24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / HİÇ BİR ŞEY SAKLAYAMAZSIN, ŞÂHİTLERİN ÇOK

HİÇ BİR ŞEY SAKLAYAMAZSIN, ŞÂHİTLERİN ÇOK

 


 

 


 

 

Bazıları yaptığının yanına kâr kaldığını zanneder. Kendisine hesap sorulmayacağını düşünür. Gizlide işlediklerinin saklanabileceğini sanır. Ama hakikat böyle değil. Bir şair demiş ki: “Hiç bir şey Allah’ım alemde kalmasın nihan” Şair yaşasaydı derdik ki, duan kabul olundu. Alemde hiç bir şey gizli kalmayacak, kalmaz da. Sen bu duayı yapmadam önce de gerçek böyle idi.

 

Kişinin lehinde veya aleyhinde tanıklık yapacak şâhitler var. Günü gelince ve kendilerine ‘konuş’ denilince konuşacaklar. Bildiklerini, gördüklerini, şâhit olduklarını aynen anlatacaklar.  

 

Kur’an bu konuda önceden insanı uyarıyor. İnsanın lehine şâhitlik yapacakların sayısını artırmasını tavsiye ediyor.  İnsanı yargılayacak olan aslında onun her yaptığını biliyor. Buna rağmen insan daha dünyada iken ayağını denk alsın, gaflet etmesin diye bu şâhitlerin varlığına dikkat çekiyor. Bundan amaç ta insana orada kendi eserini, kendi yaptıklarını göstermektir.

 

Ahirette hesap zamanında bu Kadar şâhidin dinleneceğinin söylenmesi; ahirette gerçekleşecek bir olayı haber vermekten ziyade, dünyada insanlara yönelik bir mesajdır. Sanki şöyle deniliyor: “Unutma ey insan, yaptıklarının şâhitleri var.  Ne kadar gizli, saklı, üstü örtülü yaptığını sanarsan san, seni gören var. Senin yaptıklarını kamera kaydı gibi kaydedenler var. Sen yalnız değilsin, yaptıkların suya, havaya, toprağa karışmıyor. Yok olup gitmiyor. Günü gelince dosyalar açılacak, bir mahkemede şâhitlerin tanıklığı ile adil yargılama olacak.”

 

Kur’an’da Şâhit Kavramı

 

Şâhit kelimesinin aslı ‘şe-hi-de’ ve onun masdarı olan ‘şehâdet’ fiilidir. Bu da sözlükte; “bir olaya tanık olmak, bildiğini söyleyip şâhitlik etmek, bir yerde hazır bulunmak, bir şeyin iç yüzünü bilmek, haber vermek, muttali olmak ve bilmek" anlamlarına gelir.[1]

 

Şâhit olma, bir şeyin bizzat yanında hazır olmayı hatırlatır. Şâhit, Kur’an’da tekil ve çoğul olarak (şahidûn-şahidîn) onaltı ayette geçmektedir. Bu kullanımların çoğu Türkçede kullandığımız şahitlik/tanıklık anlamındadır.[2]

 

Kur'an şâhitlik olayına ‘şe-hi-de’ fiilini çeşitli kalıplarda kullanarak yer veriyor. Bu kullanımların hemen hepsinde insanın şehâdetinden, tanıklık yapmaktan, bir şeye bizzat şâhit olmaktan, bir şeyin doğruluğunundan emin olmaktan ve özellikle Allah’ın her şeye şâhit oluşundan söz ediliyor.

 

Hesap gününde şâhitler çağırılacak ve insanların dünyada yaptıkları hakkında  için tanıklık yapmaları istenecek. Şu âyette buna bir yönüyle işaret ediliyor:

 

“Şüphe yok ki, Biz elçilerimize ve iman edenlere (hem) bu dünya hayatında, hem de bütün şahitlerin hazır buluncağı günde yardım edeceğiz. O gün zalimlere mazeretlerinin hiç bir faydası olmayacak. Onların payına düşen Allah’ın rahmetinden dışlanmak ve en berbat yerde konmak olacak.”[3]

 

Bu âyetteki şâhitler hafaza (koruyucu) melekleri, peygamberler, Muhammed ümmeti olabilir.[4] Mü’minler “insanlık için Hakikatin şâhitleri olsunlar diye” âyetinde geçtiği gibi.[5]

 

Bütün insanlar kendi şâhitleriyle diriltilir ve hesapları görülür.[6] “Her can, kendisiyle beraber bir sevk memuru ve bir şehît (tanık) bulunduğu halde gelir.”[7] Bu şehît (tanık) kimdir? Kendi zamanının peygamberi mi? Organları, cildi, melekler veya amel defteri mi?

 

İnsanın lehinde ve aleyhinde şahitlik yapacak olanlar:

 

1- Allah (c.c.)

 

Allah (c.c.) kendisini ‘şehîd, yani şâhit’ olarak niteliyor.

 

“Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şâhit olarak da Allah yeter.”[8] 

 

“Mümin olanlar, yahudi olanlar, sâbiîler, hıristiyanlar, mecûsîler ve müşrik olanlara gelince, muhakkak ki Allah, bunlar arasında kıyamet gününde (ayrı ayrı) hükmünü verir. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla şâhittir.”[9] 

 

Allah’ın güzel isimlerinden (Esma-ul Hüsna’dan) biri de ‘eş-Şehîd'tir. Kendisinden hiç bir şey saklanamayan, her şeye şâhit ve hiç bir şeyi unutmayan demektir. Allah (c.c.) her şeyi bilir ve her şeye mutlak anlamda şâhittir. Kur’an’da yirmi âyette çeşitli formlarda Allah’ın eş-Şehîd (şâhit) olduğu vurgulanıyor.[10]

 

Allah’ın şahitliği ahiret mahkemesinde herhangi bir şahidin tanık olduğu olayı anlatması gibi değildir. O’nun şahitliği O’nun her yerde hâzır ve nâzır olması, her şeyi görmesi ve her şeyden haberdar olmasıdır.

 

Zimnen şöyle söyleniyor: “Ey insan bil ki sen yerde yalnız değilsin. Yaptıklarını gören ve bilen var. Hiç bir şeyi gizleyemez, hiç bir şeyi ben yaptım da oldu diyemezsin. Allah (c.c.) karşılığını vermek uzere yaptığın her şeyin şâhididir. Ey iyi insan, endişelenme, iyiliklerimin karşılığı bilinmiyor, iyi davranışlarım boşa mı gidecek diye endişelenme. Her şeyi bilen seni de biliyor.”

 

İnsan sürekli Allah’ın şâhitliğinin kontrolü altındadır. İman edenler bu gerçeği bilerek devamlı en güzel kulluğu yapmaya çalışırlar. Yaptığı her şeye Allah'ın şâhit olduğunu, O'ndan hiç bir şeyin gizli kalmayacağını düşünen bir mü'min daha dikkatli hareket eder.

 

2- Her bir Peygamber

 

Allah (c.c.) “Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara sen mi ‘Allah’ın dışında beni ve annemi ilah edinin’ dedin”buyurduğu zaman Hz. İsa (a.s.) şu cevabı verir: “Haşa! Seni tenzih ederim, Hakkım olmayan şeyi iddia etmek banak yakışmaz.”

 

Hz. İsa sözüne devamla şöyle dedi: “Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlara şâhit idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin.”[11]

 

Buradaki şâhitliği iman edip etmemelerine tanıklık yapıyordum veya onlara örnek idim diye anlamak mümkün. Peygamberler ümmetlerine dünyada şâhit oldukları gibi ahirette de şâhit olacaklar. “O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şâhit göndereceğiz...”[12]

 

“(O gün) her ümmetten bir şâhit çıkarır, (kâfirlere): Kesin delilinizi getirin! deriz. O zaman bilirler ki hakikat Allah'a aittir ve uydurageldikleri şeyler (putlar) da kendilerinden ayrılıp kaybolmuşlardır.”[13] 

 

Müfessirlere göre burada her ümmetten getirileceği söylenen şâhitler peygamberlerdir.[14] Allah (c.c.) insanları mahşerde hesap için bir araya topladığı zaman her kavmin peygamberini çağırıp kendisinden vaktiyle o kavme Allah’ın mesajlarını iletip iletmediği, tebliğ ettiyse onların nasıl bir karşılık verdiklerini soracak ve onlar hakkında şâhitlik yapmalarını isteyecek.[15]

 

“Yeryüzü, Rabbinin nûru ile aydınlanır, kitap (amel defteri ortaya)  konulur, peygamberler ve şâhitler getirilir, aralarında hakkaniyetle hüküm verilir. Onlara asla zulmedilmez.”[16]

 

Bu şahitler her ümmetin kendi peygamberi olabileceği gibi, hafaza melekleri de olabilir.[17]Ya da hesap günü şâhitliğe çağrılan herkes.

 

Kıyamette Allah (c.c.) bütün insanları toplayacak, herkese hayatının hesabını soracak ve kendi peygamberlerini onlara şâhit tutacaktır. Davetin gereğini yaptılar mı, yapmadılar mı diye.  “Hakim Allah, sanık insan, mahkeme Din Günü. Peki şâhit kim? İşte büyük mahkemenin son halkası da böylece tamalanarak şâhidin peygamberler olduğu vurgulanmış olur.”[18]

 

3- Muhammed (s.a.s.) 

 

Kur’an Hz. Muhammed (s.a.s.)’de ‘şehîd’ veya ‘şâhit’ sıfatıyla anıyor. O, hem kendi ümmeti için, hem bütün insanlar için bir ‘şâhit’ olarak gönderilmiştir. 

 

Hz. Muhammed (s.a.s.) insanlığa bir şâhid olarak gönderildiği üç âyette vurgulanıyor :

 

“Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı, Allah'ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak (gönderdik).”[19] 

 

“Her bir ümmetten bir şâhit getirdiğimiz ve seni de onlara şâhit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak!”[20] 

 

Kendilerine hak din gönderilen her toplumun şâhidi kendi peygamberi olacaktır. Hesap gününde Allah (c.c.) peygamberi de onların yaptıklarına şâhit tutacak.  Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilen  ve kıyamete kadar geçerli son Vahyin Peygamberi de bütün peygamberlerin şâhidi olacaktır.[21]

 

Başka bir âyette şöyle deniliyor:“O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şâhit göndereceğiz. Seni de o kimseler üzerine şâhit olarak getireceğiz…” (Nahl 16/89) Burada geçen “o kimseler”, Hz.Muhammed’in mensup olduğu toplumla, kendisinden sonra gelip geçen bütün insanlardır.[22]

 

 4- Kur’an

 

“Ve (o gün )Rasul diyecek ki: “Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur’an’a devri

geçmiş, terk edilmiş (mehcûr) kitap muamelesi yaptı.”[23] 

 

Mehcûr,  bir şeyden mahrum olmayı değil, yanı başında olduğu halde ona sırt dönmeyi ifade eder. Bu tıpkı Tevrat’ı taşıma sorumluluğu olanların onu hakkıyla taşımamaları gibidir.[24] Bu şikâyetin muhatapları  özne olan Kur’an’ı  nesneleştirip hayattan dışlayanlardır.[25]

 

Kur’an insanın lehine veya aleyhine delildir. Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah duası mizânı, sübhânellah ve elhamdülillah sözleri ise yer ile gökler arasını sevap ile doldurur. Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyâdır. Kur’an senin ya lehinde ya da aleyhinde delildir. Herkes sabahtan (pazara çıkar) nefsini satar; kimi onu âzâd kimi de helâk eder.”[26] Kur’ân, kıyamette kişinin kendisine uyup uymadığına ve yolunda gidip gitmediğine, hayat kitabı yapıp yapmadığına göre lehinde veya aleyhinde şâhitlik yapacaktır.

 

5-İnsanın organları

 

Hesap gününde insanların dilleri, elleri, ayaklari, kulakları, gözleri ve cildi

aleylerine şâhitlik edecekler.“O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder. ”[27]

 

“Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Yapmış olduklarına, dilleri, elleri ve ayaklarının, aleyhlerinde şahitlik edeceği gün onlar için çok büyük bir azap vardır.”[28] 

 

“Niçin aleyhime şahitlik yaptın?”sorusuna insanın cildini vereceği cevap oldukça düşündürücü. Derilerine: “Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? derler. Onlar da: Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu diyecekler.”[29] 

 

Bu şâhitliğin nasıl olacağını, derilerin nasıl konuşacağını bilmiyoruz. Ancak şu kesin ki; Kur’an insanın organların insanın yaptıklarının şâhidi olacağını ve Allah’ın (c.c.) onları konuşturacağını söylüyor.

 

“Kulak ve göz duyup gördüğü hakkın şâhididir. Deri de öyle, sinir uçları yanma tehlikesini haber veren birer elçidir. Bu üç organ da sahibine gerçeği ilettiği halde, sahibi bu araçları amaç dışı, hatta amaca aykırı kullanmıştır. Duyuların dilinin çözüldüğü O gün, dillerin duyuracağı hiç bir şey yoktur.”[30]

 

6- Melekler

 

“İnsanı Biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz. Sağında ve solunda oturmuş alıcılar alıp kaydederken Biz ona şah damarından daha yakınız. İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.”[31] 

 

İnsanı yoktan yaratan Allah (c.c.) insanın içini ve dışını bilir. Bununla beraber O (c.c.) iki meleği insanlar için bir belge olsun diye onların yaptıklarını kaydetmekle görevlendirdi.[32] Onlar kayıt işlemlerini yaparken de elbette Allah (c.c.) insana onun şah damarından daha yakındır.

 

“Ve her şahış yanında bir sürücü ve bir de şahitle beraber (huzura) gelir.”[33] 

 

İnsanlar mahşerde hayatlarının hesabını vermek üzere toplandıkları zaman ğayb alemine ait bazı şeyleri görebilecekler. Kur’an’ın haber verdiklerini ayne’l-yakin (bizzat) gözlemleyerek anlayacaklar. Sonra yanlarında sürücü (görevli) bir melek ve bir de şahitle (yazıcı melekle) birlikte teker teker sorguya alınacaklar.[34]

 

7- Amel defteri

 

İnsanın her yaptığı her şey kaydediliyor: “Yaptıkları her şey kitaplarda (amel kayıt defterlerinde) mevcuttur. Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır. ”[35] 

Şerefli kâtiplerin (İnfitar 82/10-11) tuttukları bu kayda (sicile) Kur’an ‚insanın kitabı‘

diyor. Türkçe ‚amel kayıt defteri‘ diyebileceğimiz bu belge de sahibi hakkında şâhitlik yapacak.

 

Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. ‘Vay halimize! derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!‘ Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.”[36] 

 

Her insan bu amel kayıt defterini alacak ve orada yaptıklarını kendi gözleriyle görecek. Bundan sonra da itiraz edecek hiç bir gerekçe bulamaycak.

 

“Her insanın amelini (veya kaderini) boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap (amel kayıt defteri) çıkarırız. Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter (denir).”[37] 

 

O gün herkes kendi kitabına çağrılacak ve herkes yaptığının karşılığını ceza veya mükafat olarak alacak.[38] 

 

8- Yeryüzü

 

Yeryüzü de insanın aleyhine şâhitlik yapacak. “Yerküre kendine has sarsıntısıyla sallandığı, toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı ve insan «Ne oluyor buna!» dediği vakit, işte o gün (yer) Rabbinin ona bildirmesiyle bütün haberlerini anlatır.”[39]

 

Allah yere bir çeşit konuşma yeteneği verir, orada üzerinde olup bitenleri anlatır.Nitekim bir hadiste kıyamet günü yerin dile gelip konuşacağı söyleniyor.[40]

 

Ya da yeryüzü, o büyük sarsıntı ile adeta dünya hayatının son bulduğunu ve ahiretin geldiğini haber verir. Bu bir manada yeryüzünün üzerinde olanlara şâhitlik etmesidir.Yeryüzü, ahiretin şartlarına göre konuşacak. Çünkü Allah (c.c.) ona konuşması için vahyedecek.

 

9- Kendi yaptıkları

 

İnsanın kendi yaptıkları elbette amel kayıt defterine kaydedilenlerdir. Kur’an bu gerçeği bir de insanın yaptıkları açısından hatırlatıyor.

 

“Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak yaptıklarını da karşısında hazır bulduğu günde (insan) isteyecek ki kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Allah kullarına çok şefkatlidir.”[41] 

“O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız. ”[42] 

 

Dipnot

Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul