16 Ocak 2018 - Salı

Şu anda buradasınız: / Ezanlar ve Seçim Sandıkları

Ezanlar ve Seçim Sandıkları

Ezan kelimesi hakkında Seyyid Şerif Cürcani (ra) şunları söylemektedir:
"Ezan lugatta: genel anlamda, ilam= bildirmek" demektir. Şeriatta ise; bilinen me'şur lafızlarla namaz vaktini bildirmektir." (et-Tarifat (sh/16) çev Arif Erkan. Bahar y.)
Ezan şeriatta namaz vaktinin girdiğini bildiren bir çağrı olmasının yanında işin aslında lugat manasındaki anlamına uygun olarak ta bir bildiridir. Biz bu gün bu bildirinin üzerinde ve lafızlarının anlamları hakkın da birkaç şey söylemek istiyoruz.
Şimdi ezanın lafızlarını teker teker ele alarak izah etmeye çalışalım:
Birinci Cümle: Allahu Ekber'dir. Bu lafız dört kere söylenir. İşe ezanı bir şiar olarak ümmete veren Allah'ın en büyük olduğunu ilan etmekle başlanılır. Allah: kelimesi arabça da kural dışı gelmiş bir kelimedir. Ama anlaşılan manası bizi yaratan tek yaratıcının bütün ismini kapsayan özel bir isim olmasıdır. Allah en büyüktür derken kul Allah'ı(cc) bütün isim ve sıfatlarıyla en büyük olduğunu da söylemektedir. Hatta Yaratıcımız, Rabbimiz olan ilahın bu ismi isimlerinin içinde en büyük isim=İsmi Azam olarak nitelendirilmektedir. İşte Ezanı Rabbimizin bütün isimlerini kapsayan hatta ismi Azam olarak nitelendirilen bu isimle başlaması Ezan lafızlarının vahiyle geldiğini ispatlar bir çarpıcılıkla mü'minlerin gözlerini kamaştırmaktadır. Ve bu isim zikredilirken Allah'dan başka rablik, ilahlık iddia edenlerin hepsinin birer hiç mesabesinde olduğu haykırılmaktadır.
İkinci Cümle: "Eşhedu en la ilahe illallah" bu cümlede iki sefer söylenir. Rabbimizin bütün ismlerini Kapsayan bir isim olan "Allahu Ekber" cümlesiyle ezana giriş yapıldıktan sonra, Allah(cc) özellikle bu ikinci cümlede "İlah" isminin zikredilmesi de dikkatlerden kaçmayaçak bir özelliktetir. İlah kelimesine de değinelim:
"İlah kelimesi arabçada elif, lam ve he harflerinin bir araya gelmesi ile oluşmuştur. Sözlükler bu kelimenin şu manalara geldiğini belirtirler: "Birine kanı ısınmak, güvenmek, sığınmak, aşırı bir özlemle sokulmak, bağlanmak,  tapınmak, yanından ayrılmamak." İslamı alanda bu kelimenin kullanılışı ise kendisine tapılınan, kendisine sığınılan yegane ve tek hükmedici, yaratıcı manalarında Allah (cc) için kullanılır. Yani bu isim Allah (cc) uluhiyetini ifade eden bir isimdir. Allah (cc) kendisinden başka ilahlık, kanun koyuculuk taslayanları redetmeyi insan ve cin kullarından söylemelerini ve ayrıca bu söylediklerine şahitlik etmelerini ezan vasıtası ile günde beş kez istemektedir. Allah (cc) o kadar ismi arasından ilah ismini seçmesi herhalde insan ve cinlerden bazılarının her dönemde kanun koyuculuk özelliğini kendinde görüp ilahlık tasladıklarından dolayıdır? Yani Allah (cc) Kullarına "ben şehadet ederim ki Allah'dan başka rab yoktur." Ben şehadet ederim ki Allah'dan başka Rezzak yoktur" vb.  isimleri kullanmadan direk olarak İlah ismini zikretmesi hem bu isimleri mana olarak içine almasının yanında Allah'ın kanun koyuculuğunu ön tarafa çıkararak Sanki kullarına; "Allah'dan başkaları kanun koyup "İLAH"lık taslarlarsa Ey insan ve cin kullarım Siz benden başka kanun koyucu olmadığına şahidlik edin" denir gibidir.
Evet, gerçekten bu söz şu şuurla söylenmeli: "Ben şahidlik ederim ki Allah (yani beni ve her şeyi yaratan her şeyimi O'na muhtaç olduğum terbiyecim, yönlendiricim) den başka ilah=Kanun koyucu yoktur. O'nun kanununun üzerinde bir kanunda yoktur. Dolayısıyla bu gün kendini ilah gören Büyük millet meclislerinde ilahlık taslayıp Allah'ın Kanun koyuculuk isim ve vasfını gasb etmeye çalışan sözde ilahları, bu ilahların düzenlerini reddediyorum.
Ben Kanun koyucu olarak Allah'ı tanıyorum."
İşte ezanın ikinci cümlesinde bütün beşeri sistem ve yöneticilerini kesin bir inkâr vardır. Günün deyimi ile demokrasi dinini ve onların beşyüz elli ilahını reddediyorum demektir.
Üçüncü cümle: "Eşhedu enne Muhammede'r-Rasulullah" bu cümle de iki kez söylenir. Bu cümlede de İlahımız Olan Allah'ın, Muhammed (sas)'in O'nun son elçisi olduğu ve O'ndan sonra bir daha insan ve cinlere Allah'dan haberler getirecek bir elçinin olmadığı gerçeği haykırılır.
Allah (cc) bu Resulu gönderiş amacını Kelmı olan Kur'an da şöyle bildirmektedir: "Biz seni Alemlere ancak bir rahmet olarak gönderdik" (Enbiya 21/107)
Ve bu gönderilen Rasul insanları son kez resmi bir dille Rabbinden aldığı izinle O'nun(yani Allah'ın) birliğine çağırdı. Görevini tamamlayıp Rabbine gitti… İnsanlık onun getirmiş olduğu mesajı ya kayle alır doğrulur veyahut kulağını, gözünü ve hislerini bu mesaja kapar da dünyada bir zillet ahirette de cezanın daha büyüğüne sürüklenerek ebedi bedbahtlardan olur…
Alemlere rahmet olarak gönderilen bu Rasul Ona inanlar için bir örnektir. Çünkü yegâne ilahımız Allah (cc) Ahzab süresi 21. ayette Allah'a ve ahiret gününe inananlar için Allahın Rasulünde güzel örnekler vardır"demektedir.
Rasul bize aile hayatımız da, ticaret hayatımız da, sosyal ve siyasi hayatımızda bir örnektir. Ama bu gün bu örneklikten bahs etmek olduça zorlaşmaktadır. Çünkü Allah'ın Rasulü Muhammed (sas)'in getirmiş olduğu mesajlar, Hrıstiyan, Yahudı ve vb. din ve milletlerin bilginleri tarafından çağdaş bulunmamakta, onları taklide meraklı çoğunluk ki kendinin Rasule tabii olduğunu söylediği halde bu bilginleri takib ederek Rasulullah'ın mesajını ve yaşayışını kendi hayatına aktarmamaktadır. Dikkat edilirse "aktaramamak" demiyoruz gerçekten aktarmak istemediğinden bunu yapmamaktadır. Özellikle Rasulun Devlet yönetimine hiç yaklaşılmamakta onun kanunları kabul görmemektedir. Halbu ki Müslüman olduğunu söyleyenler Rasulullah'ın vermiş olduğu bir hükmü kabul etmeyi bırakın onda tercih hakkına bile sahib değilken nasıl olurda Rasulun kanunlarını kabul  etmemekten bahseder ve bu yaşayış tarzını benimseyerek Rasule karşı bir cephe alır?... Muhammed(sas) kendinden önceki Rasul kardeşleri gibi geldiği toplumu Tağutu redd etmeye Allah'ı ilah kabul etmeye davet etmiştir. Ama Rasulullah (sas) diğer Rasullerden bir farkı O'nun bütün aleme gönderilmiş olmasıdır. Dolayısıyla O'nun çağrısının etkisi ve kişileri bağlayıcılığı kendisinden sonra dünyanın son anı olan Kıyamete kadardır… Allah'ın Rasulu Muhammed (sas) ismini kim duyarsa ona iman etmekle mükelleftir… Tabii getirmiş olduğu sistemede… Yani İslama da… Nisa süresinde 80. ayette "Kim Rasule itaat ederse gerçekte Allah'a itaat etmiş olur." denmektedir. Allah'a itat etmek isteyen Rasulunun getirdiklerine itaat etmek zorundadır. Rasule itaat edende İslamı bir aile, bir cemaat, bir devlet kurmak zorundadır. Bu olaya tersinden baktığımızda şu olgu ortaya çıkar ki Rasule itaat etmeyen onun aile, ticaret, cemaatve devlet hayatını örnek almayanlara itaat edilmez.
İşte Ben Şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın Rasulu'dür" demek. Onu her alan da örnek alıp hayatını O'nun hayatıyla özleştirmek demektir.
Dördüncü cümle: "Hayye ale's-Salah"dır. Bu da iki kez ilan edilir. Manası "Haydi namaza" demektir. Yukarıda zikrettiğimiz Anlamlarıyla ezanı dinleyen iman eden ve öylece yaşayan Mü'minler namaza, tevhidi bir eyleme ve inandıkları ilaha boğun eğmeye çağrılırlar. Bu boyun eğiş her yönüyledir. Bu namaza çağrı öyle bir sınır çizer ki insanın hayatında küfür ile iman arasında bir savunma hattı gibidir. Kişinin imanına bir alamet ve göstergedir. Tabii ki Allah'ın ilahlığına=kanun koyuculuğuna ve Rasulunun dinine  hiçbir şirk karıştırmadığı müddetçe!. Rasulullah(sas) buyuruyor:
"İmanla küfür arasında namazın terki vardır." (Abd. Humeyd  Müsned (2/138) Hds no:1020 Cabi r(ra)'dan Sahih )
Yani bir kişi namazı terk eder ve onu önemsemezse, terk eder farziyetini inkâr ederse o kişi iman hattından uzaklaşıp küfür hattına geçmiş olur.
Bu hadisten sonra şu hadisi de okuyalım:
Abdullah b. Amr (ra) Nebi (sas)' den; o (yani Nebi (sas)) bir gün namazı (şöyle) anlattı:
"- Kim Onu muhafaza ederse kıyamet günü onun için bir nur, bir burhan ve bir kurtuluş olur.
Ve kim de onu muhafaza etmezse onun için bir nur, bir burhan ve bir kurtuluş olmadığı( gibi) kıyamet gününde de Karun, Firavn, Haman ve Ubey b. Halef ile beraber olur." (Abd. B. Humeyd Müsned (1/285) Hds no:353 Hasen)
Hadiste ismi geçenler ebedi cehennemlik olanlardır. Namaz bir tevhidi eylem olarak muhafaza edilemezse bu amel boşa gittiği gibi kişinin yandaşları Dünyada Allah'a ve Resulüne karşı düşman olanlarla beraber olmaktır. Çünkü onlar da Allah (cc) İlahlığına ve Resulünün getirmiş olduğu  hayat tarzına düşman kişiler idi. İşte namazımız Bizi Allah'ın ilahlığını yani kanun koyuculuğunu ikrar ve tasdiğe, O'nun Resulünün sosyal, ailevi ve Devleti yaşayış tarzını ikrar ,tasdik ve tatbike götürüyorsa  işte o namaz gerçek bir namaz,bir nur ,bir delil,bir kurtuluş olur. Yoksa Allah'ın kanun koyuculuğunu kabul etmeyerek,yalanlamak ve Allah'ın kanun koyuculuğunu reddeden demokrasi ve benzeri beşeri sistem ve yöneticelerini  tanıyarak;Allah'ı ve Resulünü hayatın da cami duvarlarının  arasına sıkıştırıp  oradan çıkarmayan kişinin namazı namaz değildir!.O belli kalıp hareketleri yapmaktan ibaret bir alışkanlık mesabesindedir. Çünkü Allah (cc) :
"Namaz insanı hayasızlıktan ve münkerden alıkoyar." (Ankebut 29/45)
Demektedir. Allah'a kafa tutmak olan demokrasi sistemini onaylamak hayâsızlığın en büyüğü, şirkin en büyüğüdür. Namaz kılan kişi bu hayasızlık ve imansızlık olan demeokrasi sisteminden kendini ve ehlini alıkoyamıyorsa kıldığı namaz namaz değildir. İşte bu anlamıyla namaz Allah'a gerçek bir boyun eğiş, Allah'ın dışındakilere kafa tutuş demektir…
Beşinci cümle: Hayye ala'l-Felah"dir. Bu gerçekte iki kez ilan edilir.
Allah'ı kanun koyucu kabul edip O'nun kanunlarına boyun eğmek, O'nun Rasulunun getirmiş olduğu Güven, Huzur, Barış Manalarına gelen İslama tabi olup O'nu hayatı yapmak tam anlamıyla bir kurtuluştur. Ama bu kurtuluş basit anlamda yalnız dünya hayatıyla değil, gerçek kurtuluş olan ahiret hayatı boyutuyla da gerçekleşir. Allah (cc) toplumları yarattığından onların eksik ve gediklerini hakkıyla bilir. Allah (cc) toplumları her dönemde helak eden, Zina, faiz, gasb, hırsızlık, Haksız yere adam öldürme, bağilik gibi suçlara çok ağır cezalar biçmiştir. Bunun sebebi; toplumu temelinden sarsan ve rahatsız eden suçlar olduğundan dolayıdır. İslamı hayatta bu cezaların ağır olması bu işe teşebbüs edecekleri ciddi manada düşündürür. Çoğunlukla caydırıcıdır. Dolayısıyla huzur bu ilahi kanunlara uymakla kendiliğinden gelir. İşte Dünya bazındaki kurtuluş budur. Bu kurtuluş hem mü'min için hemde İslam devletini vatandaşı konumunda olan Yahudi, Hristiyan v.b topluluklar içinde böyledir.
Ama Asrımızın Şirk ve küfür düzeni olan insan kaynaklı Demokrasi ise sözde özgürlük adına bu cezaları yürürlükten kaldırarak kendi sonunu kendi hazırlamıştır. Çünkü suçun önü açılmış, iyilik etmek isteyenlerin önüne set çekilmiştir. Suçlular kanunen korunmuş, hatta demokratik kanunların saçmalığından yaralanan suçlular ceza evlerine girip çıkmayı bir övünç kaynağı olarak algılamışlardır. Onların hayatının üniversitesi ceza evleri olmuştur… Nasıl olsa adam öldürmek, zina, hırsızlık vs. suçlarını ağır cezaları yok. Polis bunları yakalar, hakim arka kapıdan bırakıp tekrar sokağa salar… Sonra bu toplumun kurtuluşundan bahseder, demegoji yapar… Hiç düşünmez bu suçların karşı tarafa ve mağdurlara nasıl yaralar açtığını… ahirette ki hüsran ve rezilliği söylemeğe gerek yok zaten…
Altıncı cümle: "La ilahe illallah"dır.
Yine burada Allah (cc) ilahlığı vurgulanarak başlanılmaktadır. Ama öncelikle diğer kendini ilah kabul edenleri ve insanlar tarafından ilahlaştırılan her ne varsa reddederek. Allah tan başka bir yaratıcının olmadığını ve O'ndan başka bir kanun koyucunun olmadığı vurgulanmaktadır. Sanki Şu ayet burada zikredilmektedir.
"Bilki! Allah'dan başka ilah yoktur." (Muhammed 47/19)"
Başka bir ayette de:
"Allah ile beraber başka bir ilah edinme. Sonra kınanmış ve kendi başına bırakılmış olursun." (İsra 17/22)
Allah'dan başka bir kanun koyucu edinirsen hem dünya da hemde ahirette kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olursun. 
İşte ezanın son kısmına gelirken Allah'ın ilahlığı ikinci bir kez önemine binaen hatırlatılmaktadır. Çünkü her şeyin başı ve sonu tevhid olmalıdır ki kurtuluşumuz gerçekleşsin.
Yedinci Cümle: "Allahu ekber"dir. Bu lafızlar iki kere ilan edilir.
Son olarak bilki Allah en büyük olandır ve acizliğe düşmeyendir. O'nun yerine ilahlık taslayan, kanun koyan sahte ilahlar ise ölümlü aciz bir beşerden başkası değildir. Daim Hayy, Kayyum olan Allah'a dayan O'nu tanımayan büyüklük gösterenlere=Müstekbirlik yapanlara Allah'ın büyüklüğünü yeniden haykır hem de kafalarını çatlatırçasına…
Muhakkak ki ezan lafızlarının açılımı bundan daha fazla kelimelerle ifade edile bilinir. Ama bu kadarı bizlere kâfidir. İnşa Allah. Ezan Allah'ın kanun koyuculuğunun, Muhammed (sas) Resul ve hayatın her alanında bir önder ve örnek olduğunun haykırılmasıdır. Hem de bu gerçek günde beş kez haykırılmakta, ilan edilmektedir. Ama gel gör ki bu gerçek görmezlikten gelinerek Allah'ın kanun koyuculuğu ve Resulün önderliği bu topraklarda yaşayan laik demokrat bunun yanında kendini Müslüman olarak adlandıranlar tarafından demokrasi ve laikliğin hatırına rafa kaldırılmıştır. Ezan tamamıyla tevhide bir çağrı iken kaile alınmamaktadır. Ezanın içeriğini ne okuyan ne de dinleyenlerin çoğu idrak etmemektedir.
Ezanın bir boyutu da dinleyen insanın Allah tarafından mazur görülmeyeceğidir. Yani Allah'ın ilahlığından haberim yoktu bana kimse böyle bir şeyden bahs etmedi diyemeyecek. Çünkü bu toraklarda okunan beş vakit ezan Allah'ın kanun koyuculuğunu rafa kaldırıp yeni bir Müslüman modeli oluşturmaya çalışan her parti kurucusu ve tabiilerinin aleyhine bir delildir. Çünkü Ezan Okunan belde Allah'ın hâkimiyetini kabul etmiş insanların yaşadığını bildiren bir göstergedir! Ama bu içinde yaşadığımız şu topraklar için herhalde geçerli değildir ki Allah'ın kanun koyuculuğu tanınmamakta ve Resulünün kanunları yürürlükte tutulmamaktadır!
Netice itibariyle ezanı tevhid boyutuyla dinleyen her insan şu içinde yaşadığımız bölgede -eğer Müslüman olduğunu iddia ediyorsa-Demokrasiye imanın göstergesi olan seçimlere ve seçimlerin yapıldığı seçim sandık bölgelerine yaklaşmamalı. Allah'ın ilahlığına göz diken, kanun koyuculuğunu kendine almaya çalışan istisnasız her parti den uzak durmak zorundadır. Çünkü Allah'ın kanun koyuculuğunu kabul eden her Müslüman böyle yapar. Aksi imandan ve iman davasından uzaklaşmaktır. Bir de İslam adına çalıştığını zannedenlere kanarak Allah'a ortaklar koşmak müslümanın işi değildir. Bu konuda yapılan oyunlara gelmemek lazımdır.
En son olarak Kim Allah'ın kanun koyuculuğunu gasb etme adına yine Allah'ın adını kullanarak oy isterse şu ayeti onlara okuyalım:
"Ey insanlar, şüphe yok ki Allah'ın vadi Haktır. O halde sakın sizi dünya hayatı aldatmasın. Ve çok aldatıcı da sakın sizi Allah ile aldatmasın." (Fatır 35/5)
 
Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul