; yine hadîsin gece karanlığı gibi bir zulmeti olur; ondan dolayı da reddederiz.” demiştir.4

Bu söylediklerimiz ışığında hadisler değerlendirilmedir.

Hulasa “Şeytanın Hileleri” adlı kitapçıkta hadis diye zikredilen şeyler herhangi bir senede sahip olmadığından Rasulullah (s.a.s.) adına yalan uydurmaktır. Bu yalanı uyduranlar ve Rasulullah’a  aidmiş gibi insanlara satanlar cehennemdeki yerlerine  hazır olsunlar. Çünkü Rasulullah (s.a.s.) adına yalan diğer insanlara adına uydurulan yalanlara benzemez. Dini öğrenirken zaten böyle uydurma şeylere gerek yoktur.

Hadis konusunda Kutubu Sitte (altı hadis kitabı Buhari, Muslim, Tirmizi, Ebu Davut, Nesai, İbn Mace) den faydalanırsak ilk etabda - son etab da da yeterli gelecektir. Ayrıca İmam Nevevi (rh.a.) “Riyazus Salihin” adlı eserini okursak çokça hayrı hiç emeksiz elde etmiş oluruz. Sözümüzü şu hadisle bağlayalım:

“.... Ebu Hureyre’yi şöyle derken işittim:

Rasulullah (s.a.s.):

Ahir zaman da bir takım deccallar, yalancılar çıkacak. Size, sizin ve babalarınızın işitmediği hadisler getirecekler. Aman onlardan sakının! Sizi saptırarak fitneye düşürmesinler.”dedi.5

Dipnot

a)      1-Buhari (1/262)K.İlm Bab: 39 Hdsno:47=hdsno:48 Zubeyr b Avvam(r.a.)’dan şu lafızla: “Her kim benim ağzımdan yalan söylerse,cehennemdeki yerine hazırlansın.” Hdsno: 49 Şu lafızla: “-Enes(r.a.)’dan: Nebi (s.a.s.) dedi ki: “- Her  kim bilerek benim üzerime yala söylerse cehennemdeki oturacağı yerine hazırlansın.” Hdsno: 50 şulafızla: “... Seleme İbnu’l-Ekva(r.a.) dan; Nebi (s.a.s.)’dan  işittim şöyle diyordu: “- Benim söylemediklerimi her kim bana isnad ederse cehennemdeki yerine hazırlansın.” Hdsno: 51 şu lafızla : “... Ebu Hureyre (r.a.)dan ; Nebi (s.a.s.) şöyle buyurdu: “........ Bir de her kim benim ağzımdan bilerek yalan uydurursa, cehennemdeki yerine hazırlansın.”

b)     Muslim (1/16-25)  Mukaddime bab: 2 Hdsno: 1 Ali (r.a.) Hdsno: 2 Enes b Malik’(r.a.)’dan Hdsno:3 Ebu Hureyre(r.a.)’den Hdsno: 4 Muğire(r.a.)’den şu lafızla: “.... Şüphesiz ki Benim üzerimden söylenen yalan başka birinin üzerinden söylenen yalan gibi değildir. İmdi her kim benim üzerinden yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın.

c)     Ebu Davud(13/255)K.İlm Bab: 4 Hdsno: 3651 Abdullah B Zubeyr(r.a.) Babasından

d)    Darimi(1/306-9) Mukaddime bab:25 Hdsno:237  Cabir(r.a.)’dan: “Kim Bile bile bana isnad ederek yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın.Hdsno:238 İbn Abbas(r.a.)dan hdsno:239 Zubey b Avvam(r.a.)’dan Hdsno:240 Yala b Murre(r.a.) dan Hdsno:241-2 Enes b Malik(r.a.)’dan Hdsno: 243= Ebu Katade(r.a.)’dan şöyle dedi: “Rasulullah(sas) minber üzerinde şöyle buyururken işittim: “Ey İnsanlar! Sakın  benden çok hadis rivayet etmeyin! Kim bana isnad ederek konuşursa sadece gerçeği veya sadece doğruyu-söylesin. Kim de söylemediğim şeyi bile bile bana isnad ederek iftira edip söylerse cehennemdeki yerine  hazırlansın.”Hdsno:244 Enes (r.a.)’dan

e)     Tirmizi (4/405-6) K.İlm Bab:8 Hdsno: 2796 Abdullah b Mes’ud (r.a.)dan Hdsno: 2797 Ali(r.a.)’dan Hdsno: 2798 Enes b. Malik(r.a.)’dan

f)      İbni Mace(1/53-57)  Mukaddime Bab: 4 Hdsno: 30 Abdullah b Mes’ud(r.a.) Hdsno:31 Ali (r.a.) Hdsno: 32 Enes (r.a.) Hdsno:33 Cabir (r.a.)’dan,Hdsno: 34 Ebu Hureyre(r.a.)’dan,Hdsno: 35 Ebu Katade(ra9’dan,Hdsno: 36 Abdullah b Zubeyr(r.a.)’dan,Hdsno: 37 Ebu Said el Hudri(r.a.)dan

g)     İmam Suyuti Mütevatir Hadisler(sh/25-6)Hdsno: 1

h)     Bezzar  Keşful Estar(1/112-1179K.İlm bab:- Hdsno: 204 Ebi Malik Babasından,Hdsno: 205 -6 Osman (r.a.)’dan,Hdsno: 207-8 Said b  Zeyd(r.a.)dan Hdsno: 209 Şu lafızla: “... Abdullah(dan (oda) Nebi (sas)’den: “-Kim  İnsanları saptırmak için  kasten benim üzerine(Benim ağzımda) yalan söylerse cehennemde oturacağı yere hazırlansın.” Hdsno:210 Abdullah İbn Ömer(r.a.)’dan; Nebi (sas) dedi ki: Oki Benim üzerime yalan söyleyen kimseye ateşte bir ev yapılır. Hbdsno: 212 Enes(r.a.)’danHdsno:213 Halid b.Urfeteh Hdsno:214 Ebu Hureyre(r.a.)’dan dediki: “Üç kişi cennetein kokusunu alamaz: “ Babasının adından başka bir adla  çağrılan, Nebi üzerine yalan söyleyen adamınve gözlerini (gördüğünü)yalanlayan adamın hdsno:215 İmaran (r.a.)’dan Hdsno:216 Ebi Musa el-Ğafaki Hdsno: 217 Zeyd b Erkam

i)       Darekutni  İlel(1/297) Hdsno:44 Ebu Bekires-Sıddık(r.a.)dan

j)       Darekutni İlel(2/447) Hdsno:443 Ali (r.a.)’dan Bezzar(rha) 209 nolu hadisndeki gibidir.

k)     Maksadu’l Aliye İmam Heysemi(1/62-65) K.İlm Bab:36 Hdsno: 68 Duceyn b. Sabit el-yerbu ‘î’den Hdsno:69 Ömer(r.a.)dan Hdsno:71-2 Osman b Affan(r.a.)’dan Hdsno: 74 Talha b. Abdullah(r.a.)’dan Hdsno: 75 Said b. Zeyd(r.a.)dan Hdsno: 76 Halid b Urfutah

l)       Musnedi İmam Şafii (4/69-71)K.Fadaili kureyş.... Bab:15 Hdsno:1808 Ebu Hureyre(r.a.)’dan Şu Lafızla: “Nebi (sas)dedi ki:  Kim söylemediğim şeyi üzerim(benim ağzımdanmış gibi)söylerse  cehennemdeki yerine  hazırlansın” Hdsno:1809:İbn Ömer(r.a.)’dan Neb i(sas)dedi ki: “  Şüphesiz Benim  üzerime yalan söyleyene ateşte bir ev bina edilir.”Hdsno: 1810 Ebu Katade(r.a.)den:”...Kim benim üzerime  yalan söylerse cehennede yanı üzerine yatacağı yere hazırlansın.”

m)   Musnedi İshak B Ravuheyh(Sh/132-3) Hdsno:263 Ebu Hureyre(r.a.)’dan

n)     Musnedi Humeydi (2/293)Hdsno:1200 Ebu Hureyre(r.a.)’dan

o)      Musnedi Şaşi(1/96) Hdsno: 33 Urve b Zubeyr Zubeyr’den Mussnedi Şaşi(1/240-250)Hdsno:215 Said b.Zeyd(r.a.)dan

p)     Musnedi Ruyani(1/75-6)Hdsno:34Bureyde b Hasib Musnedi Ruyani(1/138)Hdsno:146 İmran b Huseyn Musnedi Ruyani(1/181) Hdsno: 236 Ukbe b.Amr(r.a.)’dan

q)     İbni Hibban et-Takasim vel-Enva’(1/229-30) Hdsno: 193 Ukbe b Amr  İbni Hibban et-Takasim ve’l-Enva’(2/41) Hdsno: 897 Abdullah b Am r(r.a) 2dan  dedi ki: Rasulullah(sas)dedi ki: V eleki  bir  ayet dahi olsa benden  ulaştırın İsrail oğullarının sözlerinden söylemenizde bir  günah yoktur. Kim Benim üzerine kasden yalan söylerse  cehennemde oturacağı yere hazırlansın.”İbn Hibban et-Takasim ve’l-Enva’(3/492) Hdsno:2811 Enes b Malik(r.a.)’dan İbni Hibban et-Takasin Ve’l_Enva’(3/551) Hdsno:2937 Ukbe İbn Amr(r.a.)’dan

r)      Müsnedi İmam Azam(sh/63-659 Hdsno: 36 Hdsno: 37 Ebu Said’den Hdsno:38 Ebu Said el-Hudri’den Hdsno: 39-40  Enes B Malik(r.a.)’dan

s)      Musnedi Şihab (1/324) Hdsno:366 Abdullah İbn Mesud

t)      Ahmed b. Hanbel(3/39)Hdsno:11364 Ebu said el-Hudri&Ahme b. Hanbel (1/405) Hdsno:3847 Ab dulah b. Mes’ud& Ahmed  b Hanbel (4/367) Hdsno:19480 Zeyd b Erkam& Ahmed b Hanbel(0/292)Hdsno:22868 Halid b. Urfutah&Ahmed b Hanbel(4/100) Hdsno:17040 Muaviye b. Ebu Sufyan&Ahmed b. Hanbel(4/155) Hdsno:17567  Ukbe  b Amr  el-Cuheyni&Ahmed b. Hanbel(4/47) Hdsno: 16620 Selem b. Ekva’&Ahmed b. Hanbel (3/303) Hdsno:14305 Cabir  Abdullah&Ahmed b. Hanbel(2/468) Hdsno:10057 Ebu hureyre& Ahmed b Hanbel (1/327) Hdsno:3025 Abdullah ibn Abbas&Ahmed b Hanbel(1/130) Hdsno:1075 Ali(r.a.)

 

2- Muslim (1/39) Mukaddime Bab: 5 Hdsno

3- Muslim (1/42) Mukaddime Bab:5 Hdsno

4- Muslim Tercume ve Şerhi (1/19-23) Ahmed Davudoğlu Sönmez Neşriyat 6 ayrıca bknz. Sahihi Muslim Şerhi  el-Minhac (1/220-224) Çev:M.Beşir Eryarsoy Polen y.)

5- Muslim (1/30) Mukaddime Bab:4 Hdsno: 7

 

 

 

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul