23 Kasım 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / KUR’ÂN’DA DÜNYEVÎLEŞME

KUR’ÂN’DA DÜNYEVÎLEŞME


                                                                                                                 

 

                                                                                                                                   

 

 

 

Dünyevîleşme imanî, ahlâki, sosyal, ticari meselelerin bütününde, kişinin emeğini, gücünü imkânını dünyevî unsurlara yoğunlaştırması ve dini değerleri gözetmeyişi ya da çok az gözetmesi, daha doğrusu önceliği dünya değerlerine vermesidir. İnsanın kendisini dünyanın çekiciliğine kaptırması, onun esiri konumuna gelmesidir. Dünyevîleşme daha çok, dini inkâr etmeksizin dünyaya aşırı meylin olduğunu, nefsin arzuları çerçevesinde hareket etme şeklinde görülmektedir. Dünyevîleşme, dünya hayatının geçici olduğunu, ahiret için bir vasıta olduğunu unutup onu amaç haline getirmektir.

 

Dünyayı kendisi için “her şey” olarak görme, dünyanın ne için var olduğunu, gerçek mahiyetinin ne olduğunu kavrayamama, İslâm’dan ve onun temel öğretilerinden az ya da çok sapma anlamına gelen dünyevîleşme, ahiret inancını taşıyan mü’minlerin de karşı karşıya kaldığı çağımızın çok önemli bir hastalığıdır. İnandığı gibi yaşamayan mü’min, zamanla yaşadığı gibi inanmaya başlar ve dünyevileşir, ahireti ihmal eder. İnsan hayatı iki bölümden ibarettir Birincisi doğumla başlayan ve ölümle son bulan dünya hayatı, ikincisi ise ölümle başlayan ve sonsuzluğa dek devam edecek olan ahiret hayatıdır.

 

Dünya hayatı fani, ahiret hayatı ise bâkidir. Bu sebeple dünya hayatının nasıl bir hayat olduğunu, bizleri yaratan Yüce Rabbimiz en iyi bilir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:  "Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir" (Hadid, 57/20). "Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır" (Kehf, 18/46). Görülüyor ki, dünya hayatı gelip geçici bir zevk ve imtihandan başka bir şey değildir. Dünyanın cazibesine ve çekiciliğine kapılan ve ölüm ötesi bir hayat için hazırlık yapmayan insanlar, şiddetli bir şekilde ikaz edilerek onlar hakkında Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:

 

İnkârcıların (refah içinde) diyar diyar dolaşması sakın seni aldatmasın Azıcık bir menfaattır o Sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir." (Al-i İmran, 196-197). Burada kaçınılması gereken dünya hayatı değil, dünya hayatına aldanıp, ahiret hayatını unutmak ve orası için hazırlık yapmamaktır.

 

Yüce Dinimiz İslâm’ın en temel hedeflerinden birisi, insana hem bu dünya, hem de âhiret saadetini kazandırmaktır. Din, dünyada yaşanır, âhiret dünyada kazanılır. Dünya bir imtihan alanıdır, o yüzden dünyayı âhiret için yaşamalıdır. Ebedî saâdet bu dünyada kazanıldığı için dünya hayatı çok değerlidir. Kıymeti bilinmeli, ömür boşa harcanmamalıdır. Dinimiz, dünya işleri ile meşgul olurken âhiret hayatını unutmamayı tavsiye etmekte, ebedî olan âhiret hayatını kazanmanın yollarını göstermekte, dünya ve âhiret dengesini iyi bir şekilde kurmamızı önermektedir.

 

Önemli olan bu dengeyi korumak, dünyada iken ahireti kazanmak, böylece her iki dünyada da mutluluğa kavuşmaktır. Dünyevîleşme Kabil Habil’i öldürmesi onun bu kötü cinâyeti işlemesine sebep olmuştur. Nihâyeta nefsi (Kabil’in dünyaya aşırı düşkünlüğü) onu karde­şini (Habil’i) öldürmeye itti de onu öldürdü, bu yüzden de kaybe­denlerden oldu.” (Mâide, 5/30)

 

Dünya zevkine, keyfine düşkün olmanın, dünya ve âhiretteki zararı çok büyüktür. Tarih boyu, dünya perestliği yüzünden nice kişiler, kavimler helâk olmuştur. Kur’ân-ı Kerim ibret olması için insanların dünya yaşamına, zevkine, câzibesine aldanmanın dünya ve âhiretteki zararlarını belirtmektedir. “Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Ad ve Semud ka­vimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının (Şuayb peygambe­rin kavmi) ve altüst olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Peygam­berleri onlara apaçık mûcizeler getirmişti. (İnanmadıkları ve pey­gamberlerinin gösterdikleri yoldan gitmedikleri için helâk oldular.) Allah onlara zulmedecek değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekteydiler.” (Tevbe, 9/70)  Âyette geçen kavimlere peygamberler mûcizelerle geldiler, fa­kat bu kavimler gelen peygamberleri yalanladılar, yolundan gitme­diler. Dünya hayatının zevkine, keyfine kendilerini kaptırdılar Allah Teâlâ da her birini bir felâketle helâk etti.

 

Dünyevîleşmiş kimsenin prototipi Karun’dur. Kur’an, benî İsrâil içinde yaşayan bu kimseyi, her devirde görülebilecek karakter olması açısından dikkatlerimize sunar. Musa (a.s.) za­ma­nında yaşamış azgın bir zengin olan Karun’u örnek verir.  Sözde Hz. Musa’ya iman etmişti. Fakat hırsı ve kıskançlığı yüzünden münafıklığa yeltendi. Firavunun görevlisi olarak bu­lun­du, Hz. Musa’ya karşı zâlimlik ve taşkınlık etti. Karun bir taraftan ser­veti ile bir ta­raftan da ilmiyle övünüyor, şımarıyordu. Ne var ki sonunda ne il­mi, ne serveti ona yar olmuş, azgınlığı yüzünden helâk olup gitmiştir. “Sonunda Biz onu (Karun) da sarayını da (kendisinin gücünden bildiği bütün her şeyini) yerin dibine geçirdik.” (Kasas, 28/81) buyrulmaktadır. İşte bu Karun olayı, bütün insanlara örnek bir olaydır.

 

Dünyevîleşmenin Tezahürleri

 

Yaşadığımız çağın tehlikelerinden biri de dünyevîleşmedir. Dünyevîleşmenin tezahürlerine baktığımızda şunları görüyoruz: 

 

-İnanç zayıflığı,  amelsiz iman anlayışı…

- Namaz, oruç, zekât ibadetlerini terk edilmesi… 

- ahlâkî çöküntü.

- Lüks, israf.

-Ticaret hayatında ahlakî kuralalra dikat edilmemesi,

- Çok para kazanma hırsı.

- Tesettürdeki yozlaşma.

- Allahın emirlerini hiçe sayarlar. İnanç, ibadet ve ahlki değerlere önem vermezler.

    - <a href='http://adsrv.prodestek.com/www/delivery/ck.php?n=a831eec1&cb=INSERT_RANDOM_NUMBER_HERE' target='_blank'><img src='http://adsrv.prodestek.com/www/delivery/avw.php?zoneid=68&cb=INSERT_RANDOM_NUMBER_HERE&n=a831eec1' border='0' alt='' /></a>

En yakınları için dahi karşılıksız bir şey yapmazlar.

     - Cimridirler

- İyilik yapmayı sevmezler.

- Bencildirler.

- Vefa duyguları yoktur.

- Kazanmak ve sahip olmak her şeyin önüne geçer.

- Zevk ve eğlenceye düşkündürler.

- Kardeşlik ilişkilerine önem vermez çıkar ilişkisi kurarlar.

- Anlık hazlara önem verirler.

- Ahiret ölüm hesap gibi kavramları akıllarına getirmemeye çalışırlar.

- Ölümden korkarlar ve ölüm duygusundan kaçarlar.

- Namazlarına gereken önemi vermezler

- Devamlı takdir edilmek ve övülmek isterler.

- Benlikleri her zaman ön plandadır. Gururlu ve kibirlidirler. Kendilerini çok beğenirler.

- Fiyaka yapmayı, hava atmayı, kendilerini dev aynasında görmeyi ve göstermeyi severler.

 - Kendilerini her fırsatta tanıtırlar ve kendilerini takdim etmekten zevk duyarlar. Kendilerini yeri doldurulamaz görürler.

- Hep sözleri dinlensin isterler. Başka fikirlere ve düşüncelere tahammülleri asla yoktur. Çünkü onların doğruları herkes içinde doğru olmak zorundadır. Her şeyi en iyi onlar bilir. Söylenecek sözü onlar söylemelidir. Kısaca Dünyevileşme hastalığına tutulan insanlar,dünyada  zevkli, keyifli bir yaşantıdan başka bir şey düşünmezler. Başlangıçta meşrû amaçları gerçekleştirmek için sadece bir araç olarak telâkki edilen dünya malı, sonunda amaç haline dönüşebilmektedir. Bu durum da kulluk görevlerinin ihmal edilmesine sebep olmakta, helâl-haram anlayışını zedelemekte, salih ameller işlemeyi unutturmaktadır.

 

İnsan kendisini dünyaya kaptırıp da âhireti unutunca başka neleri unutmaz ki! Yüce Kitabımız bildiriyor ki, nefsine ve dünyaya kul olan insan Allah’ı, (Tevbe, 9/67) Ahiret gününü, hesabı  (Araf, 7/53) unutur. Uyarıları ve öğütleri (Maide,5/13-14) unutur. Günahlarını (Kehf, 18/ 57) unutur. Başkasını uyarırken nefsini unutur. (Bakara, 2/44) Sıkıntıyı atlatınca Allah’a yalvarmayı  (Zümer, 39/8) unutur. Yüce Kitabımızın bir uyarısıda şudur: “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın Onlar yoldan çıkan kimselerdir” (Haşr, 59/19) Dünyevîleşme eğilimi modern insanının hayatının merkezine yerleşmiştir.  Rabbimiz bunu bildirmektedir. “Sakın kendilerini denemek için onlardan bir kesimi fayda­landırdığımız dünya hayatının süsüne (malına, mülküne, servetine) gözlerini dikme (imrenme) Rabbinin rızkı hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir.” (Tâhâ, 20/131) “İnkâr edenlerin (refah içerisinde) diyar diyar gezip dolaşması sakın seni aldatmasın.(Âl-i İmrân, 3/196) Bu âyet-i kerime, Mekke müşrikleri hakkında nâzil olmuştur. Çünkü onlar, ticaret yapıp para kazandıkları için bolluk ve refah içinde yaşıyorlardı. Müşriklerin bu durumunu gören bazı mü’min­seler: “Allah’ın düşmanları böyle bolluk ve refah içinde ya­şarlarken biz ise (fakirlik) sıkıntı içerisinde zorluk çekiyoruz.” dedi­ler. Bunun üzerine Allahu Teâlâ yukarıdaki âyet-i kerimeyi inzal buyurdu.1

 

Tabiî ki, bu ve benzeri âyetlerdeki ikazlarla Hz. Peygamber (s.a.s.)’in şahsında bütün mü’minlere seslenilmektedir. Âyetin de­vamı da şöyledir: “Bu az bir geçimdir. Sonra gidecekleri yer cehennemdir, ne kötü bir yerdir orası! Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için Allah tarafından bir ikram olarak zemininden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. İyi kişiler için Allah katındaki (nimetler) daha hayırlıdır. (Âl-i İmrân, 3/197-198) Mü’min kişinin zenginlik, fakirlik olayına bakış açısı âyet-i ke­rimede geçtiği gibi olmalıdır. Zengin, varlıklı insanların refah içinde yaşamalarının mü’min kişileri aldatmaması gerekir. Çünkü dünya yaşamı geçici bir imtihan yerinden ibarettir.

 

Mü’minler meşrû ve helâl yoldan imkânlarını arttıra­bilirler, zengin olabilirler; fakat gayr-i İslâmî yaşantısı olanlarınki gibi ‘mal, mülk, servet, para gelsin de nereden gelirse gelsin, helâl, haram fark etmez’ diyenler gibi değil. Mü’minlerin ölçüsü İslâm’dır. Bir şey câiz ise yapmalı, değilse terk etmelidir. “Allah dilediğine rızkı genişletir, yayar ve (dilediğine) daraltır da. Onlar ise dünya hayatı ile sevinip yetindiler, şımardılar. Hal­buki dünya hayatı âhiret hayatının yanında basit, geçici bir fayda­lanmadan başka değildir.” (Ra’d, 13/26) “Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız (elinizdeki imkânlar) birer imtihan sebebidir. Büyük mükâfat Allah’ın katındadır.” (Enfâl, 8/28) Allah’ın nasip ettiği mallar, imkânlar imtihan gereğidir. Ö­nem­­li olan bu imtihanı iyi anlamak ve kazanmak için elinden ge­le­ni yapmaktır.

 

Dünyevîleşme Hastalığının Çaresi

 

Dünyevîleşme günümüz insanının en önemli sorunlarından biridir.Dünyevileşme hastalığının çaresi dünya hayatının fani olduğunu unutmayıp, Ahiret hayatını ve mahşerdeki hesabı devamlı olarak hatırda tutmaktadır. Böylece Allah’ın emrettiğini yapmak, yasak ettiklerinden kaçmak kolay olur.Yüce Allah şöyle buyurur:  “Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.” Fuasilet, 41/46)

 

Âyet ve hadislerde, dünya nimetlerinden istifade etmenin değil, âhireti unutarak dünyayı amaç haline getirmenin eleştirildiği görülecektir. Aşırı dünya hırsı, beraberinde haksız kazanç elde etmeyi, zulmü ve azgınlığı, bozgunculuğu ve yanlış işler yapmayı getirecektir. Oysaki Allah, dünya ve âhiret dengesinin nasıl olması gerektiğini şöyle ifade eder: “Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) âhiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas, 28/77). “Bu dünya hayatı, sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat, âhiret yurdundaki hayattır. Keşke bilmiş olsalardı!” (29/Ankebut, 64) Bu gerçekleri bilen dünya haytının aldatıcılığına kanmaz ve meşru olmayan şeylere yönelmez. Zevkleri, cazibesi ve parlaklığıyla insanları aldatarak tuzağına düşüren dünya, insanı kendisine bağlamakta, sonunda köle ve esir haline getirmektedir. Bu açıdan dikat etmeliyiz, Allah’a iy bir kul olma gayreti içersinde olmalıyız.

 

Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: Yoksa kötülük işleyen kimseler, inanıp yararlı iş işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar." (Câsiye, 45/ 21) "Hiç şüphesiz, iyiler cennette, günahlara dadananlar ise  yakıcı ateşler içindedir.”(İnfitâr, 82/ 13-14).  İnsanların çoğu dünya hayatını sever ve âhireti bırakırlar. (Kıyame, 75/20-21) Hâlbuki âhiret mutluluğu daha üstün, daha hayırlı, hem de ebedîdir. (A’la, 87/17) Kur’an, Ey insanlar! Allah'ın vaadi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın!” (Fatır, 35/5) diyerek mü’minleri uyarırken, Hz. Peygamber (s.a.v.) de Benden sonra size dünya nimetlerinin ve ziynetlerinin açılmasından ve onlara gönlünüzü kaptırmanızdan korkuyorum”2 demek suretiyle bu konudaki endişesini dile getirmiştir. İnsanın bu dünyada yaşadığı hayat, onun kalıcı âhiret yurdundaki durumunu belirlemesi açısından son derece önemlidir. Zira insan, hayır ve şer adına yaptığı her şeyin karşılığını mutlaka görecektir. (Bkz. Zilzal, 99/7-8)

 

Dolayısıyla dünyevileşme hastalığından kurtulmanın yolu; nefis terbiyesidir. Yüce Allah şöyle buyurur: “İnsan nefsi daima kötülüğü ister, kötülüğe sevk eder” (Yusuf, 12/53) Nefis insanın en büyük ve sinsi düşmanıdır, kişiyi her türlü ahlâksızlığa ve günah olan şeylere götürerek, maddî- mânevî çok büyük zararlar vermektedir. Rabbimiz Allah (c.c.) bu gerçeği şöyle bildirmektedir: “Sana gelen her kötülük kendi nefsindendir (onun kötü arzusuna ve isteklerine uymandandır. (Nisa, 4/79)  Nefsinden dolayı, basit, gereksiz şeyleri bahane eden, kavga çıkaran ve hatta cinayet işleyen nice insan vardır. Başa gelen belâların, üzücü olayların çoğu, nefsin kötü isteklerinin yerine getirilmesinden kaynaklanmaktadır. Nefsin içki, kumar, zina, hırsızlık, ahlâksızlık, haset, kin, gurur, kibir gibi isteklerine uymasından dolayı dünya ve âhirette insan perişan olmaktadır. Hevâdan (kötü arzulardan) korunmanın önemini Allah Teâlâ şöyle bildirmektedir: “Nefsini kötülüklerden arındıran mefsini terbiye eden,(koruyan) kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyana uğramıştır.” (Şems,  91/7-10)

 

İnsan nefsini İslâm’ın yasaklamadığı, serbest ettiği şeylerde tatmin etmeli. Eğer nefsin istekleri ve arzuları İslâm’a uygunsa bu yerine getirilebilir, fakat bu istekler İslâm’a aykırı ise kesinlikle yerine getirilmemeli, nefsin kötü istekleriyle mücadele etmeli ki, imtihanı kazanmak mümkün olsun. Rasûlullah (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde: “Allah’ım, huşû duymaz bir kalpten, kabul olmayan duâdan, faydası olmayan ilimden, doymak bilmeyen nefisten Sana sığınırım”3 diye duâda bulunmuştur.

 

Nefsin meşrû olan isteklerini yapıp, meşrû olmayan isteklerinden korunmak için de nefisle mücadele etmek gerekir. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Mücahid nefsine karşı cihad edendir.”4Mücahid, nefsin İslâm’a aykırı isteklerine karşı mücadele ederek ona galip gelen ve İslâm’a uygun olanı yapan kişidir.“Ama kim de, Rabbinin (huzurunda duracağı) makamından korkup (gereğini yapar) nefsini de kötü arzu ve hevesten men ederse işte muhakkak ki, cennet onun varacağı tek yerdir.” (Nâziât: 79/40-41) “Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.” (Yunus 10/64) Her kim nefsini terbiye ederek dünyevleşmeden kendini korumaya çalışır vedünya ve âhiret dengesini kurar veİslamın prensiplerine uygun yaşarsa, dünya ve ahirette mutlu huzurlu bir hayat yaşar!

 

Dipnot

1- Abdulfettah el-Kadi, Esbab-ı Nüzul, çev. Sâlih Akdemir, s. 949

2- Buhari zekât 47; Müslim Zekât 12

3- Tirmizi, Deavat 69

4- Tirmizi, Cihad 2; İbn Mace Cihad 7

 

 

Yazar:
Süleyman GÜLEK
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul