19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / ANNE-BABANIN ÇOCUĞA YAKLAŞIMI

ANNE-BABANIN ÇOCUĞA YAKLAŞIMI

                                    

                                                                       

                                                                                                   

 

Anne-babanın çocuğa yaklaşımını şu şekilde sıralayabiliriz:

 

1- Baskıcı-Otoriter Yaklaşım

Baskıcı ebeveynler, çocuklarının davranışlarını, hiç esnemeyen, kendilerine mutlak itaati isteyen, devamlı denetleme ve yargılama eğiliminde olan yapıdadırlar. Oldukça yüksek hedefler seçerler ve bu ebeveynlerin çocukları kendilerini sürekli yetersiz hissederler. Baskıcı ve itaat odaklı bu tür ebeveyn tutumunda, anne-babanın kısıtlayıcı ve cezalandırıcı bir yol izlediği, çocuklarını kendi kurallarına uymaları ve saygılı olmaları konusunda uyardıkları görülür. Bu tutum, yetersiz sosyal gelişimin nedenidir. Böyle bir ortamda, tartışmaya yer yoktur. Anne-baba yaşanan durumu, “Bunu sadece benim söylediğim şekilde yapacaksın, o kadar. Ben anneyim/babayım, sen ise çocuksun”, cümlesiyle sınırlar ve isteklerinin yapılması için çocuğu zorlar.

 

Çocuğun istek ve gereksinimleri dikkate alınmaz, çocuğun düşünmesi ve sorgulaması engellenir. Böyle bir ortamda büyüyen çocukların, akranlarına kıyasla sosyal ve iletişim becerileri ile girişimcilik yeteneklerinin zayıf olduğu görülür. Bu tür sağlıksız aile koşullarında çocuk, nasıl düşünüp davranması gerektiğini belirleyen katı kalıplara sokulur. Anne-baba, her şeyin en iyisini ve en doğrusunu kendilerinin bildiği, çocukların da bunu hiç sorgulamaksızın kabul etmesi gerektiği inancıyla, iletişime gerek duymaz.1 Baskı uygulanarak istenen davranışı yapmak üzere zorlanan çocukta oluşan korku, ona, doğru davranış kalıbını öğrenmesinde yardımcı olmayacak, sadece geçici olarak davranışını değiştirmeye yol açacaktır. Aşırı otoriter tutumda ana-baba, disiplin aracı olarak cezayı kullanır ve çocuğa karşı öfkesini kolaylıkla ifade eder. Böylece çocukta, kendine güvensizlik, düşük benlik saygısı ve çekingenliğe neden olur.

 

2-  İlgisiz ve Kayıtsız Yaklaşım

 

İlgisiz ve kayıtsız tutum, ana-babanın çocuğunu yalnız bırakma, görmezlikten gelme şeklinde dışlaması anlamına gelir. Duygusal istismara yol açan böyle bir ortamda ana-baba-çocuk üçgeninin arasında iletişim kopukluluğu gözlenir. Ana-babanın ilgisizliğiyle çocuğun öğretmenine, arkadaşlarına ve yakın çevresindeki eşyalara verdiği zarar ve suçluluk davranışı arasında yakın bir ilişki bulunmuştur. Bu konuda yapılan araştırma bulgularına göre ilgisiz ve kayıtsız ana-baba tutumu çocuğun saldırganlık eğilimini güçlendirmektedir. 2 Çocuğu sık sık yalnız bırakma, ilgilenmeme, yok sayma, önem vermeme ve görmezlikten gelme alışkanlıkları olan bir aile ortamında yetişen çocukları sıkıntılı bir yaşam beklemektedir. Küçük yaşlarda en fazla gereksinim duydukları ilgi ve sevgiden yoksun olarak yetişen bu çocuklar:

 

- Üretken olamazlar,

 

- İlgi ve sevgi açlığı yaşarlar,

 

- Sık sık suça eğilim gösterirler,

 

- İnsanlarla sağlıklı iletişim kuramazlar,

 

- Başkalarının ilgilerini çekmek için olumsuz davranışlar sergileme eğilimleri vardır,

 

- Kendilerine ve başkalarına güvenleri yoktur,

 

- Gergin ve tedirgindirler,

 

- Okul ortamında ve oyun gruplarında açlığını çektiği ilgiyi ve önemsenmeyi arkadaşlarından sıklıkla beklerler,

 

- Çevresindeki insanlar tarafından aşırı önemsenmek isterler,

 

- Dikkat çekme eğilimleri vardır. İlgi odağı olmak isterler. 3

 

 Görüldüğü gibi ilgisiz ve duyarsız aile modeli çocuğa zarar vermekte ve kişilik gelişimini olumsuz etkilemektedir.

 

3- Aşırı Koruyucu Yaklaşım

 

Aşırı himayeci bir tutumla yetiştirilen çocuklara, aile içinde devamlı himayeye muhtaçlarmış gibi davranılır. Böyle bir ailede anne-baba müdahalecidir. Çocuk, ergenlik çağını geçse de ona kendi kararlarını vermesi için yeterli zemin hazırlanmaz. Bu ailede bazen çocuğun (ergenin) arzularına rağmen onun adına kimi kararlar alınır ve anne-babanın buna hakkı olduğu savunulur. Bu tür bir davranış içinde olan aileye göre anne ve baba, çocuğu için her türlü fedakârlığı yapmalı ve çocuk da aileye bu konuda şükran duymalıdır. Böyle bir tutumla yetiştirilen çocukların yeterince girişimci olamadıkları, bağımsız davranamadıkları, ileri yaşlarda bile bir himaye edici aradıkları gözlenir. Çok fazla kol kanat gerici bir tutum içinde yetişen çocukların yetişkinliğe geçişi zor olur.

 

Kendisine yetişkin gibi davranılan ergenler, daha çabuk yetişkin davranışları göstermeye başlarlar. Üzerine fazla düşülen çocukların ise daha az aktif, sosyal ilişkilerde pasif ve kas becerilerinden yoksun olarak yetişme ihtimalleri yüksektir. Ayrıca, anne ve babanın aşırı koruyucu ve kontrollü davranışları, çocuklarda esnek düşüncenin gelişmesini engeller. Koruma ve himaye etme normal bir annelik ve babalık davranışıdır, ancak kollama ve koruma davranışını çocuğun kendi gerçekleştireceği faaliyetleri engelleyecek şekilde yaygınlaştırmak “aşırı himayeci” davranmak demektir. Bu tutumu sergileyen anne-babalar, çocuğun gelişimine has özgürlükler kazanmasını engelleyecek şekilde, ona nasıl davranması; neleri, nasıl yapması gerektiğini dikte ederler. Çocuğun çalışkan, başarılı ve anne-babasına bağlı olmasını isterler. Oysa “aşırı koruyucu tutum” içinde olan anneler, çocuklarının bu bireyleşme çabalarını engelleme yolunu seçmektedirler.4 Aşırı himayeci ve müdahaleci anne-babalar ise çocuklarını kendilerinin bir uzantısı gibi görür ve duygusal yoksunluklarını onlarla gidermek isterler. Bu aileler, çocuğun anne-babaya bağımlı olmasını bir görev sayarlar. Kız çocuklar, daha çok anne-baba kontrolünde tutulur, bağımsız ve ayrı bir birey olma yolundaki çabaları anne-baba tarafından daha çok engellenir. 

 

4- Aşırı Hoşgörülü Yaklaşım

 

Aşırı hoşgörülü ailelerde kurallar yoktur, çocuğun egemenliği söz konusudur. Ceza yoktur, çocuk anne-babayı kontrol altına almıştır, karar çocuğundur. Aşırı hoşgörülü ailelerde ise kişilik gelişimi şöyledir: Bencil, her istediğinin yapılmasını isteyen, uyumsuz, sorumsuz, kuralları kabul etmeyen, kullanmayı düşünen, daha popüler olanları kıskanan bireyler yetişir.5Çocuklarına boyun eğen anne ve babalar, evde onların egemenliğini kabullenen kişilerdir. Bu tür ailelerde, çocuklar, anne ve babalarına hükmederler ve onlara çok az saygı gösterirler. Bu çocuklar, yalnız anne ve babalarıyla yetinmeyip zamanla ev dışındaki kimselere de egemen olmanın yollarını arayan fertler haline dönüşürler.6 Bu tür çocuklar, kendisini çok beğenir ve çok şımarıktır.

 

5- Olumlu Yaklaşım

 

Anne-babanın çocuklarına karşı hoşgörü sahibi olmaları, çocukların bazı kısıtlamalar dışında, arzularını diledikleri biçimde gerçekleştirmelerine izin vermeleri anlamına gelir. Böyle durumlarda çocuk, evine yönelik bir birey olur. Eğer anne-babasının hoşgörüsü normal bir düzeydeyse, çocuğun kendine güvenen, üreten, toplumsal bir birey olmasına yardım eder.7  Anne-baba çocuğunu olduğu gibi kabul edip destekler. Çocuklarına karşı sevgi doludurlar. Çocuğun ilgilerini, yeteneklerini göz önünde tutarak, yeteneklerini gerçekleştirebileceği ortamlar hazırlar. Anne-baba birbirlerine ve çocuğa olan duygularında açık davranır. Aile içinde güven ve şeffaflık vardır. Problemlerle nasıl baş edebileceğini birlikte araştıran, huzurlu bir aile ortamı bulunur. Böyle bir ailede, evde ve toplumdaki kuralların sınırları bellidir. Çocuk neyi nerede yapacağını veya yapmayacağını bilir. Kendilerine güvenirler. Azimli ve ümitlidirler. Sorumluluk sahibidirler. Müteşebbis ve bağımsızdırlar. Kurallara ve otoriteye saygı duyarlar. İşte bu çocuklar, sosyal açıdan dengeli ve mutlu bireylerdir.

 

Bilindiği gibi çocuğun üç evresi vardır:

 

1. Çocuğun doğum ve bakımı.

 

2. Çocuğun 6 yaşından ergenlik dönemine kadarki dönemi. (Bu süreç çocuğun kişiliğinin şekillenmesi, kimliğinin oluşması bakımından oldukça önemli bir dönemdir.)

 

3.Çocuğun ergenlik dönemi.

 

Bu üç ayrı evrede Müslümanlar olarak çocuklarımızı nasıl eğiteceğimiz ve onları sağlam temeller üzerine oturmuş şahsiyetler olarak nasıl yetiştireceğimiz sorusu, son derece önemli bir soruna işaret etmektedir. Öncelikle Kur'an-ı Kerim'de Rabbimizin, çocuklar ve onların nasıl bir fonksiyon taşıdıklarıyla ilgili bizlere yol haritası göstermesi açısından bazı ayetleri hatırlamamız gerekecek:"O mal ve oğullar, dünya hayatının (gelip geçici) süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında karşılık bakımından da hayırlıdır, umut bağlamak için de hayırlıdır."(Kehf, 18/ 46) "Çocuklarınız ergenlik çağına girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah alîmdir, hakîmdir" (Nur, 24/ 59) "Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır."(Münafikun, 63/9) "Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et; zira, tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin." (Bakara, 2/128)

 

Yukarıdaki ayetlerin çocukla ilgili vurgularından şu tespitleri çıkarabiliriz:

 

1- Çocuğun sevimliliği ve dünya hayatının süsü olmasının fıtriliği.

2- Çocuğun imtihan aracı olduğu ve çocuk sevgisinin Allah'a kulluk görevinin önüne geçmemesinin gerekliliği.

3- Çocuğun salihlerden olması ve Allah'a yönelmiş bir kul olarak yetiştirilmesi duası ve çocuğun bu dua doğrultusunda yönlendirilmesi. Bu tür ayetler bütün olarak ele alınıp incelendiğinde, bizlere Kura'n ayetlerinden çocuk eğitimi konusunda işaret taşları açısından bir metot veya temel bir perspektif göstermektedir. Kur'an bütünlüğü içinde olayı ele aldığımızda çocukların sevilen, şefkat duyulan varlıklar olduğu; ama aynı zamanda bir imtihan vesilesi de olabilecekleri üzerinde sıkça durulduğuna rastlamaktayız. Yani Allah Teâlâ çocuk eğitimimiz alanında da bizlere ölçü edineceğimiz önemli işaretler göstermiştir.

Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Çocuklara Yaklaşımı

Hz. Peygamber (s.a.s.), her alanda olduğu gibi çocuklara sevgi, şefkat, merhametle yaklaşırdı ve onlara değer verme hususunda da bizlere en güzel örnek olmuştur. O bu duyguları sadece kendi torunları için değil, diğer çocuklar için de taşımıştır. Üsame b. Zeyd (r.a.)’den rivayetle: “Rasulullah (s.a.s.), beni bir dizine, Hasan b. Ali’yi de diğer dizine oturttuktan sonra ikimizi birden bağrına basar ve ‘Ey Rabbim; bunlara merhamet et, çünkü Ben onlara karşı merhametliyim.’ buyururdu.”8 Çocuklara karşı derin bir sevgi ve şefkat besleyen Hz. Peygamber (s.a.s.) onları ciddiye alıp seviyelerine inmek suretiyle onların problemleriyle ilgilenmiştir. Onun çocukları kucağına alıp sevdiği ile ilgili pek çok rivayet bulunmaktadır.  Nitekim bir defasında Peygamberimiz (s.a.s.)'i kucağında çocukları öperken gören bir bedevi hayretle: “Siz çocukları öpüyor musunuz? Biz onları hiç öpmeyiz!" deyince, sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) “Allah, senin kalbinden sevgiyi söküp atmışsa ben ne yapabilirim?"9   diye karşılık vermiştir.

 

Yine başka bir olayı Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatmıştır:"Hz Peygamber (s.a.s.) yanında Akra'nın bulunduğu bir sırada torunu Hasan'ı öptü. Bunu gören Akra: benim 10 çocuğum var, hiç birini öpmedim" diye konuşunca, Hz. Peygamber (s.a.s): "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz"10 buyurdu.  Peygamberimiz (s.a.s.) çocukları çok sever, onlara selam vererek gönüllerini alırdı. "Küçüklerimize şefkat etmeyen bizden değildir.11 " buyuran Peygamberimiz (s.a.s.) kız-erkek ayrımı yapmadan çocuklara olan sevgi ve şefkatini her fırsatta göstermiştir. Peygamberimiz (s.a.s.), ayrıca mü’minlere, çocukları arasında adaletle davranmalarını hatırlatmış ve şöyle buyurmuştur: “Allah'tan korkun. Çocuklarınızın size itaatli olmalarını istediğiniz gibi siz de onların aralarında adaletle davranınız.”12 Hatta çocukları sevmede dahi adaletli olmamızı bizlere tavsiye etmektedir. Bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Allah öpücüğe varıncaya kadar her hususta çocuklar arasında adaletli davranmanızı sever”13 Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (s.a.s.), çocuklara ayrı bir değer verir, her fırsatta çocuklara karşı beslediği sevgi ve merhamet hislerini göstermekten geri durmazdı. Dolayısıyla anne babalar,  çocuklarına karşı yaklaşımında çok dikkatli olmalı, olumlu yaklaşmalı ve onların maddî ve manevî açıdan çok iyi yetişmeleri için gereken gayreti göstermelidirler!

 

Dipnot

1.      Haluk Yavuzer, Çocuğu Tanımak ve Anlamak, s. 26.

2.      Haluk Yavuzer, Ana-Baba ve Çocuk, s. 33

3.     Necla Tuzcuoğlu, Ana Baba  Olmanın Altın Kuralları, Morpa Kültür Yay., İst. 2005,  s. 35

4.     Ömer Baldık, Ansiklopedik Eğitim ve Psikoloji Rehberi, s. 102-103

5.      Nihat Kaya,  Eyvah Çocuğum Büyüdü,  s. 9

6.      Haluk Yavuzer, Çocuk Psikolojisi, s.137

7.     Haluk Yavuzer, a.g.e., s. 135

8.     Buharî, Edeb 22

9.     Müslim, Fezail 64

10.  Buhârî, Edeb 18

11.  Tirmizi, Birr 15

12.  Tirmizî, Birr 33

13.  Buhârî Tam Metni, II, 411

Yazar:
Süleyman GÜLEK
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul